e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 2 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 21 (2)
Volume: 21  Issue: 2 - 2015
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL ARTICLES
1.Prevalence Of Thrombophilic Mutations In Ischemic Stroke Patients In Isparta, Turkey
Nilgün Erten, Serpil Demirci, Recep Sütçü
doi: 10.4274/tnd.37880  Pages 42 - 48
AMAÇ: Dünyanın farklı bölgelerinde kalıtsal trombofilik risk faktörlerinin görülme sıklığı değişiklik göstermektedir. Bu çalışma ile bölgemizde iskemik inme geçirmiş hastalarda faktör V, metilentetrahidrofolat redüktaz (MTHFR), protrombin, β-Fibrinojen gen mutasyonları ve human platelet alloantigens (HPA), plazminojen aktivatör inhibitör 1 (PAI), Apolipoprotein E ( APO-E), Anjiyotensin dönüştürücü enzim(ACE) gen polimorfizmlerinin görülme sıklıklarının kontrol grubuna göre anlamlı olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza kliniğimizde takip edilen serebral enfarkt geçirmiş 212 hasta ve inme geçirmemiş yaş ve cinsiyet özellikleri hasta grubuna benzer 238 birey alındı. Tüm katılımcıların demografik verileri ve beyin damar hastalıkları için risk faktörleri sorgulandı. Serumlarında bazı biyokimyasal parametrelere bakıldı ve elektrokardiyografileri çektirildi. Faktör V, MTHFR, protrombin, β-Fibrinojen gen mutasyonları ve HPA, PAI, APO-E, ACE gen polimorfizmlerine bakıldı. Veriler SPSS 15.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, ki-kare, bağımsız iki grup t testi ve lojistik regresyon testleri ile analiz edildi. İnme ve kontrol grubunda karşılaştırılan bağımsız değişkenlerden istatistiksel olarak anlamlı bulunanlar lojistik regresyon analizine alındı. P <0.05 anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: Çalışmamızın sonucunda inme ve kontrol grupları arasında HPA, PAI, APO, ACE gen polimorfizmlerinin görülme sıklıkları arasında anlamlı bir fark görülmezken sadece faktör V H1299R, F V Leiden ve β Fibrinojen -455GA mutasyonlarının görülme oranları inme geçirmiş hasta grubunda Ki-kare testine göre anlamlı yükseklikte bulundu (p<0.05). Ancak lojistik regresyon analizine göre ise bu mutasyonların istatistiksel olarak anlamlılıkları kayboldu (p>0.05).
SONUÇ: Çalışmamızdan elde edilen bulgular ışığında inme etiyopatogenezinin multifaktöriyel olduğunu ve protrombin gen mutasyonlarının ancak diğer risk faktörleri ile birlikte olduklarında bu faktörlerin neden olabilecekleri riski artırabilecekleri düşünülmektedir.
OBJECTIVE: The present study aimed to investigate whether the frequency of factor V, methylenetetrahydrofolate reductase (MTHFR), prothrombin, β-fibrinogen gene mutations, and human platelet alloantigens (HPA), plasminogen activator inhibitor 1 (PAI1), apolipoprotein E (APOE), and angiotensin converting enzyme (ACE) gene polymorphisms in stroke patients is higher than that in normal individuals.
METHODS: Two hundred twelve patients with cerebral infarction and 238 individuals of similar age and gender with no history of stroke were included. Demographics and risk factors for cerebrovascular disease of all individuals were determined. Biochemical parameters were analyzed in serum, and electrocardiography was performed. Factor V, MTHFR, prothrombin, β-fibrinogen mutations and HPA, PAI, APOE, and ACE polymorphisms were investigated. Data were analyzed with SPSS 15.0 software using descriptive statistics, chi-square, independent two-group t-test, and logistic regression tests. Statistically significant differences in independent variables were further analyzed by logistic regression. p < 0.05 was considered statistically significant.
RESULTS: HPA, PAI, APO, and ACE polymorphism frequency was not significantly different between the stroke and control groups. Factor V H1299R, factor V Leiden, and β fibrinogen -455GA mutation frequency was significantly higher in the stroke than the control group by the chi-square test, but not by logistic regression analysis.
CONCLUSION: Stroke etiopathogenesis is multifactorial, and prothrombin gene mutations increase the impact of existing risk factors when other risk factors are considered.

2.Mechanisms, clinical features and risk factors for stroke in the posterior cerebral artery infarcts
Şenay Aydın, Zehra Işıl Satılmış Borucu, Nevin Pazarcı, Dilek Necioğlu Örken, Hulki Forta
doi: 10.4274/tnd.45477  Pages 49 - 54
AMAÇ: Çalışmamızda posterior serebral arterin (PCA) kortikal ve derin sulama alanı infarktlarında risk faktörleri, klinik özellikler ve inme mekanizmaları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniğine Ocak 2002- Ağustos 2007 yılları arasında ilk kez inme geçiren saf PCA alanında infarktı olan 57 hasta alındı. Olgular kortikal dal infarktı olanlar ile kortikal dal +derin dal(talamus) infarktı olanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bu iki grupta yapılmış olan tetkikler ile hastalar dört etyolojik grupta incelendi. PCA ve dallarındaki tıkanıklık, PCA proksimalindeki tıkanıklar, kardioembolik nedenler, kriptojenik grup olarak sınıflandırıldı. Tüm hastalara kranial Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), boyun doppler Ultrasonografi (dUSG), Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA) ya da Dijital Substraksiyon Anjiografi (DSA), transösofagial ya da transtorasik ekokardiyografi (TEE, TTE), hematolojik ve vaskülitik tetkik yapıldı.
BULGULAR: Otuz beş hasta (%61) PCA kortikal dal infarktüs geçirirken, 22 hastada (%39) kortikal ve derin PCA besleme alanında infarkt saptandı. Etyolojiye bakıldığında her iki grupta da kardioembolizmin(n=27,%47) daha sık olduğu saptandı. Bunu sırayla intrinsek PCA hastalığı(n=12,%21), proksimal arter hastalığı(n=10,%17), kriptojenik emboli(n=8,%15) izledi. İnme başlangıcında hastaların %52 baş ağrısı gözlendi. Hastaların %78’inde görme alanı bozuklukları, %54’ünde motor semptomlar, %24’ünde duysal semptomlar mevcuttu.
SONUÇ: Posterior serebral arterin kortikal ve derin sulama alanındaki infarktlarda kardiyojenik emboli ve intrinsek PCA hastalığının daha sık olduğu düşünüldü. PCA kortikal dal infarktı olanlar ile derin ve kortikal dal infarktı olanlar arasında etyoloji ve risk faktörleri açısından anlamlı istatistiksel değişiklik saptanmadı.
OBJECTIVE: The objective of our study is to investigate the association between the infarcts in the cortical and deep posterior cerebral artery perfusion area and the mechanisms of stroke, clinical features and risk factors.
METHODS: For this purpose, 57 patients included in this study who suffered strokes first time and have infarcts in the posterior cerebral artery perfusion area and admitted to our Neurology Clinics between January 2002 and August 2007. Subjects were divided in two groups as cortical branch infarct group and deep (thalamus) + cortical branch group. Patients were evaluated in four etiologic clusters; 1.Occlusion in the posterior cerebral artery or its branches. 2. Occlusion proximal to the posterior cerebral artery. 3. Cardio-embolic reasons. 4. Cryptogenic embolism group. All patients had cranial CT, MRI, neck Doppler USG, MRA or DSA, trans-esophageal or trans-thoracic echocardiography, hematologic and vasculytic investigations. Risk factors in all patients were recorded.
RESULTS: Thirty-five (61%) patients had cortical branch infarct, 22 patients (39%) had infarcts in the cortical and deep PCA perfusion area. The cardio-embolism (n: 27; 47%) was the most frequently observed etiologic factor in both groups. This is followed by intrinsic PCA disease (n: 12; 21%), proximal artery disease (n: 10; 17%), cryptogenic embolism (n: 8, 15%), respectively. Headache was observed in 52% of the patients at the beginning of stroke. Seventy-eight of the patients had visual disturbances, 54% had motor symptoms, 24% had sensorial symptoms.
CONCLUSION: It is concluded that cardiogenic embolism and intrinsic PCA disease are more frequent etiologic factors in infarcts observed in the cortical and deep posterior cerebral artery perfusion area. There was no statistical difference in etiology and risk factors between the patients who had PCA cortical branch infarct group and deep (thalamus) + cortical branch group.

3.Therapeutic effects of vitamin D3 on motor functions following experimental spinal cord injury
Hasan Çelik, Senem Mut, Ferhat Harman, Gökhan Yılmaz, Mehmet Zafer Berkman
doi: 10.4274/tnd.76588  Pages 55 - 61
AMAÇ: Akut spinal kord yaralanması (SKY) sonrası nörolojik hasar, primer mekanik yaralanma ile olduğu kadar sekonder olarak doku hasarına yol açan hücre ölümü aktivasyon kaskatlarından da kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada vitamin D3’ün sıçanlarda oluşturulan deneysel SKY sonrasında motor fonksiyonlar üzerindeki iyileştirici etkinliği araştırıldı.
YÖNTEMLER: Bu çalışma Sağlık Bakanlığı Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıldı. Çalışmada 3 grupta, 7’şer adet olmak üzere toplam 21 adet Spraque-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. İlk gruba sadece laminektomi yapıldı (Kontrol grubu). İkinci gruba laminektomi yapılıp omurilik yaralanması oluşturuldu (travma grubu). Üçüncü gruba laminektomi yapılıp omurilik yaralanması oluşturuldu ve 1., 3., 5., 7. günlerde intraperitoneal olarak 1 mcg/kg/gün dozunda vitamin D3 enjeksiyonu yapıldı (Vitamin D3 grup). Deneklerin fonksiyonel iyileşmeleri cerrahi işlem sonrası 1., 7., 14. ve 21. günlerde eğik düzlem testi, Drummond ve Moore motor fonksiyon skoru ile değerlendirildi. Kontrol, travma ve vitamin D3 uygulanan gruplardaki doku parçaları hematoksilen-eozin (HE) boyası ile boyanıp ışık mikroskobunda incelendi.
BULGULAR: Vitamin D3 grubunda eğik düzlem testi sonuçları ve motor fonksiyon skorları travma grubu ile karşılaştırıldığında 1., 2. ve 3. haftalarda anlamlı olarak daha yüksek bulundu.
SONUÇ: Bu çalışmamızda, sıçanlarda oluşturulan deneysel SKY’da vitamin D3’ün tedavi edici etkisi araştırılmış olup klinik olarak iyileşme sürecine anlamlı etkinliği olduğu saptanmıştır.
OBJECTIVE: Spinal cord injuries are frequently encountered and is a major health problem because it causes severe disability. The neurological damage of acute spinal cord trauma includes primary mechanisms of injury and cell death activation cascades that causes damage of the tissue. The aim of this study is to investigate the therapeutic effects of vitamin D3 in a rat model of spinal cord injury.
METHODS: The study was performed at Haydarpasa Numune Training Hospital, Istanbul, Turkey. Twenty-one Spraque-Dawley rats were randomly assigned to the following study groups: the control group, undergoing laminectomy procedure; trauma group, undergoing spinal cord injury after laminectomy; and trauma plus vitamin D3 group, undergoing spinal cord injury after laminectomy and later administration of vitamin D3 on days 1., 3., 5., 7. intraperitoneally with a dosage of 1mcg/kg/day. The functional outcome was evaluated by using inclined plane test and Drummond and Moore motor function score on days 1, 7, 14, 21. Spinal cord samples of the control, trauma and trauma plus vitamin D3 groups were obtained for histopathologic evaluations after clinical examinations and was examined under light microscope.
RESULTS: Inclined plane test scores and motor function scores of vitamin D3 group were significantly higher than the trauma group at 1.,2. and 3. week.
CONCLUSION: In our study we have investigated the therapeutic effects of vitamin D3 and found out that it has a positive impact to the recovery process of the spinal cord injury..

4.Epilepsy in the elderly
Belgin Petek Balcı, Aytül Mutlu, Feriha Özer, Özlem Çokar
doi: 10.4274/tnd.44712  Pages 62 - 67
AMAÇ: Epilepsi yaşlılarda sık görülen bir hastalıktır, ancak etiyolojisi, klinik sunum, eşlik eden hastalıklar ve prognozu genç hastalardan farklıdır. Bu çalışmada yaşlılarda nöbet tipleri, EEG bulguları ve epilepsi nedenleri araştırıldı.

YÖNTEMLER: Altmış beş yaş ve üzerinde ilk epileptik nöbetini geçiren 95 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Epilepsi tipi, yaş, EEG bulguları, manyetik rezonans görüntüleme ve/veya kranial tomografi bulguları, etyoloji, eşlik eden hastalıklar ve antiepileptik tedavi değerlendirildi.

BULGULAR: Hastalarımızın yaş ortalaması 75 idi ve 50(%56) hasta erkekti. Doksan beş hastanın 55’inde parsiyel tipte nöbet, 36’sında jeneralize tonik klonik nöbet ve 4’ünde jeneralize status epileptikus vardı. İnteriktal EEG'de fokal epileptiform aktivite sıklığı %32,6 idi. Nöbetler hastaların %85'inde monoterapiyle %15'inde politerapiyle kontrol altındaydı. Çalışmamız serebrovasküler hastalıkların, en sık (% 63) etyolojik neden olduğunu gösterdi. Yaş ve nöbet sıklığı ve EEG anormallikleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Ancak yaş ve eşlik eden hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki saptandı.

SONUÇ: Sonuçlarımız fokal nöbetlerin yaşlı epilepsinin en sık belirtisi olduğunu desteklemektedir. Serebrovasküler hastalıklar yaşlılarda epilepsinin en fazla rastlanan etyolojik nedenidir. Monoterapi hastaların çoğunluğunda yeterlidir. Yaşlı nüfusun devamlı büyümesi, doğru tanı ve etkili tedavi gereksinimini arttırmaktadır.

OBJECTIVE: Epilepsy is a frequent disease in the elderly, but its aetiology, clinical presentation, comorbidities, and prognosis are different than younger patients. In this study, we investigated types of seizures, EEG findings and the cause of epilepsy in the elderly.

METHODS: We analyzed retrospectively 95 patients all of whom are 65 years old and over having an epileptic seizure fort the first time. Type of epilepsy, age, EEG findings, magnetic resonans imaging and/or cranial tomography findings, aetiology, comorbidities and antiepileptic medication were evaluated.

RESULTS: The average age of our patients was 75, and 50(56%) patients were males. In 95 patients, 55 (58%) had focal seizures, 36 (38%) had generalize tonic clonic seizures and 4(4%) had convulsive status epilepticus. The frequency of focal interictal epileptiform activity was 32,6% patients. Seizures were responsive to treatment as monotherapy in 81(%85) patients and as politherapy in 14(%15) patients. Our study showed that cerebrovascular disease was the most common (63%) aetiologic cause identified. There was no significant relationship between age and frequency of seizures and EEG abnormalities. However, a significant correlation was found between age and comorbidities.

CONCLUSION: Our results supported the focal seizure is the most common manifestation of epilepsy in the elderly. Cerebrovascular disease is the most common etiological cause of epilepsy in the elderly. Monotherapy is sufficient in the majority of patients. Continuous growth of the elderly population is increasing the need for accurate diagnosis and effective treatment.


CASE REPORT
5.Do steroids trigger mania in multiple sclerosis? Not always!
Serhan Sevim, Serhan Karakılıç, Ayşe Devrim Başterzi, Mefkure Eraksoy
doi: 10.4274/tnd.91328  Pages 68 - 70
Bu yazı olağan dışı bir olgu sunumu çerçevesinde multipl skleroz, manik atak ve steroid kullanımı ilişkisini irdelemektedir. Multipl sklerozda bipolar bozukluk görülme sıklığı normal kişilerle karşılaştırıldığında daha sıktır. Yedi yıllık multipl skleroz öyküsü bulunan 25 yaşındaki kadın hastamız sağ tarafında güçsüzlük yakınması ile geldi. Muayene sırasında manik içerikli davranışları gözlendi ve psikiyatrik değerlendirme sonrası ‘bipolar bozukluk-manik atak’ tanısı aldı. Atak tedavisi için yüksek doz steroid ve manik semptomlar açısından antipsikotik kullanımı önerilen hasta mani tedavisini reddetti. Beklenenin aksine steroid tedavisinin üçüncü gününde, manik atağın alevlenmesi bir yana semptomlar tama yakın düzeldi. Olgumuz manik atakla gelen ve steroid uygulaması sonrası manik semptomları tama yakın düzelen literatürdeki ilk multipl skleroz hastasıdır.
This paper consists of an unusual case history and an overview of the relationship between multiple sclerosis, manic episode and corticosteroid treatment. Bipolar disorder and multiple sclerosis co-occur at a relatively higher rate. A 25-year old woman with a 7-year history of multiple sclerosis admitted to our hospital with right side weakness. During examination she showed some manic behavior patterns and diagnosed as ‘bipolar disorder-manic episode’ by psychiatrists. She was suggested to receive high dose steroids for her attack and antipsychotics for the manic episode but refused the latter. Unexpectedly at the third day of steroid treatment, instead of being triggered, almost all of the manic symptoms disappeared. This is the first report of a multiple sclerosis patient with bipolar disorder whose manic symptoms were cured after receiving steroids.

6.Episodic paroxysmal hemicrania with an atypical clinical presentation: a case report and review of the literature
Yüksel Kaplan, Özden Kamışlı, Sibel Altınayar
doi: 10.4274/tnd.02439  Pages 71 - 73
Paroksismal hemikraniya (PH); sık, kısa süreli, şiddetli, tek taraflı baş ağrısına kraniyal otonom bulguların eşlik etmesiyle karakterize bir ağrıdır. Bu sendromun en belirgin özelliği atakların nispeten kısa süreli olması ve indometazin tedavisine tam olarak yanıt vermesidir.
PH, net olarak tek taraflı baş ağrısına eşlik eden kraniyal otonom bulgulu bir baş ağrısı olarak sınıflanmış olsa da, az sayıdaki olguda iki yanlı olabileceği bildirilmiştir.
Biz bu sunumda iki yanlı lokalizasyon ve iki yanlı otonom bulguların gözlendiği bir PH olgusu sunucağız. PH, aslında farklı fenotipleri içeren bir klinik spektrumu yansıtıyor olabilir.
Paroxysmal hemicrania (PH) is characterized by frequent, short-lasting, severe, unilateral headaches that occur in association with cranial autonomic features. The hallmarks of this syndrome are relatively short attacks and a complete therapeutic response to indomethacin. Although PH has been classified as strictly unilateral headache in association with cranial autonomic features, a few cases have been reported that suggest bilateral PH. We report a case of PH with bilateral distribution and bilateral autonomic features. PH may actually represent a clinical spectrum including different phenotypes.

7.An Unusual Presenting Symptom in an Atypical Case of Acute Inflammatory Polyradiculopathy: Facial Pruritus
Ayşegül Gündüz, Gülsün Ersen Ersen, Başak Yılmaz, Feray Karaali-Savrun
doi: 10.4274/tnd.54771  Pages 74 - 76
Kaşıntı, çeşitli nörolojik ve dermatolojik hastalıklar sonrasında gelişen ciltte mekanik irritasyon için duyulan istektir. Kaşıntının nörolojik nedenleri görece az bilinir ve çoğunlukla gözden kaçırılır. Burada, başlangıç semptomu olarak fasiyal kaşıntı ve çift görme olan olası akut enflamatuvar poliradikülopati olgusu sunulacaktır. Başlangıç semptomu olan fasiyal kaşıntı ve çift görme özgün ve sinir sistemiyle bağlantılı olmadığı düşünüldüğünden hastamızın tanısı gecikmiştir. Kaşıntının, özellikle diğer nörolojik belirtiler eşlik ettiğinde dikkate değer bir nörolojik bulgu olabileceğini ileri sürmekteyiz.
Itch is the desire for mechanical irritation of skin which may result from various dermatological and sometimes neurological diseases. Neurological causes for itch is relatively unknown and frequently overlooked. Here, we report a case of possible acute inflammatory polyradiculopathy who had facial pruritus and diplopia as the initial symptoms. Diagnosis of our patient was delayed because initial diplopia and pruritus complaints were considered as nonspecific and unrelated to the nervous system. We suggest that pruritus may be a remarkable neurological finding especially when it is accompanied by other neurological symptoms.

8.Chronic Subdural Hematoma Associated with Acute Biphenotypic Leukemia: Case Report
Besime Utku, Uygar Utku
doi: 10.4274/tnd.34654  Pages 77 - 78
Neoplazi ilişkili spontan kronik subdural hematom nadir görülen bir rahatsızlıktır. Burada akut bifenotipik lösemi ile ilişkili nadir görülen bir kronik subdural hematom olgusu sunulmuştur. Hematoloji bölümünden akut bifenotipik lösemi tanısı almış 78 yaşında kadın hastada geniş, kronik subdural hematom meydana gelmiş. Hasta sol tarafında güçsüzlük ile yakınlarınca hastanemiz acil servisimize getirilmiştir. Çekilen kontrastsız beyin bilgisayarlı tomografisinde travmatik olmayan, sağ yerleşimli, geniş, kronik subdural hematom gözlendi. Beyin cerrahi bölümünce değerlendirildikten sonra acil olarak hematomu boşaltılan hastanın operasyon sonrası nörolojik defisiti yoktu. Olgu; nadir görülen chronik subdural hematom gelişmiş akut bifenotipik lösemi hastalarında subdural hematom gibi önemli komplikasyonlara dikkat çekmektedir.
Spontaneous chronic subdural hematoma associated with neoplasm is a rare disorder. A rare case of chronic subdural hematoma associated with acute biphenotypic leukemia presented here. A 78-year-old woman who diagnosed as acute biphenotypic leukemia by hematology was complicated with a large chronic subdural hematoma. She presented to our emergency medicine service of hospital with left-sided weakness. Her non-contrast brain computerized tomography scan showed a non-traumatic right-sided, large, chronic subdural hematoma. She was treated with urgent hematoma evacuation by neurosurgery and had no neurological deficits after that operation. The case highlights the importance of paying attention to acute biphenotypic leukemia patients for important complications such as subdural hematomas.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
9.In Vivo Reflectance Confocal Microscopy of Meissner Corpuscles
Mehmet Güney Şenol, Ali Ayata
doi: 10.4274/tnd.48569  Pages 79 - 80
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale