e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 2 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 15 (1)
Volume: 15  Issue: 1 - 2009
Hide Abstracts | << Back
1.From the editor
Tülay Kansu
Pages IX - X

2.Cerebral Amyloid Angiopathy
Mahmut Edip Gürol
Pages 1 - 9
Serebral amiloid anjiyopati (SAA) amiloid-beta (Ab) peptidlerinin leptomeningeal arterler, arteriyoller ve de venüllerin duvarında birikimi ile tanımlanan bir hastalıktır. Bu patolojik değişikliklerin ilk defa 1909 yılında tanımlanmış olmasına rağmen, SAA’nın klinik-radyolojik belirtileri, nörobiyolojisi ve de doğal seyri ile ilgili bilgilerimizin çoğu son 30 yılda yapılan araştırmalardan kazanılabilmiştir. SAA ile diğer sistemik/viseral amiloidozlar arasında belirgin bağlantı gösterilememiştir. Hipertansiyon dahil klasik damarsal risk faktörlerinin de SAA patogenezinde rolü saptanmamıştır. SAA yaşlı insanlardaki spontan ve antikoagülana bağlı lober intraserebral kanamaların en sık görülen sebebidir. Bu patoloji aynı zamanda, yine lober bölgelerde, manyetik rezonans gradyen eko (MRI-GRE) sekanslarında küçük noktasal siyah “susceptibility” artefaktları olarak görülüp serebral mikrokanama (SMK) diye adlandırılan lezyonlara da neden olmaktadır. SMK sayısı hastalık ağırlığının önemli bir işareti ve de SAA için kötüleşme prediktörüdür. Amiloid anjiyopati aynı zamanda iskemik mikrovasküler ak madde hastalığının ve derin infarktların da sıkça rastlanan bir nedenidir. Bahsedilen ak madde hastalığı kavramı bilgisayarlı tomografide koyu, “fluid attenuated inversion recovery (FLAIR)” manyetik rezonansta parlak gözüken, subkortikal ve periventriküler ak maddede infarkta ilerlememiş değişiklikleri tanımlamak için kullanılmaktadır. SAA’ya bağlı damarsal işlev bozukluğu ve de bunun hemorajik ve iskemik komplikasyonları yaşlılarda vasküler bilişsel bozukluğun önemli nedenlerindendir. Bu bağımsız etkinin senil plaklar ve nörofibriler yumaklar gibi Alzheimer patolojisi ile sinerjistik olarak etkileşimde bulunduğu gösterilmiştir. SAA tanısının hasta hayatta iken güvenli şekilde konabilmesi için klinik-radyolojik tanı kriterleri geliştirilmiş ve de bunların validasyonu yapılmıştır. Boston kriterlerine göre, 55 yaş ve üzerindeki bir hastada, beynin lober, kortikal veya kortikosubkortikal alanlarına sınırlı (serebellar kanamalar kabul edilmektedir), başka bir altta yatan etyoloji ile açıklanamayan çok sayıda büyük veya mikrokanamanın varlığında tanı “probable” (muhtemel) SAA, aynı şartlarda tek bir kanamanın varlığında ise tanı “possible” (olası) SAA şeklinde konulmaktadır. Şu anki tedavi ilkelerine göre SAA ile bağlantılı intraserebral kanamadan şüphelenilen hastalarda nonvalvüler atriyal fibrilasyon varlığında antikoagülasyon, ciddi kanama riski nedeniyle önerilmemektedir.
Cerebral amyloid angiopathy (CAA) is characterized by the accumulation of amyloid beta-peptides (Ab) in the walls of leptomeningeal arteries, arterioles, and veins. Despite the fact that these pathological changes were first described in 1909, major advancement in our understanding of the clinicoradiological manifestations, neurobiology, and course of CAA has occurred only during the last 30 years. No significant associations have been shown between CAA and other systemic/visceral amyloidoses or vascular risk factors, including hypertension. CAA is well known as the most common cause of spontaneous and anticoagulant-related lobar parenchymal ICH in the elderly. It also causes lobar cerebral microbleeds (CMBs), small dot-like dark susceptibility artifacts visible with gradient recalled echo (GRE)-magnetic resonance imaging (MRI). CMBs are important markers of disease severity and predictors of CAA progression. Amyloid angiopathy is also a common cause of ischemic microvascular white matter disease (WMD) and deep cerebral infarctions. Such WMD is defined as subcortical and periventricular white matter changes without obvious infarction, as well as a dark appearance on computerized tomography (CT) and a bright appearance on fluid attenuated inversion recovery (FLAIR)-MRI. CAA-related vascular dysfunction, with its hemorrhagic and ischemic complications, is a recognized contributor to vascular cognitive impairment in the elderly, an independent effect that is synergistically increased by Alzheimer pathologies, such as plaques and tangles. A set of clinicoradiological criteria was established for the accurate diagnosis of CAA. According to the Boston Criteria, patients aged 55 years and older with multiple hemorrhages (on CT or GRE-MRI) restricted to the lobar, cortical, or corticosubcortical regions (cerebellar hemorrhage allowed) are diagnosed as probable CAA when no other etiology is found; a single hemorrhage in the same region is classified as possible CAA. Current guidelines recommend that patients with non-valvular atrial fibrillation suspected to have CAA-related ICH not be offered long-term anticoagulation therapy because of the significant risk of rebleeding.

3.Impaired Curve Negotiation in Drivers with Parkinson’s Disease
Ergun Y Uç, Matthew Rizzo, Elizabeth Dastrup, Jon David Sparks, Steven W Anderson, Jeffrey D Dawson
Pages 10 - 18
AMAÇ: Bu çalışmada, Parkinson hastalığı olan sürücülerin viraj dönme yetisinin belirlenmesi amaçlanmıştır
YÖNTEMLER: Hafif-orta derecede Parkinson hastalığı olan 76 (65’i erkek, 11’i kadın) ve 51 (26’sı erkek, 25’i kadın) kontrol katılımcısına 37 millik bir otomobil kullanma simülasyonu sınavı sırasında 6 viraj dönüşü yaptırıldı. Katılanlara sürücü testi öncesinde motor, görsel, ve kognitif testler uygulandı.
BULGULAR: Kontrollerle karşılaştırıldığında, Parkinson hastalığı olan sürücülerin, viraj ve referans düz yol bölümlerinde anlamlı derecede daha fazla lateral pozisyon standart sapması ve şerit uyum hatası yaptıkları, dolayısıyla daha düşük araç kontrolü ve sürüş güvenliği sergiledikleri bulundu. Parkinson hastalığı grubu motor, kognitif ve görsel yetiler konusunda da düşük performans gösterdi. Hareket algılanması, görsel-uzaysal yetiler, karar verme yetileri, postüral stabilite, genel kognitif durum ve günlük aktivitelerde bağımsızlığın azalması Parkinson hastalığı grubu sürücülerinde virajlarda araç kontrolü yetisindeki azalmayı öngören faktörler idi.
SONUÇ: Parkinson hastalığı olan sürücüler, kontrol grubuna kıyasla, virajlarda araç kontrolü ve sürüş güvenliği açısından daha düşük bir performans göstermektedir ve bu, motor fonksiyon bozukluğundan çok görsel algılama ve kognitif bozukluk nedeniyledir.
OBJECTIVE: To assess the ability to negotiate curves in drivers with Parkinson’s disease (PD).
METHODS: Licensed active drivers with mild-moderate PD (n= 76; 65 male, 11 female) and elderly controls (n= 51; 26 male, 25 female) drove on a simulated 2-lane rural highway in a high-fidelity simulator scenario in which the drivers had to negotiate 6 curves during a 37-mile drive. The participants underwent motor, cognitive, and visual testing before the simulator drive.
RESULTS: Compared to controls, the drivers with PD had less vehicle control and driving safety, both on curves and straight baseline segments, as measured by significantly higher standard deviation of lateral position (SDLP) and lane violation counts. The PD group also scored lower on tests of motor, cognitive, and visual abilities. In the PD group, lower scores on tests of motion perception, visuospatial ability, executive function, postural instability, and general cognition, as well as a lower level of independence in daily activities predicted low vehicle control on curves.
CONCLUSION: Drivers with PD had less vehicle control and driving safety on curves compared to controls, which was associated primarily with impairments in visual perception and cognition, rather than motor function

4.Head Stabilization Reflex in Patients with Brain Stem Vascular Lesions
Ferah Kızılay, Hülya Güngör, Sibel Özkaynak
Pages 19 - 23
AMAÇ: Aksesuar sinirin elektrik uyarımı ile elde edilen baş stabilizasyon refleksi, ani pozisyon değişikliğine karşı başı eski pozisyonuna getirmeye yönelik oligo-polisinaptik/plurisegmental bir fleksör reflekstir. Çeşitli hastalık gruplarında çalışılmış ve serebellar lezyonu olan olgularda inhibe olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada baş stabilizasyon refleksinin beyin sapı vasküler lezyonu olgularında nasıl etkilendiğinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: On sekiz beyin sapı vasküler lezyonu olan olgu ve 18 normal kontrol olgu çalışmaya alındı. Her iki sternokleidomastoid kasa konsantrik iğne elektrodu ile girilerek kulak arkasında posterior üçgenden, sağ ve sol aksesuar sinir uyarılarak kontralateral baş stabilizasyon refleksi kaydedildi. Sekiz baş stabilizasyon refleksi yanıtı kaydedilerek ortalama latans ölçüldü.
BULGULAR: : Beyin sapı vasküler lezyonu olan olgularda sol aksesuar sinirinin uyarılması ile kontralateral baş stabilizasyon refleksi hastaların hiçbirinde elde edilemedi. Sağ aksesuar sinirin uyarımı ile kontralateral baş stabilizasyon refleksi yanıtı ise 18 olgunun 15’inde elde edilemedi. Kontrol olgularda ise sağ ve sol aksesuar sinirin uyarılması ile olguların hepsinde baş stabilizasyon refleksi elde edildi.
SONUÇ: Çalışmamızda beyin sapı vasküler lezyonu olan olgularda baş stabilizasyon refleksinin inhibe olduğu gözlenmiştir. Bu inhibisyon beyin sapında inen traktusların da serebellum gibi baş stabilizasyon refleksi üzerinde fasilitatör etkili olduğunu düşündürmektedir.
OBJECTIVE: The head stabilization reflex (HSR) elicited by stimulating the accessory nerve is an oligo-polysynaptic/plurisegmental flexor reflex, which brings the head back to its previous position in response to a variety of sudden head position changes. This reflex was studied in numerous diseases and was inhibited in patients with cerebellar lesions. The present study aimed to investigate how HSR is affected in patients with brain stem vascular lesions.
METHODS: The study included 18 patients with brain stem vascular lesions and 18 normal control subjects. Concentric needle electrodes were inserted into the belly of both the sternocleidomastoid muscle and the accessory nerve, and were stimulated separately from the posterior triangle. In all, 8 HSR responses were recorded and mean onset latencies were measured.
RESULTS: By stimulating the left accessory nerve in patients with brain stem vascular lesions, contralateral HSR could not be elicited. Similarly, by stimulating the right accessory nerve, contralateral HSR response was elicited only in 3 of the 18 patients. In contrast, stimulation of both the left and right accessory nerves elicited contralateral HSR in all the controls.
CONCLUSION: HSR was inhibited in patients with brain stem vascular lesions. This observation shows that the descending pathways in the brain stem facilitate HSR in a similar fashion as the cerebellum was shown to do in a previous study.

5.Early Diagnosis of Distal Peripheral Polyneuropathy Due to Glucose Metabolism Disorders via Intraepidermal Nerve Fiber Analysis
Oğuzhan Kurşun, Hülya Karataş, Kayıhan Uluç, Sevim Erdem Özdamar, Tomris Erbaş, Ersin Tan
Pages 24 - 30
AMAÇ: Dünya genelinde çok yaygın bir hastalık olan diabetes mellitus (DM)’un en sık komplikasyonu polinöropatidir. Bu komplikasyonun erken dönemde tanınması tedavi planının belirlenmesi açısından çok önemlidir. Diyabetik nöropatinin erken teşhisinde son yıllarda intraepidermal sinir lifi (İESL) analizi yöntemi kullanılmaya başlanmış ve hem geleneksel fasiküler sinir biyopsisine, hem de diğer tanı yöntemlerine üstünlüğü gösterilmiştir. Bu çalışmada, İESL analizi kullanılarak erken dönem glukoz metabolizması bozukluklarının periferik sinirler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Prospektif olarak planlanan bu çalışmada polinöropatiye ait şikayetleri olmayan, nörolojik muayeneleri normal olan ve bozulmuş glukoz toleransı [impaired glucose tolerance (IGT)] tespit edilen 12 hasta ile 10 erken dönem DM hastasında deri biyopsisinde İESL analizi ile asemptomatik dönemde lif kaybı araştırılarak sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldı.
BULGULAR: DM hastalarından oluşan grubun yaş ortalaması 53.4 ± 10.9, IGT hastalarından oluşan grubun yaş ortalaması 50.8 ± 10.6 olarak saptandı. Hem IGT, hem de DM grubunda bulunan hastaların parestezi yakınmaları yoktu ve nörolojik muayeneleri normaldi. DM hastalarından oluşan grupta ortalama lif yoğunluğu 6.4 ± 2.7 mm-1, IGT hastalarından oluşan grupta 7.5 ± 3.2 mm-1, kontrol grubunda ise 13.7 ± 2.7 mm-1 olarak saptandı. Kruskal-Wallis testi ile yapılan istatistiksel analizde her üç grup arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0.0001). Grupların ikişerli karşılaştırmaları sonucunda anlamlı farklılığı yaratanın ayrı ayrı hasta grupları ile kontrol grubu olduğu saptandı. Ancak DM ile IGT grubu arasında lif yoğunluğu açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p= 0.5, Mann-Whitney U testi).
SONUÇ: Çalışmamızda erken dönem asemptomatik DM hastaları yanında IGT hastalarında da İESL sayısının azaldığı saptanmıştır. Bu sonuç glukoz metabolizma bozukluğu olan hastalarda prediyabetik dönemde bile lif kaybının başladığını göstermektedir. Bu bilgi glukoz metabolizma bozukluklarının erken teşhis ve kontrolünün nöropatik komplikasyonların önlenmesi açısından önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
OBJECTIVE: Polyneuropathy is the most frequent complication of diabetes mellitus (DM), which is a common disorder worldwide. Early diagnosis of this complication is critical for treatment planning. Recently, intra-epidermal nerve fiber (IENF) analysis has been used for the early diagnosis of diabetic neuropathy and was reported to be superior to both conventional fascicular nerve biopsy and other diagnostic tests. The present study aimed to determine the effect of early glucose metabolism disorders on the peripheral nerves using IENF analysis.
METHODS: : This prospective study compared IENF nerve fiber density in 10 patients with early-stage DM and 12 patients with impaired glucose tolerance (IGT) to that of healthy controls in order to investigate fiber loss in the asymptomatic stage.
RESULTS: Mean age of the DM and IGT groups was 53.4 ± 10.9 years and 50.8 ± 10.6 years, respectively. Neither the IGT nor DM patients had paresthesia. Neurological examination results of the patients were all in the normal range. Mean fiber density was 6.4 ± 2.7 mm-1 in the DM group, 7.5 ± 3.2 mm-1 in the IGT group, and 13.7 ± 2.7 mm-1 in the control group (p< 0.0001). Paired analysis of the groups showed a significant difference between the 2 patient groups and the control group. There was a statistically significant difference in mean nerve fiber density between the DM and control groups (p< 0.0001, Mann-Whitney U test), and between the IGT and control groups (p< 0.0001, Mann-Whitney U test); however, there wasn’t a significant difference between the DM and IGT groups (p= 0.5, Mann-Whitney U test).
CONCLUSION: The results show that IENF density in the IGT and DM groups decreased in the asymptomatic stage of DM. This means that polyneuropathy can begin in the prediabetic period in patients with glucose metabolism disorders. This critical information highlighs the importance of the early diagnosis and treatment of glucose metabolism disorders in preventing neurological complications.

6.Diffusion Tensor Tractography Imaging in a Case of Acute Brain Stem Infarct
Nilgül Yardımcı, Hakan Ulubay, Kamil Topalkara, Barış Diren
Pages 31 - 34
Difüzyon tensör traktografi ile beyaz cevher yolaklarının grafiksel canlandırımı ve beyaz cevher bütünlüğünün niceliksel olarak değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. Bu yöntem ile canlı bir bireyde beynin sanal diseksiyonu yapılabilir. Bu teknik inme değerlendirmesini de içeren birçok nörolojik hastalıkta klinik uygulama için potansiyel oluşturmaktadır. Yazımızda beyin sapında akut iskemik infarkt olan bir hastanın traktografi bulguları sunulmaktadır. İnfarkt lokalizasyonunda, klinik bulgularla uyumlu olan beyaz cevher yolaklarındaki kesintinin in vivo gösterilmesi hedeflenmiştir. Traktografinin günümüzde nörolojik hastalıklardaki uygulamaları, bu yöntemin beyin ve spinal korddaki hasarı ve iyileşmeyi anlayabilmemizi artırıcı potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Klinik açıdan bakıldığında, traktografi yeni hipotezleri test etmek, beynin yapılandırılması ve beyin hastalıklarının etkilerinin anlaşılmasında önemli yeni görüşler elde etmek için kullanılabilir.
Diffusion tensor tractography enables graphical reconstruction of the white matter pathways in the brain and quantitative study of white matter integrity. With this method virtual dissection of the living human brain can be performed. This technique has many potential clinical applications in neurological disorders, including the investigation of stroke. We present tractography findings of a patient that had an acute ischemic infarct in the brain stem. We aimed to report the disintegration of the white matter tracts at the infarct location in vivo, as well as the associated clinical symptoms. The current use of tractography in neurological disorders shows that it has the potential to improve our understanding of the damage and recovery process in diseases of the brain and spinal cord. From a clinical point of view tractography might be used to test new hypotheses, and to provide important new insights into the organization of the brain and the effects of brain disorders.

7.Spontaneous Intracranial Hypotension without Orthostatic Headache
Tülay Kansu, Servet İnci
Pages 35 - 38
Altıncı sinir parezisi ile başvuran, ortostatik baş ağrısı tanımlamayan ve spontan intrakraniyal hipotansiyon saptanan 2 hastada, altıncı sinir parezisi tedavisiz düzelirken, manyetik rezonans görüntülemelerinde subdural hematom saptanmıştır. Ortostatik baş ağrısının olmaması ve altıncı sinir parezisi düzelirken, subdural hematom gelişmesi gibi özellikleri nedeniyle olgular bildirilmeye değer bulunmuştur.
We report 2 cases of spontaneous intracranial hypotension that presented with unilateral abducens nerve palsy, without orthostatic headache. While sixth nerve palsies improved without any intervention, subdural hematoma was detected with magnetic resonance imaging. We conclude that headache may be absent in spontaneous intracranial hypotension and spontaneous improvement of sixth nerve palsy can occur, even after the development of a subdural hematoma.

8.Isolated Hand Palsy Due to Small Cortical Infarcts: A Report of Two Cases
Meliha Tan, Sibel Karaca, Başak Karakurum Göksel, Özlem Alkan
Pages 39 - 43
Elin motor temsili presantral girusta, ters dönmüş omega veya epsilon şeklindedir. Bu bölgenin lezyonları, sıklıkla da küçük infarktlar, izole el felcine neden olabilir. Eldeki güçsüzlük bütün el parmaklarında olabileceği gibi, ulnar veya radiyal taraf parmaklarda daha belirgin de bulunabilir. Bu yazıda izole el güçsüzlüğü ile gelen, 61 yaşında erkek olgu ile orak hücre anemili 23 yaşında kadın olgu sunulmuştur. Her iki olgunun da beyin manyetik rezonans görüntülerinde presantral girusta kortikal el bölgesinde infarkt tespit edilmiştir. Radiyal taraf parmaklarında belirgin güçsüzlük olan 1. olguda, lezyon tarafındaki karotis arterde bulunan ülsere plaktan kopan bir emboli, infarkt nedeni olarak düşünülmüştür. İkinci olguda ise, orak hücre anemisine bağlı olarak yine el bölgesinde epsilon şeklinde küçük kortikal infarkt gelişmiş ve bütün el parmaklarında güçsüzlüğe neden olmuştur. Elin motor bölgesindeki izole küçük kortikal infarktlar nadirdir. Genellikle embolik veya hemodinamik kaynaklıdır. Ancak orak hücre anemisi gibi nadir infarkt nedenleri de bu hastalarda göz önünde bulundurulmalıdır. Radiyal taraf parmaklarında güçsüzlük olan olgular emboli kaynakları açısından dikkatle gözden geçirilmelidir.
Anahtar Kelimeler: Stroke, el, orak hücre anemisi.
The cortical motor hand area is a knob-like structure of the precentral gyrus, with an inverted omega or horizontal epsilon shape. Isolated hand weakness is infrequently observed and is usually due to small cortical infarcts of this hand knob structure. Isolated hand palsy is sometimes restricted to radial-sided fingers or ulnar sided-fingers. Uniform weakness in all fingers may also occur. We present 2 patients with small cortical infarcts of the cortical hand knob due to different etiologies. A 61-year-old male had right hand weakness restricted to his first and second digits. He had a small cortical infarct on the hand knob area due to emboli from ulcerative plaque of the ipsilateral internal carotid artery. The other patient, a 23-year-old female with sickle cell anemia, had uniform left hand weakness due to an epsilon-shaped infarct on the right precentral gyrus. An obstruction of the small cerebral artery supply to the hand knob area due to sickle cell anemia was the likely pathogenic mechanism. It is suggested that isolated hand weakness due to small cortical infarcts may have different etiologies, most commonly homodynamic or embolic processes. Conditions that rarely cause brain infarction, such as sickle cell anemia, deserve clinical attention. Investigations of strokes must include anemia tests. Patients with predominant weakness of the radial group of fingers due to cortical infarct must be checked for embolism.

9.Bilateral Basal Ganglia Lesions Associated with Lactic Acidosis in an End-Stage Renal Failure Patient
Babürhan Güldiken, Sedat Üstündağ, Arif Yılmaz, Hasan Çakır
Pages 44 - 49
Bilateral bazal gangliyon lezyonu, hipoksik ensefalopatilerde ve metanol zehirlenmelerinde sık görülmesine rağmen son dönem böbrek hastalığında nadir görülen bir bulgudur. Bilateral ve seçici tutulumun patofizyolojisi tam bilinmemekle birlikte ağır metabolik asidoz suçlanan süreçlerden bir tanesidir. Bu çalışmada son dönem böbrek hastalığı nedeniyle süregen düzenli hemodiyaliz tedavisi uygulanmakta olan bir hasta, metformin kullanımı sonrası ortaya çıkan bilateral bazal gangliyon lezyonu ve eşlik eden bulguları ile sunulmaktadır.
Although bilateral basal ganglia lesions are common in hypoxic encephalopathy and methanol intoxication, they are a rare finding in end-stage chronic renal failure. The pathophysiology of both bilateral and selective involvement of the basal ganglia is unclear, but severe metabolic acidosis is one of the affected processes. In this report bilateral basal ganglia lesions and accompanying signs, which ensued after the use of metformin in a patient with chronic renal failure, are discussed.

10.Ventriculitis in an AIDS Patient
Demet Funda Baş, Nursel Çalık Başaran, Aslı Kurne, Kader Karlı Oğuz, Serhat Ünal
Page 50
Abstract



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale