e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 28 Issue : 2 Year : 2022

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login Copyright Transfer Form
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 28 (3)
Volume: 28  Issue: 3 - 2022
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XIII

REVIEWS
2.Potential Neurological Outcomes in COVID-19 Patients: A Nonsystematic Review of the Literature During the First Year of the COVID-19 Pandemic
Khadija Asif, Farhat Abbas
doi: 10.4274/tnd.2022.90248  Pages 129 - 133
Sağlık otoriteleri ve bireyler için küresel bir meydan okuma olan koronavirüs, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktı. Hastalar, koronavirüs hastalığı-2019’un (COVID-19) neden olduğu nörolojik semptomlarla veya virüse yakalanma korkusuyla önceden var olan nörolojik bozukluklarıyla klinisyene başvurmaktadır. Bu çalışma sistematik bir derleme olmasa da, COVID-19’lu hastalardaki ve altta yatan nörolojik bozuklukları olan hastalardaki nörolojik sonuçları araştıran, Aralık 2020 ile Mart 2021 arasında yapılan bir literatür derlemesidir. Koronavirüsten muzdarip hastaların nörolojik belirtileri hakkında veriler için PubMed, Google Scholar, EBSCO, Semantic Scholar ve Wiley Online dahil olmak üzere birden fazla veritabanını taradık. Hastaların klinik verileri ve komorbiditeleri incelendi. Baş ağrısı, baş dönmesi, hipozmi ve inme bildirilen semptomlar arasındaydı. Gelişmekte olan literatür, koronavirüs ile enfekte hastaların solunum semptomları ile birlikte nörolojik semptomlar da yaşadığını gözler önüne sermektedir. İnme gibi bazı tıbbi acil durumlar, hastaları kurtarmak için acil tedavi gerektirir. Nörologların ve klinisyenlerin, hastaları zamanında yönetmek ve tedavi etmek için bu semptomları tanıması gerekir.
Coronavirus emerged from Wuhan China, which has been a global challenge for healthcare authorities and individuals. Patients are presenting to clinicians with neurological symptoms caused by coronavirus disease-2019 (COVID-19) or with preexisting neurological conditions with fear of contracting the virus. This is a literature review of COVID-19 patients and patients with underlying neurological conditions affected by the pandemic encompassing December 2020 to March 2021. We searched multiple databases including PubMed, Google Scholar, EBSCO, Semantic Scholar, and Wiley Online for information on neurological manifestations of patients suffering from coronavirus. Clinical data and co-morbidities of the patients were examined. Headache, dizziness, hyposmia, and stroke symptoms were reported. According to recently published literature, some of the patients with coronavirus who have respiratory symptoms also develop neurological symptoms. Certain medical emergencies such as stroke require immediate treatment to ensure better clinical outcomes for the patients. Neurologists and clinicians need to recognize these acute symptoms in order to timely manage and treat the affected patients.

ORIGINAL ARTICLES
3.Gastrostomy in Hospitalized Patients with Acute Stroke: “NöroTek” Turkey Point Prevalence Study Subgroup Analysis
Mehmet Akif Topçuoğlu, Atilla Özcan Özdemir, Özlem Aykaç, Aysel Milanoğlu, Mustafa Gökçe, Songül Bavli, Murat Çabalar, Vildan Yayla, Hacı Ali Erdoğan, Ayça Özkul, Aygül Güneş, Bahar Değirmenci, Ufuk Aluçlu, Hasan Hüseyin Kozak, Levent Güngör, Mücahid Erdoğan, Zeynep Özdemir Acar, Utku Cenikli, Yüksel Kablan, Arda Yılmaz, Hamit Genç, Bijen Nazliel, Hale Batur Çağlayan, Elif Sarıönder Gencer, Halil Ay, Hayri Demirbaş, Özlem Akdoğan, Ufuk Emre, Özlem Kayım Yıldız, Aslı Bolayır, Turgay Demir, Zeynep Tanrıverdi, Ülgen Yalaz Tekan, Çetin Kürşad Akpınar, Esra Özkan, Faik İlik, Hadiye Şirin, Ayşe Güler, Halil Önder, Hesna Bektaş, Levent Öcek, Mustafa Bakar, Nedim Ongun, Yakup Krespi, Canan Togay Işıkay, Eda Aslanbaba, Mine Sorgun, Erdem Gürkaş, Hasan Hüseyin Karadereli, İpek Midi, İrem İlgezdi, Adnan Burak Bilgiç, Şener Akyol, M. Tuncay Epçeliden, Murat Mert Atmaca, Oğuzhan Kurşun, Onur Keskin, Pınar Bekdik Şirinocak, Recep Baydemir, Merve Akçakoyunlu, Şerefnur Öztürk, Tuğba Özel, Ali Ünal, Babür Dora, Vedat Ali Yürekli, Zülfikar Arlıer, Alper Eren, Ayşe Yılmaz, Ayşin Kısabay, Bilgehan Acar, Birgül Baştan, Zeynep Acar, Buket Niflioğlu, Bülent Güven, Dilaver Kaya, Nazire Afşar, Duran Yazıcı, Emrah Aytaç, Erdem Yaka, Eren Toplutaş, Eylem Değirmenci, Fatma Birsen İnce, Gülseren Büyükşerbetçi, İsa Aydın, Mustafa Çetiner, Mustafa Şen, Nilda Turgut, Nilüfer Kale, Eda Çoban, Nilüfer Yeşilot, Esme Ekizoğlu, Özgü Kizek, Özlem Birgili, Recep Yevgi, Refik Kunt, Semih Giray, Sinem Yazıcı Akkaş, Songül Şenadım, Tahir Yoldaş, Talip Asil, Taşkın Duman, Tuğrul Atasoy, Bilge Piri Çınar, Tülin Demir, Ufuk Can, Yaprak Özüm Ünsal, Neslihan Eşkut, Yıldız Aslan, Demet Funda Baş, Ufuk Şener, Zahide Yılmaz, Zehra Bozdoğan, Zekeriya Alioğlu, Ethem Murat Arsava
doi: 10.4274/tnd.2022.52460  Pages 134 - 141
Amaç: Akut nörovasküler hastalıklarda nütrisyonel durum ve disfaji değerlendirmesi ve enteral beslenme kararı önemli prognoz belirleyicilerindendir.
Gereç ve Yöntem: NöroTek, 10 Mayıs 2018’de (Dünya İnme Farkındalık Günü) Türkiye’nin tüm sağlık alt bölgelerine yayılmış 87 hastanenin katılımıyla gerçekleştirilen bir nokta prevalans çalışmasıdır. Hastanede yatan ve bu alt çalışma için toplanan verisi tam olan toplam 972 nörovasküler hasta (kadın: %53, yaş: 69±14 yıl; 845’i akut iskemik inme; 119’u intraserebral hematom ve 8’i post-resüsitasyon ensefalopatisi) analiz edildi.
Bulgular: Gastrostomi iskemik inmeli hastaların %10,7, intraserebral kanamalıların %10,1 ve post-resusitasyon ensefalopatisi olanların %50’sine uygulanmıştır. Perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) gereksiniminin bağımsız belirleyicileri, iskemik inme grubunda kabul NIHSS [exp (β): 1,09, %95 güven aralığı (GA): 1,05-1,14, puan başına] ile hem iskemik hem de hemorajik inmelerde mekanik ventilasyon uygulanmış olmasıdır [iskemik için: exp (β): 6,18, %95 GA: 3,16- 12,09] ve hemorajik inme için: [exp (β): 26,48, 95% GA: 1,36-515,8]. İnme olgularında PEG uygulaması hastane içi mortalite için bağımsız belirleyici değildi [exp (β): 1,731, 95% GA: 0,785-3,829]. Ancak, PEG uygulanmış olması taburculuk esnasında iyi prognoza (modifiye Rankin skoru 0-2) sahip olabilme için anlamlı bir negatif etmen olarak bulundu [exp (β): 0,032, %95 GA: 0,004-0,251]. Hastanede yatan nörovasküler hastaların yaklaşık üçte ikisinde malnütrisyon ve yutma bozukluğu açısından değerlendirme yapılmıştı. Nutrisyonel status değerlendirmesinin %69’u ve disfaji değerlendirmesinin %76’sı ilk 48 saat içinde gerçekleştirilmişti. Tüple enteral nütrisyon uygulama oranı %39’du. Beslenme tüplerinin %83,5’i ilk 2 gün içinde yerleştirilirken beslenme tüpü olan hastaların %28’ine daha sonra PEG açılmıştı.
Sonuç: NöroTek çalışması ile Türkiye’de hastanede yatan akut inme hastalarında nutrisyonel uygulamaların temel kalite ölçütlerine ilişkin ilk güvenilir ve büyük ölçekli veri sağlanmıştır. Ekonomik olması ve doğruluğu açısından nokta yaygınlık yönteminin bu tip verilerin temini için daha fazla kullanılması mantıklıdır.
Objective: Nutritional status assessment, dysphagia evaluation and enteral feeding decision are important determinants of prognosis in acute neurovascular diseases.
Materials and Methods: NöroTek is a point prevalence study conducted with the participation of 87 hospitals spread across all health sub regions of Turkey conducted on 10-May-2018 (World Stroke Awareness Day). A total of 972 hospitalized neurovascular patients [female: 53%, age: 69±14; acute ischemic stroke in 845; intracerebral hematoma (ICH) in 119 and post-resuscitation encephalopathy (PRE) in 8] with complete data were included in this sub-study.
Results: Gastrostomy was inserted in 10.7% of the patients with ischemic stroke, 10.1% of the patients with ICH and in 50% of the patients with PRE. Independent predictors of percutaneous endoscopic gastrostomy (PEG) administration were The National Institutes of Health Stroke Scale score at admission [exp (β): 1.09 95% confidence interval (CI): 1.05-1.14, per point] in ischemic stroke; and mechanical ventilation in ischemic [exp (β): 6.18 (95% CI: 3.16-12.09)] and hemorrhagic strokes [exp (β): 26.48 (95% CI: 1.36-515.8)]. PEG was found to be a significant negative indicator of favorable (modified Rankin’s scale score 0-2) functional outcome [exp (β): 0.032 (95% CI: 0.004-0.251)] but not of in-hospital mortality [exp (β): 1.731 (95% CI: 0.785-3.829)]. Nutritional and swallowing assessments were performed in approximately two-thirds of patients. Of the nutritional assessments 69% and 76% of dysphagia assessments were completed within the first 2 days. Tube feeding was performed in 39% of the patients. In 83.5% of them, tube was inserted in the first 2 days; 28% of the patients with feeding tube had PEG later.
Conclusion: The NöroTek study provided the first reliable and large-scale data on key quality metrics of nutrition practice in acute stroke in Turkey. In terms of being economical and accurate it makes sense to use the point prevalence method.

4.Vitamin D as a Predictor of Severity and Prognosis of Acute Ischemic Stroke
Hari Krishan Aggarwal, Deepak Jain, Taruna Pahuja, Jasminder Singh, Shaveta Dahiya
doi: 10.4274/tnd.2022.24434  Pages 142 - 147
Amaç: Bir steroid hormonu olan D vitamininin kemik sağlığı üzerindeki etkisi uzun zamandır bilinmektedir. D vitamininin diyabet, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı, koroner arter hastalığı, kanser gibi çeşitli hastalıklarla da ilişkili olduğu gösterilmiştir. D vitamininin nöroprotektif etkisi, onu bilişsel bozukluk, demans ve Alzheimer hastalığı gibi nörolojik hastalıkların klinik seyrinde önemli bir belirteç haline getirir. D vitamini eksikliği ayrıca inme riskinde artışla ilişkilidir. Bu çalışmada, D vitamini düzeylerinin inme şiddeti ve prognozu üzerindeki etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif ve gözlemsel çalışma, Rohak’ta üçüncü basamak bir sağlık merkezinde serviste yatırılarak izlenen 200 inme hastası ile gerçekleştirilmiştir. National Institute of Health Stroke scale (NIHSS) ve modifiye Rankin ölçekleri, sırasıyla başvuruda inme şiddetini ve 3. ayda fonksiyonel sonlanımı değerlendirmek için kullanılmıştır. Hastalar D vitamini düzeylerine göre dört gruba ayrılmıştır.
Bulgular: Vitamin D eksikliği, daha yüksek NIHSS skoruyla ve bağımsız olarak kötü fonksiyonel sonlanım ile ilişkiliydi. Şiddetli D vitamini eksikliği, hafif D vitamini eksikliği ve D vitamini yetersizliği olan hastalar; yaşa, cinsiyete, alkol ve sigara kullanımına, vücut kitle indeksi değerine, NIHSS skoruna ve komorbiditelere göre düzeltildiğinde, D vitamini düzeyleri normal olan hastalara kıyasla 3. ayda sırasıyla 9, 6,7 ve 3,9 kat daha fazla kötü fonksiyonel sonlanım oranlarına sahipti (p<0,01).
Sonuç: D vitamini düzeyleri 3. ayda şiddetli inme ve kötü fonksiyonel sonlanım ile ilişkilidir. Bununla birlikte, D vitamini takviyesinin inmeyi veya ilişkili morbiditeyi ve mortaliteyi önlemeye katkısını değerlendirmek için ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Objective: The effect of vitamin D, which is a steroid hormone, on bone health has long been known. Vitamin D is also found to be associated with various diseases such as diabetes, hypertension, chronic kidney disease, coronary artery disease, and cancer. Neuroprotective effect of vitamin D makes it an important marker in clinical course of neurological diseases such as cognitive impairment, dementia and Alzheimer’s disease. Vitamin D deficiency is also associated with increased risk of stroke. In this study, we aimed to show the effect of vitamin D levels on severity and prognosis of stroke.
Materials and Methods: This was a prospective, observational study conducted in a tertiary medical center in Rohtak on 200 stroke patients admitted in Medicine ward. The National Institute of Health Stroke scale (NIHSS) and modified Rankin Scale were used to assess the severity of stroke at admission and functional outcome at 3 months, respectively. The patients were divided into 4 groups on the basis of vitamin D levels.
Results: Vitamin D deficiency was associated with higher NIHSS score and independently associated with poor functional outcome. Patients with severe and mild vitamin D deficiency, and vitamin D insufficiency had 9, 6.7, and 3.9 times higher adjusted odds of poorer functional outcomes at 3 months in comparison to the patients with normal vitamin D levels (p<0.01) when adjusted for age, sex, alcohol, smoking, body mass index, NIHSS score, and co-morbidities.
Conclusion: Vitamin D is associated with severe stroke and poor functional outcome at 3 months. However, further studies need to be carried out to evaluate whether supplementation of vitamin D can help prevent stroke or associated morbidity and mortality.

5.Can We Predict Poor Outcome in Stroke Patients Without Imaging Data? A Decision Tree Analysis of Stroke Patients
Mine Sezgin, Mehmet Güven Günver, Nilüfer Yeşilot
doi: 10.4274/tnd.2022.39024  Pages 148 - 151
Amaç: Yaşlanan dünya nüfusu ve artan kardiyovasküler risk faktörleri nedeniyle inme sıklığı ve inmeye bağlı morbidite giderek artmaktadır. Bu çalışmada, inme ünitemizdeki iskemik inmeli hastalarda morbidite oranlarını yükselten belirleyicilerin analizi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: İstanbul Üniversitesi İnme Veri Bankası’na 2014-2020 yılları arasında kaydedilmiş iskemik inmeli hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Cinsiyet, diyabet, hipertansiyon, geçirilmiş inme öyküsü, iskemik kalp hastalığı, hiperlipidemi, inme ünitesinde yatış sırasında pnömoni tanısı ve atriyal fibrilasyon, kötü klinik sonlanımın olası göstergeleri olarak belirlenmiştir ve karar ağacı analizi (CHAID) yöntemi uygulanmıştır.
Bulgular: Çalışmaya dahil etme ve çalışmadan dışlama kriterlerine göre iskemik inme tanısı alan 881 hasta dahil edilmiştir. İskemik inmeli hastaların yaş ortalamaları 66,5±14,4 yıl idi ve hastaların %59’u erkekti. CHAID analizi ile pnömoninin modifiye Rankin Skalası (mRS) skoru >3 olan hastalarda en sık görülen risk faktörü olduğu ortaya konmuştur. Pnömonisi olmayan ve mRS skoru 3’ün üzerinde olan hastalarda ise hipertansiyon ve hiperlipidemi kötü prognoz için risk faktörleri olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç: İnmeli hastalarda önleyici tedbirler sadece ikincil profilaksi ile sınırlı kalmamalıdır. İnmenin akut döneminde hastane enfeksiyonlarının önlenmesi iyi klinik sonlanım ile ilişkilidir.
Objective: The aging world population and increased cardiovascular risk factors contribute to stroke and stroke related morbidity. In this study, we aimed to analyze predictors of increased morbidity of ischemic stroke patients in a single stroke unit.
Materials and Methods: Stroke patients recorded in the Istanbul University Stroke Registry between 2014 and 2020 were included and decision tree analyses [chi-squared automatic interaction detection (CHAID) method] were conducted. Gender, diabetes, hypertension, previous stroke, ischemic heart disease, hyperlipidemia, diagnosis of pneumonia during hospitalization in the stroke unit, and atrial fibrillation were determined as possible indicators for poor clinical outcomes.
Results: We included 881 patients with ischemic stroke in the study according to the inclusion and exclusion criteria. The mean age of patients was 66.5±14.4 years and 59% of the patients were male. CHAID analysis revealed that the most important factor for predicting modified Rankin Scale (mRS) score >3 is pneumonia. In patients with mRS score >3 and without pneumonia; hypertension and hyperlipidemia were found to be risk factors for poor functional outcome.
Conclusion: Preventative measures in stroke patients should not be limited to secondary prophylaxis of stroke. Avoiding infections in the acute phase plays an essential role in achieving favorable clinical outcomes.

6.The Effects of Diagnostic Ultrasound Waves on Excitability Threshold and Cellular Apoptosis Induced by Pentylenetetrazole in Hippocampal Neurons
Faezeh Shokri, Ardeshir Moayeri, Naser Abbasi, Maryam Maleki, Mina Kafashi, Mohammadreza Kaffashian
doi: 10.4274/tnd.2022.58295  Pages 152 - 157
Amaç: Ultrason (US), çeşitli terapötik ve tanısal uygulamalarda kullanılan bir tıbbi görüntüleme tekniğidir. Bu çalışmada, sıçanlarda 3,5 MHz frekans ve 65 mW/cm2 yoğunluktaki tanısal US dalgalarının nöronların uyarılabilirlik eşiği ve pentilentetrazol (PTZ) tarafından indüklenen apoptoz üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçladı.
Gereç ve Yöntem: Kırk yedi günlük Wistar sıçanları rastgele beş gruba ayrıldı. Birinci grup kontrol grubuydu, ikinci gruba intraperitoneal PTZ enjeksiyonu ile nöbet geçirtildi, üçüncü, dördüncü ve beşinci gruplara sırasıyla 5, 10 ve 15 dakika US dalgaları uygulandı ve ardından intraperitoneal PTZ enjeksiyonu ile bu gruplara nöbet geçirtildi. Hayvanlar gözlemlendi ve nöbet süresi, nöbet sayısı ve nöbet bitiş zamanı dahil olmak üzere davranışları 30 dakika boyunca kaydedildi. Daha sonra, Western blot teknikleri ile B-hücresi lenfoma proteini 2 (BCL-2) ve BCL-2-ilişkili X (BAX) düzeylerini ölçmek için hayvanların hipokampusları çıkarıldı.
Bulgular: Sonuçlar, 5, 10 ve 15 dakikalık sürelerle tanısal frekans aralığındaki US dalgalarının hedef gruplarda nöbet süresini önemli ölçüde artırdığını göstermiştir. Ayrıca US’nin istenilen sürelerle eş zamanlı kullanılması PTZ’nin neden olduğu nöbet sayısını artırmıştır ve nöbet bitiş süresini uzatmıştır. PTZ, BAX/BCL-2 protein oranını artırmıştır ve US ve PTZ’nin birlikte kullanımı bozulmayı artırmıştır.
Sonuç: Bu çalışma, sıçan hipokampal hücrelerinde US’ye maruz kalmanın nöronların uyarılabilirliğini artırdığını ve PTZ’nin nöbet etkilerini ve ayrıca PTZ ile indüklenen apoptozu şiddetlendirdiğini göstermiştir.
Objective: Ultrasound (US) is a medical imaging technique with various therapeutic and diagnostic applications. This study aimed to investigate the effects of diagnostic US waves with a frequency of 3.5 MHz and intensity of 65 mW/cm2 on the threshold of neurons’ excitability and the apoptosis induced by pentylenetetrazole (PTZ) in rats.
Materials and Methods: Forty-seven-day-old Wistar rats were randomly divided into five groups. The first group was assigned as the control group, the second group was seized by intraperitoneal injection of PTZ, the third, fourth, and fifth groups were given US waves for 5, 10, and 15 minutes, respectively, followed by intraperitoneal PTZ injection. The animals were observed and their behavior, including the seizure duration, the number of seizures, and the seizure cessation time were recorded for 30 minutes. Subsequently, animals’ hippocampi were removed in order to measure B-cell lymphoma protein 2 (BCL-2) and BCL-2-associated X (BAX) by using Western blotting techniques.
Results: The results showed that US waves in the diagnostic frequency range with a duration of 5, 10, and 15 minutes significantly increased the seizure duration in the target groups. Furthermore, the simultaneous use of US with the desired times with PTZ increased the number of seizures and prolonged the seizure cessation time. PTZ increased the BAX/BCL-2 proteins ratio, and the concomitant use of US and PTZ intensified the impairment.
Conclusion: This study showed that exposure to US increased the excitability of neurons and exacerbated the seizure effects of PTZ as well as PTZ-induced apoptosis in the rat hippocampal cells.

7.An Insidious Clinical Picture: Optic Nerve Involvement in Patients with COVID-19
Özgül Ocak, Erkan Melih Şahin, Alper Şener, Barış Ocak
doi: 10.4274/tnd.2022.67026  Pages 158 - 161
Amaç: Merkezi sinir sistemi, periferik sinir sistemi ve kas-iskelet sistem hasarına bağlı nörolojik semptomlar koronavirüs hastalığı-2019’lu (COVID-19) hastaların üçte birinden fazlasında bildirilmiştir. COVID-19’da optik nöritli olgular bildirilse de oldukça nadirdir. Bu çalışmanın amacı, bilinen görme bozukluğu olmayan asemptomatik hastalarda görsel uyarılmış potansiyel (VEP) ile COVID-19’lu hastalarda optik sinir tutulumunu taramaktır.
Gereç ve Yöntem: Bilinen görme bozukluğu olmayan 101 yetişkin COVID-19’lu hastada tedavileri ve karantina sürecini tamamladıktan sonra pattern reversal VEP ölçümleri yapıldı. VEP analizi karanlık bir odada 4 kanallı elektromiyografi cihazı ile kaydedilmiş, aynı nörolog tarafından P100 latansları ve amplitüdleri incelenmiştir.
Bulgular: Toplam 34 (%33,7) hastada P100 latans uzaması vardı. Cinsiyet, yaş veya ayaktan/yatarak tedavi durumu açısından anlamlı bir fark yoktu. Polimeraz zincir reaksiyonu tanısı ile VEP çekim zamanı arasındaki süre ile elde edilen değerler arasında anlamlı bir ilişki yoktu.
Sonuç: Daha önceki çalışmaların aksine, VEP ölçümleri ile COVID-19 sonrası asemptomatik optik sinir tutulumu tespit edildi. P100 latans uzaması, insan gözündeki COVID-19 virüsü ile anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 reseptörleri arasındaki olası bağlantıyı gösteriyor olabilir.
Objective: Many neurological symptoms due to central nervous system, peripheral nervous system and musculoskeletal system damage have been reported in more than a third of patients with coronavirus disease-2019 (COVID-19). Although optic neuritis has been reported in patients with COVID-19, they are extremely rare. The aim of this study was screening optic nerve involvement in COVID-19 with visual evoked potential (VEP) in asymptomatic patients without a history of visual impairment.
Materials and Methods: Pattern reversal VEP measurements were made in 101 adult patients with COVID-19 without a history of visual impairment after they completed COVID-19 treatments and the quarantine period. VEPs were recorded with the 4-channel electromyography-evoked device in a dark room. P100 latencies and amplitudes were analyzed by the same neurologist.
Results: A total of 34 (33.7%) patients had P100 latency prolongation. There was no significant difference in terms of gender, age or outpatient/inpatient treatment status. There was no significant correlation between the time of polymerase chain reaction diagnosis and VEP values.
Conclusion: Contrary to previous studies, asymptomatic optic nerve involvement after COVID-19 was detected by VEP measurements. Prolongation of P100 latency shows the probable linkage between COVID-19 virus and angiotensin converting enzyme 2 receptors in human eyes.

8.Evaluation of Short-term Memory, Working Memory, and Executive Functions in Patients with Relapsing-remitting Multiple Sclerosis
Furkan Duman, Handan Can, Alev Leventoğlu
doi: 10.4274/tnd.2022.24992  Pages 162 - 168
Amaç: Relapsing-remitting multipl sklerozlu (RRMS) hastalar ile sağlıklı bireyleri kısa süreli bellek, çalışma belleği ve yönetici işlevler açısından karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Araştırmaya RRMS tanısı alan 33 hasta (RRMS grubu) ile yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve el tercihi bakımından eşleştirilen 26 sağlıklı katılımcı (kontrol grubu) dahil edilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri kaydedilmiştir ve katılımcılara Beck depresyon envanteri ile durumluk/ sürekli kaygı envanteri uygulanmıştır. Katılımcılar bilişsel işlevler görsel-işitsel sayı dizisi testi B formu (GİSD-B), Wisconsin kart eşleme testi (WKET), geriye doğru sayı dizisi görevi (GDSD), stroop testi T-BAG formu, Wechsler bellek ölçeği geliştirilmiş formunun (WBÖGF) alt testlerinden biri olan görsel bellek uzamı alt testi (GBU) ve iz sürme testi (İST) kullanılarak değerlendirilmiştir.
Bulgular: Gruplar arasında depresyon ve kaygı puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). RRMS grubunun WBÖGF’nin GBU alt testinden hesaplanan ters görsel bellek uzamı daha düşüktür (p<0,05). Gruplar arasında GİSD-B, WKET, GDSD, WBÖGF’nin GBU alt testinden hesaplanan düz görsel bellek uzamı ve İST puanları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).
Sonuç: Mevcut araştırmada RRMS’li hastaların çalışma belleğindeki görsel-mekansal kopyalama (sözel olmayan bilgi) kapasitesinin düşük olduğu saptanmıştır. Sözel olan ve olmayan kısa süreli bellek kapasitesi, çalışma belleğindeki fonolojik döngü (sözel bilgi) kapasitesi ile yönetici işlevlerden perseverasyon yapma eğilimi, kavramsallaştırma/irdeleme, inhibisyon (bozucu etkiye karşı koyma) ve set değiştirme becerileri açısından RRMS grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır.
Objective: To compare patients with relapsing-remitting multiple sclerosis (RRMS) and healthy individuals in terms of short-term memory (STM), working memory (WM) and executive functions.
Materials and Methods: The sample consisted of 33 patients with RRMS and 26 healthy participants. The groups were matched in terms of age, gender, level of education and hand dominance. The socio-demographic characteristics of the participants were recorded; and they were evaluated with Beck depression inventory and state/trait anxiety inventory. Visual aural digit span test B form, Wisconsin card sorting test, backward digit span task, stroop test T-BAG form, Wechsler memory scale: Revised form visual memory span subtest (WMS-R/VMS) and trail making test (TMT) for cognitive functions.
Results: There was no statistically significant difference between groups in terms of depression and anxiety scores (p>0.05). Backward visual memory span calculated from WMS-R/VMS was significantly lower (p<0.05) in the RRMS group. However, there was no significant difference between groups in WMS-R/ VMS and TMT scores (p>0.05).
Conclusion: Results of this study indicate that patients with RRMS have lower visuo-spatial sketchpad capacity in their WM. However, there was no significant difference between patients with RRMS and healthy controls in terms of verbal and visuo-spatial STM capacity, phonological loop capacity in WM, perseveration, conceptualization, inhibition and set shifting skills.

9.Investigation of Relationship of Stereoacuity with Retinal Nerve Fiber Layer Thickness and P100 Latency in Patients with Multiple Sclerosis with and Without Optic Neuritis
Belkıs Koçtekin, Burcu Yüksel, Doğan Durmaz, Mert Abdullah Çilli, Mustafa Agah Tekindal, Deniz Turgut Çoban
doi: 10.4274/tnd.2022.88555  Pages 169 - 175
Amaç: Optik nöriti (ON) olan ve olmayan multipl sklerozlu (MS) hastalarda stereokeskinliğin P100 dalgası ve retinal sinir lif tabakası kalınlığı (RSLTK) ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya klinik MS tanısı almış, hikayesinde ON olan ve olmayan 29 hasta dahil edildi. ON olmayan hastalar tekrarlayandüzelen MS (TDMS) ve tek atak MS (TAMS) alt gruplarında incelendi. Çalışmada ON’li TDMS (ON-TDMS) grubunda 11 hasta, ON olmayan MS grubunda 11 TDMS’li ve 7 TAMS’li hasta ve üçüncü grup olarak kontrol grubunda 16 sağlıklı gönüllü yer aldı. Stereokeskinlik TNO ve Titmus testleri ile belirlendi. RSLTK, spektral-domain optik koherens tomografi ve P100 dalgası, patern görsel uyarılmış potansiyeller ile ölçüldü. Sonuçlar, SPSS 20 istatistik programı ile analiz edildi. P<0,05 anlamlı kabul edildi.
Bulgular: ON-TDMS, TDMS, TAMS ve kontrol gruplarında sırasıyla TNO test skorları 151,5±175,85, 117,27±67,00, 197,14±141,62 ve 49,29±29,00; Titmus test skorları 89±111,20, 59,09±48,26, 68,57±39,76 ve 40,00±0,00 saptandı. TNO test skorları ON-TDMS ve TAMS gruplarında kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek idi (sırasıyla; p=0,03 ve p=0,006). Titmus test skorları MS gruplarında kontrol grubundan farklılık göstermedi. ON-TDMS grubunda Titmus test skorları arttıkça nasal-RSLTK azalmaktaydı ve TAMS grubunda TNO test skorları arttıkça P100 latansı uzamaktaydı (sırasıyla r=-0,795, p=0,018 ve r=0,761, p=0,047).
Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre, ON olan ve olmayan MS gruplarında stereokeskinlik azalmaktadır. MS’li hastalarda stereokeskinliğin ölçülmesi tanı ve takipte yardımcı olabilir.
Objective: It was aimed to investigate the relationship of stereoacuity with retinal nerve fiber layer thickness (RNFLT) and P100 latency in multiple sclerosis (MS) patients with and without optic neuritis (ON).
Materials and Methods: Twenty-nine patients diagnosed with clinically definite MS with and without a history of ON were included in this prospective study. Patients without ON were classified into relapsing-remitting MS (RRMS) and single-attack MS (SAMS) subgroups. There were 11 patients in the RRMS group with ON (ON-RRMS), 11 patients with RRMS and 7 patients with SAMS in the MS group without ON, and 16 healthy subjects in the control group. Stereoacuity was determined by the TNO and Titmus tests. RNFLT was measured by spectral domain-optical coherence tomography and P100 latency was measured in pattern visual evoked potential recordings. The results were analyzed with the SPSS 20 statistical program. P<0.05 was considered significant.
Results: In ON-RRMS, RRMS, SAMS, and control groups, the TNO test scores were 151.5±175.8, 117.2±67.0, 197.1±141.6, and 49.2±29.0, respectively and Titmus test scores were 89±111.2, 59.0±48.2, 68.5±39.7 and 40.0±0.0, respectively. TNO test scores were significantly higher in ON-RRMS and SAMS groups than in controls (p=0.03 and p=0.006, respectively). There was no difference between the MS groups and the control group in terms of the Titmus test. Nasal-RNFLT decreased as Titmus test scores increased in the ON-RRMS group, and P100 latency was prolonged as TNO test scores increased in the SAMS group (r=-0.795, p=0.018 and r=0.761, p=0.047, respectively).
Conclusion: Stereoacuity was decreased in patients with MS with and without ON. Measurement of stereoacuity in patients with MS may be useful for diagnosis and monitoring.

10.Identifying the Risk Factors of Early Neurological Deterioration After Thrombolysis in Patients with Acute Ischemic Stroke
Yasemin Dinç, Rıfat Özpar, Bahattin Hakyemez, Mustafa Bakar
doi: 10.4274/tnd.2022.55531  Pages 176 - 181
Amaç: Akut iskemik inme (Aİİ) tedavisinde intravenöz (İV) rekombinant doku plazminojen aktivatörü (rt-PA) tedavisinin etkinliği birçok çalışmada gösterilmiş ve İV rt-PA tedavisi tüm dünyada giderek artan bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Aİİ’de erken nörolojik kötüleşme (ENK) yaygın bir durumdur ve potansiyel olarak kötü klinik sonlanım ile ilişkilidir. Aİİ’de ENK prevalansı yapılan çalışmalarda %13 ile %37 arasında değişmektedir. Bu çalışmanın amacı İV rt-PA tedavisi alan Aİİ’li hastalarda ENK prevalansının ve risk faktörlerinin belirlenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 01.01.2020-01.01.2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı tarafından İV rt-PA tedavisi verilmiş 157 hasta retrospektif olarak dahil edildi. ENK olan hastalar, olmayanlar ile kıyaslanarak riskli grubun belirlenmesi planlandı.
Bulgular: ENK ile ilişkili klinik, radyolojik ve demografik veriler değerlendirildiğinde yaş (p=0,023), serum glukoz düzeyi (p=0,045), taburculuktaki The National Institutes of Health Stroke skoru (p<0,01), Alberta Stroke Program Early CT (ASPECT) skoru (p<0,01), majör damar oklüzyonu varlığı (p=0,012), kardiyoembolizme bağlı iskemik inme (p=0,002), klinik sonlanım (p<0,001) ve semptomatik intraserebral kanama (p<0,001) ile anlamlı istatistiksel ilişki saptandı. ENK ile ilişkili anlamlı değişkenler binary lojistik regresyon ile değerlendirildiğinde en anlamlı değişkenlerin yaş (p=0,006) ve ASPECT skoru (p<0,001) olduğu saptandı.
Sonuç: ENK sebepleri multifaktöriyeldir. Risk faktörlerinden en ilişkili olanları ileri yaş ve düşük ASPECT skoru olarak saptanmıştır. ENK’nın en sık sebebinin ise majör damar oklüzyonuna mekanik trombektomi yapılamaması olduğu anlaşıldı. Sanılanın aksine İV rt-PA tedavisi alan Aİİ’li hastalarda ENK’nın en sık sebebi semptomatik intrakraniyal kanama değil yetersiz rekanalizasyon ya da geç rekanalizasyon olarak değerlendirildi.
Objective: The efficacy of intravenous (IV) recombinant tissue plasminogen activator (rt-PA) therapy in the treatment of acute ischemic stroke (AIS) has been demonstrated in many studies and IV rt-PA therapy has been increasingly used all over the world. Early neurological deterioration (END) in AIS is common and potentially associated with a poor clinical outcome. The prevalence of END in AIS ranges from 13% to 37% in studies. The aim of this study is to determine the prevalence and risk factors of END in patients with AIS receiving IV rt-PA therapy.
Materials and Methods: One hundred fifty seven patients who were given IV rt-PA treatment by Bursa Uludag University Faculty of Medicine, Department of Neurology between 01.01.2020 and 01.01.2021 were retrospectively included in this study. It was planned to determine the risk group by comparing patients with END with those without.
Results: Age (p=0.023), serum glucose level (p=0.045), The National Institutes of Health Stroke score at discharge (p<0.01), Alberta Stroke Program Early CT (ASPECT) score (p<0.01) when clinical, radiological and demographic data associated with END were evaluated and, statistically significant correlation was found with the presence of major vessel occlusion (p=0.012), ischemic stroke due to cardioembolism (p=0.002), clinical outcome (p<0.001) and symptomatic intracerebral hemorrhage (p<0.001). When the significant variables associated with END were evaluated with binary logistic regression, the most significant variables were found to be age (p=0.006) and ASPECT score (p<0.001).
Conclusion: The causes of END are multifactorial. The most associated risk factors were found to be advanced age and low ASPECT score. It was understood that the most common cause of END was the inability to perform mechanical thrombectomy for major vessel occlusion. Contrary to popular belief, the most common cause of END in patients with AIS who received IV rt-PA treatment was not considered to be symptomatic intracranial hemorrhage but to inadequate recanalization or late recanalization.

11.Psychological Distress Among Caregivers of Patients with Parkinson’s Disease Assessed with SCL-90-R Self-reported Questionnaire
Betül Özdilek, Selma Bozkurt, Dilek Günal
doi: 10.4274/tnd.2022.27813  Pages 182 - 187
Amaç: Parkinson hastalığı (PH) olan hastalara bakım verenler yoğun psikolojik stres yaşarlar. Bu çalışmada Belirti Tarama Ölçeği 90 (SCL-90-R) formu kullanılarak, PH’li hastalara bakmanın, bakım verenlerin psikiyatrik durumları üzerindeki etkisi araştırılmış ve değişik sosyo-demografik ve klinik özellikler ile bakım verenin yaşadığı psikolojik stres arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır.
Gereç ve Yöntem: SCL-90-R anketi PH’li hastaya bakım veren 60 kişiye ve 50 sağlıklı kontrole uygulanmıştır. Hastaların motor ve motor olmayan bulguları; birleşik PH değerlendirme ölçeği, Hoehn & Yahr ölçeği, Schwab-İngiltere günlük yaşam aktiviteleri ölçeği ve mini-mental test gibi farklı testler kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastalardaki uyku bozuklukları ise PH uyku skalası ve Epworth uykululuk skalası kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Bakım vericilerin tümü aile üyeleriydi. Bakım vericiler SCL-90-R’nin anksiyete bölümünden kontrol grubuna göre daha yüksek puan almıştır. On üç (%22) bakım vericide genel semptom indeks puanı patolojik bulunmuştur. Hastaların yaşı ve uyku ölçek skorları, bakım vericinin kişiler arası duyarlılık, fobik anksiyete, psikoz, obsesyon-kompülsiyon, anksiyete, depresyon ve ek madde bölümlerinde artmış psikolojik stresi anlamlı şekilde öngörebilmiştir. Hastalığın şiddeti ve diğer PH bulguları bakım vericideki psikolojik strese anlamlı etkide bulunmamıştır.
Sonuç: Bu çalışma, PH’li hastaların aile üyesi olan bakım vericilerinin psikolojik stres olarak daha yüksek anksiyete düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. PH’li hastaların uyku ile ilgili semptomları bakım vericilerin psikolojik stres seviyelerini etkilemektedir.
Objective: Caregivers of patients with Parkinson’s disease (PD) experience increased levels of psychological distress. This study investigated the impact of caring for patients with PD on the psychiatric health status of the caregivers by using Symptom Checklist 90 Revised (SCL-90-R) and described the relationship between various socio-demographic and clinical characteristics and psychological distress of caregivers.
Materials and Methods: The SCL-90-R self-reported questionnaire was administered to 60 caregivers of PD patients and 50 healthy controls. Sixty patients underwent different scales including unified PD rating scale, Hoehn & Yahr scale, the Schwab-England activities of daily living scale and mini-mental state examination for the assessment of their motor and non-motor symptoms. Sleep disturbances in patients were assessed using the PD sleep scale and Epworth sleepiness scale.
Results: All caregivers were family members. They got higher scores from the anxiety (ANX) of the SCL-90-R than the control group. Of the caregivers, 13 (22%) had a pathological score in the global severity index. Age and sleep scales scores significantly predicted psychological distress in interpersonal sensitivity, phobic ANX, psychoticism and obsessive - compulsive symptoms, ANX, depression and additional items dimensions in caregivers. Disease severity and other clinical findings did not affect psychological distress in caregivers.
Conclusion: Our findings suggest that caregivers of patients with PD who are family members have higher ANX level as psychological distress. Sleep symptoms of patients with PD affect distress level of caregivers of patients with PD.

CASE REPORTS
12.A Rare Cause of Ataxia: SPG7 Mutation
Afra Çelik, Banu Özen Barut, Rahsan İnan
doi: 10.4274/tnd.2021.22804  Pages 188 - 190
Herediter spastik paraplejiler (HSP) alt ekstremitelerde ilerleyici güçsüzlük ve spastisite ile karakterize nörodejeneratif natürde klinik ve genetik olarak heterojen bir grup hastalıktır. Klinik olarak pür ve komplike formları bulunmaktadır. Genetik olarak da otozomal dominant, otozomal resesif, X’e bağlı ve mitokondriyal olarak kalıtılabilir. Olgumuz 61 yaşında erkek hasta olup bacaklarda ilerleyici güçsüzlük, sertlik ve dengesizlik, konuşmada bozukluk ve göz kapağında düşme ile başvurdu. Ailesinde benzer bir öykü bulunmayan hastanın beyin manyetik rezonans görüntülemesinde serebellar atrofi izlendi. Tüm ekzom dizileme ile SPG7 geninde homozigot p.Ala572Val (c.1715C>T) mutasyonu saptandı. SPG7 mutasyonu erişkin başlangıçlı tanı koyulamayan ataksinin önemli sebeplerindendir. Her ne kadar tüm ekzom dizileme gibi yeni nesil dizileme yöntemleri ile moleküler olarak daha kolay tanı koyulabilse de erişkin başlangıçlı ataksilerin ayırıcı tanısında SPG7’yi düşünmek gerekir. Bu yazıda SPG7 mutasyonlu komplike HSP formu tanısı alan bir hastayı sunuyoruz.
Hereditary spastic paraplegias (HSPs) are neurodegenerative disorders characterized by progressive weakness and spasticity in the lower limbs and are clinically and genetically heterogeneous. They are clinically classified as pure and complicated forms. HSP may be inherited as autosomal dominant, autosomal recessive, X-linked, or mitochondrial disorders. A 61-year-old man presented with progressive stiffness, weakness, ataxia in the lower limbs, dysarthria and asymmetric ptosis. None of the family members had such neurological symptoms. Brain magnetic resonance imaging showed cerebellar atrophy. Genetic analysis with whole exome sequencing revealed a homozygous p.Ala572Val (c.1715C>T) exchange mutation in SGP7 gene. SPG 7 mutation is an important cause of adult-onset undiagnosed ataxia. Although the availability of exome sequencing with targeted analysis helps molecular diagnosis of SPG7 easier, it is important to consider SPG7 in the differential diagnosis of adult onset ataxias. In this paper we report a patient with complicated form of HSP with SPG7 mutation.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
13.Unilateral Hyperhidrosis and Contralateral Horner’s Syndrome Due to Syringomyelia
Neşe Dericioğlu, Selçuk Palaoğlu
doi: 10.4274/tnd.2021.45077  Pages 191 - 192
Abstract | English Full Text

14.Acquired Hepatocerebral Degeneration with Ataxia and Symmetric Middle Cerebellar Peduncle T2 Hyperintensities
Aygül Tantik Pak, Sebahat Nacar Doğan, Yıldızhan Şengül
doi: 10.4274/tnd.2022.95002  Pages 193 - 194
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
15.Primary Hypereosinophilic Syndrome and Stroke: Mechanisms and Diagnosis
Melike Çakan, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.4274/tnd.2021.07448  Pages 195 - 196
Abstract | English Full Text

16.Sodium Valproate-induced Adult-onset Type 2 Citrullinemia
Başak Elçin Ateş, Turgay Demir, Deniz Kor, Remzi Emre Şahin, Şebnem Bıçakçı
doi: 10.4274/tnd.2022.37539  Pages 197 - 199
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2022 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale