e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 28 Issue : 2 Year : 2022

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login Copyright Transfer Form
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 10 (3)
Volume: 10  Issue: 3 - 2004
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages 177 - 180
Abstract | English Full Text

FROM THE EDITOR
2.Impressions From the National Cognitive Neurology and Neuroscience Meetings
Oğuz Tanrıdağ
Pages 181 - 184
Abstract

EDITORYAL
3.Neuroimaging in Epilepsy
Christian Vollmar, Soheyl Noachtar
Pages 185 - 200
Abstract

ORIGINAL ARTICLES
4.Serotonin transporter (SERT) gene polymorphism in Parkinson’s disease
Mahmut Özkaya, Okan Doğu, Serhan Sevim, Handan Çamdeviren, Deniz Yalçınkaya, Mehmet Emin Erdal
Pages 201 - 205
Abstract

5.Clinical and Electrophysiological Findings in Tarsal Tunnel Syndrome
Hande TÜRKER, Merhan ÖMEROĞLU, Önder US, Gülseren AKYÜZ
Pages 206 - 214
Bilimsel Zemin: Tarsal tünel sendromu (TTS), tibial sinir ya da dallarının (medial ve lateral plantar sinirler), fleksör retinaculum altında ve bilekte medial malleol arkasında ve aşağısında tuzaklanması ile ortaya çıkan bir tuzak nöropati sendromudur. TTS'nun elektrofizyolojik tanısı motor, duysal ve/veya mikst sinir iletim çalışmaları ile yapılır.Amaç: Bu çalışmada elektrofizyolojik değerlendirme 23 hasta ile 10 sağlıklı gönüllüde yapılmıştır. Çalışmada, TTS klinik tanısıyla başvuran olgularda elektrofizyolojik bulguların tipi ve sıklığı ile klinik bulguların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda, olguların başvuru semptomları içinde ayak tabanında parestezi ve dizestezi %91 ile ilk sırada yeralmaktadır. İkinci sıklıkta saptanan başvuru semptomu ayak tabanında ağrı olmuştur (%26). Muayenede en sık saptanan bulgu medial malleol arkasındaki tinel pozitifliğidir (%56.5). İkinci en sık bulgu ayak tabanında medial ve/veya lateral plantar sinir alanında hipoestezidir (%17.39). Olguların onikisinde TTS çift taraflıdır (%52.2).Onbir olguda TTS'na ek olarak anterior tarsal tünel sendromu, bir olguda ise karpal tünel sendromu saptanmıştır. Sinir iletim çalışmalarında en sık saptanan elektrofizyolojik bulgulateral plantar sinirde duysal sinir aksiyon potansiyeli (DSAP) ve bileşik sinir aksiyon potansiyeli (BSAP) yokluğudur (%82.6). İkinci en sık bulgu medial plantar sinirde duysal sinir aksiyon potansiyeli (DSAP) ve bileşik sinir aksiyon potansiyeli (BSAP) yokluğudur (%45.64). Üçüncü sıklıktaki bulgular, medial plantar sinir DSAP'inde latans uzaması, tarsal tünelde posterior tibial sinirde motor iletim yavaşlaması ile medial plantar sinirde DSAP ve BSAP amplitüd kaybı olarak saptanmıştır (%32.60). İğne EMG'de AHL tutulumu %56, ADQ tutulumu ise %50 sıklıkta bulunmuştur.
Background: Tarsal tunnel syndrome [TTS] is a syndrome of which there's compression of posterior tibıal nerve or its branches under the flexor retinaculum at the ankle behind and below the medial malleolus. Electrophysiological diagnosis of TTS consists of motor, sensory and/or mixed nerve conduction studies. In this study 23 patients and 10 healthy volunteers were studied electrophysiologically. Objective: The aim of the study was to find out the types and frequencies of clinical signs and electrophysiological findings in TTS. Results: Paresthesis of the plan tar surface of the feet was the first line symptom with a percentage of 91 %. The second was foot aches [26 %]. The most frequent sign was the tinel sign positivity behind the medial malleolus of the foot [56.5%], the second was hypoesthesia in the plantar surface of the feet [17.39 %]. Twelve of the patients [52.2%] had TTS bilaterally while eleven of them had anterior tarsal tunnel syndrome [47.8%] and one carpal tunnel syndrome [4.3%] in addition to TTS. The most frequent electrophysiological abnormality in the patient group was absence of compound and sensory nerve action potentials in lateral plantar nerve [82.6%], while absence of CNAPand SNAP in medial plantar nerve followed this by a percentage of 45. 64%. Otherfindings were; slowing of motor nerve conduction velocity of posterior tibial nerve in the tarsal tunnel, delay in CNAP and SNAP latencies of medial plantar nerve and amplitude reduction in CNAP and SNAPs of medial plantar nerve [32. 60%]. In needLe EMG abductor hallucis longus involvement was 56 %, while abductor digiti quinti involvement was 50 %.

6.Effect Of Hypothermia on Mortality in Patients Presented with Acute Cerebrovascular Disease
Özlem COŞKUN, Levent Ertuğrul İNAN, Yeşim SÜCÜLLÜ KARADAĞ, Serap ÜÇLER, Neşe ŞEN KAYA
Pages 215 - 218
Amaç: Vücut ısısı, iskemiden kaynaklanan nöronal hasara önemli etkide bulunur. Vücut ısısında hafif-orta derecede düşüşlerin inme sonrası nöronal nekrozu azalttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada hastanemize akut serebrovasküler olay nedeni ile başvuran hastalarda düşük vücut ısısının kısa dönem mortalite üzerine etkisini araştırdık. Materyal ve Metod: S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği' ne akut serebrovasküler olay nedeni ile başvura n 205 hasta çalışmaya dahil edildi. Ateşi 36.5°C altı olarak ölçülen hastalar hipotermik ve 36.5°C ve üzeri ölçülen hastalar ise normotermik ve hipertermik olarak kabul edildi. Tüm hastaların rutin kan tetkikleri ve lökosit sayımları, C-reaktif protein, sedimentasyon değerleri kaydedildi. Hastaların mortalitesi ile ateş arasındaki ilişki değerlendirildi. Sonuçlar: Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik verileri arasında fark yoktu. Hipotermik olan 113 hastanın 88'i taburcu olurken, 25 tanesi eksitus oldu. Normotermik-hipertermik olan 92 hastanın ise 31 tanesi eksitus oldu. Heriki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Tartışma : Hayvan inme modellerinde hipoterminin nöroprotektif etkisine karşılık hipertermi iskemik nöronal hasarı ve fizyolojik disfonksiyonu arttırır. Ancak biz çalışmamızda hipoterminin kısa dönem mortalite üzerine etkisinin olmadığınıtespit ettik.
Objective: Body temperature is critically important in influencing outcome of neuronal injury resulting from stroke. Mild to moderate decrements in brain temperature have been shown to decrease post ischemic neuronal necrosis. In this study we investigated the body temperature on short term mortality of the patients with acute cerebrovascular disease. Material and Methods: Two hundred five patients administrated with acuteserebrovascular disease were included in this study. Body temperature was classified as hypothermia (<36.5°C) and normothermia-hyperthermia (36.5°C). We studied leukocyte count, C-reactive protein, sedimentation and other routines of the patients. Assosiation between the body temperature and the mortality of the patients was examined. Results: There is not a difference between the patients for demographic chracteristics. 88 of the 113 hypothermic patients discharged from hospital while 25 of them died. 31 of 92 normothermic-hyperthermic patients died. There is not a statisticaly difference between two groups (p>0.05). Conclusions: Lowering body temperature through hypothermic therapy to be a strong neuroprotective measure and elevation of body temperature has been shown to result in more extensive brain damage have been demonstrated inanimal stroke models. However, we didn't find an effect of hypothermia on short time mortality.

7.Changes in Health-related Quality of Life Measured by Multiple Sclerosis International Quality of Life (version 1) in the Two Year Follow-up in MS Patients with Low Disability
Egemen İDİMAN, Serkan ÖZAKBAŞ, Fatma UZUNEL
Pages 219 - 223
Bilimsel Zemin: Multipl sklerozda (MS) sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi (SİYK ) ölçümleri sınırlıdır ve hastalığa özgü ölçekler son yıllarda geliştirilmeye başlanmıştır. Multiple Sclerosis lnternational Quality of Life (MUSIQOL), uluslararası işbirliği ile geliştirilmiş MS-özgül bir ölçektir. Amaç: Birinci amaç MUSIQOL ile ölçülen SİYK'in zaman içinde değişiminisaptamak ve ikinci olarak SİYK ile klinik özürlülüğün bağıntısını saptamaktır. Yöntem ve Gereçler: McDonald ölçütlerine göre MS tanılı 28 hasta çalışmaya alındı. SİYK değerlendirmesi için MUSIQOL kullanıldı. MUSIQOL uluslararası geçerlilik çalışması yapılan MS için özel olarak geliştirilen bir SİYK ölçeğidir. 74 MS-özgül soru içerir. Geçerlilik çalışması aralarında Türkiye'ninde bulunduğu 20 ülkede 14 ayrı dilde yapılmıştır. MUSIQOL anketi hastalara, birincisi Eylül 2001, ikincisi Eylül 2003'te olmak üzere iki kez uygulandı. Hastalar anketle aynı zamanlarda klinik olarak expanded disability status scale (EDSS) ile değerlendirildi. MUSIQOL puanlamasında Likert yöntemi kullanıldı Bulgular: Ortalama SİYK puanı ilk ankette 73.63±13.0 (kadınlar için 69.65±10.24 ve erkekler için 77.62±13.47) olarak bulunurken, 2 yıl sonraki ikinci kontrolde 75.94±13.48 (kadınlar için 69.44±11.57, erkekler için 8 1.45±11.49) düzeyine ulaştı. Bu değişiklik istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama EDSS puanı ilk kontroldeki 1.69±0.99 değerinden ikinci kontrolde 1.47± 1.12' e geriledi. EDSS'deki bu düzelme istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildi (p>0.05) (Şekil 2). Kadın hastalarda SİYK ve EDSS puanları istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik göstermedi. Erkek hastalarda ise SİYK puanları gibi EDSS puanları da anlamlı biçimde düzeldi (p<0.05).
Scientific Background: Health-related quality of life (HRQOL) assessment in multiple sclerosis (MS) is still limited and disease-specific instruments have begun to be used recently. The Multiple Sclerosis lnternational Quality of Life (MUSIQOL) is a MS-specific HRQOL inventory, which has been developed in an international collaboration. Objective: The main objective of the present study was to determine the changes in QOL in time by MUSIQOL, and the second was to evaluate the correlation between HRQOL and clinical disability. Material and Methods: A total of 28 patients with MS according to the McDonald's criteria were enrolled to the study. MUSIQOL was used for HRQOL assessment. MUSIQOL was used for HRQOL assessment. MUSIQOL is the only international validated HRQOL questionnaire designed specifically for MS. It contains 74 MS-specific items. Validation of MUSIQOL was performed in 20 countries and 14 different languages, including Turkish at the same time. MUSIQOL questionnaire was given to patients twice. The first was performed on September 2001 and the second one was on September 2003. Patients were also clinically evaluated by EDSS at the same time with questionnaire. Likert method was used for MUSIQOL scoring. Results: The mean HRQOL score was found 73.63± 13.0 (69.65±10.24 for women and 77.62± 13.47 formen) in the first visit. In the second visit, it was improved ta 75.94±13.48 (69.44± 11.57 far women and 81.45±11.49 formen). There was no significant difference for total patients between two visits. In the female patients neither the HRQOL nor the EDSS scores showed any change. Male patients showed a statistically significant improvement in HRQOL and EDSS scores (p<0.05). Conclusion: HRQOL did not show any change in a 2-year period in 28 MS patients with low disability. Male patients had a better HRQOL than female patients in follow-up.

8.Etiology and Risk Factors in Patients with Cortical Borderzone lnfarcts
Yahya ÇELİK, Kemal BALCI, Mahmut KERİMOĞLU, Ufuk UTKU
Pages 224 - 228
Bilimsel zemin: Sınır alan infarktlar iki ana serebral arter sulama alanı arasındaki birleşme bölgesinde meydana gelen iskemik lezyonlardır. Bu lezyonlar kendi içinde kortikal ve internal sınır alan olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Bu infarktların etyopatogenezinde özellikle ciddi karotis hastalığı gibi hemodinamik yetmezlik yapan etmenlerin olduğu ileri sürülmesine karşılık son yıllarda özellikle kortikal sınır alan infarktlarda kardiyak veya arterden artere emboli mekanizmalarınında sorumlu olabileceği gösterilmiştir. Amaç: Ocak 2000 ve Nisan 2003 tarihleri arasında servisimizde kortikal sınır alan infarkt tanısı alan 20 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi ve hastaların yaşları, cinsiyetleri, strok risk faktörleri, TOAST sınıflamasına göre etyolojileri ayrı ayrı kaydedildi. Bu yazıda hasta popülasyonumuz içinde kortikal sınır alan infarktı olan hastaların demografik, klinik ve etyolojik özellikleri sunularak literatür eşliğinde tartışılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 69.2±7.5 ( 55 - 87) olan 20 hastanın 11'i erkek, 9'u kadındı. Hastalar strok etyolojisi açısından TOAST kriterlerine göre sınıflandırıldığında 9 hastada (%45) kardioembolizm, 3 hastada (% 15) geniş arter aterotrombozu düşünüldü. 8 hastada (%40) ise yapılan tetkikler sonucunda strok etyolojisi gösterilemedi. Sonuç: Çalışmamızda kardioembolizmin kortikal sınır alan infarktlı hastalarının önemli bir bölümünde, etyolojide rol aldığı gözlenmiştir. Bu hastalarda strok etyoloji araştırılması ve ikincil korunma açısından, klasik hemodinamik mekanizma dışında kadiyoembolizmin de gözönünde bulundurulmasının pratikte faydalı olacağı kanısındayız.
Background: Borderzone infarcts are ischemic lesions that develop on thenjunctional region of two main cerebral arteries. These lesions are divided in two groups as cortical and internal borderzone infarcts. Although factors causing hemodynamic failure such as severe carotis disease suggested in the etiopathogenesis of these lesions, cardiac and embolic mechanisms have been considered especially in cortical borderzone infarcts in recent years. In this report clinical, demographic, and etiologic features of cases with cortical borderzone infarcts were discussed in association with the literature. Objective: Files of the 20 patients with cortical borderzone in farcts between January 2000 and April 2003 were investigated retrospectively; age, sex, stroke risk factors, and etiologies according to the TOAST classification were registered. Findings: Of 20 patients 11 were male, and 9 were female; and mean age of them were 69.2±7.5 (55 - 87). The cases were classified according to the TOAST criteria and cardioembolism in 9 (% 45), large artery atherotrombosis in 4 (20 %) cases were detected. The etiology could not be found in 7 cases (35%). Conclusion: Cardioembolism was detected in major group of patients with cortical border zone infarcts in our study. We think that cardioembolism besidesclassical hemodynamic mechanism must be considered in these patients in the view of stroke etiology investigation, and secondary prophylaxis.

9.Progressive Lacunar lnfarcts: Risk Factors and Clinical Properties
Talip ASİL, İlkay UZUNCA, Ufuk UTKU, Yahya ÇELİK
Pages 229 - 233
Bilimsel Zemin: Bu çalışmanın amacı motor defisitte ilerleme saptanan laküner infarktlı hastaların klinik karakterlerini ortaya koymak ve risk faktörlerini incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya 1 Ocak 2000-31 Arahk 2001 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Nöroloji kliniğine başvuran, ilk kez strok geçiren, MRI veya BT ile supratentorial tek lakuner infarkt saptanan ve motor defisitinde artış gerçekleşen 13 hasta alındı. Bu hastalann klinik karakterleri, lakünün tespit edildiği yer, aldıkları tedavi ve risk faktörleri kaydedildi ve yine benzer yaş ve cinsiyette motor defisiti stabil seyreden 13 laküner infarktlı hasta ile karşılaştırıldı. Sonuçlar: İlerleyici laküner infarktlı hastalarda maksimum motor defisit ortalama 37.4±23.1. saatte ve en fazla 4. gunde gerçekleşti. Hastaların 6 tanesi pür motor strok 6 tanesi sensorimotor strok ve 1 tanesi ataksik hemiparezi idi. Motor defisitte ilerleme 6 hastada sadece List ekstremitede olurken 7 hastada her iki ekstremitede de gerçekleşti. 6 hastada kapsüler, 6 hastada korona radiatada, 1 hastada talamik lakün bulunurken, ortalama lakün çapları 1.38±0.16 cm olarak saptandı. 5 (%38) hasta sigara kullanırken, 10(% 76) hastada hipertansiyon ve 7 (%53) hastada diyabet tespit edildi. Hastaların ortalama kolesterol düzeyleri 187±62 mg/dl olarak bulundu. Benzer yaş ve cinsiyette 13 stabil laküner infarktlı hasta ile risk faktörleri karşılaştırıldığında hipertansiyon, sigara ve kolesterol düzeyleri açısınndan bir farklılık görülmedi. İlerleyici laküner infarktlı grupta, motor defisiti stabil olanlara göre diyabetik hastaların istatiksel olarak belirgin bir şekilde daha fazla olduğu görüldü. Tartışma: Laküner infarktlı hastalarda diyabetes mellitus varlığı, motor defisitte ilerleme olabileceğini tahmin ettiren prognostik bir faktör olabilir.
Purpose: The aim of this study is to investigate the clinical features and risk factors of the patients with lacunar infarcts who have progressive motor deficits. Patients and Method: 13 consecutive patients admitted to Neurology Clinic of Trakya University Medical Faculty with the diagnosis of first stroke having single supratentorial lacunar infarct detected by MRI or CT, and progressive motor deficit, on 1 January 2000-31 December 2001 were enrolled in this study. Clinical characteristics, and risk factors, therapy, localization of the lacunar infarct of these patients were registered. They were compared with 13 cases with lacunar infarcts who have stable motor deficit. Results: Maximum motor deficit has developed in patients with progressive lacunar infarcts in mean 37.4± 23.1 hours and maximum in 4 days. Lacuna was found in capsula intema, corona radiata and thalamus in 6, 6 and 1 patients respectively and the median lacuna diameter was 1.38±0. 16 cm. Smoking was detected in five patiens (%38), hypertension was detected in 10 patients (%76) and Diabetes Mellitus was detected in 7 patients (%53). The median cholesterol level was found as 187 ±62 mg/dl. When the risk factors were compared with the 13 patients with stable lacunar infarcts no difference was found in the view of hypertension, smoking and cholesterol level. The presence of DiabetesMellitus was found in higher rate in the group of patients with progressive lacunar infarcts than the ones with stable motor deficit. Conclusion: Diabetes Mellitus can be a risk factor for the progression of motor deficit in the patients with lacunar infarct.

10.A Case with Sneddon's Syndrome
Egemen İDİMAN, Fethi İDİMAN, Serkan ÖZAKBAŞ, Oktay AVCI, Emel ADA, Banu LEBE
Pages 234 - 237
Bilimsel Zemin: Sneddon sendromu livedo racemosa ve multipl beyin enfarktları ile karakterize bir hastalıktır. Sneddon sendromlu hastalar tipik olarak genç erişkinlik döneminde nörolojik tutulumla karşılaşırlar. Sneddon sendromlu birçok olgu, fokal serebral etkilenmeden önce, baş ağrısı ve dengesizlik gibi semptomlarla karşılaşabilir. Hemiparezi, hemihipoestezi, disfazi ve görsel semptomlar sıktır. Amaç: Biz tipik bulguları olan Sneddon sendromlu bir olgu sunduk. Hastalıkla ilgili kimi özelliklere vurgu yapmayı amaçladıkBulgular: Olgumuzun son nörolojik tutulumuna kadar öyküsünde jeneralize nöbet,başağrısı ve hipertansiyonu vardı. Bir kez amarozis fugaks şeklinde geçici iskemik atağı olmuştu. Fizik bakısında ekstremitelerinde ve kalçasında belirgin livedo racemosa ve sol üst kuadrananopsi saptandı. Beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG)'de kortikosubkortikal bölgelerde multipl iskemik lezyonlar görüldü. Sonuç: Biz bu olguyu, Sneddon sendromu, iskemik serebrovasküler olaylar içinde seyrek bir neden olduğu için sunmaya değer gördük. Ayrıca, retiküler tip eritematöz deri lezyonları, MRG'de multipl serebral iskemi ile birlikte görüldüğünde hastada Sneddon sendromu tanısının düşünülmesi gereğine vurgu yapmayıamaçladık. Son olarak, Sneddon sendromu tanısı almış hastalarda, tedavi seçimindeki önemi nedeniyle antifosfolipid antikorların bakılması gereğine işaret etmek istedik.
Background: Sneddon's syndrome is characterized by livedo racemosa and multiple brain infarcts. Patients with Sneddon's syndrome typically present with neurological dysfunction in early adulthood. While cerebrovascular events such as ischemic stroke or transient ischemic attacks comprise the major neurological sequelae of Sneddon's syndrome, many patients suffer protean symptoms, such as headache or dizziness, prior to focal cerebral injury. Hemiparesis, hemisensory symptoms, dysphasia, and visual symptoms are common. Objective: We report the case ofa young woman with Sneddon's syndrome to discuss some features of the disease. Results: She had a history of seizure, headache and hypertension (HT). She had suffered an episode of transient ischemic attack (amarosis fugax). Physical examination disclosed livedo rasemosa affecting her buttocks and limbs, and left higher quadrant-anopsia. Brain magnetic resonance imaging (MRI) showed multiple ischemic lesions in the cortico-subcortical regions. Conclusion: We presented the case, because Sneddon's syndrome is a rare cause of ischemic cerebrovascular diseases. Asa result, reticular type erythematous skin lesions when associated with multiple cerebral infarcts on MRI in a-especially young- patient should raise the suspicion of Sneddon's syndrome. Finally, patients diagnosed with Sneddon's syndrome are to be screened for antiphospholipid antibodies, because of importance of these antibodies in the decision of treatment.

11.Raynaud Phenomenon and Elevated Anticardiolipin Antibodies Levels in a Patient With Sneddon's Syndrome
Hüsnü EFENDİ, Pervin İŞERİ, Tomris TOKAY, Yelda YILDIZ, Rebiay APAYDIN, Cengiz ERÇİN
Pages 238 - 241
Bilimsel zemin: Sneddon sendromu iskemik serebrovaskuler ataklar ve yaygın livedo retikularis ile karakterize nadir görülen bir hastalıktır. Sneddon sendromunda livedo retikularis ve nadiren Raynaud fenomeni olmak üzere değişik dermatolojik bulgular gözlenebilir. Olgu: 42 yaşı nda kadın hasta iskemik serebrovaskuler hastalık, alt ve üstekstremitede belirgin Raynaud fenomeni, livedo retikularis ve artmış antikardiolipinantikorları nedeniyle Sneddon sendromu olarak değerlendirilerek sunulmuştur. Rutin kan incelemeleri, trombosit sayı sı ve parsiyel tromboplastin zamanı normal sınırlarda bulundu. Laboratuvar incelemelerinde ANA, antids DNA, monoklonal kryoglobulin ve kryofibrinojen negatif saptanırken, antikardiolipin antikorları artmış değerlerde saptandı. Kranial MRG incelemesinde, kontrast tutulumu olmadan bilateral derin beyaz cevher lezyonları izlendi. Deri biopsisi incelenmesi Sneddon sendromu ile uyumlu bulundu. Sonuç: Bu çalışmada Raynaud fenomeni ve artmış antikardiolipin antikorları saptanan Snedddon sendromlu bir hasta nedeniyle Sneddon sendromu ve antifosfolipid sendromlar arasındaki ilişki vurgulanmıştır, bu ayırım farklı tedavi yaklaşımları açısından önemlidir.
Background: Sneddon's syndrome is a rare disease characterized by cerebrovascular ischaemic attacks and generalized livedo reticularis. A wide variety of dermatologic manifestation has been described including livedo reticularis and rarely Reynaoud phenomenon in the Sneddon's syndrome. Case report: We present 42-year-old women with Raynaud phenomenon, livedo reticularis, elevated anticardiolipin antibodies levels and cerebrovasculer lesions with right hemiparesis in whom Sneddon's syndrome was diagnosed. Routine tests including platelets and partial tromboplastine time were normal. Laboratory tests revealed that, ANA, anti ds DNA, monoclonal cryoglobulin, andcryofibrinogen were negative and elevated anticardiolipin antibodies. Magnetic resonance angiography (MRA) was normal. Cerebral MRI images showed bilaterally small deep white matter lesions without contrast enhancement. The skin biopsy was compatible for sneddon syndrome. Conclusion: We present a patients with Raynaud phenomenon, livedo reticularis, ischaemic cerebrovasculer accidents and elevated anticardiolipin antibodies. Arelationship between Sneddon syndrome and antiphospholipid antibodies has been noted as differential diagnosis of Sneddon 's syndrome and antiphospholipid syndrome is important for different therapeutical approaches.

OLGU SUNUMU
12.Heterogenous Enhancement Pattern of Tumour-Like Multiple Sclerosis
Selim SERTER, Deniz SELÇUKİ
Pages 242 - 244
Bilimsel Zemin: Tümör benzeri MS alışılmadık şekillerde karşımıza çıkabilir. Görüntüleme bulgularının bize demiyelinizasyonu telkin etmesi gereksiz agresif yaklaşımlardan kaçınılması için önemlidir. Amaç: Bu makalede beyin tümörünü taklit eden MS olgusunun manyetik rezonans görüntüleme bulguları sunulmaktadır. Tümefaktif MS plağının alışılmadıkbir kontrastlanma paterni tanımlanmaktadır. Bulgular: Manyetik rezonans (MRG) görüntülemede diffüz heterojen kontrastlanan kitle lezyonu izlenmektedir. Steroid tedavisi sonrası lezyonun kontrastlanma paterni, ödem ve kitle etkisinde belirgin regresyon izlenmektedir. Sonuç: Soliter beyin lezyonlarının ayırıcı tanısında diffüz heterojen kontrastlanma gösteren MS plakları da gözönünde bulundurulmalıdır .
Background: Tumour like multiple sclerosis (MS) represents an atypical pattern of presentation. imaging features suggestive of demyelination are important to avoid unnecessary aggresive treatment for tumour. Objective: We present a case of multipl sclerosis simulating brain tumor on magnetic resonance images. We describe the unusual enhancement pattern of tumefactive MS lesion. Findings: Magnetic Resonance lmaging demonstrated diffuse use heterogenously enhancing mass lesion. The lesion showed significant regression of enhancement, edema and mass effect during follow up steroid therapy. Conclusion: The diffuse heterogenous enhancement pattern of MS plaquesshould be taken into consideration for the differential diagnosis of solitary brain lesions.

13.Founders of Neurology

Page 245
Abstract

14.Matters of Scale

Page 246
Abstract

15.Book Reviews
Barış BASLO
Page 247
Abstract

16.Editoryal Kuruldan

Page 248
Abstract

17.Meetings, Seminars & Congresses

Pages 249 - 250
Abstract

18.
Türk Nöroloji Dergisi Yayın Kuralları

Pages 251 - 253
Abstract

19.Turkish Journal of Neurology Manuscript Criteria and lnformation

Pages 254 - 256
Abstract



 
© Copyright 2022 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale