e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 27 Issue : 2 Year : 2021

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 26 (4)
Volume: 26  Issue: 4 - 2020
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XIII

REVIEWS
2.Diagnosis and Treatment in Vestibular Migraine
Pınar Yalınay Dikmen
doi: 10.4274/tnd.2020.38665  Pages 260 - 268
Vestibüler migren (VM) tekrar eden spontan vertigonun en sık nedenidir. Tanı kriterlerinin 2013 yılındaki son Baş Ağrısı Hastalıkları Sınıflaması’nda yer alması hem terminoloji birliği oluşmasında, hem de VM ile ilişkili farkındalığın artması konusunda yardımcı olmuştur. VM tanısı klinik bir tanıdır. VM ile ilgili çalışmalarda hastaların baş ağrısı ve baş dönmesinin eş zamanlı olmayabileceği, hastaların baş dönmesinin ataklar arasında farklı özellikler göstererek ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Bu tanıda zorluk yaratır. Bu nedenle vertigo şikayeti ile başvuran genç, orta yaşlı hastalarda mutlaka baş ağrısının sorgulanması gerekir. Baş ağrısı yıllar önce olup kaybolmuş olabilir, öykü VM tanısındaki en önemli araçtır. İktal ve interiktal dönemde nörotolojik muayenede santral ve periferik vestibüler tutulumu gösteren bulgular olabilir, ancak patognomik bir laboratuvar incelemesi yoktur, tanı klinik olarak konulur. VM’nin ayırıcı tanısında periferik vestibüler hastalıkların, özellikle Meniérè hastalığının dışlanması gerekir. Tedavide baş ağrısı ve vertigoyu tetikleyen sebeplerin saptanarak kontrol altına alınması, hastanın yaşam tarzı ve beslenme alışkınlıklarının düzenlenmesi önemlidir. Medikal tedavide migren tedavisinde kullanılan akut ve profilaktik ilaçlar denenebilir, ancak bu konuda prospektif, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Vestibüler rehabilitasyon özellikle çevresel ve görsel uyaranlara aşırı bağımlı hale gelmiş, fizyolojik adaptasyonun bozulduğu hastalarda semptomların gerilemesine yardımcı olabilir.
Vestibular migraine (VM) is the most common cause of recurrent spontaneous vertigo. Inclusion of the diagnostic criteria for VM in the last edition of the International Classification of Headache Disorders published in 2013 promoted the establishment of unity in terminology as well as increasing awareness about VM. The diagnosis of VM is based on clinical history. In studies related to VM, it has been shown that headache and vertigo may not always occur simultaneously, and vertigo may present in different patterns in individual attacks of patients. This variation creates difficulty in the diagnosis of VM. Therefore, the presence of headache should always be questioned in young and middle-aged patients who present with vertigo. Headache that was present previously may have disappeared years ago, hence a detailed patient history is the most essential tool in the diagnosis of VM. There may be some findings showing central and peripheral vestibular involvement in the neurotologic examination during ictal and interictal periods. However, there is no pathognomonic laboratory test; the diagnosis is made clinically. In the differential diagnosis of VM, peripheral vestibular diseases should be excluded, especially Meniérè’s disease. For treatment, it is important to determine and control the triggers of headache and vertigo, and regulate the patient’s lifestyle and nutrition preferences accordingly. Acute and prophylactic medications for migraine might be used, but prospective and randomized controlled studies are necessary in this regard. Vestibular rehabilitation might be especially effective in suppressing symptoms in patients who are highly dependent on environmental and visual stimuli with impaired physiologic adaptation.

ORIGINAL ARTICLES
3.The Comparison of the Effects of Two Botulinum Toxin A Injection Methods, Follow the Pain and Fixed-site Fixed-dose, on Improving the Quality of Life and Headaches in Patients with Chronic Migraine: A Preliminary Randomized Clinical Trial
Hossein Salehi, Mohaddaseh Fekri, Alireza Vakilian, Mohsen Rezaeaian, Hassan Ahmadinia
doi: 10.4274/tnd.2020.56767  Pages 269 - 276
Amaç: Migren baş ağrıları en sık görülen ve zayıf düşüren hastalıklardan biridir. Kronik migren (KM), yaşam kalitesini düşüren ve maluliyete neden olan bir migren türüdür. Botulinum toksin A (BT-A), KM tedavisinde kullanılan tedavi seçeneklerinden biri olarak 2010 yılında Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylandı. BT-A tedavisinde ağrıyı takip etme (ATE), sabit bölge sabit doz (SBSD) yöntemleri ve kombine enjeksiyonlar yaygın olarak kullanılır. Bu klinik çalışmada; en az komplikasyonu olan, en güçlü terapötik etkilere sahip ve yaşam kalitesini iyileştirmede en düşük maliyete sahip yöntemi belirlemek için KM’li hastalarda iki BT-A enjeksiyon yönteminin etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu ön klinik çalışmada, KM’li 40 hasta tarandı ve dahil edilme kriterleri incelendikten sonra 18 hasta çalışmayı tamamladı. Temel bir incelemeden sonra ve 28 günlük bir başlangıç dönemini tecrübe ettikten sonra, hastalar rastgele olarak ATE ve SBSD gruplarına ayrıldılar. Çalışmamızda Yaşam Kalitesi Anketi, Migren Günlük Notu ve Baş Ağrısı Etki Testi-6’yı kullandık.
Bulgular: Toplam 17 kadın ve 1 erkek çalışmayı tamamladı. Baş ağrısı şiddeti, sıklığı ve yaşam kalitesi skorları, her iki grupta da benzer eğilimlerle, anlamlı bir fark olmaksızın takip eden aylarda düzelme gösterdi.
Sonuç: Skorların karşılaştırılması çoğu hastada bir iyileşmenin varlığını gösterdi, ancak SBSD ve ATE grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Bununla birlikte, SBSD grubunda tedaviye daha iyi yanıt ve daha yüksek ilaç kullanım oranı gözlendi.
Objective: Migraine headaches are one of the most common and debilitating diseases. Chronic migraine (CM) is a type of migraine that reduces quality of life and causes disability. Botulinum toxin A (BT-A) was approved in 2010 by the Food and Drug Administration for CM as one of the treatment options. In BT-A treatment, follow the pain (FTP), fixed-site fixed-dose (FSFD) methods, and combined injections are prevalent. This clinical trial aimed to compare the effects of two methods of BT-A injections in patients with CM to determine the method with the fewest complications, the strongest therapeutic effects, and the lowest costs in improving quality of life.
Materials and Methods: In this preliminary clinical trial, 40 patients with CM were screened, and after examining the inclusion criteria, 18 patients completed the trial. After a baseline examination and experiencing a 28-day baseline period, they were randomly divided into FSFD and FTP groups. In our study, we used the Quality of Life Questionnaire, the Migraine Daily Note, and Headache Impact Test-6.
Results: A total of 17 women and 1 man completed the trial. Severity and rate of headaches and quality of life scores had better changes in the following months with similar trends in both groups without a significant difference.
Conclusion: The comparison of the scores showed an improvement in most patients, but there was no significant difference between the FSFD and FTP groups. However, the results indicated a greater response to the treatment and a higher rate of drug use in the FSFD group.

4.Quality of Life in Patients with Acute Stroke: Comparison Between the Short Form 36 and the Stroke-Specific Quality of Life Scale
Besey Ören, Neriman Zengin, Selma Dağcı
doi: 10.4274/tnd.2020.12316  Pages 277 - 284
Amaç: Bu çalışma inme hastalarının sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini (HRQoL) belirlemek amacıyla çalışmalarda sıklıkla kullanılan İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (SS-QOL) ile daha az sayıda kullanılan Kısa Form (SF-36) ölçeklerinin Türkçe formlarını karşılaştırmak, her iki ölçeğin etkinliğini değerlendirmek ve bu iki ölçeğin inmeli hastalarda sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla yapıldı.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan çalışma İstanbul’daki bir hastanenin nöroloji servisinde inme tanısı ile yatan, en az 48 saat takip edilen 205 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 18 sorudan oluşan sosyodemografik ve hastalıkla ilgili soru formu, SF-36 ve SS-QOL aracılığıyla, olgularla yüz yüze görüşme tekniği ile ve bir uzman hemşire tarafından toplandı. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma, frekans) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında üç ve üzeri gruplarda Kruskal-Wallis testi, ikili grupların karşılaştırılmasında Mann-Whitney U test kullanıldı. Parametreler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Kurumdan etik kurul izni alındı.
Bulgular: Çalışma grubunu oluşturan hastaların yaş ortalaması 65,23±13,64, %46,6’sı ilkokul mezunu, %75’i evli ve %84,9’u çalışmıyordu. SF-36 ile SS-QOL ölçeğinin benzer alt boyut puan ortalamalarını mental sağlık-duygu durum dışındaki alt boyutlarda SS-QOL’nin puan ortalamalarının daha yüksek olduğu, her iki ölçeğin iç tutarlılığının yüksek olduğu (SS-QOL 0,74-0,97 aralığında; SF-36 0,59-0,95 aralığında), ölçeklerin tüm boyutları arasında pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olduğu (p<0,05), benzer alt boyutlar arasındaki korelasyonun orta düzeyde olduğu (r=0,0,42-0,59), taban ve etki değerlerinin fiziksel fonksiyon ve aktivite hariç benzer olduğu görüldü.
Sonuç: Her iki ölçek akut inmeli hastaların yaşam kalitesini değerlendirmek amacı ile kullanılabilir. Ancak SS-QOL özellikle fiziksel fonksiyon ve aktivite bakımından daha objektif sonuçlar verebileceğinden akut inmeli hastalar için önerilir.
Objective: The aim of the study was to compare the Turkish version of the Stroke Specific Quality of Life Scales (SS-QOL) and the Short Form-36 (SF-36) Scale used to determine the health-related quality of life (HRQoL) of patients with stroke, to evaluate the effectiveness of both scales, and to determine whether these two scales differed according to sociodemographic characteristics in patients with stroke. HRQoL measurements are commonly used to quantify disease burden, to evaluate treatment method, and to facilitate benchmarking. The study had a descriptive and methodologic design.
Materials and Methods: This study was conducted with 205 patients who were hospitalized with the diagnosis of stroke and followed up for at least 48 hours in a neurology department of a hospital in Istanbul. The data of the study were collected using a form including 18 questions related to sociodemographic characteristics of the patients and the disease, and the SF-36 and SS-QOL scales. In the analysis of data, in addition to descriptive statistical methods, the Kruskal-Wallis test, Mann-Whitney U test, and Spearman’s correlation analysis were used. Significance was evaluated at p<0.05. Approval of the institutional ethics committee was obtained.
Results: The mean age of the study group was 65.23±13.64 years. The study group consisted of primary school graduates (46.6%), married (75%), and unemployed (84.9%) patients. It was observed that the mean scores of SF-36 and SS-QOL subdimensions-apart from mental health-mood subdimensions-were higher than those of the SS-QOL, and both scales had higher internal consistencies, ranging between 0.74-0.97 for SS-QOL and 0.59-0.95 for SF-36. Also, there was a positive, and statistically significant correlation between the dimensions of the scales (p<0.05), and a moderate correlation existed between similar subdimensions (r=0.042-0.59).
Conclusion: Both scales can be used to evaluate the quality of life of patients with acute stroke. However, SS-QOL is recommended as a priority for patients with acute stroke.

5.Synkinetic Spread and Hyperexcitability: Orbicularis Oris Recovery in Post-facial Synkinesis
Figen Yavlal, Rahsan İnan, Ayşegül Gündüz, Meral Kızıltan
doi: 10.4274/tnd.2020.68926  Pages 285 - 291
Amaç: Periferik yüz felci sonrası sinkinezi spontan hareket ya da refleks aktivite sırasında görülebilir. Göz kırpma refleksi (GKR) toparlanma süreci beyin sapındaki internöronların eksitabilitesini yansıtmaktadır. Çalışmanın amacı postfasiyal sinkinezi (PFS) olgularında orbikülaris oküli (O.ok) dışı bir kasta sinkinetik yayılım ile ortaya çıktığı varsayılan R2 uyumlu yanıtın toparlanmasını araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya PFS gelişmiş 20 hasta (5 erkek, 15 kadın; yaş ortalaması: 38,1±18,0 yıl) ve sağlıklı bireylerden oluşan 20 sağlıklı birey (9 erkek, 11 kadın; yaş ortalaması: 42,7±11,8 yıl) alındı. Tüm katılımcılarda iki yanlı O.ok ve hasta grubunda semptomatik tarafta orbikülaris oris (O.or) kaslarından yüzeyel elektrotlar ile supraorbital uyarı sonrası standart GKR kaydedildi. Erken ve geç yanıtların latans (R1,R2 ve O.or ‘deki R2 uyumlu yanıtın) ve geç yanıtların alan değerleri ölçüldü. R2 alanlarının ve semptomatik tarafta O.or üzerinde çıkan R2 uyumlu yanıtın 200, 600 ve 1000 ms aralıklı ikili uyaran sonrası toparlanma yüzdeleri hesaplandı ve gruplar arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: Hasta grubunda felçli tarafta R1 ve R2 latansları daha uzun, O.ok üzerinde elde edilen R2 alanı daha düşük saptanmasına karşın, R2 O.ok toparlanma yüzdeleri hasta grubunda felçli tarafta daha yüksekti. Hasta grubunda felçli tarafta O.or üzerinde elde edilen toparlanma yüzdesinin aynı taraf O.ok üzerinde elde edilene benzer olduğu dikkat çekiciydi.
Sonuç: PFS’de O.ok ve O.or kasları üzerinde kaydedilen toparlanma eğrileri ve dolayısıyla bu kasları innerve eden motor döngülerin eksitabilite değişiklikleri paralellikler göstermektedir.
Objective: Synkinesis after peripheral facial palsy is seen during spontaneous movements or reflex activity. The aim of the study was to investigate the recovery of the blink reflex (BR) R2-locked response on orbicularis oris (O.or) muscle, which is assumed to be caused by synkinetic spread of R2 recorded on orbicularis oculi (O.oc) in post-facial synkinesis.
Materials and Methods: A group of 20 patients who had post-facial synkinesis (5 males, 15 females and mean age: 38.1±18.0 years) and 20 healthy individuals (9 males, 11 females and mean age: 42.7±11.8 years) were included. Responses following single and paired electrical stimulations of the supraorbital nerve were recorded over bilateral O.oc in all participants and over O.or on the symptomatic side of patients. Latencies (for R1, R2 and R2-locked response on O.or) and area under the curve [(AUC), for R2 and R2-locked response on O.or] were measured. Recovery rates of R2 and R2-locked responses recorded over O.or at interstimulus intervals of 200, 600, and 1000 ms were calculated and compared.
Results: R1 and R2 latencies were longer and R2 AUC was smaller on the symptomatic side; however, the recovery rate of BR-R2 AUC was higher on the symptomatic side in the patient group. The recovery rate of R2-locked responses on O.or was also high and early, which was statistically similar to the recovery of R2.
Conclusion: In the presence of postparalytic facial syndrome, there is a R2-locked response on the O.or exhibiting high recovery rates similar to R2, suggesting a similar behavior and increased excitability of O.oc and O.or motoneurons or related circuits.

6.Evaluation of Sensory Nerve Conduction Studies and Hematologic Parameters in Restless Legs Syndrome
Fettah Eren, Ayşegül Demir, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.2020.11129  Pages 292 - 296
Amaç: Huzursuz bacaklar sendromu (HBS) bacaklarda yanma gibi duysal yakınmalar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalar bacaklarını hareket ettirmek isterler. Semptomlar istirahatle ve geceleri belirginleşir. Bu çalışma ile HBS’de duysal sinir iletimlerinin hematolojik kan parametreleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 45 HBS’li hasta ve 45 sağlıklı kontrol dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet ve kronik hastalıkları sorgulandı. Hemoglobin, ortalama korpusküler hacim (MCV), ortalama korpusküler hemoglobin (MCH), ortalama korpusküler hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) ve ferritin değerleri kaydedildi. Ulnar, medyan ve sural duysal sinir amplitüd, latans ve iletim hızı elektronöromiyografi laboratuvarında değerlendirildi. Veriler SPSS 21 kullanılarak tanımlayıcı, parametrik ve nonparametrik testler ile analiz edildi.
Bulgular: Çalışmada 22 (%49) kadın ve 23 (%51) erkek HBS’li hasta vardı. Yaş ortalaması 57,31±14,47 yıl idi. Hemoglobin (g/dl) 14,06±1,88; MCV (fl) 85,70 (55,7-96,5); MCH (pg) 28,45 (17,6-32,5) ve ferritin (ng/ml) 31,30 (4-848) seviyelerindeydi. HBS ve kontrol grubu arasında kan değerleri açısından fark saptanmadı (p>0,05). Sural sinir iletim hızı HBS’li hastalarda daha düşüktü (p=0,01). Sural sinir latansı daha uzundu (p=0,01). Diğer sinir iletimleri hasta ve kontrol grubunda benzerdi (p>0,05).
Sonuç: HBS patogenezinde santral sinir sistemi dopaminerjik mekanizmaları, genetik geçiş ve düşük ferritin değerleri ön plandadır. Periferik sinir sistemi üzerinde daha az durulmaktadır. Bu çalışmada HBS hastalığı ile sural sinir iletim hızı ve latansı arasında ilişki olduğu belirlenmiştir. Ancak ferritin seviyesi ve sinir iletimleri arasında ilişki saptanmamıştır.
Objective: Restless legs syndrome (RLS) presents with sensory symptoms such as burning in the legs, patients want to move their legs. Symptoms become apparent at rest and at night. The aim of this study was to investigate the relationship between sensory nerve conduction and hematologic parameters in RLS.
Materials and Methods: Forty-five patients with RLS and 45 healthy controls were included in the study. Age, sex, and chronic diseases of the patients were questioned. Hemoglobin, mean corpuscular volume (MCV), mean corpuscular hemoglobin (MCH), mean corpuscular hemoglobin concentration (MCHC), and ferritin values were recorded. Ulnar, median, and sural sensory nerve amplitude, latency and conduction velocity were evaluated in a electroneuromyography laboratory. Data were analyzed using descriptive, parametric and nonparametric tests with the SPSS 21 software.
Results: There were 22 (49%) female and 23 (51%) male patients with RLS in the study. The mean age was 57.31±14.47 years. Mean blood values were as follows: Hemoglobin (g/dl) 14.06±1.88; MCV (fl) 85.70 (55.7-96.5); MCH (pg) 28.45 (17.6-32.5), and ferritin (ng/ml) 31.30 (4-848). There was no difference in terms of blood values between RLS and control group (p>0.05). Sural nerve conduction velocity was slower in patients with RLS (p=0.01). Sural nerve latency was longer (p=0.01). Other nerve conduction parameters were equal in the study and control groups (p>0.05)
Conclusion: Central nervous system dopaminergic mechanisms, genetic transmission, and low ferritin levels are the main factors in the pathogenesis of RLS. There is less focus on the peripheral nervous system. In this study, sural nerve conduction velocity and latency were associated with RLS. However, there was no correlation between ferritin levels and nerve conduction.

7.Stimulus Duration in a Mixed Nerve Conduction Study: Decomposing Sensory Potential
Nermin Görkem Şirin, Elif Kocasoy Orhan, Sezin Alpaydın Baslo, Aysun Soysal, Kayıhan Uluç, Mehmet Barış Baslo
doi: 10.4274/tnd.2020.28003  Pages 297 - 302
Amaç: Bu çalışmada, yüzeyel sinir iletim incelemesinde uzun süreli uyarı kullanılarak, mikst sinir aksiyon potansiyeli (SAP) içerisinde ağırlıklı olarak kalın myelinli duyusal liflerden köken alan SAP parçasının ayrıştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Medyan ve ulnar mikst SAP yanıtları bilekte ve dirsekte medyan ve ulnar sinir üzerine 0,5 ve 1,0 ms uyarı süresi ve submaksimal uyarı şiddeti kullanılarak kaydedildi. Submaksimal uyarı şiddeti, medyan ve ulnar sinir innervasyonlu distal el kaslarında görsel olarak kas kasılması izlenmeyen en yüksek uyarı şiddeti olarak belirlendi. Yüzeyel kayıt elektrotları sırasıyla dirsek ve aksillada medyan ve ulnar sinir trasesi üzerine yerleştirildi. Sağlıklı kontroller ve demiyelinizan nöropatili ve/veya motor ileti bloklu hastalar çalışmaya dahil edildi.
Bulgular: Mikst SAP’ler 24 sağlıklı kontrol ve multifokal motor nöropati (MMN), akut motor aksonal nöropati (AMAN) ve ulnar tuzak nöropatisi (UTN) olan 3 hastada kaydedildi. Referans değerleri sağlıklı kontrollerde hesaplandı. AMAN ve MMN tanılı hastalarda mikst SAP’ler normal olarak izlenirken, UTN olan hastada uzun latanslı olarak kaydedildi.
Sonuç: Düşük uyarı şiddeti ve uzun süreli uyarı ile kaydedilen mikst SAP’ler motor ileti bloğunun bulunduğu segmentlerde duyusal tutuluşu göstermek amacıyla kullanılabilir. Bu ileti incelemeleri demiyelinizan nöropatilerin sınıflandırılmasında fayda sağlayabilir.
Objective: To decompose a part of the nerve action potential (NAP), mainly originating from large-myelinated sensory fibers, from mixed NAPs by using a stimulus with long duration during surface recordings.
Materials and Methods: Median and ulnar mixed NAPs were elicited using submaximal stimulus intensities with 0.5 and 1.0-ms stimulus duration, which were adjusted to just below the threshold to activate motor fibers as detected visually through muscle twitch in hand muscles, by stimulating the median and ulnar nerves at the wrist and elbow and recording from the median and ulnar nerves at both the elbow and axilla, respectively. Healthy controls and patients with demyelinating neuropathy and/or motor conduction block were included in the study.
Results: Mixed NAPs were recorded in 24 healthy subjects and three patients who had multifocal motor neuropathy (MMN), acute motor axonal neuropathy (AMAN), and ulnar entrapment neuropathy (UEN). Reference values were calculated in the healthy subjects. In patients with AMAN and MMN, mixed NAPs were normal, whereas in UEN, ulnar mixed NAPs had prolonged latencies.
Conclusion: Mixed NAPs elicited by stimuli with long duration and low strength in the upper limbs can be used to detect sensory involvement at segments where motor conduction block exists and might help to classify demyelinating neuropathies.

8.Reliability and Validity of the Turkish Version of the Mini-BESTest Balance Scale in Patients with Stroke
Ayşe Göktaş, Fulya Damla Çolak, İrem Kar, Gamze Ekici
doi: 10.4274/tnd.2020.36043  Pages 303 - 310
Amaç: Mini BESTest (Mini-BESTest-Türk) denge ölçeğinin Türk toplumundaki inmeli hastalarda kullanımı için kültürel adaptasyon çalışmasını sağlamak ve geçerlilik-güvenilirliğini belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 59,52±14,04 yıl olan 84 hasta (28 kadın, 56 erkek) alındı. Araştırmacılar ölçeği, iç güvenilirlik ve test-tekrar test güvenilirliği için 7 gün içinde iki kez uyguladılar. Mini-BESTest güvenilirlik çalışması iç tutarlılığın hesaplanması ile yapıldı. Mini-BESTest-Türk ve alt bölümlerinin güvenilirliği Cronbach’ın alfa katsayısı kullanılarak değerlendirildi. Madde-toplam korelasyonu ve test-tekrar test güvenilirliği hesaplandı. Yapısal geçerlilik için faktör analizi uygulandı. Mini-BESTest-Türk ve Berg Denge ölçeğinin (BDÖ) yapı geçerliliği Spearman korelasyon analizleri kullanılarak değerlendirildi. %95 güven aralığında (MDC %95) saptanabilir asgari değişim olarak belirlenmiştir.
Bulgular: Mini-BESTest-Türk, güvenilirlik (sınıf içi korelasyon katsayısı: 0,994, %95, güven aralığı: 0,981-0,998 ve p<0,001) gösterdi. Yapı geçerliliği için korelasyonda, Mini-BESTest-Türk ile BDÖ arasında, çok kuvvetli pozitif yönde (r=0,925, p<0,001) korelasyon bulundu. MDC95 2.01 puandı.
Sonuç: Güvenilirlik çalışması, Mini-BESTest-Türk ölçeğinin mükemmel iç tutarlılığa sahip olduğunu göstermiştir. Mini-BESTest denge ölçeğinin (Mini-BESTest-Türk) Türkçe versiyonu inme hastalarında güvenilir ve geçerli bir ölçek olarak görünmektedir; bu nedenle inmeli hastaların takibinde ve klinik çalışmalarda kullanımının yararlı olabileceğine inanıyoruz. Klinik olarak anlamlı değişiklikleri belirleme yeteneği olduğu belirlendi.
Objective: To determine the validity and reliability of the Turkish version of the Mini-BESTest balance scale (Mini-BESTest-Turk) and provide a culturally adapted version for use in Turkish patients with stroke.
Materials and Methods: A convenience sample of 84 Turkish patients with chronic stroke (28 female, 56 male; mean age: 59.52±14.04 years) was recruited. Researchers administered the scale, for the inter-rater reliability and twice within 7 days for the test-retest reliability. Mini-BESTest reliability study was performed by calculating internal consistency. The reliability of Mini-BESTest-Turk and its subsections was evaluated using Cronbach’s alpha coefficient. Item-total correlation and test-retest reliability were calculated. For structural validity, factor analysis was performed. The construct validity of Mini-BESTest-Turk and Berg Balance scale (BBS) was assessed using Spearman correlation analyses. The minimum detectable change (MDC) at 95% confidence intervals (MDC 95%) was established.
Results: The Mini-BESTest-Turk demonstrated test-retest [intraclass correlation coefficient: 0.994, 95% confidence intervals: (0.981-0.998); p<0.001]. In the correlation for validation study, correlations between Mini-BESTest-Turk and BBS scores (r=0.925, p<0.001) were very strongly positive. MDC95 was 2.01 points.
Conclusion: The reliability study showed that the Mini-BESTest-Turk had excellent internal consistency. The Turkish version of the Mini-BESTest scale (Mini-BESTest-Turk) seems to be a reliable and valid measure in patients with stroke. We believe that it may be useful in the follow-up of patients with stroke and clinical research. The ability to identify clinically significant changes was determined.

9.Causes of Ischemic Stroke in Patients with Atrial Fibrillation
Yasemin Dinç, Mustafa Bakar, Bahattin Hakyemez
doi: 10.4274/tnd.2020.60820  Pages 311 - 315
Amaç: Atriyal fibrilasyon (AF) yetişkin popülasyonun %1’ini etkileyen en yaygın kardiyak aritmidir. Bununla birlikte, AF’li hastalarda iskemik inmeler, özellikle ek vasküler risk faktörleri olan yüksek riskli hastalarda, alternatif mekanizmalarla tetiklenebilir. Bu hastaların bazılarında inmeye aterotrombotik mekanizmalar neden olabilir ve AF rastlantısal veya aterosklerotik hastalığın bir belirtisi olabilir. Bu durumda kardiyoembolik inmeyi büyük arter aterosklerozuna bağlı inmeden ayırt etmek zor olabilir. Bu çalışmanın amacı valvüler olmayan AF’li hastalarda non-kardioembolik iskemik inme sebeplerini saptamak ve kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için risk faktörlerini belirlemektir
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma iskemik inme ve valvüler olmayan AF tanısıyla Uludağ Üniversitesi Nöroloji Kliniği’nde takip edilen hastalarda, non-kardiyak inme oranını saptamak ve inme geçiren valvüler olmayan AF’si olan hastalarda kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için risk faktörlerini belirlemektedir. Bu çalışmaya, 1 Ocak 2019 - 1 Mart 2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı’nda valvüler olmayan AF ve akut iskemik inme tanısı ile takip edilen 180 hasta retrospektif olarak taranarak dahil edilmiştir.
Bulgular: Bu çalışmada akut iskemik inme geçiren valvüler olmayan AF’li hastalarda non-kardiyak inme oranı %20 olarak saptanmıştır. Bu hastalarda büyük damar aterosklerozuna bağlı iskemik inme %14,4 saptanmışken, AF’si olan tüm hastaların %9,5’ine stent takıldı. Kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için dermografik özellikler, klinik özellikler ve risk faktörleri analiz edildiğinde erkek cinsiyet (p=0,020) ve sigara içiciliği (p<0,001) ile anlamlı istatistiksel sonuç elde edildi.
Sonuç: İnme birçok karmaşık mekanizmanın sebep olduğu heterojen bir hastalık grubudur. İnme rekürrensinin önlenmesi etkin tedaviye erken başlamakla mümkündür. AF’si olan bir akut iskemik inme hastasında kritik arter stenozunun olması inme rekürrensine sebep olur ve bu nüks antikoagülan tedavi ile önlenemez. Anjiyografik kanıtlar akut iskemik inmeli hastalarda etnik ve ırksal farklılıkları da ortaya koymuştur. Bu sebeple kendi popülasyonumuzda yapılacak prospektif çalışmalarla daha kesin bilgilere ulaşılabilir
Objective: Atrial fibrillation (AF) is the most common cardiac arrhythmia affecting 1% of the adult population. However, ischemic strokes in patients with AF can be triggered by alternative mechanisms, especially in high-risk patients with additional vascular risk factors. In some patients, atherothrombotic mechanisms may cause stroke, and AF may be incidental or a symptom of atherosclerotic disease. In this case, it may be difficult to distinguish cardioembolic stroke from stroke due to large artery atherosclerosis. The aim of this study was to determine the causes of non-cardioembolic ischemic stroke in patients with non-valvular AF and to determine the risk factors for craniocervical atherosclerotic stenosis.
Materials and Methods: This study identified risk factors for craniocervical atherosclerotic stenosis in patients followed up at the Uludağ University Faculty of Medicine Department of Neurology with a diagnosis of ischemic stroke and non-valvular AF. In this study, 180 patients who were followed up with a diagnosis of non-valvular AF and acute ischemic stroke between January 1st, 2019 - March 1st 2020, in Uludağ University Faculty of Medicine Department of Neurology, were retrospectively included.
Results: In this study, the non-cardiac stroke rate was 20% in patients with non-valvular AF who had acute ischemic stroke. Ischemic stroke due to large vessel atherosclerosis was found in 14.4% of these patients, and 9.5% of all patients with AF were stented. When dermographic features, clinical features, and risk factors were analyzed for craniocervical atherosclerotic stenosis, a significant statistical result was obtained with male sex (p=0.020) and smoking (p<0.001).
Conclusion: Stroke is a heterogeneous group of diseases caused by many complex mechanisms. Prevention of stroke recurrence is possible by starting effective treatment early. The presence of critical artery stenosis in a patient with acute ischemic stroke with AF causes stroke recurrence and this relapse cannot be prevented by anticoagulant treatment. Angiographic evidence also revealed ethnic and racial differences in patients with acute ischemic stroke. Therefore, more precise information can be obtained through prospective studies in our population.

10.Comparison of the Effects of Treadmill Trainings on Walking and Balance Functions by Increasing the Speed and Incline in Chronic Patients with Stroke
Çağrı Alıpsatıcı, Nuray Alaca, Mehmet Kerem Canbora
doi: 10.4274/tnd.2020.48921  Pages 316 - 321
Amaç: Yürüyüşün iyileştirilmesi inme rehabilitasyonunda önemli bir hedeftir. Bu çalışmada, kronik inmeli hastalarda; hız veya eğim artırılarak yapılan koşu bandı eğitiminin konvansiyonel tedavi ile birlikte uygulanmasının yürüme parametreleri ve denge fonksiyonları üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır.
Gereç ve Yöntem: Motor fonksiyonlarında duraksama olduğunu (plato) bildiren 28 kronik inmeli hasta çalışmaya alındı. Hastalar; konvansiyonel tedavi ve hızı artırılarak yapılan koşu bandı eğitim grubu [(HKBE); n=14] ile konvansiyonel tedavi ve eğim artırılarak yapılan koşu bandı eğitim grubu [(EKBE); n=14] olarak iki gruba ayrıldı. Rehabilitasyon programı haftada üç kez sekiz hafta boyunca uygulandı. Hastalara tedavi öncesi ve sonrasında; altı dakika yürüme testi (6DYT), on metre yürüme testi (10MYT), Berg Denge skalası, Beck Depresyon ölçeği, adım uzunluğu ve kadans değerlendirmeleri yapıldı.
Bulgular: Her iki grubun tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde; yürüme ile denge fonksiyonları ve depresyon ölçeği grup içlerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmişti (p<0,001). Grupların birbiri ile karşılaştırılmasında HKBE grubu 6DYT (p=0,023), 10MYT (p=0,006), adım uzunluğu (p=0,004) ve kadans (p=0,000) değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde EKBE grubuna göre daha fazla iyileşme gösterdi.
Sonuç: Koşu bandı ile yapılan yürüyüş eğitiminin plato döneminde olduğu varsayılan kronik inme hastalarında yürüme ve denge fonksiyonları ile duygu durum düzeylerinde olumlu sonuçları olduğunu gördük. Ayrıca, koşu bandı eğitimi yaptırılırken eğimin artırılmasından daha çok hızın artırılarak yapılan yürüyüş eğitiminin inme hastalarında daha yararlı olabileceğini öngörmekteyiz.
Objective: Improvement of walking is an important goal in stroke rehabilitation. This aim of this study was to compare the effects of treadmill training on walking and balance functions by increasing the speed or incline in patients with chronic stroke.
Materials and Methods: Twenty-eight patients with chronic stroke who had symptoms of motor function plateau, were included in the study. Patients were divided into two groups: conventional treatment and treadmill training with increased speed [group (CTIS); n=14] and conventional treatment and treadmill training with increased incline [group (CTII); n=14]. The rehabilitation program was conducted three times per week for eight weeks. The following tests were performed before and after treatment: six-minute walking test (6MWT), ten-meter walking test (10MWT), Berg Balance scale, Beck Depression inventory, stride length, and cadence assessments.
Results: In the pre- and post-treatment evaluations of both groups, walking and balance function and depression scale scores improved statistically (p<0.001). The between-group comparisons demonstrated that the CTIS group had a statistically significant improvement in the evaluation of 6MWT (p=0.023), 10MWT (p=0.006), stride length (p=0.004), and cadence (p<0.001) compared with the CTII group.
Conclusion: Together, our data demonstrate that walking training on a treadmill has positive results on walking and balance functions, as well as the emotional levels of patients with chronic stroke in the assumed plateau period. We anticipate that treadmill walking training performed with increased speed may be more beneficial than increasing the incline in patients with stroke.

11.Modelling Non-motor Symptoms of Parkinson’s Disease: AAV Mediated Overexpression of Alpha-synuclein in Rat Hippocampus and Basal Ganglia
Sevgi Uğur Mutluay, Elif Çınar, Gül Yalçın Çakmaklı, Ayşe Ulusoy, Bülent Elibol, Banu Cahide Tel
doi: 10.4274/tnd.2020.22308  Pages 322 - 329
Amaç: Amacımız, oluşturulan unilateral hipokampal ve/veya nigral alfa-sinükleinopati ile bilişsel disfonksiyon, anksiyete ve anhedoni arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Dişi Sprague-Dawley sıçanların dentat girus (DG) ve substantia nigra (SN) veya her ikisine DG + SN unilateral olarak adeno-ilişkili virüsaracılı alfa-sinüklein (α-sin) strereotaksik olarak enjekte edildi. Hayvanlar, motor işlevlerin yanısıra hafıza, uzaysal öğrenme, anksiyete ve hedoninin incelenmesi amacı ile test edildiler. α-sin ve sinaptofizin düzeyleri Western blot (WB) analizleri ile değerlendirildi.
Bulgular: Apomorfin ile indüklenen dönme testinde, SN-α-sin grubunda kontrol grubuna kıyasla hafif motor bozukluk oluştuğu gözlendi. DG-a-sin grubunda yeni nesne tanıma testi ile hafıza bozukluğu olduğu görüldü. α-sin enjeksiyonu gerçekleştirilmiş bütün gruplarda Morris su labirenti testinde platformu bulma süresi kontrol grubuna kıyasla daha uzun olsa da gruplar arasındaki bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. DG-α-sin grubunun sükroz tercih testinde sükroz çözeltisini daha çok tercih ettiği ve yükseltilmiş artı labirenti testinde açık kolda daha çok vakit geçirdiği gözlenirken, SN-a-sin grubunun ise bu testlerde DG-α-sin grubunun tam tersi yönde davranış gösterdiği görüldü. α-sin proteininin bütün enjeksiyon bölgelerinde ifade edildiği, WB yöntemi ve immünohistokimyasal boyama ile gösterildi. Yine WB analizi ile α-sin enjekte edilmiş grupların hipokampus ve striatumlarında sinaptofizin düzeylerinin kontrollere göre daha az olduğu bulundu.
Sonuç: Parkinson hastalığı (PH) motor ve motor-dışı semptomlarla (NMS) karakterize bir hastalıktır, fakat dopaminerjik denervasyon zemininde NMS’lerin gösterildiği bir hayvan modeli henüz geliştirilememiştir. Oluşturulan bu model, PH’de bilişsel disfonksiyon ve NMS’lerin özellikle hipokampal α-sin patolojisi temelinde araştırılmasına yardım edebilir.
Objective: Our aim was to investigate the relation between unilateral hippocampal and/or nigral alpha-synucleinopathy and cognitive dysfunction, anxiety and anhedonia.
Materials and Methods: Female Sprague-Dawley rats were stereotactically injected adeno-associated viruses carrying alpha-synuclein (α-syn) into unilateral dentate gyrus (DG), substantia nigra (SN) or both SN + DG. The animals were tested for motor functions and memory, spatial learning, anxiety and hedony. Levels of α-syn and synaptophysin were evaluated by Western blot (WB) analysis.
Results: In apomorphine-induced rotation test, a mild motor dysfunction was found in SN-α-syn group compared to control. DG- α-syn group showed memory impairment in novel object recognition test. All the α-syn injected groups spent more time to find the platform compared to controls in Morris water maze but this difference did not reach statistical significance. DG-α-syn group consumed more sucrose solution in sucrose consumption test and spent more time on the open arm in elevated plus maze, while the opposite was observed in SN-α-syn group compared to controls. We showed α-syn protein expression in the injected areas of all α-syn groups by WB and immunohistochemical staining. In WB analysis, both hippocampal and striatal synaptophysin expression levels were lower in the α-syn groups compared to controls.
Conclusion: Parkinson’s disease (PD) is characterized by both motor and non-motor symptoms (NMS). However, an animal model recapitulating NMS with the background of dopaminergic denervation is still lacking. This model may help to investigate hippocampal α-syn pathology correlated especially with cognitive dysfunction and other NMS of PD.

12.Distribution Patterns and Publishing Rates of Oral Presentations Presented in National Neurology Congresses According to Diseases Between 2000-2017
Ferda İlgen Uslu, Alişan Bayrakoğlu, Sultan Meşe, Gülşen Babacan Yıldız
doi: 10.4274/tnd.2020.53077  Pages 330 - 333
Amaç: Kongreler hekimlerin güncel bilgilere erişmesi açısından önemini korumaktadır. Burada sunulan bildiriler kısa sürede alanının güncel araştırma konularına ulaşmayı sağlar. Çalışmamızda Türk Nöroloji Derneği’nin düzenlediği Ulusal Nöroloji Kongreleri’nde (UNK) sunulan sözel sunumların (SS) literatüre katkısını araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: 2000-2017 arasında yapılan UNK’lerinde sunulan SS’ler gözden geçirildi. Bildirilerin ana başlıklarda dağılımı ve kurumları belirlendi. Ardından araştırmacıların isimleri ve sunum başlıkları Türkçe ve İngilizce olarak PubMed ve Google Scholar veritabanlarında arandı ve yayınlanma oranları belirlendi.
Bulgular: On yedi yılda toplam 1682 sözel (43-128), 8065 (211-750) poster sunumu kabul edilmişti. On dört bildiri (%0,8) geri çekilmişti. Sözel sunumlardan 318’i demyelinizan hastalıklar (DMH), 305’i beyin damar hastalıkları (BDH), 205’i epilepsi, 202’si nöromusküler hastalıklar (NMH), 199’u baş ağrısı, 183’ü hareket bozuklukları, 112’si davranış nörolojisi, 20’si uyku, 13’ü çocuk nörolojisi, 119’u diğer hastalıklar grubundaydı. Çalışmaların 1253’ü klinik, 226’ı olgu sunumu, 130’u temel bilim, 84’ü anket, 70’i genetik, 852’si prospektif çalışmalardı. Çalışmaların 1286’sı üniversite, 338’i eğitim araştırma, 25’si devlet hastanesi, 19’u özel hastanedendi. Altı yüz altısı (%36) makale olarak yayınlanmıştı. 171’i Türkçe dergilerde ve 416’sı SCI-E dergilerde yayınlanmıştı. Yayınların 481’i (%79,4) üniversiteden hazırlanan sunumlardandı. 2000-2009 ile 2010-2017 sunumları karşılaştırıldığında NMH ve uyku sunumları artarken her dönem en fazla sunum BDH ve DMH grubunda olmuştu. En çok baş ağrısı ve epilepsi ilgili sunumlar dergilerde yayınlanmıştı.
Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız Türkiye’de nöroloji kongre sunumları ile ilgili ilk çalışmadır. Bu tür analizlerin literatürde çoğunlukla 1-5 yıllık yapıldığı, sonuçlarımızın diğer disiplinlerin düzenlediği ülkemizden yapılan çalışma analizlerine benzer, uluslararası toplantıların analizlerine göre düşük olduğu dikkati çekmiştir. Yayın sayısının artırılması için teşvik yöntemleri geliştirilmesi gerektiği düşünüldü.
Objective: Congresses are important for physicians to access up-to-date information. The papers presented in congresses provide access to current research topics in the field in a short time. In this study, we aimed to investigate the contribution of oral presentations (OP) that were presented at the Turkish National Neurology Congress (TNNC) organized by the Turkish Neurological Society to the literature.
Materials and Methods: OP presented in TNNCs between 2000-2017 were reviewed. The distribution of papers in terms of the main headings and their institutions were determined. Then, the names and presentation titles of the researchers were searched in PubMed and Google Scholar databases in Turkish and English and their publication rates were determined.
Results: In 17 years, a total of 1682 oral and 8065 poster presentations were accepted. Fourteen OPs were withdrawn. Of the OPs, 318 were in the field of demyelinating diseases (DMD), 305 on cerebrovascular diseases (CVD), 205 on epilepsy, 202 on neuromuscular diseases (NMD), 199 on headache, 183 on movement disorders, 112 on behavioral neurology, 20 on sleep disorders, 13 on pediatric neurology, and 119 on other diseases. Of the studies, 1253 were clinical studies, 226 were case reports, 130 were basic science studies, 84 were questionnaire studies, 70 were genetic studies, and 852 were prospective studies. One thousand two hundred eighty-six were from university hospitals and 338 from training and research hospitals. Six hundred six were published as articles. One hundred seventy-one were published in Turkish journals and 416 were published in SCI-E journals. Of the publications, 481 were presentations from university hospitals. Comparing the 2000-2009 and 2010-2017 presentations, presentations of NMD and sleep disorders increased, and the highest number of presentations were in the CVD and DMD groups in both periods. Presentations of headache and epilepsy were mostly published in journals.
Conclusion: To our knowledge, our study is the first to analyze neurology congress presentations in Turkey. It is noted that such analyses are performed in the literature mostly for 1-5 years, and our results are similar to those of other disciplinary studies conducted in our country and lower than those of international meetings. Incentive methods should be developed to increase the number of publications.

CASE REPORTS
13.Family History of Headache and Epistaxis Associated with Ischemic Stroke
Eu Jene Choi, Dong Goo Lee, Do-Hyung Kim, Sang Hyun Jang
doi: 10.4274/tnd.2020.48902  Pages 334 - 338
Otuz dört yaşındaki kadın hasta acil servise geçici sağ kol güçsüzlüğü, hemoptizi, baş ağrısı ve “yıldızlar görme” semptomları ile başvurdu. Hastanın uzun zamandır olan burun kanamaları öyküsü vardı. İki kez elektro-koagülasyon tedavisi görmesine rağmen burun kanamalarının tekrarladığı öğrenildi. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile hastanın toraksı ve beyni görüntülendi. Toraks BT’de sağ akciğer apekste ve sağ alt lobta arteriyovenöz malformasyonlar (AVM) görüldü. Beyin MRG’de frontal bölgede bir AVM görüldü. Pulmoner AVM’lerin cerrahi tedavisinden sonra hastanın burun kanaması önemli ölçüde azaldı. Ayrıca hastanın soyağacı, durumunun kalıtsal olabileceğini düşündürdü. Daha ileri araştırmalar, hastada endoglin geninde mutasyonlarla birlikte herediter hemorajik telenjiektazi (HHT) tanısını koydurdu. Hem hastanın kendisinin hem de annesinin etkilendiği görüldü. Pulmoner arteriyovenöz fistüllerin (PAVF), geçici iskemik ataklara yol açabilen intrapulmoner sağdan sola şantlara neden olabileceği bilinmektedir. Bununla birlikte, PAVF’ler tedavi edilmediğinde kalıcı hemiparezi, beyin apsesi ve meningoensefalit gibi ağır nörolojik bozukluklara da neden olabilir. Bu olgu bildirimi, pulmoner AVM’leri ve bunlarla ilişkili nörolojik komplikasyonları kontrol etmek için cerrahi müdahalenin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, tekrarlayan burun kanaması veya hemoptizisi ve aile öyküsü olan hastalar, HHT tanısı için genetik testlerden faydalanabilir.
A 34-year-old woman presented to the emergency room with symptoms of transient right arm weakness, hemoptysis, headache, and seeing stars. She revealed a long history of epistaxis. Despite receiving electro-coagulation therapy twice, her epistaxis redeveloped. We examined her chest and brain using computed tomography (CT) and magnetic resonance imaging (MRI). Her chest CT scan showed an arteriovenous malformation (AVM) in the right apex and the right lower lung, and the brain MRI indicated an AVM in her frontal head. After the surgical treatment of her pulmonary AVMs, her epistaxis was significantly improved. In addition, her pedigree suggested that her condition might be hereditary. Further investigations revealed that she had hereditary hemorrhagic telangiectasia (HHT) with mutations in the endoglin gene. Both the patient and her mother were affected. It is known that pulmonary arteriovenous fistulas (PAVFs) can cause intrapulmonary right-to-left shunts, which can lead to transient ischemic attacks. However, PAVFs may also cause critical neurologic disorders such as permanent hemiparesis, brain abscesses, and meningoencephalitis when not adequately treated. This case study demonstrates the need for surgical intervention to control pulmonary AVMs and their associated neurologic complications. Furthermore, patients with recurrent epistaxis or hemoptysis with a family history may benefit from genetic testing for HHT.

14.Intracranial Hematoma After Spinal Anesthesia
Can Çubuk, Mehmet Taylan Peköz, Hacer Bozdemir
doi: 10.4274/tnd.2020.54189  Pages 339 - 341
Spinal anesteziye bağlı gelişen komplikasyonlardan biri olan intrakraniyal hemoraji, nadir görülen ancak hayatı tehdit eden bir durumdur. Bu olguyu sunarak spinal anestezi sonrası nadir görülen bir komplikasyon olan intraserebral parankimal hemorajinin tanı ve tedavisinde farkındalığı artırmayı amaçladık.
Intracranial hemorrhage is a rare but life-threating complication of spinal anesthesia. Herein, we describe such a rare case that was diagnosed as parenchymal intracerebral hemorrhage after spinal anesthesia. We also aim to raise awareness of its diagnosis and treatment.

15.Neurobrucellosis: Two Cases, Two Different Presentation
Füsun Zeynep Akçam, Mustafa Akçam, Melahat Yılmaz, Esra Nurlu Temel, Onur Kaya, Gül Ruhsar Yılmaz
doi: 10.4274/tnd.2020.77853  Pages 342 - 345
Bruselloz özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen önemli ölçüde morbiditeye sahip bir enfeksiyon hastalığıdır. Vücutta her sistemi tutabilir ve farklı klinik tablolara yol açabilir. Burada sunulan olgular, nadir görülen santral sinir sistemi tutulumunun farklı prezentasyonları olmaları nedeniyle dikkat çekmiştir. Olgu 1, 17 yaşında erkek hasta ani başlayan ateş, baş ağrısı, kusma, konuşamama ve yürüyememe şikayetleri ile başvurdu. Fizik muayenesinde, ateşi 37,5 °C idi bilinci letarjikti, hastanın oryantasyonu ve kooperasyonu yoktu. Lomber ponksiyon yapıldı. Beyin omurilik sıvısı (BOS) bulguları pürülan menenjit ile uyumlu idi. Olgu 2, 34 yaşında erkek hastanın iki hafta önce duymasında azalma nedeniyle doktora gittiği öğrenildi. Sabah başlayan baş ağrısı ardından zaman ve yer oryantasyonunda bozulma, ajitasyon şikayetlerinin giderek artması üzerine acile getirildi. Benzer şikayetlerin bir ay kadar önce yine olduğu ama birkaç saat içerisinde kendiliğinden gerilediği için doktora başvurulmadığı ve bir yılı aşkın süredir depresyon tedavisi gördüğü de yakınından öğrenildi. Fizik muayenesinde; ateş 37,2 °C idi, hastanın şuuru bulanıktı, oryantasyon ve kooperasyonu kısıtlı idi. Ense sertliği yoktu, Brudzinski ense fenomeni ve Kernig bulgusu negatif idi. Her iki hasta kan ve BOS incelemeleri ile nörobruselloz tanısı alarak uygun tedavi ile iyileşti. Burada, klinik görünüşleri farklı olan iki nörobrusellozlu olgu sunulup tartışıldı
Brucellosis is an infectious disease seen particularly in developing countries with a high rate of morbidity. It can affect any system in the body and lead to different clinical presentations. The patients presented here draw attention because they were different presentations of rarely encountered central nervous system involvement. Case 1, a 17-year-old male patient was referred to our hospital with symptoms including sudden-onset fever, headache, vomiting, and being unable to speak and walk. On physical examination, the patient had a fever of 37.5 °C, he was lethargic and had no orientation and cooperation. Lumbar puncture was performed. Cerebrospinal fluid (CSF) findings were consistent with purulent meningitis. Case 2, it was learned that a 34-year-old male patient went to a physician two weeks ago due to a decrease in hearing. He was brought to the emergency room because of the deterioration in his time and place orientation and his symptoms of agitation gradually increased after a headache that started in the morning. It was learned from his relatives that similar symptoms happened again about a month ago, but he did not consult a physician because it resolved spontaneously within a few hours and he had been using depression treatment for more than a year. In the physical examination, his temperature was 37.2 °C, the patient was unconscious, his orientation and cooperation were limited. There was no neck stiffness, and Brudzinski’s neck phenomenon and Kernig’s sign were negative. Both patients were diagnosed as having neurobrucellosis through blood and CSF examinations and they both recovered with appropriate treatment. Here, we report and discuss two patients with neurobrucellosis with different clinical features.

16.Orolingual Angioedema After Intravenous Tissue Plasminogen Activator in a Patient with Insular Cortex Ischemia: A Case Report
Aydın Talip Yıldoğan, Fettah Eren, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.2020.04864  Pages 346 - 348
Akut iskemik inmede intravenöz doku plazminojen aktivatörü (tPA) sekelsiz sağkalım oranını artırmaktadır. Artan tPA kullanımı ile bu tedavinin komplikasyonları ve yönetimi daha önemli hale gelmiştir. Seksen yaşında erkek hasta 3 saat önce ani başlayan konuşma bozukluğu ve sağ kolda güç kaybı nedeniyle başvurdu. Manyetik rezonans görüntülemede sol insular kortekse uyan lokalizasyonda akut iskemi saptandı. İnfüzyonun 30. dakikasında dilde ve dudakta şişkinlik, konuşurken zorlanma ve seste kabalaşma gözlendi. Hafif solunum sıkıntısı saptandı. Orolingual anjiyoödem tanısı konuldu. Tedavi sonrası hasta tamamen düzeldi. Anjiyoödem tPA’nın nadir ancak potansiyel olarak yaşamı tehdit edici bir komplikasyonudur. Bu klinik semptomun hızlı bir şekilde tanınması ve tedavi edilmesi gerekir. Bu nadir komplikasyonun özellikle iskemik alanın lokalizasyonu ile ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Intravenous tissue plasminogen activator (tPA) increases survival rates without sequelae in acute ischemic stroke. Complications and management of this treatment have become more important with the increasing use of tPA. An 80-year-old male patient was admitted with a sudden-onset speech disorder and loss of strength in his right arm, which started 3 hours ago. Magnetic resonance imaging revealed acute ischemia localized in the left insular cortex. Lip and tongue swelling, difficulty in speaking, and deepening in voice were observed in the 30th minute of infusion. There was mild respiratory distress. Orolingual angioedema was diagnosed. He completely recovered after treatment. Angioedema is a rare but potentially life-threatening complication of tPA. When this clinical symptom occurs, it should be recognized and treated quickly. This report aims to reveal the relationship of this rare complication with the localization of the ischemia.

17.A rare case in Turkey: Cocaine-induced multifocal leukoencephalopathy
Esra Erdil, Handenur Tunç, Kadriye Agan
doi: 10.4274/tnd.2020.00908  Pages 349 - 352
Kokain kullanımı hemorajik ve iskemik serebrovasküler hastalık, nöbet, nöropsikiyatrik komplikasyonlar, hareket bozuklukları, serebral vaskülit, reversibl serebral vazokonstrüksiyon sendromu, multifokal lökoensefalopati gibi nörolojik rahatsızlıklara yol açabilir. Bunlardan multifokal inflamatuar lökoensefalopati nadir görülmektedir ve kokaine karıştırılan madde olan levamizol ile ilişkili bulunmuştur. Bu yazıda katatoni belirtileri ile başvuran kokain/levamizol ilişkili multifokal inflamatuvar lökoensefalopati olgusu sunulmaktadır. 34 yaşında kadın hasta cevap vermede azalma ve normal dışı davranışlarının olması nedeni ile acil serviste değerlendirildi. Hastanın Avusturya’da yaşadığı ve hastane başvurusundan üç hafta önce kokain kullandığı öğrenildi. Nörolojik değerlendirmede uzamış konuşma latansı, ekolali ve kooperasyon kısıtlılığı saptandı. Kraniyal MRG’ lerde bilateral subkortikal periventriküler yapılarda FLAIR ve T2 ağırlıklı incelemelerde hiperintens çok sayıda yuvarlak-oval şekilli, yer yer difüzyon kısıtlaması ve heterojen kontrast tutulumu gösteren lezyonlar izlendi. Kraniyal görüntüleme bulguları demiyelinizan hastalık düşündüren bu olguda, olası levamizol ilave edilmiş kokain kullanım öyküsü olduğundan levamizol ilişkili multifokal lökoensefalopati tanısı ön planda düşünüldü. Hastaya pulse metilprednizolon tedavisi başlandı. Tedavinin altıncı gününde hasta, yurtdışına nakil yaptırma isteği ile hastaneden ayrıldığından ileri klinik takip yapılamadı. Levamizolün medikal ya da illegal madde olarak kullanımı sonrası kompleks immun mekanizmalar üzerinden multifokal lökoensefalopatiyi tetikleyebildiği bilinmektedir. Klinik prezentasyon, radyolojik görüntüleme ve histopatolojik bulguları ile demyelinizan hastalıklara benzerdir. Kokain kullanımının gittkçe arttığı düşünüldüğünde, en sık kokaine karıştırılan madde olan levamizole bağlı bu nörolojik tablonun tanınması ve klinik yönetimi önemlidir.
Use of cocaine can cause neorologic disorders such as hemorrhagic and ischemic cerebrovascular disease, seizure, neuropsychiatric complications, movement disorders, cerebral vasculitis, reversible cerebral vasoconstriction syndrome and multifocal leukoencephatopathy. Among them, multifocal inflammatory leukoencephatopathy occurs rarely and is found to be related with cocaine adulterant, levamisole. In this report, the case of cocaine/levamisole related multifocal inflammatory leukoencephatopaty appearing with clinical features of catatonia is presented. Female patient, 34 years of age, was evaluated with the complaints of loss of contact and abnormal behaviour at the emergency service. She was living in Austria and used cocaine three weeks before admission to hospital. Neurological examination revealed increased speech latency, echolalia and poor cooperation. Cranial MRI showed bilateral FLAIR and T2 hyperintense round-oval shaped lesions with patchy restricted diffusion and heterogenous contrast enhancement in subcortical periventricular white matter. Cranial imaging findings mimic demyelinating diseases in this case. Probable use of levamisole adulterated cocaine, by enhancing immune response, caused to come to a conclusion of levamisole related multifocal leukoencephalopathy. The patient has been started pulse metylprednisolon treatment. At the request of the patient, on the day sixth day of the treatment she transferred for abroad and further follow-up couldn' t be made. It is known that after use of levamisole, either for medical purpose or as illegal substance, by means of complex immune mechanisms it triggers multifocal leukoencephalopathy. Clinical presentation, radiological impression and histological findings of this condition is compatible with demyelinating diseases. Given the increased incidence of cocaine with its most common adulterant levamisole use, recognition and clinical management of its neurological complications is crucial.

18.Twelfth Cranial Nerve Involvement in Guillain-Barre Syndrome: A Case Report
Gizem Çifter, Gholamreza Hoseinzadeh, Elif Simin Issı, Demet İlhan Algın, Oğuz Osman Erdinç
doi: 10.4274/tnd.2020.60948  Pages 353 - 356
Guillain-Barre sendromu (GBS), motor güçsüzlük, arefleksi/hiporefleksi, hafif duyusal kaybın eşlik ettiği parestezi, beyin-omurilik sıvısında albümino-sitolojik dissosiyasyon ile seyreden ve sık karşılaşılan bir nörolojik hastalıktır. GBS’de kraniyal sinir tutulumu olguların %45-75’inde görülür. Tüm kraniyal sinirler içinde en nadir tutulan sinir 12. kraniyal sinir olup, literatürde bugüne kadar çok az sayıda olgu tanımlanmıştır. Bu olgu hipoglossal sinir tutulumu yanı sıra üst ekstremitelerde belirgin asimetrik seyriyle atipik bir olgu olması nedeniyle sunulmuştur.
Guillain-Barre syndrome (GBS) is a common neurologic disease with paresthesia, albuminocytologic dissociation in cerebrospinal fluid analysis, accompanied by motor weakness, areflexia/hyporeflexia and mild sensory loss. Cranial nerve involvement is seen in 45-75% of patients with GBS. Of all cranial nerves, the 12th cranial nerve is the most rarely involved nerve and very few cases have been described in the literature. This case is presented because it is an atypical case with hypoglossal nerve involvement, as well as significant asymmetric impairment of the upper extremities.

19.Functional Tremor: Palatal Tremor
Dilara Mermi Dibek, Onur Bulut, Berril Dönmez Çolakoğlu, Raif Çakmur
doi: 10.4274/tnd.2020.48642  Pages 357 - 358
Palatal tremor nadir görülen bir tremor türüdür. Etiyolojisinde yapısal lezyonlar ve nörodejenerasyon olmakla birlikte fonksiyonel olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Nörolojik muayenede orofarinks inspeksiyonu ile tanı konulmakta, etiyolojik sınıflama yapılarak prognoz tayini yapılmakta ve tedavi yönetimine yön verilmektedir. Kliniğimizde takip edilen 29 yaşındaki bir erkek hastanın bildirimi ile fonksiyonel palatal tremoru tartışmayı amaçlamaktayız.
Palatal tremor is a rare type of tremor. Although there are structural lesions and neurodegeneration in its etiology, it can also be seen functionally. Its diagnosis is made by oropharynx inspection in neurological examination, and prognosis and treatment management are directed by etiologic classification. We aimed to discuss functional palatal tremor in a 29-old male patient.

20.An Unusual Case of Footdrop: Bilateral Common Peroneal Nerve Palsy by One Bullet Gunshot Injury
Gonca Sağlam
doi: 10.4274/tnd.2020.87846  Pages 359 - 361
Peroneal sinir yaralanmaları, alt ekstremitede en sık görülen sinir lezyonlarıdır. Peroneal sinir paralizisi travmatik kökene bağlı olabilir ancak peroneal sinirin bir yaralanmaya bağlı bilateral tutulumu klinik olarak nadiren görülür. Burada, ateşli silah yaralanmasından sonra gelişen bilateral peroneal sinir felcinin ilk olgusunu sunmaktayım.
Common peroneal nerve injuries represent the most common nerve lesions of the lower limbs. Peroneal palsy might be due to traumatic origin. However, bilateral peroneal nerve involvement in an injury is rarely seen in clinical practice. Here, the first case report of a bilateral peroneal nerve paralysis after gunshot injury is presented.

LETTERS TO THE EDITOR
21.Autoantibody and Viral Serologic Examinations in Multiple Sclerosis and Stroke
Beuy Joob, Viroj Wowanitkit
doi: 10.4274/tnd.2020.99897  Page 362
Abstract | English Full Text

OTHER
22.Referee Index

Pages E1 - E2
Abstract | English Full Text

23.Subject Index

Page E3
Abstract | English Full Text

24.Author Index

Page E4
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2021 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale