e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 2 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 26 (2)
Volume: 26  Issue: 2 - 2020
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XI

EDITORYAL
2.The COVID-19 from Neurological Overview
Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.2020.43403  Pages 56 - 57
Abstract | English Full Text

GUIDE
3.The COVID-19 from Neurological Overview
Türkan Acar, Esra Acıman Demirel, Nazire Afsar, Aylin Akcalı, Gülşen Akman Demir, Aybala Neslihan Alagöz, Tuğçe Mengi, Ethem Murat Arsava, Semih Ayta, Nerses Bebek, Başar Bilgiç, Cavit Boz, Arman Çakar, Neşe Çelebisoy, Mehmet Uğur Çevik, Firuze Delen, Hacer Durmuş Tekçe, Hakan Ekmekçi, Ayşe Deniz Elmalı, Oğuz Osman Erdinç, Füsun Ferda Erdoğan, Fettah Eren, Ufuk Ergün, Yeşim Gülşen Parman, Haluk Gümüş Et Al.
doi: 10.4274/tnd.2020.73669  Pages 58 - 108
Abstract | English Full Text

REVIEWS
4.Covid-19 and Neurology
Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.2020.73384  Pages 109 - 111
Nörolojik hastalıklar bütün dünyada en fazla sağlık yükü oluşturan hastalık gruplarındandır. Çoğu kronik ve iyi takip edilmesi gereken risk faktörlerine bağlı olan nörolojik hastalık alanına yeni koronavirüs hastalığı-19 (COVID-19) pandemisi ile yeni ve ağır bir yük daha eklenmiştir. Nörolojik sisteme etkileri giderek daha fazla yayımlanmakta olan Severe Acute Respiratory syndrome-Coronavirus-2’nin nörolojik tutulum yapma sıklığı ve mekanizmaları multidisipliner ekip içinde nörologların da yer alması ile daha iyi anlaşılabilecektir. Diğer bir önemli durum ise, COVID-19 nedeniyle yapılan olağanüstü düzenlemelerin kronik gidişli, sık ve düzenli kontrol gerektiren, akut müdahale gerektiren hastaların izlem ve tedavilerini aksatabilme durumudur. Nöroloji uzmanlarının bu dengeleri koruyarak sahadaki sorumluluklarını yerine getirecek düzenlemeler yapılması hayati önemdedir.
Neurological diseases are the most common and important health burden over the world. Coronavirus disease-19 (COVID-19) pandemic is a new and important burden for the neurological area. Information related to the neurological involvement of Severe Acute Respiratory syndrome-Coronavirus-2 infection has been increased during the last several months. Frequency and mechanisms of neurological involvement of the disease may be explained more efficiently by neurologists who are included within the multidisciplinary COVID-19 teams. Other very important point is possibility of failure of follow up and treatment of chronic neurological disorders which needed frequent and regular control and also quick action for the acute treatment. The regulations are extremely important for the neurologists to perform their responsibilities with considering all these requirements.

5.Update on Therapeutic Strategies for Atypical Parkinsonian Syndromes
Mehdi Maghbooli, Vida Mohammadzadeh, Mehran Yousefi
doi: 10.4274/tnd.2020.45467  Pages 112 - 121
Atipik Parkinson sendromları arasında multisistem atrofi (MSA), progresif supranükleer palsi (PSP), kortikobazal dejenerasyon (KBD) ve Lewy cisimcikli demans bulunur (DLB). Bu hastalıklar dopamin eksikliği belirtileri gösterir, ancak Parkinson hastalığının (PH) aksine dopaminerjik tedavilere cevap vermezler ve genellikle idiyopatik PH ile karşılaştırıldığında daha kötü bir sonlanıma sahiptir. Atipik Parkinson sendromlarının spesifik bir tedavisi yoktur. Şimdiye kadar, semptomatik ve destekleyici tedavilere vurgu yapan birkaç terapötik yaklaşım vardır. Bu yaklaşımlar palyatif bakım, fiziksel veya mesleki terapi, nöropsikoloji, konuşma patolojisi, psikiyatri ve sosyal çalışmalar temellidir. Levodopa, dopamin agonistleri, amantadin, koenzim Q10, botulinum toksini, kolinesteraz inhibitörleri ve selektif serotonin geri alım inhibitörleri ile farmakoterapi, PSP ve KBD’nin bazı semptomlarını iyileştirebilir. Bu derlemede; kök hücrelerin otolog transplantasyonu, derin transkraniyal manyetik stimülasyon, intravenöz immünoglobulin, intranazal insülin ve pimavanserin gibi terapötik stratejiler üzerine yapılan son çalışmalardan bazılarını kategorize ettik. Atipik Parkinson sendromlarının tedavi stratejilerindeki en son gelişmelerin sınıflandırılması ve karşılaştırılması; yeni ve etkili terapötik yöntemlerin geliştirilmesi için yapılacak ileri çalışmalara kriter sağlar
Atypical Parkinsonian syndromes include multiple systems atrophy (MSA), progressive supranuclear palsy (PSP), corticobasal degeneration (CBD), and dementia with Lewy bodies (DLB). These conditions show signs of dopamine deficiency, but unlike Parkinson’s disease (PD), they do not respond to dopaminergic treatments and usually have a worse outcome compared with idiopathic PD. The Atypical Parkinsonian syndromes have no specific treatment or cure. Up to now, there are just a few therapeutic approaches that place emphasis on symptomatic and supportive therapies. These approaches are based on palliative care, physical or occupational therapy, neuropsychology, speech pathology, psychiatry, and social works. Pharmacotherapy with levodopa, dopamine agonists, amantadine, co-enzyme Q10, botulinum toxin, cholinesterase inhibitors, and selective serotonin reuptake inhibitors may improve some symptoms of PSP and CBD. In this review, we categorize some of the recent studies on therapeutic strategies as follows: autologous transplantation of stem cells, deep transcranial magnetic stimulation, intravenous immunoglobulin, intranasal insulin, and pimavanserin. By classifying and comparing the most recent advances in treatment strategies of the atypical parkinsonian syndromes, we provide a benchmark for further studies to introduce new effective therapeutic methods.

ORIGINAL ARTICLES
6.Aquaporin-4 Gene Polymorphisms in Neuromyelitis Optica and Recurrent Optic Neuritis
Arman Çakar, Canan Ulusoy, Elif Sinem İplik, Cem İsmail Küçükali, Erdem Tüzün, Murat Kürtüncü
doi: 10.4274/tnd.2020.56492  Pages 122 - 125
Amaç: Aquaporin-4 (Aqp-4) gen polimorfizmi nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu (NMOSD) üzerinde oldukça fazla çalışılmış ancak relapslı optik nöropati patogenezi üzerindeki rolü henüz tam olarak bilinmemektedir.
Gereç ve Yöntem: Hastalar, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı Multipl Skleroz ve Miyelin Hastalıkları Birimi tarafından 1979 ve 2015 yılları arasında takip edilen hastalar arasından seçilmiştir. Hastalardan alınan kan örnekleri ile Aqp-4 geninin ekzonları ve ekzonlara komşu bölgeleri dizilenmiş ve olası farklılıklar açısından taranmıştır.
Bulgular: Aqp-4 geni 15 relapslı enflamatuvar optik nöropati, 33 NMOSD spektrum bozukluğu ve 30 sağlıklı kontrol üzerinde çalışılmıştır. Hastalar üzerinde tanımlanan tek nükleotid polimorfizmleri (SNPs) gözlenmemiştir. Hasta ve sağlıklı kontrollerde üç adet yeni tanımlanan SNP saptanmıştır. Beş intronik bölgede yer alan, bazda meydana gelen transisyonunun tekrarlayan optik nörit (RON) grubunda diğer gruplara kıyasla daha fazla olduğu görülmüştür.
Sonuç: Aqp-4 geni oldukça heterojen bir izlenim vermiş olup RON patogenezinde rolü olduğunu düşünülmektedir.
Objective: Although Aquaporin-4 (Aqp-4) gene polymorphisms have been extensively studied in neuromyelitis optica spectrum disorder (NMOSD), there is little evidence on the involvement of Aqp-4 in the pathogenesis of relapsing optic neuritis (RON).
Materials and Methods: In our study, we recruited patients who were followed by Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Neurology, Multiple Sclerosis and Myelin Disorders Unit between 1979 and 2015. Blood samples of the patients were genotyped for potential variants in the exons and the nearby regions of Aqp-4 gene.
Results: The Aqp-4 gene was sequenced in 15 patients with RON who were seronegative, 33 patients with NMOSD, and 30 healthy controls. None of the patients showed previously described single nucleotide polymorphisms (SNPs). Three new SNPs were identified in non-exonic regions of the gene. One intronic SNP located in close proximity to the fifth exon had a higher prevalence in patients with RON than patients with NMOSD and healthy controls.
Conclusion: Aqp-4 SNPs show a considerable heterogeneous geographic distribution and might be involved in RON pathogenesis.

7.Factors Predicting Falls in Parkinson’s Disease: Investigation of Motor, Non-motor Findings and Different Dual Task Activities
Zeynep Tüfekçioğlu, Burcu Ersöz Hüseyinsinoğlu, Emrah Zirek, Başar Bilgiç, Hakan Gürvit, Haşmet Hanağasi
doi: 10.4274/tnd.2019.71235  Pages 126 - 132
Amaç: Bu çalışmada, kognitif bozukluğu olmayan erken-orta evre Parkinson hastalığı (PH) olan hastalarda, düşme için risk faktörü olarak daha önceki çalışmalarda belirlenmiş motor bulgular ile PH’de yürüme hızının ölçülmesinde kullanılan on metre yürüme testine (10MYT) eklenen bellek, basit dikkat ve karmaşık dikkat kognitif çift görev aktivitelerinin ve PH’nin non-motor bulgularının hangilerinin gelecekteki düşmeyi daha iyi tahmin ettireceğinin araştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilmek üzere 62 kişi değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerine uyan 36 kişi çalışmaya alındı. Olguların demografik özellikleri ve klinik bulguları sorgulandı. Motor ve non-motor bulgular Hareket Bozuklukları Derneği Birleşik PH Derecelendirme ölçeği Türkçe versiyonu (HBD-BPDHÖ) ile değerlendirildi. Yürüme hızı 10MYT ve 10MYT’ye eklenen farklı kognitif çift görev aktiviteleri kullanılarak ölçüldü. İlk değerlendirmeden sonra altı ay içindeki düşme hikayesi kaydedildi.
Bulgular: Olguların önceki düşme öyküsünün olması, HBD-BPHDÖ 1.A, HBD-BPHDÖ 1.B ve HBD-BPHDÖ 2 skorlarının yüksek olması, 10MYT (tek görev) hızı ile 10MYT bellek, ileri ve geri sayı menzili ve yürütücü işlev çift görev aktiviteleri hızlarının daha düşük olması, altı ay içinde düşme meydana gelmesi ile anlamlı olarak ilişkiliydi (p<0,05). Bu değişkenler kullanılarak yapılan çoklu lojistik regresyon analizi sonucuna göre; hastaların altı ay içinde düşme riskini 10MYT hızındaki artışın 0,76 kat azalttığı, HBD-BPHDÖ 1.B skorundaki artışın 2,06 kat artırdığı görüldü.
Sonuç: PH’de düşme ile ilgili bilinen olası risk faktörlerinin bir arada incelendiği çalışmamızda, bilinen kognitif bozukluğu olmayan, erken-orta evre hastaların düşme riskini yürüme hızı ile birlikte non-motor bulgulardan uyku bozukluğu, duysal sorunlar ve otonom bulguların bir arada sorgulandığı HBD-BPHDÖ 1.B skorunun öngördüğü bulunmuştur. Bu bulguların desteklenebilmesi için daha geniş hasta popülasyonunda daha uzun takipli çalışmalar gerekmektedir
Objective: The purpose of this study was to identify the predictors of future falls in mild-to-moderate stage Parkinson’s disease (PD) without cognitive impairment. We evaluated motor findings, non-motor findings, and different cognitive dual tasks such as memory, attention, and executive functions added to the 10-meter walk test (10MWT), which has been used to measure walking speed in PD
Materials and Methods: A total of 62 subjects were evaluated in terms of eligibility for the study. Thirty-six patients with PD who met the inclusion criteria were included in the study. Demographic characteristics were identified and clinical findings were examined. Motor and non-motor findings were evaluated using the Turkish version of the Movement Disorder Society-Unified PD Rating scale (MDS-UPDRS). Walking speed was measured with the 10MWT as single task and with different cognitive domains added to the 10MWT as cognitive dual task activities. After the initial evaluation, falls within six months were recorded.
Results: The previous history of falls, high scores of MDS-UPDRS 1.A, MDS-UPDRS 1.B, and MDS-UPDRS 2, walking speed under a single task (10MWT) and different cognitive (memory, digit span-forwards, digit span-backwards, and serial 7s) dual tasks were significantly different in terms of the future falls within six months (p<0.05). According to the results of multiple logistic regression analysis using these variables, it was observed that the increase in 10MWT speed decreased the risk of future falls by 0.76 times, and an increase in MDS-UPDS 1.B score increased the risk of future falls by 2.06 times.
Conclusion: In our study, in which the known risk factors associated with falls in PD were examined together, the risk of falls in patients with mild-to-moderate stage PD without cognitive impairment was found to be predicted by gait speed and the MDS-UPDRS 1.B score, which evaluated non-motor findings such as sleep disorder, sensory problems, and autonomic dysfunction.

8.The Relationship Between Mean Platelet Volume, Platelet Count, Platelet Lymphocyte Ratio, and Recanalization Success in First-pass Thrombectomy of Middle Cerebral Artery Occlusions
Nihat Şengeze, Semih Giray
doi: 10.4274/tnd.2020.87405  Pages 133 - 137
Amaç: Trombosit aktivasyonu serebral arteriyel oklüzyon gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Ortalama trombosit hacminin (MPV) ve trombosit sayısının trombosit aktivitesinin iyi bir göstergesi olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada MPV’nin, trombosit sayısının ve trombosit lenfosit oranının endovasküler yolla tedavi edilen orta serebral arter M1 oklüzyonlarında, ilk geçişte rekanalizasyon ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2015-Ocak 2019 yılları arasında akut iskemik inme kliniği ile hastaneye başvuran ve orta serebral arter M1 oklüzyonu saptanan, endovasküler mekanik trombektomi ile tedavi edilen 91 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan bütün olguların hemogram, rutin biyokimyasal inceleme, eritrosit sedimentasyon hızı, pıhtılaşma zamanı, aPTT, INR değerleri incelendi. Çalışma sonucunda hastalar ilk geçiş ile en az TICI 2b rekanalize olan ile ilk geçiş sonrası TICI 2a ve altı yeterli rekanalize olmayan olgular olarak iki gruba ayrıldı.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 91 hastanın %61,5 (n=56) kadındı. Tüm hastaların yaş ortalaması 62,3±13,4 idi. Hastaların başvuru anında National Institute of Health stroke skala skoru ortalaması 16 (14-19), trombosit sayısı ortalaması 261,360±78,100/µL, MPV ortalaması 10,2±0,96 fL olarak saptandı. İlk pas ile TICI 2a ve altında rekanalize olmayan grupta 48 (%52,7) ve ilk pas ile TICI 2b ve üzeri rekanalize olan grupta ise 43 (%47,3) hasta saptandı. İlk pas sonrası TICI 2b ve üzeri başarılı rekanalizasyon MPV değeri, trombosit sayısı ve trombosit lenfosit oranı (TLO) ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (sırasıyla p değeri 0,37, 0,12 ve 0,26).
Sonuç: Çalışmamızda orta serebral arter M1 tıkanıklıklarının endovasküler tedavi sonucu rekanalizasyonu ile MPV, trombosit sayısı ve trombosit lenfosit oranı değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilememiştir. Sonuç olarak orta serebral arter M1 tıkanıklığının endovasküler tedavi sonucu rekanalizasyonunda MPV, platelet sayısı ve TLO değeri dışı başka faktörlerin araştırılacağı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objective: Platelet activation plays an important role in the development of cerebral arterial occlusion. Mean platelet volume (MPV) and platelet count are reported to be good indicators of platelet activity. The aim of this study was to investigate the relationship between MPV, platelet count, and the plateletlymphocyte ratio with endovascular recanalisation success in acute middle cerebral artery (MCA) M1 occlusions.
Materials and Methods: Ninety-one patients with acute stroke with MCA M1 occlusions who were treated with endovascular mechanical thrombectomy between January 2015 and January 2019 were included in the study. Complete blood count, routine biochemical tests, erythrocyte sedimentation rate, clotting time, aPTT, and INR values of all patients were evaluated. The patients were separated into two groups, those who were recanalized successfully with at least thrombolysis in cerebral infarction score (TICI) 2b at the first pass, and those whose recanalisation procedure was unsuccessful with ≤TICI 2a.
Results: Among the 91 patients included in the study, 61.5% (n=56) were women. The mean age was 62.3±13.4 years. The median National Institute of Health stroke scale score was 16 (14-19), platelet count was 261.360±78.100/µL, and MPV was 10.2±0.96 fL. There were 48 (52.7%) patients in the poor recanalization (≤ TICI 2a) group and 43 (47.3%) in the successful recanalization (≥ TICI 2b) group after the first pass. There were no statistically significant differences between recanalization success and MPV values, platelet counts, and platelet-lymphocyte ratio (PLR) after the first pass (p values respectively; 0.37, 0.12, and 0.26).
Conclusion: Our study revealed that there was no statistical relationship between first-pass thrombectomy success of MCA M1 occlusions and MPV, platelet count, and PLR values. It is essential to investigate other factors beyond MPV, platelet count, and PLR value in the recanalization success of MCA M1 occlusions.

9.Thrombolytic Therapy for Stroke in Turkey: Meta-analysis of Published Case Series
Mustafa Çetiner, Ethem Murat Arsava, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.4274/tnd.2020.55476  Pages 138 - 141
Amaç: Akut inme klinik pratiğinde intravenöz doku plazminojen aktivatörü kullanımına dair ülkemiz kaynaklı olgu serilerinin sonuçlarının değerlendirilmesi sistem planlaması ve hedef belirleme açısından faydalı olabilir.
Gereç ve Yöntem: Akut inmede intravenöz trombolitik tedavi uygulamaları ile ilgili son 10 yıl içinde yayınlanmış Türkiye adresli olgu serilerinin meta-analizi yapılmıştır. Random-effect model temelli standart yöntem ile ağırlıklı ortalama ve %95 güven aralıkları, Q ve I2 değerleri hesaplanmıştır.
Bulgular: Toplam 21 makaledeki 2349 olgu (%52 kadın, yaş 65±12 yıl) incelenmiştir. Ortalama semptom-iğne zamanı 111±16 dakika; NIH inme ölçeği skoru 13,8±4,2; takip iyi prognoz (Modifiye Rankin skoru ≤2) %59,6; mortalite %16,5 ve semptomatik trombolitik ilişkili kanama %5,6’dır. Seriler arasında yüksek dereceli heterojenite olmadığı görülmüştür.
Sonuç: Türkiye kaynaklı trombolitik olgu serilerinde yayınlanmış sonuçlar güncel dünya standartlarını karşılamaktadır. Bu değerler merkezlerce kalite metrikleri için standart olarak kullanılabilir.
Objective: To evaluate the results of published case series originating from Turkey, which may be useful for system planning and institutional goal setting in the clinical practice of intravenous tissue plasminogen activator therapy for acute stroke.
Materials and Methods: A meta-analysis of case series, published in the last 10 years, from Turkish hospitals / institutions about intravenous thrombolytic therapy in acute stroke was performed. Weighted averages and 95% confidence intervals, Q and I2 values were calculated using the standard method based on random-effect model.
Results: A total of 2349 patients (52% female, mean age 65±12 years) in 21 articles were included. The mean symptom-to-needle time was 111±16 minutes; pre-thrombolysis average NIH stroke score was 13.8±4.2; mean good prognosis (modified Rankin’s score, 2 or lower) rate was 59.6%; mortality rate was 16.5%, and symptomatic thrombolytic-related intracerebral bleeding was 5.6%. There was no large grade heterogeneity among the enrolled series.
Conclusion: Results of published Turkey-based thrombolysis case series meet the current world standards. The values produced herein can be used as standards for center-based quality metrics.

10.Evaluation of Patients Diagnosed as Having Acute Stroke in the Emergency Department: Two-year Analysis
Tamer Çolak, Halil İlker Yencilek, Oya Kalaycıoğlu, Kaan Çelik, Beliz Öztok Tekten
doi: 10.4274/tnd.2020.92231  Pages 142 - 148
Amaç: Çalışmamızda, acil serviste akut inme tanısı alan hastaların etiyolojik, demografik ve klinik özelliklerini araştırmayı ve bu sayede öncelikle bölgemiz verileri olmak üzere ülkemizin inme verilerine katkıda bulunmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, 01.01.2017-31.12.2018 tarihleri arasında acil servise başvuran ve inme tanısı alan toplam 236 hastanın verileri üzerinden retrospektif olarak yapıldı.
Bulgular: Hastaların 210’u (%88,9) iskemik inme ve 26’sı hemorajik inme (%11,1) tanısı aldı. Yüz altı (%44,9) hasta ilk 4,5 saat içerisinde başvururken, 130 (%55,1) hasta 4,5 saatin üzerindeki bir süre de başvurdu. İki yüz beş (%86,9) hasta hastaneden taburcu edilirken, 31 (%13,1) hasta öldü. Hastalarda hipertansiyon en sık tespit edilen risk faktörü iken, ikinci sıklıkta sigara kullanımının olduğu görüldü. En sık hasta başvurusunun %29,7 oranıyla yaz aylarında olduğu görüldü. Atriyal fibrilasyon akut inmeli hastalarda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olarak belirlendi ve atriyal fibrilasyonun mortalite riskini 3,18 kat artırdığı görüldü (p=0,008).
Sonuç: Çalışmamız Bolu ilinin inme verilerinin büyük bir kısmını yansıtmakla beraber, Batı Karadeniz Bölgesi açısından kıymetli sonuçlar vermiştir.
Objective: To investigate the etiologic, demographic, and clinical features of patients who were diagnosed as having acute stroke in the emergency department and thus, we aimed to contribute to the stroke data of our country, primarily to the data of our region.
Materials and Methods: This study was retrospectively conducted on the data of 236 patients who were diagnosed as having acute stroke and admitted to the emergency department between January 1st, 2017, and December 31st, 2018.
Results: Of the patients, 210 (88.9%) were diagnosed as having ischemic stroke and 26 were diagnosed as having hemorrhagic stroke (11.1%). One hundred six (44.9%) of the patients were admitted to the hospital within the first 4.5 hours, 130 (55.1%) - arrived to the hospital after 4.5 hours. Two hundred five (86.9%) patients were discharged from the hospital, and 31 (13.1%) patients died. Hypertension was found to be the most common risk factor among patients, followed by smoking. The highest number of patients was admitted during summer with a rate of 29.7%. Atrial fibrillation was found to be an independent risk factor of mortality in patients with acute stroke and increased the odds of mortality by 3.18 (p=0.008).
Conclusion: Although our study reflects a large part of the stroke data of the Bolu province, it gives valuable results for the Western Black Sea region.

11.Awareness of Stroke in the Population Presenting to Outpatient Clinics at a Tertiary Health Institution
Buket Tuğan Yıldız, Mustafa Gökçe, Hamza Şahin
doi: 10.4274/tnd.2020.47887  Pages 149 - 152
Amaç: İnme, dünya çapında ciddi mortalite ve morbidite sebeplerinden biridir. Son yıllarda intravenöz trombolitik, trombektomi gibi zamana dayalı acil tedavilerin kullanıma girmesiyle; hastalığın, belirtilerinin, tedavisinin farkındalığının önemi artmıştır. Hastaların bu tedavilerden yararlanabilmesi için toplumun inme hakkında yeterli farkındalığının olması gereklidir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda üniversite hastanesine başvuran hastalara bir anket yaparak inme farkındalığını saptamayı amaçladık.
Bulgular: İki yüz katılımcı dahil edildi. Yaş ortalaması 34,9±14,3 (18-78) idi. Katılımcılar, “inme” den (%50) daha çok “felç” kelimesini (%82,5) biliyorlardı. İnmenin en çok bilinen semptom/bulgusu tek taraf kol ve bacakta duyu kaybı ve kuvvetsizlik; en az bilineni görme kaybı idi. İki yüz katılımcının sadece beşi tüm inme semptomlarını biliyordu.
Sonuç: Hastaların bu acil tedavilerden yararlanmaları için toplumun inme hakkında daha fazla bilgilendirilmesi gerekir.
Objective: Stroke is one of the major causes of morbidity and mortality worldwide. In recent years, the importance of the awareness of this disease has increased by the use of time-based emergency treatments such as intravenous thrombolysis and thrombectomy. In order for patients to benefit from these treatments, society needs to have enough awareness of stroke.
Materials and Methods: In our study, we aimed to determine the awareness of stroke by using a questionnaire on a population presenting to a university hospital.
Results: Two hundred participants were included. The average of age was 34.9±14.3 (range, 18-78) years. The participants knew the word paralysis (felç) more (82.5%) than stroke (inme) (50%). The most known symptom/sign of stroke was weakness and loss of sensation on one side of arm and leg; the least known sign of stroke was visual loss. Only 5 out of 200 participants were aware of all stroke symptoms.
Conclusion: Society needs to be informed more about stroke in order for patients to benefit from these emergency treatments.

12.Palliative Care Requirement in Neurologic Diseases
Gülhan Sarıçam, Kadriye Kahveci, Doğan Akdoğan
doi: 10.4274/tnd.2020.26594  Pages 153 - 159
Amaç: Nörolojik hastalıklar gibi kronik kritik hastalıklarda palyatif bakım ihtiyacının her geçen gün arttığı bildirilmektedir. Biz bu çalışmada palyatif bakım merkezinde palliative care center (PCC) izlediğimiz nöroloji hastalarının demografik özelliklerini, komorbiditelerini ve bunların yatış sürelerine ve çıkış durumlarına etkilerini araştırdık.
Gereç ve Yöntem: 2016-2017 yılları arasında PCC’de izlenen 175 hastanın tıbbi kayıtları retrospektif olarak tarandı. Nörolojik hastalıklar iskemik ve hemorojik inme, nörolojik sistem tümörleri, hipoksik beyin, demans, parkinson, travmatik beyin hasarı, diğer hastalıklar (amyotrofik lateral sklerosis, multipl skleroz) olmak üzere sınıflandırıldı. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, PCC’de yatış süreleri, Glaskow Koma Skalaları (GKS), beslenme durumları oral, perkütan endoskopik gastrostomi (PEG), trakeostomi, basınç ülseri ve çıkış durumları (ev, yoğun bakım ünitesi, eksitus) karşılaştırıldı.
Bulgular: Yaş ortalamaları 66,58±19,97 yıl, yatış süreleri 35,63±41,93 gün olan hastaların tanıları en sık inme ve demans (%45,7 and %17) idi. PEG ve trakeostomisi olan hastalarda PCC’de yatış süreleri anlamlı derecede uzun, trakeostomisi olan hastaların eve taburculuk oranlarının fazla olduğu görüldü. Travmatik beyin hasarı tanısı olan hastalarda GKS anlamlı derecede düşük iken eve taburculuk oranları yüksek bulundu. Ayrıca çıkış durumu eksitus olan hastaların yaşları ve GKS değerleri anlamlı olarak yüksek bulundu.
Sonuç: PCC de izlediğimiz nöroloji hastalarının heterojen seyirleri olmasına rağmen sosyal destek ve bakım hedeflerine odaklanan ortak bir palyatif bakım gereksinimleri vardır. Bu gereksinimleri tespit etmek ve daha iyi karşılayabilmek için prognozda yol gösterici daha geniş kitlelerle yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objective: It has been reported that the need for palliative care (PC) increases every day in chronic critical illnesses such as neurologic disorders. We investigated the demographics and comorbidities of neurological patients followed up in a PC center (PCC), and their effect on hospitalization period and discharge status.
Materials and Methods: The medical records of 175 patients followed up in the PCC were reviewed retrospectively. Neurologic disorders were classified as stroke (ischemic and hemorrhagic), neurologic system tumors, brain hypoxia, dementia, Parkinson’s disease, traumatic brain injury (TBI), and other diseases (amyotrophic lateral sclerosis, multiple sclerosis). Age, sex, PCC length of hospital stay (LOS), Glasgow Coma Scale (GCS), nutritional status [oral, percutaneous endoscopic gastrostomy (PEG)], tracheostomy, pressure ulcer, and discharge status were compared for the patients.
Results: The diagnoses of the patients whose average age was 66.58±19.97 years and LOS was 35.63±41.93 days were most often stroke and dementia (45.7% and 17%, respectively). In patients with PEG and tracheostomy, LOS in PCC was significantly longer, and patients with tracheostomy had a higher discharge rate. GCS was significantly lower in patients with TBI, whereas the home discharge rate was determined to be higher. Furthermore, age and GCS values of patients whose discharge status was exitus were found to be significantly higher.
Conclusion: Even though neurologic diseases represent the most common patient population after cancer in need of PC, there are insufficient studies for describing the characteristics of this population, meeting their needs, and increasing awareness in this area.

13.The Efficacy of Acyclovir in Childhood Bell’s Palsy
Gürkan Gürbüz
doi: 10.4274/tnd.2020.29895  Pages 160 - 164
Amaç: Amaç çocukluk döneminde Bell paralizisinin klinik profilini belirlemek ve kombine asiklovir-prednizolon tedavisinin etkinliğini tekli prednizolon tedavisiyle karşılaştırmak.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Bell paralizisi tanısı konan 86 hasta dahil edildi. Tüm hastalar ilk sunumda ve 15. günde ve birinci, üçüncü ve altıncı aylarda
House-Brackman Yüz Sinir Sınıflandırma (HBYS) ölçeği kullanılarak fasiyal sinir disfonksiyonu ve iyileşme süresi açısından değerlendirildi. Dördüncü derece ve
üstü şiddetli, düşük dereceler ise hafif olarak kabul edildi. Tüm bulgular, hasta dosyalarının retrospektif incelemesi ile yapıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 9,5 (±2,4) idi. Kırk altı (%57,6) hasta sadece prednizolon tedavisi alırken, 34 (%42,4) hasta kombine tedavi aldığı gözlendi. Kombine tedavi alanların 29’u ağır kategorideydi. Bir aylık HBYS skorlarının analizi, tedaviye asiklovir ilavesinin iyileşme süresi üzerinde bir etkisi olmadığını ortaya koydu. Ancak ciddi olgularda, kombinasyon terapisi daha faydalı görünmektedir.
Sonuç: Bell paralizisi sıklıkla çocuklukta tamamen geçer ve asiklovir- prednizolon kombinasyonu, ağır olgular haricinde, tekli prednizolondan daha üstün değildir.
Objective: Bell’s palsy is an acute onset, unilateral, self-limiting paresis or paralysis of the facial nerve. The objective in treatment is to increase facial functions and to accelerate recovery by suppressing this inflammatory process. Steroids and acyclovir (singly or in combination) are used in medical treatment. The objective of this study was to determine the clinical profile of Bell’s palsy in childhood and to compare the efficacy of combined acyclovir-prednisolone therapy with that of prednisolone therapy alone.
Materials and Methods: Eighty-six patients diagnosed as having Bell’s palsy were enrolled in the study. All patients were assessed in terms of facial nerve dysfunction and recovery time using the House-Brackman Facial Nerve Grading scale (HBFNGS) at initial presentation and at the 15th day, and the first, third, and sixth months. Grade 4 and above was assessed as severe, and lower grades were regarded as mild.
Results: The mean age of the patients was 9.5 (±2.4) years. Forty-six (57.6%) patients received prednisolone therapy only, and 34 (42.4%) were started on a combination of oral acyclovir and prednisolone therapy, 29 of whom were in the severe category. Analysis of HBFNGS at one month revealed that the addition of acyclovir to treatment had no effect on the recovery period. However, combination therapy seems more beneficial in severe cases.
Conclusion: Bell’s palsy frequently resolves entirely in childhood, and an acyclovir plus prednisolone combination is not superior to prednisolone alone except in severe cases.

CASE REPORT
14.Acquired Immune Deficiency Syndrome Showing Its First Symptom with Nervous System Involvement
Zeynep Ünlütürk, Eylem Değirmenci, Selda Sayın Kutlu
doi: 10.4274/tnd.2020.95676  Pages 165 - 172
İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV) enfeksiyonu günümüzde artan sıklıkla görülmekte ve klinik prezentasyon çeşitliliği tanıyı güçleştirmektedir. Virüs direkt etki veya fırsatçı enfeksiyonlar yolu ile tüm sinir sisteminde nörolojik tutulum yapabilmektedir. HIV ilişkili nörokognitif hastalık, HIV ensefalopatisi, HIV ilişkili vakuoler miyelopati ve distal simetrik polinöropati nörolojik tutuluma bağlı tablolardan bazılarıdır. Bu makalede, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi, Nöroloji Kliniği’ne başvuran, ilk semptomlarını nörolojik sistem tutulumu ile gösteren ve HIV tanısı alan hastaların sunulması ve nörolojik tutulum özelliklerinin detaylandırılarak, literatür ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Human immunodeficiency virus (HIV) infection is increasingly common today and the diversity of its clinical presentation makes the diagnosis difficult. The virus can cause neurologic involvement in the entire nervous system through direct action or opportunistic infections. HIV-associated neurocognitive disease, HIV encephalopathy, HIV-associated vacuolar myelopathy, and distal symmetric polyneuropathy are some of the neurologic involvements. The aim of this article was to present patients who were admitted to Pamukkale University Hospital, Neurology Clinic with neurologic symptoms as the first clinical evidence of HIV infection, and to compare their patterns of neurologic involvement with patterns in the literature

15.Bilateral Frontal Hemorrhagic Necrosis Associated with Acute Ethanol Poisoning on the Basis of Chronic Alcoholism: Case Report and Review of the Literature
İrem Taşcı, Meryem Bakır
doi: 10.4274/tnd.2020.09068  Pages 173 - 176
Kronik alkolizmin ve akut etil alkol intoksikasyonunun santral sinir sistemi (SSS) üzerine etkileri vardır Etil alkolün SSS üzerine etkileri iki şekilde ortaya çıkar. Birincisi reseptörler üzerine olan etkisiyle iyon dengesizliğine sebep olarak oluşturduğu direkt nöronal toksisite, ikinicisi ise vitamin emilim eksikliğine bağlı Wernicke-Korsakoff sendromu, hepatik sistem üzerinden neden olduğu koagülopatilere bağlı etkilenme ve hepatik ensefalopati tablolarıdır. Bu yazıda kronik alkolizm zemininde akut etanol intoksikasyonu gelişen ve bilinç bulanıklığı etyolojisi araştırılırken çekilen beyin bilgisayarlı tomografi (BT) de simetrik bifrontal hemorajik nekroz izlenen 68 yaşında bir erkek hasta sunulmuştur. Serebral ve karotis vertebral BT anjiyografi, muayene ve laboratuvar bulguları ile vaskülopatiler ve enfeksiyöz etyolojiler dışlanmıştır. Bu atipik radyolojik bulgunun sebebi araştırıldığında etil alkol kullanımının hipertansiyon riskini artırdığı, koagülasyon faktörlerinde fonksiyon bozukluğu yaparak serebral hemoraji riskini artırması dışında P53 ve nöron spesifik enolaz aracılığıyla apopitoz ve nekrozu tetikleyerek nöronal hasara neden olduğu ayrıca etil alkolün akut ve kronik kullanımının beyinde frontal lobu spesifik olarak etkilediği literatür eşliğinde tartışıldı.
Chronic alcoholism and acute ethanol poisoning have significant effects on the central nervous system. These effects can be divided into two groups. The first effect is the volume loss associated with a toxic effect on neurons mediated by neurotransmitters and/or receptors and electrolytes, and the secondary effects are associated with the sequela of liver cirrhosis such as hepatic encephalopathy and coagulopathies, and the problems in the gastrointestinal tract leading to impairment of vitamin uptake, ultimately leading to Wernicke-Korsakoff syndrome. Herein, we report a 68-year-old male patient who presented to the emergency room with confusion associated with acute ethanol poisoning on the basis of chronic alcoholism. A brain computed tomography (CT) scan revealed symmetrical hemorrhagic necrosis in bilateral frontal regions. In our case, vasculopathies and infectious etiology were excluded through cerebral and carotid vertebral CT angiography, examinations, and laboratory findings. Investigation of the cause of this atypical radiographic finding revealed that ethanol ingestion leads to increased risk for hypertension, as well as cerebral hemorrhage by resulting in coagulation dysfunction; it triggers P53- and neuron-specific enolase- mediated apoptosis and necrosis, thereby resulting in neuronal damage. Acute and chronic use of ethanol has specific effects on the frontal lobe of the brain. The findings are discussed in light of the relevant literature.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
16.Acute Cervical Myelitis: A Rare Complication of Varicella Zoster Virus Infection
Pelin Pelit, Khayala Aghamirzayeva, Ersin Tan, Neşe Dericioğlu
doi: 10.4274/tnd.2020.60862  Pages 177 - 178
Abstract | English Full Text

17.Chondrosarcoma of the Cavernous Sinus
Esin Kurtuluş Öztürk, Saffet Öztürk, Suzan Şaylısoy
doi: 10.4274/tnd.2019.00018  Pages 179 - 180
Abstract | English Full Text

18.Reversible Cranial Magnetic Resonance Imaging Lesions in Status Epilepticus: A Case Report
Sibel Üstün Özek, Cihat Örken, Doğa Coşkun Sönmez, Kemal Harmancı
doi: 10.4274/tnd.2020.20270  Pages 181 - 183
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
19.False-negative Diffusion-weighted Imaging in a Patient with Basilar Artery Syndrome Presenting with Isolated Vertigo
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.2019.93708  Pages 184 - 186
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale