e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Sayıyı İndirmek İçin Tıklayınız.

Cilt : 25 Sayı : 3 Yıl : 2019

Son Sayı Arşiv En Çok İndirilen Makaleler Baskıdaki Makaleler Online Makale Gönder Giriş
Türk Nöroloji Dergisi’nin yer aldığı İndeksler
 
  Arama






Turk J Neurol: 13 (6)
Cilt: 13  Sayı: 6 - 2007
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Editörden, Türk Nöroloji Dergisi’nin 2007 Yılında Yayınladığı Araştırma Yayınları Konusunda Rapor, Sorular ve Önerilen Yanıtlar
From the Editor, Report, Questions and Suggested Answers on Research Publications Issued by Turkish Journal of Neurology in the Year 2007
Oğuz Tanrıdağ
Sayfalar 381 - 385
Makale Özeti | Tam Metin PDF

2.
Rey Karmaşık Figür Testi ve Tanıma Uygulaması (RKFT-T): Bir Yetişkin Türk Örneklemi Üzerinde Norm Belirleme Çalışması
Rey Complex Figure Test and Recognition Trial (RCFT): Norm Determination Study on Turkish Adult Sample
Esin Varan, Öget Tanör, Hakan Gürvit
Sayfalar 387 - 394
AMAÇ: Bilimsel zemin: Rey Karmaşık Figür Testi ve Tanıma Uygulaması (RKFT-T), yapılandırma becerisini ve görsel belleği değerlendirmekte kullanılan bir testtir.
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, RKFT-T’nin Türk yetişkin örneklemi için normatif verilerinin toplanması ve test performansına yaş, eğitim ve cinsiyet değişkenlerinin etkisini araştırmaktır.

YÖNTEMLER: Gereç ve YÖNTEMLER: Veriler, 17-82 yaşları arasında, altı farklı yaş ve üç farklı eğitim düzeyinden toplam 198 sağlıklı kişiden elde edilmiştir.
BULGULAR: SONUÇLAR: Birçok RKFT-T test puanının yaş ve eğitim değişkenlerinden etkilendiği, ancak cinsiyetin test performansı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı bulunmuştur.
SONUÇ: YORUM: Bu çalışma ile RKFT-T’nin ülkemizdeki klinik çalışmalarda kullanılabilecek değerlendirme kriterleri belirlenmiştir.
OBJECTIVE: Scientific BACKGROUND: Rey Complex Figure Test and Recognition Trial (RCFT) is a commonly used neuropsychological measure which assesses visuoconstructive skills and non-verbal memory.
OBJECTIVE: The purpose of this study was to provide normative data for Turkish adults and investigate the influence of age, education and gender variables on the RCFT performance

METHODS: MATERIAL-METHODS: Data derived from a sample of 198 healthy individuals (age 17-82) coming from six different age and three different education levels.
RESULTS: RESULTS: This study revealed significant effects of age and education on most of the RCFT test scores. It also revealed that RCFT performances were not associated with gender.
CONCLUSION: CONCLUSION: The evaluation criterias for the RCFT scores, which could be used in the clinical trials in our country, is determined with this study.

3.
Bell Paralizili Hastalarda Elektrofizyolojik Testlerin Prognostik Değeri
Prognostic Value of Electrophysiological Tests in Bell’s Palsy
Melike Tavşan, Oğuz Karagüzel, Ufuk Şener, Yaşar Zorlu, Murat Özçelik
Sayfalar 395 - 399
AMAÇ: Bell paralizisi fasiyal sinirin en sık görülen hastalığıdır. Mimik kaslarının akut felci ile karakterizedir, nedeni ve tedavisi tartışmalıdır. Hastalarda estetik ve fonksiyonel sorun oluşturması erken prognoz tayininin önemini artırmaktadır. Bu amaçla elektrofizyolojik testler kullanılabilir.


YÖNTEMLER: Bu çalışmaya 46 hasta alındı. Hastalar klinik olarak Hause-Brackmann sınıflamasına göre gruplandırıldı. Hastalığın başlangıcından itibaren 10-12. günler arasında fasiyal sinir M-yanıtı latansı, amplitüdü ve göz kırpma refleksi sağlam ve parezili tarafta çalışıldı.
BULGULAR: 10-12. günde ölçülen M-yanıtı latanslarında uzaması olan hastalarda, 1 ay sonra iyileşme daha azdı. 10-12. günde kaydedilen R1 yanıtları, bir ay sonraki muayene evreleri ile karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. 10-12. günde kaydedilen R2 yanıtları ile bir ay sonraki muayene evreleri karşılaştırıldığında, evreler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
SONUÇ: Fasiyal sinir M-yanıtı latansında uzama ve göz kırpma refleksinin kaybolması ve erken dönemde geri dönmemesi kötü prognoz ile ilişkili bulundu.
OBJECTIVE: Bell’s palsy (BP) is the most common disease of the facial nerve. It is acute paralysis of the mimic muscles. The etiology and treatment of BP is not clear. As it is an aesthetic and functional problem, early prognostic diagnosis is more important. Electrophysiologic tests can be used for this purpose
METHODS: 46 patients were included to the study. All patients were classified according to House-Brackman system. Facial nerve conduction and blink reflex were studied on 10-12th day of the onset of the BP.
RESULTS: The patients who had increase of muscle response (M-response) latency on 10-12th day, had less recovery after one month. There was also no statistical difference between R1 latency on 10-12th day and clinical grade in first month. But there was significant difference between R2 latency on 10-12th day and clinical grade in first month.
CONCLUSION: Prolonge of M-response latency and the absence of blink reflex showed poor prognosis.

4.
Diabetes Mellituslu Hastalarda Kognitif Fonksiyonların Nöropsikolojik-Nörofizyolojik Testlerle Değerlendirilmesi
The Assesment of Cognitive Functions With Neuropsychologic and Neurophysiologic Tests in Diabetes Mellitus
Sevda Erer, Mustafa Bakar, Faruk Turan, Semra Akgöz
Sayfalar 400 - 408
AMAÇ: Çalışmamızda tip 2 Diabetes mellitus (DM) tanısı almış hastalarda, diyabetin süresi, seyri, sekonder komplikasyonları göz önünde bulundurularak, kognitif fonksiyonların ne oranda yıkıma uğradığı ve hangi modalitelerde bozulmalar olduğu, transkraniyel doppler (TCD), minimental durum muayenesi (MMDM), nöropsikometrik testler (NPT), olaya ilişkin endojen uyarılmış potansiyeller (OİP: işitsel ve görsel P300 latansları) kullanılarak gösterilmeye çalışıldı.
YÖNTEMLER: Daha önce tip 2 DM tanısı alan, yaşları 40-65 arası (ortalama 53) olan, 29’u kadın 19’u erkek toplam 48 olgu ile aynı yaş grubundaki 10’u erkek, 10’u kadın 20 gönüllü normal olgu çalışmaya alındı. Tüm olgulara rutin biyokimyasal testler, kraniyel bilgisayarlı tomografi (BT) ile kognitif fonksiyonları değerlendirme amaçlı MMDM, NPT ve OİP (işitsel ve görsel P300 dalga latansları) testleri uygulandı. Tüm olgularda TCD ile her iki orta serebral arterden ortalama akım hızları ve pulsatilite indeksleri (PI) ölçülerek kayıt edildi.
BULGULAR: DM’li hasta ve kontrol gruplarının MMDM skorları, işitsel ve görsel P300 dalga latans ölçüm ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlılık saptandı. Olgu ve kontrol grupları arasında, her iki orta serebral arter akım hızları ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamasına rağmen, her iki pulsatilite indeksleri arasında anlamlı sonuçlar bulundu. Kognitif fonksiyonları değerlendirme amaçlı uygulanan NPT’de, kontrol ve diyabetik hasta gruplarında özellikle sözel ve görsel bellek ve dikkat modalitelerinde bozulma olduğu görüldü.
SONUÇ: Çalışmamızın, orta yaş grup diyabetik olgular üzerinde yapılması ve kognisyonla ilişkili birçok modalitenin bir arada değerlendirilmiş olması nedeniyle farklı olabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca diabetes mellitusun diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak bellek, dikkat gibi kognitif süreçler üzerinde önemli etkileri olabileceğini ve bu yüzden demans gelişiminde diyabet gibi kronik hastalıkların önemli bir unsur olabileceğine dikkat çekmek istedik.
OBJECTIVE: In our study, we aimed to evaluate cognitive dysfunctions in type II diabetes mellitus (DM) regarding duration, prognosis and complications of the disease. We used transcranial doppler (TCD) ultrasonography to evaluate cerebral perfusion and hemodynamics and performed mini-mental state examination (MMSE), neuropsychometric tests (NPT), event related evoked potentials (ERP), auditory and visual P300 wave latancies.
METHODS: 48 patients (29 females and 19 males) with type 2 DM, aged between 40-65 (mean 53) years, and 20 normal (10 males, 10 females) cases as control group were involved in the study. Routine biochemical tests, cranial tomography (CT) imaging methods and the tests which evaluate cognitive functions, MMSE, NPT, and ERP were performed in subjects. Mean current speed and pulsatility index were measured in 62 patients by using TCD.
RESULTS: The scores of MMSE, auditory and visual P300 waves mean latancies were found statistically significant in patients with DM when compared to control group. Although there was no statistical significance in mean cerebral artery velocity values between two groups, there was significant correlation between pulsatility indexes. Especially verbal, visual memory and concentration modalities of NPT was significalty affected when compared to normal control group.
CONCLUSION: In previous studies, different results have been reported about effects of DM on cognitive functions. We consider that this study may differ from others, as it was carried out on a group of middle aged diabetes subjects and many modalities associated with cognition were evaluated together. We also meant to draw attention to the possibility that, independent from other risk factors, diabetes mellitus may have a memory and attention related effect on cognition, and that chronic diseases such as diabetes may play a critical role in the development of dementia.



5.
Multipl Skleroz ve Endojen Antioksidan Serum Ürik Asit Arasındaki İlişki
The Relationship Between the Multiple Sclerosis and Endogenous Antioxidan Serum Uric Acid
Fatma Candan, Nihal Işık, İlknur Aydın Cantürk, Zahide Yılmaz, Reyhan Gürer, Nüket Yıldız
Sayfalar 409 - 414
AMAÇ: Peroksinitrit (PRN) güçlü bir oksidan olup doku ve hücrelere zarar verir ve multipl sklerozun (MS) patogenezinde major bir rol oynar. Ürik asit (ÜA) insanlarda pürin metabolizmasının doğal olarak oluşan son ürünüdür ve serumda en fazla bulunan endojen antioksidandır. Ürik asit, PRN’ye seçici olarak bağlanıp onu inaktive eder. Yakın dönemde yapılan çalışmalarda MS hastalarında serum ÜA seviyesinin düşük olabileceği öne sürülmektedir.
Bu çalışmanın amacı, endojen antioksidan savunmanın, MS’nin patogenezindeki rolünü araştırmak için, multipl skleroz hastalarında serum ürik asit düzeylerini belirleyerek, demografik ve klinik özellikler ile olan ilişkisini incelemektir.

YÖNTEMLER: Ataksız dönemde bulunan 206 MS hastasında (151 kadın) ve 38 yaş ve cins eşleştirilmiş sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubunda, serum ÜA değerleri belirlendi. Klinik alt tiplerine göre 206 hastanın; 159’u relapsing remitting (RR-MS), 37’si sekonder progresif (SP-MS) ve 10 hasta da primer progresif (PP-MS) formunda idi. Hastaların dizabiliteleri EDSS (Expanded Disability Status Scale) skoru ile değerlendirildi. Hastalar 12 ay boyunca takip edildi ve bu süre içinde 206 hastanın 45’inde atak gözlendi. Atak gözlenen hastalarda tedaviden hemen önce serum ÜA seviyeleri ve EDSS değerleri belirlenerek ataksız dönem ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: Multipl skleroz hastalarında, serum ürik asidi kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p<0.0001). Hastalar cinsiyetlere göre ayrıldığında, kadınlarda ve erkeklerde serum ÜA düzeyi, kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. MS hastaları genel grup olarak ve cinsiyetlerine göre ayrıldığında; hastalık süresi ile serum ürik asidi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Tüm hasta grubunda EDSS ile serum ÜA arasında anlamlı bir ilişki saptanmaz iken, hastalar cinsiyetlere göre ayrıldığında, EDSS değerleri ile serum ÜA arasında anlamlı ters bir ilişki bulundu (p<0.05). Klinik alt tiplerine göre; en düşük serum ürik asit düzeyi sırası ile PP-MS, sonra SP-MS ve RR-MS hastalarında bulundu, fakat gruplar arası anlamlı fark saptanmadı. Takip süresince atak gözlenen 45 hastanın, ataksız döneme göre, ürik asit düzeylerinde anlamlı bir azalma (p<0.0001) ve EDSS değerlerinde anlamlı bir artış (p<0.0001) gözlendi.
SONUÇ: Bizim çalışmamızın sonuçları, MS hastalarında ürik asidin primer olarak düşük bulunabileceğini ve atak döneminde endojen bir antioksidan olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çalışma, yüksek serum ürik asit seviyelerinin, klinik bulgulara olabilecek faydalarının araştırılması gerekliliğine dikkat çekmektedir.


OBJECTIVE: Peroxynitrite (PRN) is a strong oxidant capable of damaging tissues and cells, and plays a major role in the pathogenesis of multiple sclerosis (MS). Uric acid (UA) is the naturally occuring final product of the purine metabolism in humans and the most prominent endojen antioxidant in serum. Uric acid selectively binds and inactivates the PRN. Recent studies suggested that patients with multiple sclerosis (MS) have lower levels of serum UA.
To investigate the role of the endogenous antioxidant defence in MS pathogenesis, by determining the serum UA levels of the MS patients and, examining the relationships with demographic and clinical characteristics of the patients.

METHODS: Serum uric acid levels were determined in 206 MS patients (151 women) all in the remission period, and in 38 age and sex matched voluntary healthy subjects, served as a control group. Of the 206 patients; 159 had the relapsing-remitting (RR) type of the disease, 37 secondary progressive (SP) and 10 primary progressive (PP). Disability as assessed by EDSS (Expanded Disability Status Scale) score. In addition, during the follow up period (12 months), relapses were observed in 45 of the 206 patients. Serum UA levels and EDSS of the patients were also determined in the relapse period before the treatment and, compared with remission period.
RESULTS: In the overall MS group, serum UA levels were significantly lower than in controls (p<0.0001). Serum UA levels in both gender of MS patients were also significantly lower than in controls. No correlation was found between disease duration and serum UA levels in MS patients as a general group and also in both gender. Although in the overall MS group there was no significant relationship between the EDSS and UA, we found a significant inverse correlation of serum UA level in female and male gender with EDSS (p<0.05). The lowest mean UA level was found in patients with PPMS, but the difference among the MS subgroups did not reach statistical significance. The mean serum UA level of the MS group in the relapse period (n: 45), was significantly lower than that in remission period (p<0.0001), and EDSS of the patients were significantly higher than in remission period (p<0.0001).
CONCLUSION: Our findings showed that UA is primarily low in MS patients and might be used as an endojen antioxidant during the relapse period. This study highlights the need to investigate the possible benefits of higher levels of uric acid to clinical findings in MS patients.

6.
Palmaris Brevis Spazmı
Palmaris Brevis Spasm
Semai Bek, Rıfkı Önal, Ümit Hıdır Hıdır, Yaşar Kütükçü, Zeki Odabaşı
Sayfalar 415 - 418
Bilimsel zemin: Palmaris brevis spazmı sendromu, palmaris brevis (PB) kasının fasikülasyon ve kontraksiyonları ile görülen nadir bir sendromdur. Etiyolojisinde ulnar sinirin tuzak nöropatileri veya radikülopati suçlanmaktadır.
OLGU: 20 yaşında erkek hasta, sol elinin iç kısmında istemsiz, düzensiz ve ağrısız kasılmalar ve sol el küçük parmağında uyuşma hissi yakınması ile polikliniğimize başvurdu. Nörolojik muayenesinde sol palmaris brevis kasında istemsiz, düzensiz kasılmaları gözlendi. EMG’de PB kasında düzensiz, spontan deşarjlar ve klinik olarak sol hipotenar bölgede kas kasılması gözlendi. Duyusal ve motor sinir iletim çalışmasında motor ve duyusal liflerin bir arada etkilendiği ve sinir iletim hızlarının yaklaşık %30 oranında düştüğü, dirsek segmentinde ulnar sinir tuzak nöropatisi saptandı. Semptomatik rahatlama için PB kasına 10 ünite botulinum toksin tip A enjeksiyonu yapıldı ve dirsekte tuzak nöropati tedavisi için gece splinti önerildi. Altıncı ay sonunda kontrol muayenesine çağrılan hastanın nörolojik muayenesi ve sinir iletim çalışması normal olarak değerlendirildi.
YORUM: Literatürde idiyopatik olabileceği gibi ulnar sinirin farklı segmentlerinde hasarlanma sonucu olabileceği bildirilmiştir. Olgumuzda PBS’nin nedeninin ulnar tuzak nöropatisi olduğunu düşünmekteyiz. Bildiğimiz kadarıyla bu olgu dirsek segmentinde ulnar sinirin tuzak nöropatisi nedeniyle oluşan ilk PBS sendromu olgusudur.
Scientific BACKGROUND: Palmaris brevis spasm syndrome is a rare and unusual syndrome with contraction and fasciculations of the palmaris brevis (PB) muscle. Etiology has been postulated as repetetive stretch of the superficial branch of the ulnar nerve or possibly radiculopathy.
CASE: 20-year-old man complained of spontaneous, irregular, nonpainful contractions at the inner side of his left hand and pins-and-needles sensation of the left fifth finger. Neurological examination revealed spontaneous, irregular contractions of the left PB muscle, producing hypothenar dimpling. EMG showed abnormal, spontaneous activity characterized by irregular discharges from the PB muscle only, always associated with visible dimpling of the left hypothenar eminence. Nerve conduction studies revealed mild neuropathy of the ulnar nerve at the elbow in which both sensory and motor fibers were involved with decreased velocities about 30%. We administered 10 units botulinum toxin type A to PB muscle for symptomatic relief and ordered a night elbow splint therapy for ulnar neuropathy with in a conservative behavior. He was called for clinical and electrophysiologic examination after six months from the first visit. He had no spasms, his examination did not reveal any signs of sensory or motor involvement of the left ulnar nerve. His repeated motor and sensory NSC were normal. CONCLUSION: It may be idiopathic or associated with different causes and sites of ulnar nerve lesions. We presume that the PBS was due to ulnar neuropathy at the elbow in our case. To our knowledge this is the first case of PBS reported due to ulnar neuropathy at the elbow.

7.
Multipl Alt Kranial Sinir Tutulumu İle Giden Glomus Jugulare Tümörü: Olgu Sunumu
Glomus Jugulare Tumor With Multiple Lower Cranial Nerves Palsy: Case Report
İpek Midi, Müzeyyen Doğan, Kamuran Urgun, Nazire Afşar
Sayfalar 419 - 422
Bilimsel zemin: Glomus jugulare tümörleri nadir görülen, sıklıkla iyi huylu, jugular foramenin içinde veya etrafında yerleşen paragangliomalardır. En sık rastlanan klinik semptomlar; pulsatil tinnitus, otalji, iletim tipi işitme kaybı, kulakta dolgunluk hissidir. Kitle etkilerinden dolayı alt kranial sinirlerde fonksiyon kaybına neden olabilirler. Glomus jugulare tümörleri genellikle yavaş büyüyen tümörlerdir. Ancak, lokal agresif yayılımları ciddi nörolojik kayıpların ortaya çıkmasına neden olur.
OLGU: Bu yazıda 63 yaşında, solda VIII, IX, X, XI, XII. kranial sinir tutulumu ile başvuran, yapılan görüntülemesinde solda glomus jugulare tümörü saptanan ve kitlenin çevre dokulara ve kemiğe invazyon nedeni ile gamma knife cerrahisi uygulanan bir kadın hasta sunulmaktadır.
YORUM: Glomus jugulare tümörleri yerleşim yerlerine göre bulgu veren, yavaş büyümeleri nedeni ile uzun süre sessiz kalabilen, ancak büyüdüklerinde de önemli anatomik yapılara komşulukları nedeni ile cerrahi tedavisi zorluk oluşturan özellikli tümörlerdir. Nadir olmakla birlikte, yavaş gelişen multipl alt kranial sinir tutulumda ayırıcı tanıda glomus jugulare tümörlerinin akılda bulundurulması gerekmektedir.
Scientific BACKGROUND: Glomus jugulare tumor is a rare and mostly benign type of paraganglioma localized in or around the jugular foramen. Pulsatile tinnitus, conductive hearing loss and aural fullness are the most common presenting symptoms. Moreover, it may cause significant lower cranial nerve deficits due to mass effect. Glomus jugulare tumors are generally slow-growing, benign lesions, however; their pronounced local aggressiveness frequently results in severe neurological deficits.
CASE: A 63 year-old woman presented with VIII, IX, X, XI, XIIth cranial nerves palsy on the left side. Cranial imaging revealed a left-sided glomus jugulare tumor. The patient was considered to be of very high risk due to severe local invasion to surrounding bones and close proximity to vital structures and underwent gamma knife surgery.
CONCLUSION: Signs of glomus jugulare tumors are related to tumor localization. These generally appear following a long silent period due to slow growth rate. Surgical option can be limited if the tumor is close to vital structures. Although rare, the diagnosis of glomus jugulare tumor should be kept in mind in cases of slowly developing multiple lower cranial nerves palsy.

8.
Kore-Akantositoz: Bir Olgu Sunumu
Chorea-Acanthocytosis: A Case Report
Bilge Koçer, Şennur Delibaş, Hayat Güven, Selçuk Çomoğlu
Sayfalar 423 - 426
Bilimsel zemin: Nöroakantositoz, periferik yaymada akantositoz ile birlikte görülen bir grup nörodejeneratif hastalığı içermektedir. Kore-akantositoz, klinik ve radyolojik özellikleri Huntington hastalığına benzeyen, otozomal resesif bir çeşit nöroakantositozdur.
OLGU: Kırk sekiz yaşında erkek hasta, istemsiz hareketleri, konuşma bozukluğu, unutkanlık semptomları ile kliniğimize başvurdu. Nörolojik muayene dizartri, orofasiyal diskinezileri kol ve bacaklarda koreatetozu ortaya koydu. Hastanın orofasiyal diskinezilerinin olması ve periferik kan yaymasında akantositlerin görülmesi kore-akantositoz tanısını doğruladı.
YORUM: Kore-akantositoz ve Huntington Hastalığı arasındaki belirgin klinik ve radyolojik benzerlikler, başlangıçta yanlış tanı koymaya neden olabilir. Kore akantositozdaki orofasiyal diskineziler ve periferik kan yaymasında akantositlerin görülmesi tanıyı doğrular.
Scientific BACKGROUND: Neuroacanthocytosis consist of a group of rare neurodegenerative disorders associated with acanthocytosis on peripheral blood smear. Chorea-acanthocytosis, a variety of neuroacanthocytosis, is an autosomal recessive condition with clinical and radiologic features similar to Huntington disease.
CASE: Forty-eight year old male patient who had the symptoms of involuntary movements, speech disorders, forgetfulness referred to our institution. Neurological examination revealed dysarthria, orofacial dyskinesias, choreoathetosis on arms and legs. The patient’s orofacial dyskinesias and acanthocytes had seen his peripheral blood smear led to the confirm the diagnosis of chorea-acanthocytosis.
CONCLUSION: Significant clinical and radiologic similitaries between chorea-acantocytosis and Huntington disease may lead to an initial misdiagnosis. Clinical clues suggestive of chorea-acanthocytosis include orofacial dyskinesias and acanthocytosis on peripheral blood smear can confirm the diagnosis.

9.
Bir Olgu: Sekiz Buçuk Sendromu
A Case: Eight-and-A-Half Syndrome
Cennet Nalan Kuş
Sayfalar 427 - 430
Bilimsel zemin: Bir buçuk sendromu ve yedinci kraniyal sinir paralizisi kombinasyonu, sekiz buçuk sendromu olarak bilinmektedir. Patoloji özellikle ponsa lokalizedir.
AMAÇ: Klinik ve radyolojik bulguları ile tipik bir sekiz buçuk sendromlu olguyu sunmak.
OLGU: 65 yaşında, hipertansiyonu olan olguda ani başlayan çift görme ve sol fasiyal paralizi ortaya çıkmıştır. Magnetik rezonans görüntüleme, sol paramedian tegmentumda küçük bir lezyon varlığını gösterdi.
YORUM: Bilgilerimize göre Türkçe literatürde bildirilen ilk sekiz buçuk sendromlu olgudur.
Scientific BACKGROUND: The combination of clinical one-and-a-half syndrome together with cranial nerve VII palsy is known to as eight-and-a-half syndrome. It localized the pathology to the pons.
OBJECTIVE: To report a case having clinical and radiologic findings typical of eight-and-a-half syndrome.
CASE: 65 year old man with hypertension presented with sudden onset of binocular diplopia left facial weakness. Magnetic resonance imaging demostrated a small lesion in the left paramedian pontine tegmentum.
CONCLUSION: To our knowledge, this is the first report of a case of eight-and-a-half syndrome in Turkish literature.



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Anasayfa        |        İletişim
LookUs & OnlineMakale