e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 28 Issue : 2 Year : 2022

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login Copyright Transfer Form
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 4 (3)
Volume: 4  Issue: 3 - 1998
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XI

2.The New MRI Tecniques In Acute Cerebral Ischemia
Hale ERSOY, Cüneyt AYTEKİN, A. Muhteşem AĞILDERE, Sibel BENLİ, Ufuk CAN
Pages 101 - 106
Serebrovasküler hastalık, yetişkin yaş grubunda halen en sık ölüm nedenleri arasındadır. Daha da önemlisi klinik iyileşme oranı da oldukça düşüktür. İskeminin erken tanısı, uygun tedavinin erken başlamasına olanak vererek mortalite ve morbiditeyi azaltabilmektedir. Yeni geliştirilen manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin (MR anjiografi, MR spektroskopi, diffüzyon ve perfüzyon görüntüleme) esas amacı akut enfarkt ve enfarkt riski altındaki alanları saptamak ve takip etmektedir. Yeni MR teknikleri ile iskemik insan beyni hakkında tam bir yapısal, fonksiyonel ve metabolik haritalama yapılabilmektedir. Tekrarlanabilir ve invazif olmayan yöntemlerle tedavi sonuçları izlenebilmektedir. Bu derlemede yeni MRG tekniklerinin uygulanması amaç edinilmiştir.
Stroke is one of the most common cause of death in adult population. Morbidity rate associated with stroke is high. An early diagnosis of iscgemia may allow prompt initiation of treatment to reduce mortality and morbidity. The basic purpose of new developing magnetic resonance imaging (MRI) techniques (MR angiography, MR spectroscopy, diffusion and perfusion imaging) is to detect and follow up the areas of acute infarction and ischemic areas at risk of infarction. These new MRI techniques can provide complete structural, functional, and metabolic information about the ischemic human brain and may offer the ability to monitore of therapeautic interventions. In this review article, these new MRI techniques were emphasized.

3.Clinical Lateralizing Signs In Temporal lobe Complex Partial Seizures
Erhan BİLİR, Bijen NAZLIEL
Pages 107 - 111
Yetişkinlerde çocuk hastaların aksine parsiyel nöbetlere daha sık rastlanır. Bu nöbetlerin çoğunluğunu temporal lob kompleks parsiyel nöbetleri oluşturur (TLKPN). Frontal ve diğer loblardan kaynaklanan nöbetler ise daha nadirdir. Son yıllarda nöbetlerin uzun süreli video/EEG monitorizasyonu ile incelenmesi nöbet sırasındaki semptom ve bulguların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. TLKPN'lerinde klinik lateralizasyon çalışmaları çeşitli faydalar sağlar. Nöbetlerin daha iyi anlaşılmasının yanısıra, nöbetlerin cerrahi öncesi incelenmesine de yardımcı olur. Elektrofizyolojik, radyolojik, nöropsikolojik değerlendirmelere katkıda bulunur. Elektroensefolografik, nörofizyolojik ve nöropsikolojik bulguların klinik bulgularla desteklenmesi cerrahi başarıyı arttırmaktadır. Hasta nöbet esnasında iyi gözlenirse bazı semptomların ve motor fenomenlerin klinik lateralizasyon değeri olduğu ortaya çıkar. TLKPN'lerde yararlı lateralizasyon belirtileri, unilateral el otomatizmaları ile birlikte karşı tarafta distonik postür ve nöbet sırasında baş çevirme hareketleridir. Ayrıca iktal konuşma, postiktal disfazi, nadir görülen iktal kusma, unilateral göz kırpma ve bilincin korunduğu otomatizmalı nöbetler de yararlı klinik lateralizasyon belirtilerindendir.
Partial seizures are seen more frequently in adults than in children. Most of these seizures are temporal lobe complex partial seizures (TLCPS). Seizures originating from frontal and other lobes are less frequent. Recently longterm video-EEG monitorization of the seizures has made it easier to understand them. Clinical lateralization studies provide several benefits in TLCPS. In addition to understanding the seizures better, it alsı helps in presurgical evaluations. It supports electrophysiological, radiological and neuropsychological evaluations Surgical success rate increases when electroencephagraphical, neurophsiological and, neuropschological findings support clinical signs. Careful monitorization of the patient during a seizure helps in determining the clinical lateralization of the symptoms and motor phenomena. Useful lateralizing signs in TLCPS include unilateral band automatisms with contralateral dystonic posturing and ictal head deviations. Ictal speech, postical dysphasia and rarely ictal vomiting, unilateral blinking and automatisms with preserved responsiveness are also useful clinical lateralizing signs.

4.The Results of Carotid Surgery Trialists of Ege University: Effectiveness of EEG Monitorization and Selective Shunting in Carotid Endarterectomy
Hakan POSACIOĞLU, Fatih İSLAMOĞLU, Tanzer ÇALKAVUR, Yüksel ATAY, Erdem ÖZKISACIK, Mehmet BOĞA, İsa DURMAZ, Münevver YÜKSEL, Emre KUMRAL, Ahmet HAMULU
Pages 112 - 117
1990-1998 yılları arasında 76 hastaya karotis endarterektomisi uygulanmıştır. 1990-1993 yılları arasında EEG monitörizasyonu uygulanmayan 22 (%28.9) olgudan oluşan birinci grup ile EEG monitörizasyonu uygulanan ve 1993 yılından sonra operasyona alınan 54 (%71.1) olgu karşılaştırılmıştır. Birinci grupta kontralateral karotis stenozu olan 8 (%36.8) olgunun tümüne şant kullanılmış, bunlardan birinde inme gelişmiştir. İkinci grupta EEG monitörizasyonu uygulanıp, karotis arteri klemplendikten sonra iskemi bulgusu gelişen 6 (%11.1) olguya şant uygulanmıştır. Bu 6 olgu içinde sadece bir olguda kontralateral karotis stenozu vardır. İkinci grupta kontralateral karotis stenozu olmasına rağmen 30 (%55.5) olguya EEG monitörizasyonu sonucunda şant uygulamaya gerek kalmamıştır. İkinci grupta da bir olguda postoperatif inme gelişmistir. Şant uygulanmayan olguların hiç birinde inme gelişmezken şant uygulananlar arasında 2 (%14.3) olguda inme gelişmiştir. Operasyon sonrası inme gelişme insidansı yönünden EEG monitörizasyonu uygulanan ve uygulanmayan olgular arasında istatistiksel anlamlı bir fark yoktur. Kontralateral karotis stenozu olan ve olmayan olgular arasında da inme insidansında anlamlı fark yoktur. Şant uygulanan olgularda ise uygulanmayanlara göre inme gelişme oranı anlamlı derecede yüksek olmuştur. Sonuç olarak, kontralateral karotis stenozu varlığına rağmen EEG monitörizasyonu yardımıyla şant uygulanmasına gerek kalmadan güvenli bir şekilde karotis endarterektomisi yapılabilir. EEG monitörizasyonu ile inme gelişme ihtimali yüksek hastalar saptanabilir. EEG monitörizasyonu hem şant uygulamasının muhtemel komplikasyonlarını önler hem de cerraha rahat ve konforlu bir operasyon yapma imkanı sağlar.
Between 1990 and 1998, 76 patients were ındergone carotid endarterectomy. The group I containing 22 patients (%28.9) operated between 1990-1993 was compared with the group II containing 54 patients (%71.1) operated with brain monitorization (EEG) between 1993-1998. In group I, shunting was applicated to all eight patients (36.6%) who bad contralateral carotid disease and one of them had stroke postoperatively. In the group II shunts were placed for only six patients (11.1%) who had major EEG changes suggestive of iscgemia with carotid clamping. Among these 6 patients only one had contralateral carotid disease. Although they had contralateral carotid disease, shunts were not applicated to 30 patients (55.5%) replaced in group II according to evaluations of EEG activity. One stroke had occured in group, two strokes (14.3%) ocuredden in the patients who had shunts placed. There was not any significant difference related to postoperative stroke incidence between first and EEG monitorized second groups and between the patients who had contralateral disease and who had not. But a remarkable difference related to stroke rates was found between the patients shunted and nonshunted. At the conclusion, by guidance of EEG monitorization carotid endarterectomy can be performed safely without using a temporary shunt in spite of the existence of contralateral carotid disease. EEG monitorization can identify patients with significantly higher risk of intraoperative stroke. It can make the surgeon enable to work in a comfortable operative condition and prevents the complications of unnecessary shunt application.

5.Peripheral and Cortical Silent Period in Parkinson's Disease and Effects of L-DOPA
Sibel ÖZKAYNAK, Berrin AKTEKİN, Korkut YALTKAYA
Pages 118 - 121
Bu çalışmada, Parkinson hastalığı (PH) olan ve sağaltımlarına ara verilen 16 olgu ve 15 sağlıklı kontrolde periferik sessiz evre (PSE) ve kortikal sessiz evre (KSE) değerlendirilmiştir. PSE, istemli olarak kasılmakta olan I.dorsal interosseus kasından ve ulnar sinirin dirsekten supramaksimal şiddette uyarımı ile; KSE ise yine istemli olarak kasılmakta olan aynı kastan, kortekse maksimum (%100) şiddette verilen transkraniyal manyetik uyarım ile elde edilmiştir. PH olan olgular, L-DOPA sağaltımı alırken, PSE ve KSE bir kez daha kayıtlanmıştır. Sağaltıma ara verilen olgularda ve kontrollerde PSE süreleri aynı iken, KSE süresi olgularda kontrollere göre kısa bulunmuştur. Olgular L-DOPA kullanırken kayıtlanan PSE ve KSE süreleri ise kontrol grubu ile benzerdir. Bu bulgular, PH’da spinal inhibitör mekanizmalarda bir değişiklik olmazken, santral inhibisyonda bir azalma olduğunu göstermektedir. L-DOPA sağaltımı ise, santral inhibisyondaki bu azalma üzerinde etkili olmaktadır.
In this study, the silent period after transcranial magnetic cortical stimulation was studied in 16 patients with Parkinson's disease before and after L-Dopa therapy and in 15 normal subjects. In patients and normal subjects the silent period was also studied after peripheral nerve stimulation. The peripheral silent period after supramaximal stimulation of the ulnar nerve at the elbow was obtained during sustained voluntary contraction of the first dorsal interosseus muscle and the cortical silent period after maximal transcranial magnetic stimulation was obtained the same manner. The silent period after transcranial cortical stimulation was shorter in Parkinson's disease patients than in normal subjects. In patients with Parkinson's disease L-Dopa prolonged the silent period after transcranial cortical stimulation. The peripheral silent period was similar in normal subjects and in patients and did not change after L-Dopa administration. This findings suggest that while spinal inhibitory mechanisms does not change in Parkinson's disease, cortical inhibition is decreases. Although, L-Dopa theraphy act on these decreased central inhibiton.

6.Movement Related Cortical Potentials and L-DOPA in Parkinson 's Disease
Sibel ÖZKAYNAK, Berrin AKTEKİN, Korkut YALTKAYA
Pages 122 - 126
Bu çalışmada, Parkinson Hastalığı (PH) olan olgularda ve normal kontrollarda, kişinin istemli olarak başlattığı sağ el bileği ekstansiyon devinimi sırasında Devinime İlişkin Potansiyelleri (DİP) kayıtladık. DİP kayıtlamaları; saçlı deriden, orta hat (Cz), karşı taraf (C3) ve aynı taraf (C4) sensorimotor el alanlarından yapıldı ve DİP’in devinim öncesi komponentleri değerlendirildi. Bütün olgular Hoehn ve Yahr Ölçeği’ne göre Evre II’de idiler ve demansları yoktu. Kayıtlamalardan önce olguların sağaltımına en az 24 saat ara verildi. DİP traselerinde; (1) EMG aktivitesi öncesindeki negativitenin latansı (HP), (2) EMG başlangıcından hemen önce veya sonraki negatif tepe noktasının amplitüdü (N1), (3) EMG başlangıcından 650 ms önceki negativitenin amplitüdü (NY1), (4) N1 ve NY1 arasındaki amplitüd farkı (NY2) ölçüldü. Normallerde ve PH olan olgularda N1 ve NY2 amplitüdleri farklı değildi. Fakat PH’da normallere göre, bütün elektrod konumlarında, HP latansı daha kısa ve NY1 amplitüdü daha düşüktü. Olgulara L-DOPA sağaltımı sırasında iken bir kez daha DİP kayıtlamaları yapıldı. PH’da anormal bulunan DİP komponentlerinin (HP latansı ve NY1 amplitüdü) sağaltım altındayken normal değerlere yaklaştığı görüldü. DİP’in NY1 komponentinin suplementer motor alan (SMA) aktivitesini yansıttığı ileri sürülmektedir. Bizim bulgularımız, PH’da istemli bir devinimin hazırlığı sırasında, bu SMA aktivitesinin azaldığını ve L-DOPA sağaltımı ile bu aktivitenin arttırılabildiğini göstermiştir.
We recorded movement related cortical potentials (MRCPs) during self-paced, voluntary extension movement of the right wrist in normal subjects and in patients with Parkinson's disease (PD) and assessed premovement components of MRCPs on the midline (Cz), the ipsilateral (C4) and the contrlateral (C3) hand sensorimotor areas. All the patients were in the second stage of Hoebn and Yahr scale and non-demented. Drug therapy of the patients had been stopped for at least 24 hour before recording We measured (1) the latency of the negativity before EMG activity (HP), (2) the amplitude of the MRCPs component at peak negativity just before or after EMG onset (N1), (3) the amplitude of MRCPs component at 650 ms before EMG onset (NY1), (4) the rise in the MRCPs component between the peak N1 and NY1 (NY2). The N1 and NY2 amplitudes weren't different between the normal subjects and the patients. But HP latencies were shorter and NY1 amplitudes were smaller in the patients at all electrode positions. MRCPs were also recorded in the patients when they were on L-DOPA therapy. The abnormal MRCPs components (HP latency and NY1 amplitude) in the patients had been found in normal limits during L-DOPA therapy. It has been suggested that the NY1 component of MRCPs reflects activity supplementary motor area (SMA) Our findings show that SMA activity has been decreased in PD during self-paced, voluntary movement preparation and this activity can be increased by L-DOPA.

7.H-Reflex Recovery Ratios for Alfa Motor Neuron Excitability in Parkinson's Disease
Ayhan ÖZTÜRK, Hilmi UYSAL
Pages 127 - 132
Bu çalışmada santral sinir sisteminin özellikle işlev halindeki kısmını gösteren alfa motor nöron uyarılabilirliğindeki değişikliklerin izlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya S.B. Ankara Hastanesi Parkinson Polikliniğinde izlenen 20 hasta ile 11 gönüllü dahil edilmiştir. Parkinsonlu hastaların tümünde H Refleksi düzelme oranları (HRDO) kontrol grubu değerlerine göre anlamlı derecede farklıydı. Hastaların klinik evrelerine göre ayrılan Grup I ve Grup II subgruplarına ait H Refleksi düzelme eğrilerinde (HRDE) farklılık gözlenmemiştir. Hasta gruplarında en anlamlı yüzde değişimi IV. Dönem içinde 200 msn uyarı aralığında ve V. Dönem içindeki 600 msn uyarı aralığında gözlenmistir.
In this study we claimed to observe the variations of alfa motor neuron excitability, espacially during the fonctional phase of central nervous system. Twenty patients from Parkinson polyclinic of Ankara State hospitcal and eleven volenteers are included. The H-Reflex recovery ratios (HRRR) of the parkinson patients were significant comparedto the control group. The difference of H-Reflex recovery curves between group1 and group2 were not sinificant. The most importent percentage variations were during 200msec and 600msec interstimulus intervals in IV. and V. phase subsequently.

8.Assessment of Vasoneuronal Coupling in Migraine Patients Using Higher-Level Visual Stimuli
Nevzat UZUNER, Demet GÜCÜYENER, Serhat ÖZKAN, Gazi ÖZDEMİR
Pages 133 - 139
Amaç: Vazonöronal ilişki, nöronal fonksiyon ve vasküler reaktivitenin entegrasyonuna dayanır. Migrenli hastalarda başağrısız dönemde ve kontrol grubunda, transkranyal Doppler ile, her iki arka serebral arterde ve orta serebral arterde görsel uyarı ile kan akım hızı değişikliklerini inceledik. Yöntem ve Gereçler: Yirmibeş migren hastası ve 25 kontrol olgusu incelemeye alındı. Kan akım hızı değişikliklerini incelemek amacıyla, her iki arka serebral arter ve peşinden her iki orta serebral arter, 20 saniye gözler açık kompleks hareketli şekilleri ararken ve 20 saniye gözler kapalı dönemleri içeren 10 siklus boyunca transkranyal Doppler ile monitörize edildi. Sonuçlar: Ne migren hastalarında ne de kontrol olgularında, mutlak kan akım hızı değerleri ve bu hızlardaki ilişkili artışlar düşünüldüğünde, iki taraf arasında anlamlı farklılık gözlenmedi. Migren hastaları, ASA'lerde kontrol olgularına göre her iki tarafta da görsel uyarılara daha düşük reaktivite gösterdi. Bununla birlikte, sağ tarafta iliskili kan akım hızı artışı auralı migren hastalarında (28.1±6.9, p=0.015) kontrol olgularına (47.8±3.1) göre istatistiki olarak anlamlı farklılık gösterdi. Ters olarak, auralı migrenli hastaları OSA'lerde, görsel uyaranlara kontrollere göre daha yüksek reaktiviteye sahipti. Sağ tarafta ilişkili kan akım hızı artışı (21.1±3.1, p=0.003) kontrol olgularına (15.0±0.6) göre anlamlı seviyeye ulaştı. Tartışma: Bizim sonuçlarımız, auralı migren hastalarının, kontrol olgularına göre yüksek seviyeli görsel uyaranlara ASA'lerde daha az damarsal reaktivite ve/veya oksipital alanlarda daha az nöronal aktiviteye; OSA'lerde düşük seviyeli görsel uyarılara daha yüksek reaktiviteye sahip olduklarını göstermektedir. Bu muhtemelen ataklar arası dönem dahi, düşük enerji rezervleri ve artmış enerji ihtiyacını karşılayamamaya bağlıdır.
Objective: Vasoneuronal coupling depends on the integrity of neuronal function and vascular reactivity. We assessed the visual stimulus to blood flow velocity changes of both posterior cerebral arteries and middler cerebral arteries by transcranial Doppler sonography in migraine patients during attack free period and control subjects.Materials and methods: Twenty-five migraine patients and 25 control subjects were investigated. Transcranial Doppler monitoring from both posterior cerebral arteries and subquently from both middle cerebral arteries were performed; during 10 cycles of 20 seconds open eyes observing and searching complex moving risual images, and 20 seconds closed eyes to assess blood flow velocity changes.Results: Neither migraine patients or control subjects had significant side to side differences considering the absolute blood flow velocities and relative increase of these velocities. On the PCA's, migraine patients showed lower reactivity to visual stimuli on both sides than that of the control subjects. However, relative increase of blood flow velocity (28.1±6.9, p=0.015) showed statistical differences on the right side in the migraine patients with aura compared to the control subjects (47.8±3.1). In contrast, migraine patients with aura had higher reactivity to visual stimuli on both MCA's than that of control subjects. The relative increase of blood flow velocity on the right side (21.1±3.1,0 p=0.003) reached a significant level compared to the control subjects (15.0±0.6).Conculusions: Our results showed thati the migraine patients with aura had significantly lower neuronal activity in the occipital region and/or lower vascular reactivity on the PCA's in relation to higher-level visual stimuli and higher reactivity on MCA's with lower-level visual stimuli than that of control subjects. This is probably due in part to lower energy reserves and the inability to accommodate increased energy expenditure even in the interictal period.

9.Changes of Pattern Reversal Evoked Potentials in Estrogen Replacement Therapy
Hikmet YILMAZ, Hatica MAVİOĞLU, Esin ERKİN, Selman LAÇİN
Pages 140 - 144
Menopozda over fonksiyonlarında gerilemenin bir sonucu olarak dolaşımdaki östrojen miktarı normal siklustaki değerinin 1/50’si seviyelerine kadar düşer. Eksitatör etkili olan östrojen, voltaja bağlı L tipi kalsiyum kanallarının açılma sıklığını değiştirerek ve glutamatın etkisini potansiyelize ederek santral sinir sisteminde katekolaminlere duyarlılığı artırmakta; ayrıca glutamat dekarboksilaz enzimini inhibe ederek y-amino butirik asit (GABA) olusumunu engellemektedir. Östrojenin bütün bu etkileriyle optik yollarda iletimi artırdığı ve kadınlarda görsel uyarılmış potansiyellerin latans değerlerinin daha kısa, amplitüd değerlerinin ise daha yüksek olmasından sorumlu olduğu ileri sürülmektedir. Biz de bu düşünceden hareketle 39-66 yaşları arasında 30 menopoz olgusunda, nörooftalmolojik değerlendirmeyi takiben, tedavi öncesi ve sonrasında, her iki gözde, monooküler pattern reversal görsel uyarılmış potansiyeller (PRGUP) çalıştık. Tedavi sonrası elde edilen PRGUP latans ortalamalarında istatiksel olarak anlamlı bir kısalma, amplitüd ortalamalarında istatiksel olarak anlamlı bir artma gözledik (p? 0.001). Tedavi sonrası PRGUP değerlerinde meydana gelen bu değişiklikleri; replasman tedavisinde kullandığımız ‘’tibolon’’un doğal seks steroidleri gibi davranıp, santral sinir sisteminde yaygın olarak bulunan östrojen reseptörleri üzerinden görsel ileti süresini kısaltmasına bağladık. PRGUP’lerin menopoz olgularında hormon replasman tedavisinin etkinliğini değerlendirmede kullanışlı ve objektif bir elektrofizyolojik tetkik yöntemi olabileceğini düşündük.
As a result of regression in the ovarian functions, estrogen level in the circulation drops down to 1/50 of its value in the normal reproductive cycle. The excitatory estrogen increases the sensitivity of the central nervous system to cathecholamines by changing the opening frequency of voltage related L type calcium channels and potentialising the effect of glutamate; in addition it inhibits the formation of y-amino butyric acid (GABA) bye the inhibition of glutamate decarboxylase enzyme. It is argused that estrogen increases the transmission in the optic pathways and that estrogen is responsible for the shorter latency values and higher amplitudes of visual evoked potentials in women. Inspired from this knowledge, after neuroophthalmologic examination, we recorded the monoocular pattern reversal visual evoked potentials (PRVEP) of both eyes of 30 post-menopausal women before and after replacement therapy with Tibolon. We found a statistically decrease in the mean PRVEP latencies and a statistically significant increase in mean amplitudes after replacement treatment (p<0.001). We attributed the changes in PRVEP values after replacment treatment to the action of Tibolon that acted as natural sex streoid which speeded the visual transmission time via the wide spread receptors in the central nervous system. It is concluded that PRVEP is an effective and objective electrophysiologic assesment method in evaluating the effiency of hormone replacement therapy in postmenopausal women.

10.Todd's Paralysis in Status Epilepticus
Sultan TARLACI, Ayşe SAĞDUYU
Pages 145 - 147
Nöbet sonrasında geçici, fokal nörolojik bulguların ortaya çıkması Todd paralizisi olarak bilinir. Genellikle postikal geçici tek taraflı kas güçsüzlüğü şeklinde görürlürsede daha nadir olarak postiktal afazi, hipoestezi, hafıza ve görme kaybı şeklinde de ortaya çıkabilir. Bu çalışmada, Status epileptikusa bağlı Todd paralizisi gelişen 14 olgu retrospektif olarak değerlendirildi ve olası etyolojik nedenlerle ilişkileri araştırıldı.
Todd's paralysis is known as transient, focal neurologic deficit following seizure disorders. Although transient unilateral muscle weakness is the most obvious symptom of Todd's paralysis, transient aphasia, memory impairment, visual loss and hypoestesia may also be seen. In this study, 14 patients with Todd's paralysis following Status epilepticus were evaluated. The probable aetiological factors for Todd's paralysis were analysed.

11.
6.ULUSLARARASI ALZHEIMER HASTALIĞI VE İLGİLİ BOZUKLUKLAR KONFERANSI'NDAN İZLENİMLER
S. TEKİN
Pages 148 - 149
Abstract

OLGU SUNUMU
12.Palilalia in Nondominant Hempisphere Lesions
Dilek EVYAPAN, Tolga ÖZDEMİRKIRAN, Yaprak SEÇİL, Emre KUMRAL, Hadiye ŞİRİN
Pages 150 - 154
Palilali sözcüklerin ya da kısa sözcük gruplarının kompülsif biçiminde tekrarlanmasıyla karakterize bir konuşma bozukluğudur. Tekrarlayıcı konuşma bozukluklarının unilateral serebral lezyonlarda da tanımlanmasına karşın, daha önce bildirilen çoğu olguda değişik lokalizasyon ve etiyolojilere bağlı bilateral lezyonlar sözkonusudur. Bu yazıda, lisan için nondomoninant hemisferde yerleşmiş infarktlar sonucunda akut olarak palilali gelişen iki olgu sunulmuştur ve lisan için nondominant hemisferin, palilalinin ortaya çıkışındaki spesifik rolü ve olası mekanizmalar tartışılmıştır.
Palilalia is a disorder of speech characterized by compulsive repetition of words or short phrases. Most cases in previous reports have bilateral cerebral lesions with different localization and etiology, although repetitive speech disorders have also been described in unilateral cerebral lesions. In this paper, we present two cases with acute onset palilalia due to infarctions in the nondominant hemisphere for language and we argue about the specific role of the nondominant hemisphere and the possible mechanisms about palilalia.

13.Vertical Eye Movements in a Patient With Pontine Haematoma
Macit SELEKLER, Ahmet HAKYEMEZ, Rıfat Erdem TOĞROL, Mehmet SARAÇOĞLU, Arif ÇELEBİ
Pages 155 - 157
Komalı hastalarda bildirilen çeşitli vertikal göz hareketleri aşağı ve yukarı vuruş fazlarındaki değişen hızların temelinde birbirinden ayrılır ve tanımlanırlar. Komalı hastalarda izlenen spontan vertikal göz hareketleri listesine sürekli yeni tanımların eklenmesi, konuyu karıştıran ve sonuç vermeyen bir çaba gibi görünmektedir. Rosenberg bu asilasyonların bir okulomotor problem spektrumunun parçası olduğunu ve muhtemelen aynı fizyopatolojik mekanizma ile oluştuğunu ileri sürmüştür. Pons hematomlu olgumuzdaki sınıflandırılamayan vertikal salınımlar bu fikri destekler niteliktedir.
The various reported spontaneous vertical eye movement of comatose patients have been seperated and defined on the basis of the differing velocities of upward and downward phases. Adding more definitions to the growing list of spontaneous vertical eye movements in comatose patients seems to be a confusing and unproductive effort. Rosenberg has advocated that those ascilations may all be part of a spectrum of oculomotor problems caused by the same pathopysiological mechanism. The unclassified vertical oscilations in caused by the same pathopysiological mechanism. The unclassified vertical oscilations in our case with pontine hematoma is supporting this opinion.

14.Atrial Septal Aneurysm As A Cause of İschemic Stroke: Case Report
M. M. Sümer, M. KAHRAMAN, I. ÖZDEMİR, M. MOĞULKOÇ
Pages 158 - 161
Atrial septal anevrizma, fossa ovalis bölgesi üzerindeki septumun bir atrium içine fıtıklaşması ile karakterize konjenital bir malformasyondur. Atrial septal anevrizma kardiyoembolik strok’un önemli bir nedeni olabilir. Transözofajiyal ekokardiyografinin kullanıma girmesi ile tanıda belirgin ilerleme sağlanmıştır. Bu yazıda serebral emboli nedeni olarak atrial septal anevrizma saptanan bir hastanın klinik ve radyolojik bulguları tartışılmıştır. Açıklanamayan serebral iskemisi olan tüm genç hastalarda transözofajiyal ekokardiyografinin yapılması gerektiğine inanıyoruz.
Atrial sepral aneurysim is a congenital malformation of the atrial septum characterized by bulging of the septum overlying the fossa ovalis region into either atrium. The introduction of transesophageal ecgocardiography has lead to significant improvement in identification. In this paper we discuss clinical and radiological findings of a patient in whom atrial septal aneurysm was identified as possible cause for cerebral embolism. We believe that transesophageal echocardiography should be performed in every young patient with unexplained cerebral ischemia.

15.Subacute Myleo-Optic Neuropathy- Case Report
Egemen VARDARLI, Gürbüz GÜMÜŞDİŞ, Sevgi TAVUS
Pages 162 - 165
Subakut myelo-optik nöropati olarak bilinen nörolojik hastalık sensoriyel hakim polinöropati, myelopati ve görme kaybıyla karakterlidir. Hemen tüm vakalar clioquinol kullanımına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Çoğu Japonya'dan bildirilmiştir. Bu yazıda üremik bir hastada antitüberküloz tedaviye bağlı olarak ortaya çıkmış SMON vakası sunulmuştur. Yaptığımız literatür araştırmasında benzer özelliklerden bahseden sadece bir yayının varlığı dikkatimizi çekmiştir.
A neurologic disorder which known as subacute myelo-optic nuropathy (SMON) characterized by a predominantrlu sensory neuropathy, myelopathy and visual impairment. Almost all instances of this disorder have been shown to follow usage of clioquinol. Mos cases have occured in Japan. In this paper we present a case SMON induced by antituberculous treatment in uremia. In the search for literature we disclosed only one report which has similar properties.

16.Sporadic Late Onset Cereberallar Ataxia with Photosensitive Myoclonus and Electrophysiological Evalution
Burhanettin ULUDAĞ, Sultan TARLACI
Pages 166 - 171
Geç serebellar ataksi, klinik bulguları genellikle 4 ve 5. onyılda ortaya çıkan ve artmış tendon refleksi, kas tonusu ve serebellar bulgular ile belirgin, otozomal dominant geçişli bir sendromdur. Bu temel klinik tabloya ek olarak bazı olgularda periferik duysal nöropati, derin duyu kaybı, ekstensör plantar yanıt eklenir. Daha nadir olarak myokloni, sensorinöral hipoakuzi eşlik edebilir Bu yazıda sporadik olarak ortaya çıkan ve yukarıda tanımlanan özellikleri içeren bir olgu klinik ve elektrofizyolojik olarak değerlendirilmekte ve literatür eşliğinde tartışılmaktadır.
Late onset sporadic cerebellar ataxia myoclonus is a rare autosomal dominant inherited disease. Beginning at ages between 40-50 years, brisk tendon reflexes and increased muscle tone in limbs, poor coordination of hands, intention tremors, extensor plantar reflexes with cerebellar ataxia which is the prominent manifestation are clinical features of this disease. A patient with the diagnosis of late onset sporadic cerebellar ataxia was evaluated according to the clinical and electrophysiological findings.



 
© Copyright 2022 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale