e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 2 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 13 (2)
Volume: 13  Issue: 2 - 2007
Hide Abstracts | << Back
1.Turkish Journal of Neurology is in the Medical Index of ULAKBIM (Turkish Academic Network and Information Center)
Oğuz Tanrıdağ
Pages 75 - 0
Abstract

2.HLA and Acetylcholine Receptor Antibody Relationship in Myastenia Gravis Patients
İrem Fatma Aşan, Ufuk Şener, Pınar Bekdik, Işıl Çoker, Yaşar Zorlu
Pages 76 - 80
AMAÇ: Miyastenia gravis (MG)’de kas sinir kavşağındaki iletim bozukluğunun postsinaptik membrandaki nikotinik asetilkolin reseptörlerine (AChR) karşı gelişen otoantikorlar nedeni ile oluştuğu bilinmektedir. MG hastalarında farklı insan lökosit antijeni (HLA) alt gruplarının ve AChR’lerine karşı gelişen otoantikor varlığının hastalığın değişik klinik görüntüleriyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.
AMAÇ: Bu çalışma MG hastalarında AChR antikoru pozitifliği ile HLA haplotipleri arasındaki ilişkiyi araştırmak amacı ile yapılmıştır.

YÖNTEMLER: Bu çalışmada 28 kadın ve 12 erkek MG hastasında (ortalama yaş: 45,4±16) ayrıntılı klinik değerlendirme sonrası AChR antikoru düzeyi çalışılmış ve HLA doku tipi tayini yapılmıştır. İstatistik değerlendirme χ2 testi kullanılarak yapılmıştır.
BULGULAR: AChR antikoru yüksek olan hastalarda HLA B35 ve HLA CW4 insidansları düşük, HLA CW6 insidansları yüksektir (p<0,05)
SONUÇ: Bizim çalışmamız AChR antikoru pozitifliği ile HLA B35 ve HLA CW4 negatifliği ve HLA CW6 pozitifliği arasında yakın ilişkinin varlığına dikkat çekmektedir.
OBJECTIVE: Autoantibodies against the muscle acetylcholine receptor (AChR) play an essential role in the pathophysiology of autoimmune myasthenia gravis (MG). It is believed that the human leukocyte antigen (HLA) class II molecules are involved in the antibody production in MG because these molecules regulate immune responses to protein antigens by presenting antigenic peptides to CD4 helper T cells, which control the production of antibodies.
OBJECTIVE: The aim of the present study was to examine the relationship between HLA haplotypes and AChR antibody in patients with myasthenia gravis.

METHODS: A total of 40 (22 female, 18 male) patients with MG were enrolled onto the study and underwent HLA typing and AChR antibody levels. The mean age was 45.4±16 years. The statistical analysis was performed by χ2 test with Yates’ correction to test the presence of an association.
RESULTS: The presence of AChR antibodies was significantly associated with HLA CW6 (p<0.05) and the absence of acetylcholine receptor antibodies was significantly associated with HLA B35 and HLA CW4 haplotypes (p<0.05). HLA B8 haplotype which is a part of 8.1 ancestral haplotype was more frequent in AChR antibody positive MG group but it was not statistically significant when corrected with Yates’ (p>0.05).
CONCLUSION: Our study demonstrates that the HLA CW6 and HLA B8 haplotypes have significant effects on AChR antibody production on myasthenia gravis patients and that further investigations with large population are required.

3.Effects of Dopaminergic Treatment on Contrast Sensitivity, Visual Evoked Potentials and Visual Field in the Parkinson’s Disease
Sabiha Türe, İpek İnci, Muhteşem Gedizlioğlu, Melih Türe
Pages 81 - 88
AMAÇ: Son otuz yıldır Parkinson hastalığında bazal ganglionlarda bilinen nigrostriyatal dopaminerjik yetersizliğin ötesinde genel bir dopaminerjik işlev bozukluğu olduğu düşünülmektedir. Çalışmaların bir kısmında, bu genel dopaminerjik işlev bozukluğu içinde multisinaptik görme yollarının da etkilendiği ileri sürülmüştür. Çalışmamızda, Parkinson hastalarının görsel yollarının kontrast sensitivite, görsel uyarılmış potansiyeller (VEP), görme alanı ölçümleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
AMAÇ: Parkinson Hastalığında vizüel parametreler üzerine dopaminerjik tedavinin etkisini değerlendirmek.

YÖNTEMLER: Çalışmamızda 2003-2006 yılları arasında polikliniğimize başvuran 20 yeni Parkinson hastasında, hastalığın başlangıcında, herhangi bir tedavi almadan ve tedaviye başlandıktan altı ay sonra görsel uyarılmış potansiyeller (P100), görme alanı, kontrast sensitivite değişiklikleri ölçüldü. Ayrıca hastalığın süresi ile ilişkisi açısından en az beş yıldır (ortalama 7,7 yıl) tedavi gören 20 Parkinson hastası da çalışma kapsamına alındı; her iki grup, benzer yaş grubunda olan sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Parkinson hastalığı dışında nörolojik veya sistemik hastalığı olanlar, kırma kusuru dışında göz hastalığı olanlar ve eski Parkinson hastaları grubu dışında önceden herhangi bir antiparkinson tedavi görenler çalışma kapsamına alınmadı.
BULGULAR: Hastalığın başlangıcında P100 değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, 32 karelik uyaran ile sağ gözlerde, 64 karelik uyaran ile sol gözlerde, anlamlı uzun bulundu. Bu değerler, tedavi sonrasında tekrar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmedi. Tedavi öncesi ve sonrası P100 değerleri arasında fark bulunmadı. Eski tanılı Parkinson hastalarında ise kontrol grubuna göre her iki uyaranla da belirgin latans uzaması görüldü. Görme alanı incelemelerinde, yeni tanılı grupta tedavi öncesinde kontrol grubuna göre belirgin MD değeri artışı görüldü. Tedavi ile MD değerlerinde anlamlı düzelme saptandı.
Kontrast sensitivite ölçümlerinde ise yeni tanılı Parkinson hastaları grubunda, kontrast sensitivite toplam skala ortalaması ve logaritmik karşılığı kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu; tedavi sonrası bu değerlerin anlamlı şekilde arttığı ve kontrol grubu ile aralarında fark olmadığı tespit edildi. Eski tanılı Parkinson hasta grubu sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hem toplam skor, hem de logaritmik karşılıkları anlamlı düşük bulundu.

SONUÇ: Parkinson hastalığının başlangıç döneminde görme ile ilgili yakınma olmasa bile, görsel testlerle saptanabilen ve erken dönemde dopaminerjik tedavisi ile düzelen görme sistemi etkilenimi olduğu görülmüştür. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise, motor bulgulara benzer şekilde, tedavinin erken dönemlere göre etkisiz kaldığı görülmüş; bunun da Parkinson hastalığının progresif seyirli olmasından kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Görme sistemi etkileniminin değerlendirilmesinde, oftalmolojik patolojisi olmayan hastalarda, en duyarlı ölçüm kontrast sensitivitedir. Temel bilimler alanında yapılan çalışmalar sayesinde, dopamin görme sistemi üzerinde retinada kesin olarak tanımlanmış, görme keskinliğinin artırılmasında ve kontrast algılanmasında önemli fonksiyonları olduğu bildirilmiştir. Parkinson hastalarını değerlendirirken bulanık görme ya da ayrıntıları seçememe gibi şikâyetler olduğunda, göz muayenesinde açıklayıcı bir neden yoksa retinal dopaminerjik hipoaktivite akla gelmelidir.


OBJECTIVE: Since recent three decades, generalized dopaminergic system dysfunction is being proposed in the etiology of the Parkinson’s disease (PD) rather than the dysfunction of nigrostriatal dopaminergic pathway in the basal ganglia. Some studies suggested that multi-synaptic visual pathways are also effected beside this generalized dopaminergic malfunction. In this study, we aimed to evaluate visual pathways in the patients with Parkinson’s disease by the means of contrast sensitivity, visual evoked potentials (VEP) and visual field measurement.
OBJECTIVE: To evaluate the effect of dopaminergic treatment on visual parameters in Parkison’s disease.

METHODS: MATERIALS-METHODS: Between the years of 2003 and 2006, a total of 20 patients who were recently diagnosed as Parkinson’s disease and who had not taken any anti-Parkinsonism drug was included in the study. In these patients, the parameters of contrast sensitivity, visual evoked potentials (P100) and visual field were evaluated before any treatment was initiated and six months after treatment. In addition, another total of 20 patients with Parkinson’s disease on treatment for a minimal period 5 years (mean 7,7 years) were included to observe any affect related to the duration of the disease. Patients with any systemic disease or other neurological disease other than Parkinson’s disease and the patients with any ocular disease other than refractive disorders were not included.
RESULTS: When pre-treatment P100 values were compared with the control groups, they were found to be significantly long in the right eyes with 32 square stimulus and in the left eyes with 64 square stimulus. When the post-treatment values were compared with the control groups, there was no significant difference. There was no difference between the pre and post treatment values of P100. When the patients who were previously diagnosed as Parkinson’s disease were compared with the control group, there was a significant lengthening in the latency with both stimuli. The visual field evaluation revealed significant increase MD value in the study group compared to the control group. After treatment, MD values improved significantly. The evaluation of contrast sensitivity of the recently diagnosed patients revealed a significant decrease in the mean value of contrast sensitivity scale and its logarithmic equivalent, compared to the control group. After treatment, these values increased significantly and were similar to the values of control group. Previously diagnosed patients had significantly low total score and logarithmic equivalent compared to the healthy control group.
CONCLUSION: Even though there might be no complaint related to the vision in the early period of the Parkinson’s disease, we observed visual impairment which can be detected by visual tests and be corrected with dopaminergic treatment in the early period of the disease. In the advancing period of the disease, the treatment is ineffective for the visual impairment similar to the motor findings. This may be a result of the progressive nature of the Parkinson’s disease. Contrast sensitivity is the most sensitive test in the evaluation of the involvement of the visual pathways. With the studies performed in the field of basic science field, dopamine has been found in the retina and it has been suggested to have major roles in the visual acuity and contrast perception. In the evaluation of the patients with Parkinson’s disease, complaining blurry vision or inability to perceive details, retinal dopaminergic hipoactivity should be kept in mind in case of no explanatory finding with the examination of the eye.



4.Standardization, Validity and Reliability Study of Gülhane Aphasia Test-2 (GAT-2)
İlknur Maviş, Kemal Colay, Seyhun Topbaş, Oğuz Tanrıdağ
Pages 89 - 98
AMAÇ: Afazi, apraksi, dizartri ve sağ beyin sendromu gibi nörolojik dil ve konuşma bozuklukları bireylerde iletişim sorunları yaratır. Türkiye’de nörolojik kökenli dil-konuşma bozuklukları olan sol beyin hasarlı afazili bireyleri değerlendirmek için yatak başında uygulanabilecek bir tarama testine gereksinim olduğu hissedilmektedir. Gülhane Afazi Testi–2 (GAT-2), afazinin varlığını ortaya çıkarma ve afaziye eşlik edebilecek konuşma bozuklukları (apraksi, dizartri) hakkında klinisyene ipucu verme amacıyla Tanrıdağ, Topbaş ve Maviş (2006) tarafından hazırlanmıştır.
AMAÇ: Çalışmanın amacı, Tanrıdağ ve diğerleri tarafından yeniden yapılandırılan Gülhane Afazi Testi-2’nin (GAT-2) standardizasyon ve geçerlik-güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmektir.

YÖNTEMLER: Çalışmada 134 sağlıklı, 30 sol beyin hasarlı afazili, 11 sağ beyin hasarlı yetişkin birey GAT-2 ile değerlendirilip, gruplar arasındaki puan farkları bireylerin yaş, eğitim, cinsiyet, inme sonrası geçen süre parametreleri açısından incelenmiştir. Sağlıklı bireylerin GAT-2 puanları ile testin kesme değerleri belirlenmiştir. Sağlıklı bireylerlerden oluşan 32 kişilik grup ile test-tekrar test ve gözlemciler arası güvenirlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: Sağlıklı bireylerin GAT-2 puanları afazili bireylerin puanları ile önemli düzeyde farklılaşmaktayken, sağ beyin hasarlı bireylerin puanlarıyla anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Sağlıklı bireylerin kesme değerlerini eğitim süresi etkilemektedir. GAT-2’nin test-tekrar test güvenirliği ve gözlemciler arası güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. İç tutarlık katsayısı Cronbach α=0,91 olarak saptanmıştır.
SONUÇ: GAT-2 standardize, geçerli ve yüksek düzeyde güvenilir bir afazi tarama testidir.
OBJECTIVE: Gülhane Aphasia Test-2 (GAT-2) has been developed to show the presence of a language disorder ‘aphasia’ and to give the clinician implications for the accompanying speech disorders such as apraxia and dysarthria.
OBJECTIVE: The aim of the study was to report standardization, validity and reliability study of GAT-2.

METHODS: : 10 healthy individuals were tested initially for the pilot study. 134 healthy individual was included to the standardization study and 30 individuals with aphasia and 11 individuals with right brain injury was included to the validation study. The inter group GAT-2 score differentiations and the effects of age, years of education, sex variances were observed. GAT-2 cut-off scores were calculated by the scores of healthy individuals. GAT-2 test-retest reliability and inter-observer reliability was calculated.
RESULTS: Healthy individuals’ GAT-2 scores were significantly different from the GAT-2 scores of aphasic patients, but not from right brain injured patients’. Healthy individuals’ GAT-2 scores were not affected from the sex, age variances but from years of education, so cut-off scores were calculated by this variance. GAT-2 scores of aphasic patients were not affected from age, sex and years of education. Test-retest and inter-observer reliability and internal consistency results showed that GAT-2 is a highly reliable aphasia screening test.
CONCLUSION: GAT-2 was found to be a standardized, highly reliable and a valid aphasia test for Turkish stroke patients with aphasia.

5.Antioxidant Vitamins in Alzheimer’s Disease
Özgür Ünal, Serhan Sevim, Erdal Çöl
Pages 99 - 106
AMAÇ: Oksidatif stres, çeşitli kolaylaştırıcı faktörlerle serbest oksijen radikallerinin artmış üretimi ya da antioksidan savunma mekanizmalarının zayıflaması olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak ön planda lipid yapılar olmak üzere belli başlı hücresel yapıtaşlarında hasar ortaya çıkmaktadır. Alzheimer hastalığının (AH) patogenezine ilişkin tartışmalar sürmekle birlikte, oksidatif stres mekanizmasının önemli rolü olduğuna ilişkin kanıtlar ve düşünceler giderek artmaktadır.
AMAÇ: Çalışmamızda AH olgularında serumdaki antioksidan vitamin düzeylerini normal bireylerle karşılaştırılmayı amaçladık

YÖNTEMLER: : AH bulunan 98 hasta ve yaş, cinsiyet, sosyokültürel düzey ve beslenme düzeyi açısından uyumlu, kognitif olarak sağlıklı 76 kontrol bireyde vitamin A, C ve E’nin serum düzeylerini karşılaştırdık.
BULGULAR: Kontrol bireylerle karşılaştırıldığında hasta grubunda vitamin A ve vitamin C düzeylerini anlamlı düzeyde düşük olarak saptadık. Serum vitamin E düzeyleri açısından ise anlamlı fark saptamadık. Antioksidan özellikleri bilinen üç vitaminden ikisinin serum düzeylerini özellikle erken evre AH olgularında düşük bulmamız dikkat çekiciydi.
SONUÇ: Bu değişiklikler hasta ve kontrol bireylerin ayrımında bir belirteç olabilir; özellikle hastalığın erken döneminde saptanması halinde hastalığın önlenmesi, geciktirilmesi ya da tedavisi için geliştirilecek stratejiler için bir zemin oluşturabilir.
OBJECTIVE: Oxidative stress can be defined as the increased production of free oxygen radicals with the effects of various facilitating factors, or the failure of the antioxidant defense mechanisms. As a result, damage occurs in the certain cellular structures, especially in the lipid ones. Although the pathogenesis of Alzheimer’s Disease (AD) is still controversial, the role of the oxidative stress mechanisms in the pathogenesis is growing up gradually.
OBJECTIVES: To compare the serum levels of patients with AD and normal subjects and look if any difference can be predictive in between the two groups.

METHODS: In this study, the serum levels vitamin A, C and E (antioxidant vitamins) were studied in 98 patients with AD, and age, sex, socioculturally and nutritionally matched 76 control subjects.
RESULTS: When compared with the control subjects, vitamin A and vitamin C were found to be decreased in AD patients. There was no significant difference in the serum level of vitamin E between two groups. Two of the three vitamins known as their antioxidant properties found to be decreased especially in AD patients who are on mild stage of disease.
CONCLUSION: These variations in serum levels of antioxidant vitamins can be predictive in distinguishing the patients and control subjects and as detected in the early stages of the disease, new strategies can be developed to prevent, to delay or to treat the disease.

6.Effect of Duration of Disease on Gait Parameters in Parkinson’s Patients
Aygün Özşahin, Dilek Günal, Hülya Demir, Ayşe Akpınar, Ali Üçkardeş, Önder Us
Pages 107 - 112
AMAÇ: Parkinson hastalığında ortaya çıkan postür ve yürüme bozuklukları ileri derecede özürlülük oluşturdukları için çok önemlidir. Geliştirilmiş olan üç boyutlu hareket analizi sistemleri ile yürümenin daha ayrıntılı değerlendirilmesi mümkün olmaktadır.
AMAÇ: Çalışmamızda Parkinsonlu hastalarda tedavi altında yürüme parametrelerinde ortaya çıkan bulguların hastalık süresi ile ilişkisi araştırılmıştır.

YÖNTEMLER: İdyopatik Parkinson hastalığı olan 23 hastada 3 boyutlu hareket analizi sistemi ile “on” döneminde yürüme analizi yapıldı. Hastaların temporospasyal ve kinematik verileri incelendi. Ayrıca hastalar Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ), Yürüme ve Denge skalası (GABS-gait and balance scale) ve Değiştirilmiş Hoehn&Yahr (H&Y) skalası ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin hastalık süresi ile bağlantıları araştırıldı.
BULGULAR: Hastalık süresi ile kadans pozitif, adım zamanı negatif korelasyon göstermektedir. Kinematik verilerden pelvis obligite, kalça abduksiyon-adduksiyon hareket açıklığı derecelerinin, negatif pelvis rotasyon hareket açıklığı ile pozitif korelasyon gösterdiği izlenmiştir. Ölçeklerden BPHDÖ ile hastalık süresi arasında pozitif korelasyon elde edilmiştir.
SONUÇ: Kadans artışı ve süre azalması adım uzunluğunda kısalmayı kompanse etmek için ortaya çıkmaktadır. Adım uzunluğu düzenlenme mekanizmalarının bazal ganglionlarda yer aldığı bilinmektedir. Hareket amplitüdünün ise kortikal merkezler tarafından düzenlendiği ileri sürülmüştür. Pelvik rotasyonun artışı kompansasyon mekanizmalarının zamanla daha etkin hale geldiğine işaret etmektedir. Ancak özellikle koronal planda kalça ve pelvis hareket açıklıklarında azalma, bacağı salınıma hazırlayan kas grubunun etkilenmesini göstermektedir. Bu da hastalık ilerledikçe adım uzunluğu küçülmesinin artışında kortikal merkezlerin etkisinin daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Bilgisayarlı hareket analizi sistemleri bize klinik takipte yardımcı olduğu gibi, hastalığın fizyopatolojik mekanizmalarının açıklanması için de yol göstericidir.
OBJECTIVE: Posture and gait disturbances are major components which cause functional disability in Parkinson’s disease (PD). Three dimensional gait and motion analysis systems provide quantitative data of gait.
OBJECTIVES: The aim of this study is to correlate between duration of disease and gait parameters of Parkinson patients during the on-phase.

METHODS: We investigated temporospatial and kinematics variables of gait in 23 subjects with PD as measured in the on-phase of their medication cycle using motion analysis. We evaluated the correlation between all gait parameters and Gait and Balance Scale (GABS), unified Parkinson’s disease rating scale (UPDRS) total-motor scores, Hoehn&Yahr (H&Y) stages and duration of the disease.
RESULTS: We found positive correlation between cadance and duration of disease. Patients had negative correlation between stride time and duration of disease. And also there was positive correlation between UPDRS total score and duration of disease.
CONCLUSION: Increasing of cadance and decreasing of stride time exhibited by PD subjects is a compensatory mechanism for the difficulty in regulating stride lenght. It was reported that stride lenght control mediate by basal ganglia. Scaling of lower limb amplitude during locomotion can be controlled by higher levels of the Central Nervous System. Patients tend to increase pelvic rotation to keep their center of mass stabilised because of shortness of stride lenght. We thought that reduction pelvic and hip ROMs in coronal plane are impaired muscles of leg in the swing phase. These findings possibly indicate that shortness of stride lenght with the progression of disease is related to cortical centers. Three dimentional analysis systems provide detailed gait examination in PD patients to assess of progression and efficacy for therapies. Also, this method will guide us to explain physiopathologic mechanisms of PD.

7.Clinical Approach to Painful Ophthalmoplegia: Literature Review in the Light of Case Examples
Derya Uludüz, Ayşegül Gündüz, Sait Albayram, Sabahattin Saip, Aksel Siva
Pages 113 - 121
Bilimsel zemin ve AMAÇ: Ağrılı oftalmopleji acil birimlere, nörologlara ve oftalmologlara en önemli başvuru nedenlerinden biridir. Periorbital ve frontotemporal yerleşimli şiddetli ağrı sıklıkla ipsilateral oküler motor sinir paralizileri, Horner sendromu ve beşinci kranyal sinir oftalmik dalına ait bulgularla karakterizedir. Beyin sapı, kavernöz sinüs, superior orbital alan, retroorbital bölgeler ve tüm bu oluşumları içine alan anatomik yapılardaki çok farklı etiyolojik nedenler klinik tabloya neden olabilmektedir.
Gereç ve YÖNTEMLER: Bu bağlamda, 2 yıl içinde anabilim dalımız başağrısı polikliniğine ağrılı oftalmopleji ile başvuran 18 olgunun klinik, muayene, görüntüleme, laboratuvar özelliklerini sunmayı, ayırıcı tanıda izlenecek yol ve tedavi yaklaşımlarını tartışmayı amaçladık. Tüm olgulara ayrıntılı nörolojik muayene, kranyal radyolojik inceleme ve gerekli olgulara lomber ponksiyon yapıldı.
SONUÇLAR: Toplam 18 olgunun 10’u kadın, 8’i erkekti. Klinik görüntüleme ve laboratuvar bulguları sonucunda 7 olguda Tolosa Hunt sendromu, 1 psödotümör orbit, 1 pakimenenjit, 2 tiroid oftalmopati, 1 diyabetik nöropati, 1 karotiko-kavernöz fistül, 2 metastatik tümör, 1 anevrizma, 1 oftalmoplejik migren, 1 intrakranyal hipotansiyon tanısı konuldu.
YORUM: Ağrılı oftalmopleji ile başvuran olguların ayırıcı tanısına pek çok etiyolojik nedenin girebileceği akılda tutulmalı, en iyi ayırıcı tanı yönteminin kranyal kontrastlı manyetik rezonans inceleme, lomber ponksiyon ve gereğinde biyopsi olduğu bilinmelidir.
Scientific background and OBJECTIVE: Painful ophtalmoplegia is one of the important disorders that results in admissions to emergency department, neurologists and ophthalmologists. It comprises periorbital and/or frontotemporal severe pain, ipsilateral oculomotor nerve palsies, Horner syndrome and involvement of trigeminal nerve ophtalmic division. Various etiological factors affecting brain stem, cavernous sinus, superior orbital fissure, retroorbital fossa or all of them may result in painful ophtalmoplegia.
MATERIALS-METHODS: We aim to present clinical, radiological and laboratory findings of 18 patients admittted to headache out-patient clinic of our department in last 2 years and review the literature. All cases underwent detailed neurological examination and radiological and extensive laboratory investigations and we performed lumbar puncture when needed.
RESULTS: There were 10 female and 8 male patients. Clinical features and radiological and laboratory findings revealed Tolosa-Hunt syndrome in 7 cases, pseudo-tumor orbit in 1, pachymenengitis in 1, thyroid ophtalmopathy in 2, diabetic neuropathy in 1, carotico-cavernous fistula in 1, metastatic tumor in 2, aneurysm in 1, ophthalmoplegic migraine in 1 and intracranial hypotension in 1.
CONCLUSION: Various etiological factors may underlie patients admitted with painful ophtalmoplegia, therefore cranial magnetic resonance imaging with gadolinium as well as lumbar puncture and biopsy when needed may have to be performed for differential diagnosis.

8.Cranial Paget’s Disease: A Case Report
Fazilet Hız, Turgut Karagöl, Meral Çınar, Tuğba Eyiipgil, Cansever Turgut, Ali Erdoğan
Pages 122 - 126
Bilimsel zemin: Paget hastalığı, çoğunlukla asemptomatiktir. Nörolojik sendromlar yaygın değildir, ancak başağrısı, demans, beyin sapı ve serebellar disfonksiyon, kranial nöropatiler, miyelopati, kauda equina sendromu ve radikülopatiler görülür. Küme Tipi başağrısı tanısıyla semptomatik tedavi görmekte olan, ancak kliniğimizde yatırılarak klinik bulguları, laboratuvar ve radyolojik sonuçlarına göre kranial Paget tanısı konulan olgumuz bildirilmiştir.
AMAÇLAR: Küme tipi başağrısı olan olgumuzda, kranial Paget hastalığına bağlı, karakterleri
farklı olan başağrılarını ve diğer özelliklerini tartışmayı amaçladık
SONUÇLAR: 61 yaşında bayan olgu küme başağrısı tanısı ile tedavi görmekte iken, üç ay önce başlayan sağ orbitofrontal bölgeye lokalize, devamlılık gösteren ağrı, tinnitus ve işitme azlığı yakınması ile incelendi. Nörolojik muayenede başağrısına ek olarak sol kulakta sensörinöral, sağ kulakta mikst tip işitme kaybı mevcuttu. Serumda alkalen fosfataz, idrarda deoxipridinolin değerleri yüksekti. Kranial grafide, yaygın osteoporosis circumscripta, osteolitik alanlar, petroz kemikte sklerozis, kafa kaidesinde dipleo mesafesinde artış, frontal kemiğin sağ alt yarısında yaygın "cotton wool" kaba granüler osteolitik alanlar ve baziler invaginasyon mevcuttu. Lomber 2.-3. vertebrada, semptom vermeyen bone-within-bone görünümü vardı. Kemik sintigrafisinde, kafa kemiklerinde ostooblastik aktivite tutulumları dışında diğer kemikler normaldi. İncelemeler sonucu, başağrısının küme başağrısı ve kranial Paget hastalığı gibi farklı iki nedenden kaynaklandığı düşünüldü.
YORUM: Paget hastalığında, kranial ağrılar, erken evrelerde aralıklı olup primer başağrıları (migren, küme, gerilim tipi) ile karışabilir. Geç dönemlerde ise, şiddetlidir ve devamlılık gösterir. Kranial ağrılar, olgumuzdaki gibi küme başağrısı ve kranial Paget birlikteliği gibi farklı nedenlere bağlı olabilir. Kranial ağrılarda diğer etiyolojik nedenlerin dikkate alınmasını vurgulamak istedik.
Scientific BACKGROUND: Paget’s disease is mostly asymptomatic. Neurological syndromes are uncommon but include headache, dementia, brain stem and cerebellar dysfunction, cranial neuropathies, myelopathy, cauda equina syndrome and radiculopathies. While she was in a symptomatic treatment by the diagnosis of cluster headache, our case was hospitalized to our clinic and reported after diagnosed cranial Paget’s disease according to the results of clinical, radiological and laboratory findings.
OBJECTIVES: In our case of cluster headache, we aim to discuss the headaches that have different characters and the other properties due to Paget’s disease.
RESULTS: While 61 year old female case was in the medical treatment of cluster headache, she was examined by the complaints of headache that was constant and localized on the right orbito-frontal region, tinnitus and hearing loss. On neurological examination, in addition to headache, she had mixed type hearing loss in the right ear, but sensorineural hearing loss in the left ear. Alcaline phosphatase levels were high in the serum and hydroxyprolin levels were high in the urine. In the cranial radiography, there was diffused osteoporosis, circumscripta, osteolytic areas, sclerosis in petrous bone, increasing diploe spaces in the skull base and diffuse cotton wool rough granular osteolytic spaces in the right lower part of frontal bone and basilar invagination. There was an appearance of bone-within-bone without any symptom in L2-L3 vertebrae. In her bone scintigraphy, other bones were normal but osteoblastic activity involvements in the head bones. After all the examinations of the headache, we thought that it was originated from two different causes like cluster headache and cranial Paget’s disease.
CONCLUSION: In Paget’s disease, cranial headaches are intermittent in early stages and may be confused by the primary headaches. In late stages, it is violent and continuous. Cranial headaches are due to different causes as cluster headache associated with cranial Paget’s disease like our case. We wanted to emphasize the other etiologic causes to be considered in cranial headaches.

9.Polysomnographic Findings in A Late Onset Wilson’s Disease Patient
Barış Metin, Melih Tütüncü, Derya Kaynak, Hakan Kaynak
Pages 127 - 130
Bilimsel zemin: Wilson hastalığı (WH) otozomal resesif kalıtılan bir bakır
metabolizması hastalığıdır. Etiyolojisinde bakır taşıyıcı genin mutasyonu
sonucunda santral sinir sistemi (SSS) de dahil olmak üzere vücutta anormal
bakır birikimi saptanmıştır. SSS’nin çeşitli bölgelerini etkileyebilen bir hastalık
olarak, WH’nin diğer nörodejeneratif hastalıklar gibi uyku bozukluklarına yol
açması beklenebilir. Bu hastalıkta uyku patolojileri daha önceden ayrıntılı olarak
araştırılmamıştır.
AMAÇLAR: Polikliniğimize uykuyla ilgili çeşitli sorunlarla başvurmuş geç başlangıçlı bir Wilson hastası klinik ve laboratuvar ölçümler ile incelenmiştir.
Gereç ve YÖNTEMLER: Hastaya polisomnografik incelemeler yapılmış ve sürekli
gündüz polisomnografi kayıtları alınmıştır.
SONUÇLAR: Hastaya obstrüktif uyku apne sendromu, uykuda periyodik hareket
bozukluğu ve sirkadiyen ritim bozukluğu tanıları konulmuştur.
YORUMLAR: WH’de görülebilecek bu uyku bozuklukları hastalıkta morbidite ve
mortaliteye katkıda bulunabileceğinden sorgulanmalıdır.
Scientific BACKGROUND: Wilson’s disease (WD) is an autosomal recessive
degenerative disorder of copper metabolism. As a degenerative disease affecting
many parts of CNS, WD has the potential to disrupt sleep regulatory mechanisms
and to cause sleep disturbances like other neurodegenerative diseases. Sleep in
WD has not been extensively studied before.
OBJECTIVES: A late onset WD patient who applied to our out-patient clinic for
sleep related problems has been extensively evaluated with clinical and
laboratory measures.
MATERIALS-METHODS: We performed three polysomnographic evaluations, one followed by continuous daytime recording.
RESULTS: We diagnosed various abnormalities including breathing, circadian
rhythm and movement disorders related to sleep.
CONCLUSIONS: Sleep disorders in WD might be a major contributor to morbidity
and mortality.

10.Local Varicella Zoster Infection As A Rare Reason For Encephalitis
Fatma Ece Bayam, Ayşe Kocaman, Hadiye Şirin
Pages 131 - 135
Bilimsel zemin: Ensefalit, akut ateşli bir hastalıkla birlikte meningeal tutulum ve serebral etkilenme bulguları ile birlikte beyin omurilik sıvısında (BOS) hücresel reaksiyon, protein düzeyi yüksekliğinin bir arada bulunduğu klinik tablodur. Sinir sistemini tutan birçok enfeksiyon ajanı bulunmaktadır. Bunlar arasında varisella zoster virüsü (VZV) sık olmayarak bildirilmektedir. VZV’nin nörolojik komplikasyonları ensefalit, serebellar ataksi, menenjit, serebral infarkt, fasiyal paralizi olarak sıralanabilir. Servikokranial herpes enfeksiyonlarının ender komplikasyonuları ensefalit, serebral anjitis ve miyelit olarak sıralanabilir. Bu yazıda VZV enfeksiyonuna bağlı oftalmik genikülat herpes sonrası ansefalit gelişen bir olgu sunulmakta ve literatürler eşliğinde tartışılmaktadır.
OLGU: Seksenüç yaşında, sol göz kapağında şişlik ve veziküler döküntüler ardından gelişen bilinç bozukluğu yakınması ile kliniğimize başvuran kadın olgunun öyküsünden, bilinç bulanıklığından yaklaşık dört gün kadar önce sol gözde batma, sulanma ardından uykuya eğilim ve iletişim kurmada güçlük geliştiği öğrenildi. Nörolojik bakısında, bilincin uykulu olduğu, ağrılı uyaranla gözlerini açabildiği, anlamsız sözcükler çıkardığı gözlemlendi. Sol göz çevresi ödemli, solda olfaktör traseye uyan veziküler, kurutlu lezyonlar, sol gözde hiperemi, sol pupil dilatasyonu, içe deviasyon ve dışa bakışta kısıtlılık tespit edildi. Her iki tarafta ışık reaksiyonu mevcuttu. Motor lateralizan bulgu saptanmadı. Babinski bilateral ilgisizdi. Rutin biyokimyasal tetkiklerinde lökositoz dışında patoloji yoktu. Yapılan lumber ponksiyonda BOS biyokimyasal incelemesinde ılımlı protein yüksekliği ve direkt bakıda ılımlı hücre artışı dışında patolojik bulgu saptanmadı. Herpes simplex virüs (HSV) PCR negatif geldi ve VZV hücre kültürlerinde üreme saptanmadı. BOS bakteriyolojik, mikobakteriyolojik ve sitolojik incelemeleri normal sınırlarda bulundu. EEG’de zemin ritim aktivitesinde yaygın yavaşlık saptandı. Olgunun pre-post kontrastlı kranial BT ve MRG görüntülemelerinde senil atrofi ve kronik iskemik değişiklikler dışında patoloji saptanmadı. Pre-post kontrastlı orbita MRG ve paranazal sinüs BT görüntülemelerde preseptal orbital sellülit saptandı. Olguya 25 gün intravenöz Asiklovir ve Seftriakson tedavisi uygulandı. Tedavinin ikinci haftasında bilinçte düzelme ve göz bulgularında gerileme gözlendi. Tekrarlanan BOS bakısında protein yüksekliğinin (72 mg/dl) devam ettiği görüldü, ancak hücre saptanmadı. Kontrol EEG’de zemin ritim aktivitesindeki yavaşlığın kısmen düzeldiği görüldü. Kontrol pre-post kontrast kranial MRG görüntülemelerinde patoloji saptanmadı.
YORUM: Bu yazıda ensefalitin bilinen nedenlerinden olan ancak ender görülen VZV lokal enfeksiyonuna bağlı oftalmik genikülat herpes sonrası gelişen bir ensefalit olgusu literatürler eşliğinde sunulmaktadır. Etken izole edilememiş ve kranial görüntüleme yöntemleri normal olmasına karşın, üçüncü ve altıncı kranial sinir tutulumu olan, bilinç bulanıklığı ve tespit edilen EEG ve BOS bakılarındaki patolojilerin uygulanan tedavi ile laboratuvar ve klinik olarak belirgin gerileme göstermesi, immünsupresif faktör olarak yaşlılık dışında bir faktör bulunmaması gibi farklı özellikleri ile sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Scientific BACKGROUND: Encephalitis is a clinical picture including an acute pyretic disease together with findings of meningeal involvement and cerebral effect, and cellular reaction and high protein level in brain cerebrospinal fluid (CSF). There are many infection agents involving the nervous system. Among these agents, varicella zoster virus (VZV) has been infrequently reported. Neurological complications of VZV may be listed as encephalitis, cerebral ataxia, meningitis, cerebral infarct and facial paralysis. Rare complications of cervicocranial herpes infections are encephalitis, cerebral angitis and myelitis. This paper presents a case who have developed encephalitis following VZV infection related ophthalmic geniculate herpes and discusses the case accompanied by similar cases in the literature.
CASE: History of the eighty-three year-old woman, who referred to our clinic with complaints of failure in consciousness developed after swelling on left eyelid and vesicular desquamations, indicated pricking and watering in the left eye, then sleepiness and difficulty in communication nearly four days before confusion in consciousness. Results of neurological examination indicated that there was confusion in consciousness, she could open her eyes upon painful stimulus and she uttered meaningless words. There were edemas around the left eye, vesicular, crusty lesions on the left which seemed to be olfactory traces, hyperemia in the left eye, left pupil dilatation, limitations in inner deviation and outer look. There was reaction to light at both sides. There was no implication for motor lateralization. Babinski bilateral was irrelevant. There was no pathology other than leukocytosis in routine biochemical examinations. Lumber ponction indicated no pathology other than moderate level of protein in CSF biochemical examination and moderate increase in the number of cells in direct examination. Herpes simplex virus (HSV) PCR was negative and there was no reproduction in VZV cell cultures. CSF bacteriological, microbacteriological and cytological examination results were within normal ranges. EEG indicated common slowness in background rhythm activity. Pre- and post-contrast cranial CT and MRI of the case indicated no pathology other than senile atrophy and chronic ischemic changes. There was preseptal orbital cellulitis in pre- post-contrast orbita MRI and paranasal sinus CT imaging. The case was treated with Acyclovir and Cephtriaxon intravenously for 25 days. The conscious improved and eye related findings reduced in the second week of therapy. Repeated CSF examination indicated no change in the high level of protein (72 mg/dl), but no cell reproduction was observed. Control EEG indicated partial improvement in slowness of background rhythm activity. No pathology was determined in control pre- post-contrast cranial MRI.
CONCLUSION: Accompanied by cases in the literature, this paper presents an encephalitis case developed after ophthalmic geniculate herpes related to VZV infection which is rare but a known reason for encephalitis. We want to share this case with you due to such characteristics as third and sixth cranial nerve involvement despite no early isolation and normal cranial imaging methods, significant reduction in confusion and pathologies determined in EEG and CSF examinations in terms of laboratory and clinical findings as a result of the applied therapy, existence of no immunosuppressive factor other than old age.

11.Factors Affecting the Latency from the Onset of Stroke to the Beginning of Treatment
Dilaver Kaya
Pages 136 - 138
Abstract

12.Letter to the Editor
Canan Işıkay, Ebru Dirik, Cenk Akbostancı, Bilge Gönenli, Nermin Mutluer
Pages 139 - 140
Abstract



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale