e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 28 Issue : 2 Year : 2022

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login Copyright Transfer Form
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 5 (2)
Volume: 5  Issue: 2 - 1999
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - IV

2.Editorial

Page V

3.
LEWY CİSİMCİKLİ DEMANS
Kaynak SELEKLER
Pages 73 - 80
Abstract

4.
AKUT İSKEMİK İNME TEDAVİSİNDE TROMBOLİTİK TEDAVİ UYGULAMA REHBERİ
M. Akif TOPÇUOĞLU, Okay SARIBAŞ
Pages 81 - 86
Abstract

5.CuZnSOD Gene Mutation in a Turkish Motor Neuron Disease Family
G. AKMAN DEMİR, H. A. İDRİSOĞLU, O. ÇOBAN, G. SARUHAN DİRESKENELİ, C. ÖZDEMİR
Pages 87 - 91
Motor nöron hastalığında olguların %5-lO'u ailevi özellik göstermektedir. Otozomal dominant geçişli olduğu bilinen bu durumda ailelerin de yaklaşık % 20'sinde Süperoksit Dismutaz (SOD) geninde mutasyon saptanmaktadır SOD geninde farklı mutasyonların gösterildiği aileler mevcuttur. Bu çalışmada Türkiye'den bir motor nöron hastalığı ailesi (A-MNH) sunulmaktadır. Üç kuşaktan toplam beş üyesinde hastalık saptanan bu ailede hastalık başlangıç yaşı 25 ile 48 arasında değişmektedir. Olguların hastalıklarının seyir hızı birbirinden çok farklıdır; üç yıl içinde kaybedilen iki olgunun yanı sıra 10 yılı aşkın süredir yaşamı fazla kısıtlanmadan yaşayan olgular da vardır İki olguda hastalığın doğum sonrasında ortaya çıkmış olması dikkat çekicidir. Yapılan genetik inceleme sonucunda hasta bireylerde CuZnSOD geninde G37R olarak adlandırılan tipte mutasyon saptanmıştır. Bilgilerimize göre Türkiye'den ilk kez bir A-MNH ailesinin genetik incelemesi bildirilmektedir Başlangıç süresi ve seyir açısından çok büyük farklılıklar gösteren bireylerin bulunması, bu genin olumlu veya olumsuz prognostik değer taşımadığını düşündürmektedir.
Nearly 5 to 10 % of the cases with motor neuron disease show familial recurrence with anautosomal dominant inheritance. In about 20% of these familial cases, a mutation can be detected in the superoxide dismutase (SOD) gene. Many different mutations have been shown in the SOD gene. In this study a familial motor neuron diseasefamily (F-MND) is presented. In this family with five affected members from three generations, age at onset of disease varies between 25 and 48. Disease courses of the cases are also highly variable; two cases are lost after a rapid course of three years, while there are cases living without much disability for more than 10 years. In two cases disease onset coincided with a recent birth. Genetic analysis revealed G37R-type mutation in theCuZnSOD gene. To our knowledge, this is the first genetic analysis of a F-MND family reported from Turkey. Presence of cases with highly variable age at onset, and clinical course within the same family, suggests that this gene does not carry a positive or negative prognostic value.

6.Investigation of Genetic Characteristics of Glial Tumors
E. OĞUL, S. AKÇALAR, E. KORFALI, A. BEKAR, Ş. TOLUNAY, F. TURAN, S. ARTAN
Pages 92 - 94
Bu çalışmada klinik bulgulara ilave olarak CT ve MR gibi görüntüleme yöntemleri ile intra -kranial yer kaplayan kitle, histopatolojik olarak da glial tümör tanısı almış olan 35 olguda biyopsi materyalinden tümör kültürü hazırlanarak karyotip analizi yapıldı. 27 olguda tümör kültüründe üreme elde edilebildi. 6 olguda üreme olmadı. 2 olguda analiz yapmaya elverişli metafiz plağı elde edilemedi. 21 olguda 17p delesyonu saptandı. 2 olguda 17p delesyonuna ek olarak 22. kromozomda, 2 olguda 9. ve bir olguda da 10. kromozomda monosomi bulundu. 6 olguda floresan insitu hibridizasyon (FISH) tekniği ile p53 gen mutasyonu incelemesi yapıldı ve dört olguda bu mutasyon saptandı.
In this study, 35 glial tumors diagnosed by CT, MR and histopathologically, were investigated for chromosomal aberration by caryotip analysis on tumor culture. In addition, p53 gene mutation was investigated by FISH techniqe on 6 glial tumors. l7p deletion was found on 21 cases. Besides monosomi was shown on chromosome 22, 10 and 9.P53 gene mutation was found by FISH tecnique on 4 of 6 glial tumor.

7.Investigation and Comparison of the Neurophysiological and Neuropsychological Assessments in Alzheimer Dementia and Parkinson's Dementias
Y. KARAMAN, E. KÖSEOĞLU
Pages 95 - 102
Çalışmanın amacı kortikal ve subkortikal demanslarda kognitif fonksiyonları değerlendirmek elektroensefalografi (EEG) ve geç latans potansiyel (P300) bulguları arasındaki ilişkileri ortaya koymaktır Değişik mental testler 20 Alzheimer hastalığı (AH), 30 Parkinson hastalığı (PH) ve 20 kişilik kontrol grubuna uygulanmış, demanslarda elekrofizyolojik ve nöropsikolojik ölçümler arasındaki ilişki incelenmiştir AH'da EEG değişiklikleri 9 (%45) hastada diffüz veya bitemporal zemin aktivitesinde yavaşlama, delta ve teta frekansında artma, hızlı aktivitede azalma şeklinde bulundu. P300 latansında uzama 16 (%80) hastada, amplitüd depresyonu 15 (%75) hastada bulundu, bu elektrofizyolojikdeğişiklikler aym yaş grubundaki kişilerle karşılaştırıldığında önemli idi (p<0 .001). Elektrofizyolojik anormalliklerin hepsi de önemli derecede hafıza, oryantasyon, isimlendirme, yazma ve hesaplama bozuklukları olan hastalardı. PH'da hafif EEG değişikliği kaydedildi (% 1 O hastada). PH'da P3 değerleri demans bulgularıyla paralellik gösterdi.Demans olmayan PH'da normal elektrofizyolojik bulgular elde edildi. EEG'nin kognitif değişikliklerin derecesi ve tipini göstermede hassas olmadığı, P3 bulgularının demanslarda klinikle korele olduğu ve tanıya önemli katkıları olabileceği düşünüldü.
The aim of this study is to evaluate cognitive functions in dementia and to evaluate electroencephalography (EEG) and event related potentials (ERP-P 300) findings, to correlate any relationship between cognitive functions and neurophysiological values in demented patients. The various cognitive and mental state tests were assessed in 30 patients with Parkinson's disease and 20 patients with dementia of the Alzheimer's type, 20 control group. Interaction between electrophysiological and neuropsychological measures have been studied in patients with dementia. EEG changes were detected in 9 (45%) patients with AD in the form of deceleration in diffuse or bitemporal backgroundactivity, increase in delta and theta frequency, decrease in rapid activity . Prolongation in P300 latency was observed in 16 (80%) patients, amplitute depression in 15(75%) patients. These electrophysiological changes were found to be significant when compared with control in the same age (p<0.001). All of the electrophysiological abnormalities werein the patients with a important degree of impairment of memory, orientation, naming, writing and calculation functions. Mild EEG changes was observed in PD and normal electrophsiological findings were found in nondemen ted PD. P3 values were according to dementia symptoms. It is concluded that EEG was not an occurate means of demonstrating the degree and type of cognitive change; that auditory event related potential was correlated with impairment of cognitive functions and finally that they could contribute to the diagnosis of dementia.

8.Middle Latency Somatosensory Evoked Potentials in Hemiparkinsonism
A. SOYSAL, F. ÖZER, B. ARPACI
Pages 103 - 107
Parkinson hastalığında (PH) somatosensoryel uyarılmış potansiyellerin (SUP) N30 potansiyelinin etkilendiği yolundaki literatür bilgileri çelişkilidir. Bu çalışmada PH'da SUP'lerin frontal, santral ve parietal komponentlerinde etkilenme olup olmadığını belirlemek amacı ile hemiparkinson (HP) tanısı ile izlenen 19 hasta (15E,4K) ve 9 (3E,6K)normal gönüllü denekde orta latanslı somatosensoryel uyarılmış potansiyel (OLSUP) çalışması yapıldı. Frontalden kaydedilen P14, P20, N30 latans ve P20/N30 amplitüd, santralden kaydedilen N18, P22, N32, P40 latans ve N18/ P22, N32/P40 amplitüd, parietalden kaydedilen N20, P27, N34, P40 latans ve N20/P27, N34/P40 amplitüdlerideğerlendirildi. HP'lu hastaların hasta ve sağlam tarafları arasında anlamlı latans veya amplitüd değişikliği saptanmadı. Normal gruba göre HP'lu hastaların frontalden kaydedilen N18/P22 amplitüdü düşük, P14 latansı uzun ve parietalden kaydedilen P40 latansı uzun bulundu. Unified Parkinson's Disease Rating Scale (UPDRS) motor skoru ile N18/P22, N20/ P27 ve N32/P40 amplitüdleri arasında pozitif, hastalık süresi ile N18/P22 ve N20/P27 amplitüdleri arasında negatif korelasyon saptandı. Sonuçlarımız, PH'da ortabeyin ile motor ve premotor korteks arasındaki yollarda etkilenme olduğunu düşündürmüştür.
The reports in the literature regarding the effect of Parkinson's disease (PD) on the frontal N30 components of the somatosensory evoked potentials (SEPs) are contraversial. In order to assess whether frontal, central and parietal components of SEPs are influenced in PD, we studied middle latency SEPs in 19 patients (15 males, 4 females) with hemiparkinsonism (HP) and in 9 (3 males, 6 females) healthy controls. Frontal P14, P20, N30 latencies and P20/N30 amplitudes; central N18, P22, N32, P40 latencies and N18/P22, N32/P40 amplitüdes; parietal N20, P27, N34, P40 latencies and N20/P27, N34/P40 amplitudes were evaluated. There was no significant difference in latencies and amplitudes between the affected and unaffected sides of patients. Compared with the controls, HP patients exhibited lower frontal N18/P22 amplitudes, longer parietal P14 latencies and longer parietal P40 latencies. There was a positive correlation between the Unified Parkinson's Disease Rating Scale (UPDRS) motor score and N18/P22, N20/P27 and N32/P40 amplitudes; while a negative correlation was found between the duration of the disease and N18/P22 as well as N20/P27 amplitudes. Our results suggest that the pathways between the midbrain and both the motor and premotor cortex are affected in PD.

9.Incidence of Stroke in Isparta Province Turkey
G. AKHAN, S. KUTLUHAN, N. EREN, H. R. KOYUNCUOĞLU, S. DEMİRCİ
Pages 108 - 114
Bu çalışmanın amacı Isparta ilinde inme insidansı ve inmeye bağlı akut dönem ölüm oranlarının saptanmasıdır 1 Ocak 1993-31 Aralık 1997 arasındaki beş yıllık sürede Isparta ilinin 18 yaş üzerindeki ortlaama nüfusu 263.797 idi. Bu süre içinde, 18 yaşın üzerinde 1747 vaka vardı. Bu populasyonda inme insidansı 1.51/ 100.000 olarak saptandı. 75 yaş yukarısı haricinde insidans yaşla artmaktaydı. Cinsler arası insidans dağılımında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Serebral infarkt %65,7 oranıyla en çok görülen inme tipiydi. İnsidans tüm inme tiplerinde yaşla birlikte artmaktaydı.ilk bir aylık akut fazda ölüm oranı tüm vakalarda %13.1, serebral infarklarda % 10.3, intraserebral kanamalarda %21.1 ve subaraknoid kanamalarda da %21,l idi. Sonuçlarımızın çoğu literatür ile büyük oranda uyumlu idi. Fakat Isparta ilinde 75 yaş üzerindeki inme insidansı gelişmiş ülkelere göre daha düşüktür.
The purpose of this study is to determine the rates of stroke incidence and case fatality during acute phase of stroke in Isparta province. In this city between January 1, 1993 and December 31, 1997 The average of population above 18 years of age was 163, 797. During this five years period, 1717 cases among this population was assessed. The rate of stroke incidence was 151 Per 100.000 inhibants> 18 years. It was seen that the incidence of stroke increased steply with age up to 75 years of age. There wasn't any statically difference of incidence between sexes. The commonest type of stroke wascerebral infarction by 65. 7%. During the acute phase the rate of case for all stroke cases was 13.1 %, for cerebral infarction 10.3%, for intracerebral hemorrhage 21.1 %, and that for subarachnoidal hemorrhage 21.1%.In conclusion, The most of our results were shown to be similar to those reported from most of other studies, but the incidence rates of stroke above 75 years of age in Isparta province were lower than in the developed countries.

10.The Role of Hyperhomocysteinemia in İschemic Stroke
Şeref DEMİRKAYA, Okay VURAL, Ahmet AYDIN, Zeki GÖKÇİL, M. Akif TOPÇUOĞLU, Aşkın IŞIMER
Pages 115 - 119
Hiperhomosisteineminin prematüre arteroskleroz ve vasküler okluzif hastalıklar için bir risk faktörü olduğu bilinmektedir Çalışmamızda, iskemik strok geçiren 155 hasta ve 40 kişilik kontrol grubunda homosistein düzeylerine bakarak hiperhomosisteineminin iskemik strok için bir risk faktörü olup olmadığını araştırdık. Hasta grubunda ortalama homosistein düzeyi 21.84±8.5 µmol/l, kontrol grubunda 1032 ± 4.28 µmol/l olup iki grup karşılaştırıldığında hasta grubundaki yükseklik istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P<0.001). Ayrıca 9 hastada homosistein yüksekliği dışında başka bir risk faktörü tespit edilmedi. Sonuçlarımız, hafif veya orta derecedeki hiperhomosisteineminin strok için bir risk oluşturabileceğini düşündürmektedir
It was shown that hyperhomocysteinemia is a risk factor premature atherosclerosis and vascular occlusive disease. To determine whether byperbomocysteiııemia is a risk factor for ischemic stroke, plasma homocystein levels were measured in 155 stroke patients and 40 control subjects. The mean plasma homocystein level was 21.84±8.5 µmol/l in stroke patients and 1032 ± 4.28 µmol/l in control group. Difference between two groups was significant (p<0.001). Additionally, we couldn't detect any risk factor except hyperhomocysteinemia in 9 patients with stroke. Results of this study indicate thatmild or moderate hyperhomocysteinemia might be a risk factor for stroke.

11.The Effect of Nimodipine Usage Preoperativly on Prognosis in Spontan Subarachnoid Hemorrage
M. ÖZKAN, M. ÖZÇELİK, E. ERSOY, S. KESKEN, Y. ZORLU
Pages 120 - 123
Bu çalışmada Spontan Subaraknoid Kanaına (SAK)'larda preoperatif nimodipin kullanımınınprognoza etkisi araştırıldı. Toplam 102 hastadan 51'i (ortalama yaş 53.6) preoperatif dönemde sadece anti-ödem tedavi alırken;51'ine (ortalama yaş 50.9) anti-ödem tedaviye ilaveten 360 mg/gün dozunda,ortalama 16.3(2-28) gün süre ile nimodipin verildi. Nimodipin alan gruptaki 44 hastaya serebral anjiografi yapıldı;24 hastada intrakraniyal anevrizma saptandı. Bu gruptaki 27 hasta defisitsiz externe edilirken; 12 hastada nörolojik defisit gelişti, 12'si de exitus oldu. Kontrol grubunda ise 43 hastaya serebral anjiografi yapıldı; 32 hastada intrakraniyal anevrizma saptandı.25 hasta nörolojik defisitsiz externe edilirken, 13 hasta da exitus oldu. Her iki grubun sonuçları "ki kare" ve "wilcoxon" testleri ile karşılaştırıldı; istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. SAK'larda preoperatif dönemde nimodipinin tedaviye ilavesi prognoza etkisiz bulundu.
The effect of nimodipine preoperatively use on spontan subarachnoid hemorrage is investigated. Total 102 patients, 51 of them treated with anti-edema preoperatively (mean age 53.6) and the other 51 nimodipine 360 mg/day (mean day 16.3) added to anti-edema treatment (mean age 50.9). Cerebral angiography performed on 44 patients in nimodipine group and 24 intracranial aneursym determined. In this group, 27 patients had 110 neurological deficit, 12 patients had permenants neurological deficit and there were 12 exitus. In control group, cerebral angiograpby performed on 43 patients and 32 intracranial aneursym deter-mined. In this group 25 patients had no neurological deficit, 13 patients neurological deficit and there were 13 exitus. Results of these two groups compared "X quare" and "wilcoxon" tests. These two groups are stastically insignificant.Adding nimodipine to preoperatively treatment of subarachnoid hemorrage had no effect on prognosis.

12.Evaluation of Ventricular De-Repolarisation Parameters in lntracerebral Hemorrhage and Cerebral Infarction Patients
A. İLHAN, C. TUNCER, A. BÖLÜK, E. YÜKSEKKAYA, H. PEKDEMİR, C. ÖZCAN
Pages 124 - 127
Ventriküler malign aritmi kökenli kardiyak arrest, serebrovasküler olaylarda akut dönemdeki ölüm nedenleri arasında en önemli sebeplerden birisidir. Deneysel ve klinik çalışmalarda uzamış ventriküler de-repolarizasyon intervallerinin malign ventriküler aritmilere sebep olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada 11 intraserebral hemoraji ve 32 serebral infarkt olgusunda 1. gün ve 7. günde 50 mm/s hızında, 2 m V amplitüdünde EKG kayıtları yapıldı. Her EKG'de QT, QTc, JT, JTc intervalleri ölçüldü ve bunlara ait dispersiyon değerleri (QT-d, QTc-d, JT-d, JTc-d) hesaplandı. Intraserebral hemoraji olgularında de-repolarizasyon parametrelerinde istatistiksel farklılık gözlenmezken, infarkt olgularında 7. gün interval değerlerinde 1. gün interval değerlerine göre anlamlı bir artış saptandı (p<0.05). Dispersiyon değerleri ise benzerdi. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında, yalnızca infarkt olgularına ait 7. gün interval değerleri hemoraji olgularının 7. gün interval değerlerinden anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç olarak akut dönemde özellikle infarkt olgularında hemoraji olgularına göre ventriküler aritmi kökenli kardiyak arrest riski daha yüksek olarak görülmektedir. Serebrojenik kardiyak aritmiler açısındaninfarkt olgularının daha dikkatli takip edilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Cardiac arrest due to ventricular malign arrythmia is one of the most important causes of mortality during acute stroke. In most clinical and experimental studies; it is reported that prolonged ventricular de-repolarisation intervals may predispose to malign ventricular arrythmia. In this study, eleven intracerebral hemorrhage (IH) and thirtytwo cerebral infarction (CI) patients were recorded with a paper speed of 50 mm per second and standardisationof 2 mV a standard 12 leads ECG on first and seventh days of stroke attack. The durations of ventricular repolarisation parameters (QT, JT, QTc and JTc) and repolarisation dispersion parameters (QTd, JTd, QTc-d and JTc-d) were calculated in the standard leads. There was no statistical signficance in ventricular de-repolarisation parameters of IH patients. However; in CI patients; there was significant increase on seventh day values of QT, JT, QTc and JTc intervals according to first day values (p<0.05). Dispersion values were statistically nonsignificant between two groups. When subgroups of stroke analysed, patients in CI had a significantly longer values of QT, JT, QTc and JTc intervals on seventh day than those of IH (p<0.05). The result of this study suggest that CI patients should be more carefully evaluated for cerebrogenic cardiac arrythmia.

13.Late-onset Myasthenia Gravis
C. YÜCESAN, D. TUNCEL, N. YÜCEMEN, N. MUTLUER
Pages 128 - 132
Myastenia gravisin (MG) genç ve yaşlılarda başlayan olmak üzere 2 tipi olduğu ilerisürülmüştür. Bu çalışma MG'in genç ve yaşlılarda görülen formlarının klinik özelliklerininsaptanması amaçlanmıştır. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji ABD'da 1988-1998 yılları arasında yatırılarak izlenen 63 hastanın dosyası retrospektif olarak incelenmiştir. Elli üç hasta 10-49 yaşlar arasındadır (grup 1), 10 hasta ise 49 yaşın üzerindedir (grup 2). Hastalığın ilk pikini 20'li yaşlarda, ikinci pikini ise 40 'lı yaşlarda yaptığı görülmüştür. Kadınlarda MG en sık 20-29 yaşları arasında görülürken erkeklerde 40-49 yaşlarında görülmektedir. Genç ve yaşlı grup arasında prognoz açısından fark saptanmamıştır. Timus BT'si normal olup timektomi yapılan hastaların timus patolojisinde % 64.7'sinde hiperplazi, ektopik timus ya da bunların her ikisi saptanmıştır. Maksimal timektomi yapılan hastalarda prognozun submaksimal timektomiye göre daha iyi olduğu görülmüştür.
It has been suggested that myasthenia gravis (MG) has two types as early and late onset. It was aimed to determine clinical characteristics of early and late onset MG in this study. It was reviewed files of 63 patients with MG who had been hospitalized to Department of Neurology, Ankara University Faculty of Medicine between 1988-1998. Fifty-three patients were 10-49 years old (group 1), 10 patients were older than 49 years old (group 2). it was seen that disease's first peak was at 20th years and second peak was 40th years old. The peak age of onset between 20-29 years in women and 40-49 years in men. There was no prognosis difference between group 1 and 2. Sixty-five percent of the patients who performed thymectomy showed hyperplasia, ectopic thymus or both although their thymus CT were normal. Prognosis was better patients who performed maximal thymectomy than submaximal thymectomy.

14.Radial Nerve Conductions With Surface Electrodes
A. Bora TOKÇAER, A. İ. BAYSAL
Pages 133 - 136
Radial sinir incelemelerinde iğne elektrodların kullanılması nedeniyle birçok EMG laboratuvarında radial motor ve duyu sinir iletim çalışmları ender olarak uygulanmaktadır. Yüzeyel kayıt elektrodları kullanarak laboratuvarımıza ait normal değerleri belirlemeyi ve daha kolay, rahat uygulanabilir test haline getirmeyi amaçladık. Kırk dokuz sağlıklı konrolde önkol-dirsek, 25'inde dirsek-spiral oluk, 23'ünde dirsek-aksilla segmentlerinde motor iletim incelendi. Radial sinir önkol segmenti duyu iletimi 26 sağlıklı bireyde ortodromik yöntemle test edildi. Bulgular önceki çalışmaların sonuçları ile kıyaslandı.
Radial motor and sensory nerve conduction studies are infrequently performed in most EMG laboratories. This is largely due to the routine use of needle electrodes in the study of this nerve. We used superficial recording electrodes and determined the normal radial nerve conduction values in order to make this test easier and more applicable. We performed forearm-elbow radial motor conductions in 49 healthy controls; elbow-spiral groove conductions in 25 and elbow-axilla conductions in 23. Radial nerve forearm sensory conduction was done in 26 normal controls using the orthodromic method. Results were compared with those of the previous studies.

15.The Consultations of Neurology for Hospitalized Patients
H. YILMAZ, C. TOSUN, İ. OKUDUR
Pages 137 - 140
Bu çalışmada diğer kliniklerde yatan hastalardan; nöroloji konsültasyonu istenme nedenlerinin, sıklığının ve ilk kez bizim tarafımızdan oluşturulmuş olan kriterlerle istenen bu konsültasyonların verimlilik indekslerinin saptanması amaçlanmıştır. Her bir hasta için; sosyodemografik bilgileri, konsültasyon istek nedenini, yatıran kliniğin tanısını,hastanın yatış tarihini, konsültasyon isteme tarihini, konsültasyonun yapıldığı tarihi, nörolojik tanı veya öntanı ve izlem sonuçları ile ilgili bilgileri içeren formlar oluşturulmuştur. Ocak-Haziran 1998 tarihleri arasındaki 6 aylık süreçte yatışı yapılmış olan 1560 hastadan 172'sine nöroloji konsültasyonu istenmiş ve bu olgular bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Yatan hastalardan nöroloji konsültasyonu isteme sıklığı %11 olarak bulunmuştur. En çok iç hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları ve kulak burun boğaz kliniklerinden konsültasyon istendiği ve konsültasyon isteme gerekçesi olarak da en sık paroksismal bozukluklar (baş ağrısı, vertigo) bildirildiği gözlenmiştir. Dahili dalların istemiş olduğu konsültasyonlarda verimlilik indeksi cerrahi dallarından daha yüksektir. KBB, Ortopedi ve Göz anabilim dalları dışındaki cerrahi dalların konsültasyon isteme oranları ve konsültasyon verimlilik indeksleri çok düşük bulunmuştur Cerrahi dallarda radikal yöntemlerin yoğun kullanılması ve hospitalizasyonun dahili dallara göre daha kısa süreli olmasının bunda etken olduğu düşünülmüştür. Nörolojide konsültasyonlar önemli bir konu olup, bu hizmetin incelikleri, aksayan yönleri ve konsültasyon verimini etkileyen faktörler tüm bilim dallarınca incelenerek değerlendirilmelidir.
The purpose of this study was to determine the reasons and frequency of consultations asked for patients hospitalized in clinics other than neurology and the index of productivity of these consultations according to criteria which was originally formed by us. A form was organized for each patient containing social and demographic data, diagnosis, reason for consultation, the date of hospitalization, the date of consultation, neurological diagnosis or prodiagnosis and the clinical course. Neurological consultations were asked for 172 out of 1560 patients who were hospitalized and each one was examined by a neurologist. The frequency of neurology consultations were foundto be 11%. It was determined that this frequency was highest in internal medicine, infectious disease and otorhinolaryngology and the reason for a consultation was mostly a proxysmal disorders such as headache, paresthesia and vertigo . The index of productivity was higher in internal medicine branches than surgical branches. The frequency of consultations and index of productivity were found to be very low in surgical branches except otorhinolaryngology, orthopedics and ophthalmology. These results were thought to be due to utilization of more radical methods and shorter hospitalization periods in surgical branches. Consulting for a neurological examination is important and factors affecting efficiency must be carefully considered by all clinical branches.

16.Transient İschemic Attack Due to Neurobrucellosis; A Case Report
C. TOGAY IŞIKAY, A. BİNGÖL, A. BİNGÖL, N. MUTLUER
Pages 141 - 143
Nörobruselloz, sistemik brusellozun santral ve/veya periferik sinir sistemine lokalize bir formudur. Birçok nörolojik hastalığı taklit ettiği bilinmektedir. Bu makalede nörobrusellozun nadir rastlanan klinik formu olması nedeniyle genç bir geçici iskemik atak olgusu sunulmuştur.
Neurobrucellosis is a localised form of brucellosis in peripheral and/or central nervous system. It may mimic various neurological diseases. We report a case with transient ischemic attacks as a rare clinical form of neurobrucellosis.

OLGU SUNUMU
17.lron Deficiency and Restless Legs Syndrome; Three Cases
C. TOGAY IŞIKAY, A. BİNGÖL, N. MUTLUER
Pages 144 - 147
Restless Legs Sendromu (Ekbom sendromu) bacaklarda ve nadiren kollarda istirahatte ortaya çıkıp hareketle azalan, rahatsız edici derin parestezilerle karakterize, insomniye yol açan bir hastalıktır. Tablo sıklıkla uykuda periodik bacak hareketleri ile birliktedir. Bir çok hastada altta yatan başka hastalık bulunmamakla birlikte, semptomatik tedavi başlanmadan önce, tedavi imkanı olan etyolojik faktörlerin mutlaka araştırılması gerekir. Bu makalede sadece demir replasmanı ile günler içinde asemptomatik hale gelmiş üç restless legs sendromu olgusu sunulmuştur.
Restless legs syndrome is a disorder characterized by uncomfortable deep paresthesias in the legs and occasionally in the arms which occur at rest and releave by movement. It is a frequent cause of insomnia and most often occurs in association with periodic leg movements in sleep. Although this syndrome is idiopathic in most patients, potential etiologic factors should be investigated before beginning symptomatic therapy. Here we report three patients with symptoms of restless legs syndrome who became asymptomatic after iron substitution.

18.A Large and Saccular Carotido-Ophthalmic Aneurysm Caused Progressive Visual Loss: Case Report
A. Ş. UMUR, T. ÖZDEMİRKIRAN, H. ŞİRİN, A. SAĞDUYU
Pages 148 - 150
Literatürde oldukça düşük insidansta bildirilen karotid-oftalmik anevrizmalar paraklinoid bölgede internal karotid arterin C2 ve distal C3 kısmından oluşurlar. Optik sinir kompresyonuna bağlı gelişen progresif visuel kayıp ve subaraknoid kanama ön plandaki klinik bulguları oluşturur. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BET) ve anjiografide unrupture büyük karotid-oftalmik segment anevrizması saptanan sol gözde progresif görme kaybı ve periorbital ağrısı olan bir kadın olgu sunularak literatür ışığında tartışılmıştır.
Carotid-ophthalmic ( or paraclinoid ) aneurysms which arise from the C2 and distal C3 portions of the internal carotid artery are rarely reported in the literature. Initial presenting symptoms are either subarachnoid hemorrhage or progressive visual loss due to the optic nerve compression. A female patient with progressive visual loss and periorbital pain in her left eye is presented with her CT and angiography finding demonstrating unruptured large carotid-ophthalmic segment aneurysm.

19.YAYIN ETİĞİ

Pages 151 - 154
Abstract



 
© Copyright 2022 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale