e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 1 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 26 (1)
Volume: 26  Issue: 1 - 2020
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XI

REVIEWS
2.The Role of Neurologist in the Assessment and Treatment of Depression
Emre Kumral, Fatma Ece Bayam
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.44341  Pages 1 - 9
Nörolojik hastalıklarla beraber görülen depresyon, nörolojik hastalığın ciddiyetinden bağımsız olarak yaşam kalitesindeki bozulmalara önemli ölçüde katkıda bulunur. Nörodejeneratif hastalıkların seyrinde, depresyon nörolojik belirti ve semptomları ortaya çıkarabilir ve bazı bunamalarda depresif hastalığın kendisinin bir risk faktörü olabileceğine dair bazı kanıtlar vardır. Nörolojik hastalıklarda depresyon sağaltımı için kanıtlar sınırlıdır ve genellikle tedavi önerisi psikiyatristlerin kararına dayanmaktadır. Nörolojik durumlarda depresyonun teşhisi, iletişim güçlüğü ve altta yatan nörolojik hastalığın bir sonucu olarak duygusal ifadedeki değişiklikler nedeniyle özellikle zor olabilir. Bununla birlikte, nörolojik bozukluklarda depresyonun tanınması için etkili tarama ve tanılama yöntemleri geliştirilmiştir. Son yıllarda, depresif rahatsızlıkların tanınması ve sağaltımı konusundaki nöroloğun kritik rolünü destekleyen çok sayıda klinik çalışma yapılmıştır. Bu derleme, nöropsikiyatrik hastalıklarda depresyonun tanısında ve sağaltımında bir nöroloğun önemini ve rolünü göstermeyi amaçlamaktadır.
In neurologic illness, depression contributes significantly to impairments in quality of life, independent of the severity of the disease. In the evolution of neurodegenerative disorders, depression may predate neurologic signs and symptoms, and there is some evidence that depressive illness itself may be a risk factor in some dementias. Data on the treatment of depression in neurologic disease are scarce, and often the treatment advice is based on the personal views of psychiatrists. In some patients, diagnosis of depression in neurologic diseases can be particularly hard because of communication difficulties and disturbances of emotional expression as a result of neurologic disorders. However, effective screening and diagnostic tools have been developed for the recognition of depression in neurologic disorders. In recent years, there have been large quantities of clinical trials that supported the critical role of the neurologist in assessing and treating depressive symptoms to the point of remission. The intention of this review was to demonstrate the importance and role of a neurologist in the diagnosis and treatment of depression in neuropsychiatric diseases.

ORIGINAL ARTICLES
3.The Use of Clobazam as Add-on Treatment in Resistant Epilepsy: Our Retrospective Clinical Data
Damla Çetinkaya, Seher Naz Yeni
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.22755  Pages 10 - 13
Amaç: Tedaviye dirençli fokal veya jeneralize epilepsi hastaları epilepsi pratiğinde tedavi ve politerapi gerekliliği, ilaçların yan etki profili ve nöbet kontrolündeki zorluklar açısından önemli bir yer oluşturmaktadır. Diğer benzodiazepinlere göre daha az sedatif etkisi olan klobazam (CLB) farklı ülkelerde sıkça kullanılmaktadır. Biz de bu çalışma ile kliniğimizde takipli olan ve takibimizde iken CLB başlanmış hastaların demografik özellikleri, ilaç yan etkisi, tedavi etkinliği ile ilgili sonuçları sunmayı amaçladık
Gereç ve Yöntem: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Epilepsi Polikliniği’nde takip edilmekte olan tarafımızca CLB başlanmış hastalar retrospektif olarak tarandı. Cinsiyet, nöbet başlama yaşı, epilepsi süresi, nöbet tipi, ilaç kullanım süresi, CLB öncesi ve sonrası nöbet sıklığı, ilaç yan etkisi araştırıldı. Nöbet sıklığındaki azalma çalışmanın geriye dönük olması nedeniyle bazı hastalarda kantitatif olarak değerlendirilemedi. Bu nedenle ailenin verdiği bilgilere ve dosya verilerine göre nöbetsiz ve nöbet sıklığında anlamlı azalma olarak iki grup tanımlandı.
Bulgular: Epilepsi polikliniğinde takip edilmekte olan ve CLB başlanmış olan 41 hasta incelendi. Yirmi altı erkek 15 kadın hastanın yaş ortalaması 30,30 idi. Ortalama epilepsi süresi 20,4 yıl idi. On altı hastanın ya hiç nöbetsiz ya da araya giren nadir-hafif nöbetler ile izlendiği saptandı. Dokuz hastada nöbet sıklığında belirgin azalma olduğu saptandı. Bir hastada baş ağrısı, iki hastada ise sedasyon ve sersemlik yan etki olarak gözlendi.
Sonuç: CLB özellikle Lennox-Gastaut sendromunda ekleme tedavideki yerinden dolayı önerilmektedir. Bu çalışmada fokal/jeneralize, idiyopatik/kriptojenik değişik hasta gruplarında %39 hastada nöbetsizlik elde edildi. Üstelik 12,2 ay ortalama takip süresi boyunca bu etkinin kaybolmadığı dikkati çekti. Retrospektif niteliği nedeniyle bu verinin değeri azalsa da, CLB’nin fokal/jeneralize epilepsilerde ekleme tedavisindeki yeri önemlidir.
Objective: Patients with drug-resistant focal or generalized epilepsy are important in terms of treatment and polytherapy necessity, adverse effect profiles of drugs, and seizure control difficulties. Clobazam (CLB), which has a lesser sedative effect than other benzodiazepines, is frequently used in different countries. In this study, we aimed to present the results related to the demographic characteristics, adverse effects, and treatment efficacy of patients under CLB treatment.
Materials and Methods: Patients who were followed up in the outpatient clinic of Cerrahpaşa Medical Faculty were screened retrospectively. Sex, age of seizure onset, duration of epilepsy, seizure type, duration of drug use, frequency of seizures before and after CLB, and drug adverse effects were investigated. The decrease in seizure frequency could not be quantitatively evaluated in some patients because the study was retrospective. For this reason, two groups were identified as having a significant reduction in seizure frequency and being seizure-free according to the information provided by the parents and the recorded data.
Results: Forty-one patients with CLB who were followed in the epilepsy clinic were examined. The mean age of 26 male and 15 female patients was 30.30 years. The mean duration of epilepsy was 20.4 years. It was determined that 16 patients were either seizure-free or had intervening rare, mild seizures. There was a significant decrease in seizure frequency in nine patients. Headache was observed in one patient, and sedation and dizziness in two patients.
Conclusion: CLB is especially recommended for add-on therapy in Lennox-Gastaut syndrome. In this study, it was observed that in focal/generalized, idiopathic/ cryptogenic different groups, 39% of the patients were seizure-free. However, this effect was not lost during the mean follow-up period of 12.2 months. Although the value of this data decreases due to its retrospective nature, the place of CLB in the treatment of focal/generalized epilepsy is important.


4.Prognosis in Patients Who were Diagnosed as Having Stroke, Using Warfarin, and Aged Over Eighty Years: A Clinical Observation
R. Gökçen Gözübatık Çelik, Hayriye Küçükoğlu, Eda Çoban, Songül Şenadım, Ayhan Köksal
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.53367  Pages 14 - 18
Amaç: İleri yaş iskemik inmeli hastalarda olası yan etkiler/ilaç etkileşimleri nedeniyle varfarin tedavisi klinik pratikte kısmen tercih edilen bir profilaksidir. Bu çalışmada seksen yaş üstü inme geçirmiş hastalarda varfarin kullanım sıklığını, olası yan etkileri ve tedavi kesilme nedenlerini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Kardiyoembolik inme tanısı ile 2014-2018 yılları arasında takip edilen, varfarin kullanan 80 yaş üstü 589 hastadan düzenli takibe gelen 189’u retrospektif olarak tespit edildi. Dosyalarından demografik/klinik/laboratuvar/radyolojik bilgileri, ilacı sürdürme ve bırakma nedenleri Excel formatında kayıt edildi.
Bulgular: Seksen sekizi kadın 189 hasta dahil edildi. Varfarin kullanım süresi ortalama 5,02±3,4 yıl (minimum 6 ay, maksimum 11 yıl) idi. Doksan dördünün varfarine bağlı (%49,7) yan etki ve/veya sosyal nedenlerle son 2 yıl içinde yeni oral antikoagülanlara tedavisi değiştirilmişken, 90’ı varfarinle düzenli takipteydi (%47,6). İlaç kesimine neden olan en sık yan etki gastrointestinal (GİS) kanama (%41,4) iken, GİS semptomları için en önemli risk faktörü antihiperlipidemik ilaçlardı (p=0,001). Düzensiz hipertansiyon ise kanama yan etkisini tetikleyen en önemli risk faktörü olarak izlendi (p=0,001). Majör kanama yan etkisi ile ilişkili ortalama uluslararası normalleştirilmiş oran (INR) düzeyi 3,8±1,3 idi. INR düzeyi 2,5 ve üstü olan hastalarda diğer INR değerlerine göre anlamlı düzeyde daha fazla ilaca bağlı yan etkiler (periferik ödem, diyare, nefes darlığı, baş ağrısı, sersemlik hissi) görüldü (p=0,003).
Sonuç: İleri yaş inmeli hastalarda antihiperlipidemik tedaviler başta olmak üzere gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak; sadece yaşa bağımlı kalmayarak hastanın ihtiyaç duyduğu profilaksiye ulaşmasını sağlamak önemlidir
Objective: Warfarin treatment is a partially preferred prophylactic treatment in patients with ischemic stroke with advanced age due to possible adverse events/ drug interactions. In this study, we aimed to investigate the frequency of warfarin use, possible adverse events, and reasons for discontinuation of treatment in patients with stroke aged over 80 years.
Materials and Methods: One hundred eighty-nine of 589 patients with stroke were detected retrospectively who were over 80 years and were followed up for cardioembolic stroke between 2014 and 2018. Demographic/clinical/laboratory/radiologic data together with the reasons for discontinuation of the drug were gathered from their medical records and noted in an Excel form.
Results: One hundred eighty-nine patients (88 women) were included in the study. The mean duration of warfarin use was noted as 5.02±3.4 years (minimum 6 months, maximum 11 years). Ninety-four (49.7%) were treated with new oral anticoagulants in the last 2 years due to adverse events and/or social reasons, and 90 (47.6%) were on regular follow-up with warfarin. Gastrointestinal (GIS) bleeding was noted as the most common adverse event causing drug discontinuation (41.4%), and the most important risk factor for GIS symptoms was antihyperlipidemic drug use (p=0.001). Irregular hypertension was the most important risk factor for adverse events due to its triggering impact on bleeding (p<0.001). The mean international normalized ratio (INR) level during intense bleeding was calculated as 3.8±1.3. Patients with an INR level of 2.5 or higher were more likely to experience other drug-related adverse events (peripheral edema, diarrhea, shortness of breath, headache, dizziness) compared with other INR values (p=0.003).
Conclusion: Especially in older stroke patients under antihyperlipidemic treatments, avoiding unnecessary drug use and making sure that the patient reaches required prophylaxis without being dependent on age is crucial.

5.The Relation Between Serum P-selectin, Thrombin-activatable Fibrinolysis Inhibitor Levels, and Carotid Artery Intima-media Thickness in Acute Ischemic Stroke
Dilek Yılmaz, Seda Aladağ Kurt, Aslıhan Onay, Resul Karakuş, Belgin Koçer
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.26096  Pages 19 - 23
Amaç: Ateroskleroz ve serebral iskemik inmede enflamatuvar süreçlerin rol aldığı, periferik kandaki lökositlerin beyin parankimine göç ettiği bildirilmiştir. Migrasyon serebral endotel hücreleri ve lökositlerin yüzeyinde bulunan adezyon molekülleri yardımıyla gerçekleşmektedir. Bu adezyon moleküllerinden P-selektin trombosit ve endotel yüzeyinde bulunmakta ve lökositlerin endotele gevşek olarak tutunmalarını sağlamaktadır. Akut iskemik inmede serum P-selektin seviyesinin arttığı gösterilmiştir. Bir başka akut iskemik inme belirteci olabilecek molekül trombin ile aktive olabilen fibrinolizis inhibitörü (TAFI) bir prokarboksipeptidaz olup tromboemboli ve inme riskini 6 artırdığı gösterilmiştir. Karotis arter Doppler ultrasonografi (USG) incelemelerinde intima media kalınlığının (İMK) aterosklerotik hastalıklarla ilişkili olduğu düşünülmekte, karotis İMK arttıkça iskemik inme riskinin arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada akut iskemik inme için farklı mekanizmalar üzerinden etkili olduğu gösterilmiş P-selektin ve TAFI düzeylerinin, ateroskleroz açısından anlamlı kabul edilen karotis İMK ile ilişkisi incelendi.
Gereç ve Yöntem: Kırk akut iskemik inme tanılı hasta ve 22 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki grupta başvuru anı, 7., 14. gün ve 1. ayda kan serum P-selektin ve TAFI seviyesi çalışıldı, Doppler USG ile karotis İMK ve stenoz oranı ölçüldü. P-selektin ve TAFI düzeylerinin her iki grupta karotis İMK ile karşılaştırılması yapıldı.
Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında P-selektin düzeyi ve karotis internal maksiler arter kalınlığı karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı ancak hasta grubunda TAFI düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek ve her iki grupta TAFI düzeyleri karotis İMK kalınlığı ile korele bulundu.
Sonuç: TAFI artışının asemptomatik aterosklerozun ve iskemik inmede erken aterosklerozun belirteci olabileceği düşünüldü. Akut iskemik inmede gösterilen artmış serum P-selektin düzeyi ile karotis arter İMK arasındaki pozitif korelasyon çalışmamızda saptanmadı ancak serum TAFI düzeyi ile karotis arter İMK ve stenoz oranları arasında pozitif bir ilişki gösterildi.
Objective: Inflammation and migration of leukocytes to the brain parenchyma play a role in atherosclerosis and cerebral ischemic stroke. Migration occurs with the help of adhesion molecules on the surface of cerebral endothelial cells and leukocytes. P-selectin, an adhesion molecule, is present on the platelet and endothelial surface and allows leukocytes to loosely adhere to the endothelium, and its increase has been shown in acute ischemic stroke (AIS). Thrombin-activatable fibrinolysis inhibitor (TAFI) is a procarboxypeptidase molecule that can be another marker of AIS, which has been shown to increase the risk of thromboembolism and stroke 6-fold. Intima-media thickness (IMT) is thought to be associated with atherosclerotic diseases in carotid ultrasonography (USG) and increased risk of ischemic stroke has been found to be associated with increased carotid IMT. In this study, we investigated the relationship between P-selectin and TAFI levels, which have been shown to be effective for AIS via carotid IMT, and is considered significant for atherosclerosis.
Materials and Methods: Forty patients with AIS and 22 healthy subjects were included in the study. In both groups, serum P-selectin and TAFI levels were studied at the time of presentation, and on day 7, day 14, and at one month; carotid IMT and stenosis rates were measured by Doppler USG. P-selectin and TAFI levels were compared with carotid IMT in both groups.
Results: There was no significant difference between P-selectin levels and carotid IMT between the groups; TAFI levels were significantly higher in the patient group and were correlated with carotid IMT in both groups.
Conclusion: TAFI increase has been suggested to be a marker of early atherosclerosis in asymptomatic atherosclerosis and ischemic stroke. A positive correlation between TAFI levels and carotid IMT and stenosis rates have been reported; however, the positive correlation between increased P-selectin levels in AIS and carotid IMT was not detected in our study.

6.Investigation of Adaptation to Successive Postural Perturbations in Patients with Multiple Sclerosis
Yeliz Salcı, Ecem Karanfil, Ender Ayvat, Ayla Fil Balkan, Jale Karakaya, Songül Aksoy, Kadriye Armutlu, Aslı Kurne, Rana Karabudak
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.34392  Pages 24 - 29
Amaç: Anormal otomatik postural yanıtların multipl sklerozlu (MS) bireylerde denge kontrolünü bozduğu ve bu anormal yanıtların eğitim ile iyileştirilebileceği iyi bilinmektedir. MS’li bireylerde, otomatik postural yanıtların pertürbasyonlara adapte olma durumunun, sağlıklı bireylerden farkı net değildir. Bu çalışmanın amacı, MS hastalarının postural pertürbasyonlara adaptasyon yeteneğini değerlendirmek ve sağlıklı kontroller arasındaki farkları ortaya koymaktır

Gereç ve Yöntem: Genişletilmiş Engellilik Durum Ölçeği (EDSS) puanı 5.5 ve altında olan 69 MS hastası ve 61 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. NeuroCom Smart Balace Master sistem ile adaptasyon testi, Berg Denge Ölçeği (BBS) ve EDSS uygulanmıştır. Adaptasyon testi ile toes up (geriye) ve toes-down (öne) yönlerinde, her bir yön için 5 deneme olacak sekilde ardı sıra pertürbasyonlar verilmiştir. Bu pertürbasyonlar sırasında açığa cıkan postural salınımlar için salınım enerji puanı hesaplanmıştır
Bulgular: Adaptasyon testi sonuçlarına gore, 5 ardışık pertürbasyonda, sağlıklı bireylerin salınım enerji puanları MS’li bireylerden anlamlı derecede düşüktür (toes-up p=0,0001, toes-down p<0,001). Sağlıklı bireyler ve MS hastaları her iki yönde de 3. denemede adapte olmuşlardır ve salınım enerji puanlarının zaman içerisindeki değişimi gruplarda benzerdir. Toes-up adaptasyon oranı MS’li bireylerde (%17) sağlıklı bireylerden (%31) istatistiksel olarak düşük bulunmuştur (p=0,026); BBS ve EDSS yalnızca toes-up salınım enerji puanı ile anlamlı korelasyon göstermiştir (r=-0,402, r: sırasıyla 0,392).
Sonuç: Ambulatuvar MS hastalarında postüral cevapların adaptasyon yeteneği korunmuştur ancak daha yüksek salınım enerji puanları vardır. Motor stratejisi eğitimini planlarken, toes-up yönündeki adaptasyon oranının sağlıklılardan daha düşük olduğu dikkate alınmalıdır.
Objective: It is well known that abnormal automatic postural responses impair balance control in patients with multiple sclerosis (PwMS) and these responses can be ameliorated with training. However, the difference between patients with MS and the healthy population on the adaptation capacity of postural responses to perturbations remains unclear. The aim of the present study was to evaluate the adaptation capability to postural perturbations in PwMS and to reveal differences between healthy controls.
Materials and Methods: Sixty-nine ambulatory PwMS with Expanded Disability Status Scale (EDSS) scores below or equal to 5.5, and 61 healthy subjects were recruited for the study. Adaptation Test with NeuroCom Smart Balance Master System, Berg Balance Scale (BBS), and EDSS were administered. The adaptation test was performed in the toes-up and toes-down directions; five consecutive perturbations were given for each direction. The sway energy score was calculated for postural sway that were released during these perturbations.
Results: According to the adaptation test results, healthy volunteers’ sway energy scores were significantly lower than those of PwMS in five consecutive perturbations (toes-up p<0.001, toes-down p<0.001). Healthy volunteers and PwMS were adapted in trial 3 for both directions and sway energy score changes in time were found similar between the groups. The toes-up adaptation rate in PwMS (17%) was statistically lower than in healthy group (31%) (p=0.026), and the toes-down adaptation rate was similar (p=0.175). The BBS and EDSS had significant correlations with average toes-up sway energy scores (r=-0.402, r=0.392, respectively).
Conclusion: Ambulatory PwMS have preserved adaptation to automatic postural responses, with higher sway energy scores. A low adaptation rate in the toes-up direction should be taking into account when planning the motor strategy training.

7.Experiences of Percutaneous Endoscopic Gastrostomy in our Neurology Intensive Care Unit Patients
Levent Öcek, Özge Öcek, Nurullah Damburacı
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.06745  Pages 30 - 33
Amaç: Beslenme desteği, oral alımı olmayan ya da yetersiz olan nöroloji yoğun bakım ünitesi (NYBÜ) hastalarında oldukça önemlidir. Santral sinir sistemi etkilenimi sonrasında yutma fonksiyonu bozulan hastalarda beslenme tüpleri yardımı ile aktif enteral beslenme uygulamalarının gerekliliği, nasıl uygulanacağı ve uygulanacak işlemin kazanımları hala tartışmalıdır. Bu çalışmada nörolojik yoğun bakım olgularında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) uyguladığımız hastaların özellikleri ve PEG ile ilişkili sorunları inceledik.
Gereç ve Yöntem: Mayıs 2016-Mart 2018 tarihleri arasında hastanemiz NYBܒde yatan ve PEG uygulanımı gerçekleştirilen hastalar retrospektif olarak incelendi. Cinsiyet, yaş, yoğun bakımda kalış süresi, mekanik ventilatör desteği, pnömoni gelişimi ve PEG ile ilişkili olabilecek komplikasyonlar kaydedildi.
Bulgular: NYBܒde takip edilen 789 hastanın dosyası incelendi. Yirmi üçü (%56,1) kadın ve 18’i (%43,9) erkek, yaş ortalaması 73,66±17,67 (32-94) olan 41 (%5,2) hastaya PEG takıldığı saptandı. PEG takılan hastaların 29’u (%70,7) iskemik, yedisi (%17,1) hemorajik serebrovasküler hastalık tanısı almıştı. Hastaların yoğun bakımda yatış süresi 48,8±30,6 (13-150) gün idi. PEG yatıştan itibaren ortama 29,12±7,97 (13-42) gün sonra takıldı. Hastaların 12’si (%29,3) mekanik ventilatör desteğinde izlenirken; sekiz hastaya (%19,5) uzamış mekanik ventilatör desteği nedeniyle trakeostomi açıldı. PEG işlemi öncesinde 25 (%61,4) hastada pnömoni saptanırken, işlem sonrasında 15 (%36,6) hastada pnömoni geliştiği saptandı. Beş (%12,2) olguda PEG ile ilişkili beslenme intoleransı gelişti.
Sonuç: Çalışmamızda PEG uygulanmasına bağlı komplikasyonlar literatür ile uyumlu olarak düşük bulundu ve PEG ile ilişkili mortalite gözlenmedi. Kronik ve ağır sekellere yol açan nörolojik hastalıklarda; uzun süreli nütrisyonel destek gerektiğinden PEG uygulamasının güvenli ve fizyolojik beslenmenin sağlanması, uygulanım kolaylığı ve düşük komplikasyon oranları nedeniyle tercih edilmesi gereken bir yöntem olduğu kanısındayız.
Objective: Nutritional support has significant clinical importance in patients with poor or no oral intake admitted to neurology intensive care units (NICU). Requirement for, administration methods, and benefits of active enteral feeding with feeding tubes remain a matter of dispute, particularly with respect to patients with impaired swallowing function following central nervous system involvement. In this study, we evaluated the patient characteristics and percutaneous endoscopic gastrostomy (PEG)-related problems in a group of patients in the NICU
Materials and Methods: Patients undergoing PEG and admitted to our NICU between May 2016 and March 2018 were retrospectively examined. Age, sex, duration of NICU stay, need for mechanical ventilation, occurrence of pneumonia, and PEG-related complications were recorded.
Results: A total of 789 patients admitted to the NICU were screened. PEG use was identified among 41 (5.2%) of these patients, of whom 23 (56.1%) were female, with a mean age of 73.66±17.67 (range: 32-94) years. Twenty-nine (70.7%) of these patients with PEG use were diagnosed as having an ischemic etiology, and 7 (17.1%) had hemorrhagic cerebrovascular disease. The mean duration of NICU stay was 48.8±30.6 (range: 13-150) days. On average, PEG was used 29.12±7.97 (range: 13-42) days after admission. Twelve patients (29.3%) received mechanical ventilation, and 8 (19.5%) required a tracheostomy due to prolonged mechanical ventilator support. Prior to PEG, 25 (61.4%) patients had a diagnosis of pneumonia, and 15 (36.6%) patients developed pneumonia after PEG. PEG-associated nutritional intolerance developed in five (12.2%) patients.
Conclusion: In agreement with the published literature, PEG-related complications were low in frequency and there were no cases of PEG-related mortality. In neurologic conditions associated with chronic and severe sequela requiring long-term nutritional support, PEG may be preferred on the basis of its ability to provide safe and physiologic nutrition, ease of use, and a low rate of complications.

8.Fingolimod Therapy for Pediatric Relapsing-Remitting Multiple Sclerosis: A Real-Life Study
Canan Duman İlki, Tuncay Gündüz, Murat Kürtüncü, Zuhal Yapıcı, Serra Sencer, Mefküre Eraksoy
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.77010  Pages 34 - 38
Amaç: Çocukluk çağı multipl sklerozunda (MS) klinik çalışmalar erişkinlere göre çok sınırlıdır. Bu hasta grubunda birinci basamak enjeksiyon tedavileri her ne kadar iyi tolere edilseler de enjeksiyonun çocuklar için oluşturduğu zorluk ve yan etkiler nedeni ile hastaların uzun süreli tedavisinde zorluklar yaşanmaktadır. Enjeksiyon tedavileri ile karşılaştırıldığında oral tedaviler kullanım ve yan etki açısından genel olarak daha iyi tolere edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, 18 yaş altında fingolimod tedavisi almış olan ataklı-yineleyici MS’li (RRMS) hastaların klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada fingolimod tedavisi almış 22 RRMS hastasının klinik kayıtları incelendi. Hastalar Şubat 2015 ve Aralık 2018 tarihleri arasında prospektif olarak takip edildi. Hastalar fingolimod tedavisi öncesi ve sonrası atak sıklığı, Genişletilmiş Engellilik Durum Ölçeği (EDSS) skorları, kraniyal ve servikal manyetik rezonans görüntülemeleri ve yan etkiler bakımından değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya alınan 13 (%59) kız ve 9 (%41) erkek hastanın ortanca yaşları 18 (değişim aralığı: 10-21) idi. Hastaların fingolimod tedavisi aldıkları sürenin ortancası 2,5 (değişim aralığı: 1,3-3,9) yıldı. Hastalık başlangıç yaşı ortancası 13 (değişim aralığı: 8-17) idi. On beş hasta (%68) fingolimod öncesinde birinci basamak tedavi almıştı. Daha önce tedavi almış olan hastaların %33’ünde etkisizlik, %40’ında yan etkiler, %27’sinde ise yan etki ve etkisizlik sebebiyle fingolimoda geçildi. Hastaların %32’sinde fingolimod ilk basamak tedavi olarak başlandı. Fingolimod tedavisi altında toplam üç hastada tekrarlayan ataklar izlendi. Hastaların fingolimod öncesinde yıllık atak sıklığı (ARR) ortancası 1,9 (değişim aralığı: 0,3-8,0) iken fingolimod tedavisiyle ARR sıklığı 0 (değişim aralığı: 0-2,0) idi (Wilcoxon’ın işaretli sıra testi; p<0,001). Fingolimod öncesinde EDSS ortancası 1,5 (değişim aralığı: 1,0-4,0) iken, tedavi sonrasındaki EDSS 1,5 (değişim aralığı: 1,0-5,0) idi (Wilcoxon’ın işaretli sıra testi; p=0,3). İlk doz monitorizasyonu sırasında hastaların hiçbirinde yan etki izlenmedi.
Sonuç: Çalışmamız fingolimodun çocukluk çağı MS’inde etkin ve güvenli bir tedavi alternatifi olduğunu desteklemektedir.
Objective: Clinical studies in childhood multiple sclerosis (MS) are very limited compared with adults. Although first-line injection therapies are well tolerated in this patient group, there are difficulties in the long-term treatment of patients due to the difficulty and adverse effects of injections for children. Oral therapies are better tolerated for use and adverse effects compared with injection therapies. This study aimed to evaluate the clinical features and treatment outcomes of patients aged under 18 years with relapsing-remitting MS (RRMS) who received fingolimod treatment.
Materials and Methods: In this study, the clinical records of 22 patients with RRMS who received fingolimod treatment were examined. The patients were prospectively followed up between February 2015 and December 2018. The patients were evaluated in terms of relapse rate, Expanded Disability Status Scale (EDSS) scores, brain and cervical magnetic resonance imaging, and adverse effects before and after fingolimod treatment.
Results: The median age of 13 (59%) female and 9 (41%) male patients was 18 (range: 10-21) years. The median fingolimod treatment duration was 2.5 (range: 1.3-3.9) years. The median age of disease onset was 13 (range: 8-17) years. Fifteen patients (68%) received a first-line treatment prior to fingolimod. The reason for switching to fingolimod was inefficacy in 33%, adverse effects in 40%, and both in %27 of patients. In 32% of patients, fingolimod was started as a first-line treatment. A total of three patients had recurrent relapses under treatment with fingolimod. The median annualized relapse rate (ARR) before fingolimod was 1.9 (range: 0.3-8.0), and the ARR with fingolimod was 0 (range: 0-2.0) (Wilcoxon’s signed-rank test; p<0.001). The median EDSS was 1.5 (range: 1.0-4.0) before fingolimod, and the EDSS after treatment was 1.5 (range: 1.0 to 5.0) (Wilcoxon’s signed rank test; p=0.3). None of the patients had any adverse effects during the first dose monitoring.
Conclusion: Our study shows that fingolimod is an effective and safe treatment alternative in childhood MS.

CASE REPORT
9.Stiff Person Syndrome-The Less Common Antibody: A Case Report
Hüseyin Nezih Özdemir, Derya Yöndem, Seren Kaplan, Figen Gökçay
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.80708  Pages 39 - 41
Stiff Person sendromu (SPS), kaslarda ilerleyici katılık ve aksiyel kaslarda rijidite ile karakterize; nadir görüleni özürlülük oluşturabilen bir sendromdur. Otoimmün, paraneoplastik veya kritojenik etiyolojiye sahip olabilir. Elli dokuz yaşında kadın hasta bacaklarında katılık ve istemsiz spazmlar ile başvurdu. Nörolojik muayenede bacaklarda ve aksiyel kaslarda rijite saptandı. Anti-glutamik asit dekarboksilaz antikoru negatif, anti-amfifizin antikoru pozitifti. SPS tanısı kondu. İntravenöz immünoglobulin ve kanser tedavisinin ardından hastanın bulgularında düzelme izlendi.
Stiff Person syndrome (SPS) is a rare, disabling syndrome characterized by progressive muscle stiffness and axial rigidity. It may have an autoimmune, paraneoplastic or cryptogenic etiology. A 59-year-old woman presented with stiffness and involuntary spasms in the lower extremities. In a neurologic examination, lower extremity and axial rigidity were revealed. Anti-glutamic acid decarboxylase antibody was negative, anti-amphiphysin was antibody positive. She was diagnosed as having SPS. The symptoms were improved after intravenous immunoglobulin and cancer therapy.

10.Neurofibromatosis Type 1-related Multiple Plexiform Neurofibromas: A Case Report
Tamer Bayram, Derya Bayram, Hülya Tireli
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.44520  Pages 42 - 46
Nörofibromatozis tip 1 (NF1) ve tip 2 (NF2) otozomal dominant hastalıklardır. NF1 veya NF2 olan hastalar benign ve malign tümörler geliştirme potansiyeline sahiptir. NF1 tanısı olmayan çok sayıda pleksiform nörofibromu (PN) olan 17 yaşında bir hastayı sunduk. Hasta sol bacak parestezisi nedeniyle bölümümüze başvurdu. Vücudunda yaygın café-au-lait lekeleri olan hastanın servikal, torasik ve lumbosakral spinal manyetik rezonans görüntülemesinde (MRG) birden fazla PN saptandı. Aile üyeleri arasında sadece babasının café-au-lait lekeleri vardı. Hastamız genetik analiz ve lezyon biyopsisi yaptırmayı reddetti. Nörofibromların klinik semptomları lezyonların lokalizasyonuna göre değişmekle birlikte, PN’lerin yaşam boyunca asemptomatik olabileceği bilinmektedir. Cerrahi tedavi PN’ler için esastır. PN’lerin medikal tedavisi için faz 2 klinik çalışmalar bulunmaktadır ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Hastamızda tümörlerin yaygın şekilde büyümesi ve çevresindeki dokuları istila etmesi, tümörlerin rezeksiyonunu zorlaştırmıştır. Bu nedenle hasta nörofibromların büyüme hızını ve malign periferik sinir kılıfı tümörlerine dönüşümü değerlendirmek için yıllık MRG kontrolleri ile takip edildi. Bu olgu spinal MRG’sinde multipl PN’ler olması nedeni ile demonstratifti. Hastamızda olduğu gibi çok fazla sayıda PN’lerin varlığı nadir görülen bir durumdur.
Neurofibromatosis type 1 (NF1) and type 2 (NF2) are autosomal dominant diseases. Patients with NF1 or NF2 have the potential to develop benign and malignant tumors. We present a 17-year-old patient with undiagnosed NF1-related multiple plexiform neurofibromas (PNs). The patient was admitted to our department for his left limb paresthesia. He had café-au-lait spots spread over his body and his cervical, thoracic, and lumbosacral magnetic resonance imaging (MRI) of the spine showed multiple PNs. Among his family members, only his father had café-au-lait spots. He refused to have genetic analysis and biopsy of the lesions. Even though clinical symptoms of neurofibromas vary according to the localization of lesions, it is known that PNs could be asymptomatic throughout life. Surgical treatment for PNs is essential. Phase 2 clinical trials have been performed for the medical treatment of PNs and further research on this subject is ongoing. Extensive growth of the tumors and invasion of surrounding tissues made resection of PNs difficult in the patient. Therefore, he had annual MRI follow-ups to assess the growth rate of the neurofibromas and transformation to malignant peripheral nerve-sheath tumors. This case was demonstrative to show multiple PNs. The presence of as much multiple PNs as in our patient is rare.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
11.Reversible Hypertensive Encephalomyelopathy Syndrome
Özlem Kayım Yıldız
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.66742  Pages 47 - 48
Abstract | English Full Text

12.Chemotherapy-induced Toxic Leukoencephalopathy
Mehmet Fatih Yetkin, Mehmet Fatih Göl, Elif Gülşen Köse, Leylagül Kaynar
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.12369  Pages 49 - 52
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
13.Serum Uric Acid Level, Alzheimer-type Dementia and Variation
Joob Beuy, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.30643  Page 53
Abstract | English Full Text

14.The Significance of Electroencephalography in the Follow-up of Patients with Cerebral Venous Thrombosis?
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.05579  Pages 54 - 55
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale