e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 25 (2)
Volume: 25  Issue: 2 - 2019
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XI

REVIEWS
2.Blind Versus Ultrasound Guidance Injections: Lateral Femoral Cutaneous Nerve Blockage Revisited
Berke Aras, Emre Adıgüzel, Fatih Tok
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.05935  Pages 54 - 57
Meraljia parestetika, lateral femoral kutanöz sinirin (LFKN) dağılım alanı olan uyluk ön-dış bölümünde ağrı, hissizlik, hipersensivite ve parestezilere yol açan bir tuzak nöropatisidir. Literatüre göre, sinirin inguinal ligament geçtiği sinir trasesinde fazla miktarda varyasyon görülmektedir. LFKN blokajı klasik olarak anatomik noktalar kullanılarak uygulanır fakat anatomik variabilitenin olması enjeksiyonunun başarı yüzdesini %60 gibi yüksek bir oranda etkilemektedir. Ultrason (US) eşliğinde periferik sinir blokajı, geleneksel sinir lokalizasyon teknikleri ile mukayese edildiğinde birçok avantajı olması sebebiyle birçok klinisyen arasında popüler olmuştur. US eşliğinde yapılan LFKN blokları daha başarılı sonuçlar vermektedir.
Meralgia paresthetica is a nerve entrapment that may cause pain, numbness, hypersensivity, and paresthesias within the anterolateral region of the thigh, which is the area of distribution of the lateral femoral cutaneous nerve (LCFN). According to the literature, there is a large variability in the nerve course as the nerve pierces the inguinal ligament. Blockade of the LFCN has been classically described using anatomic landmarks, but the anatomic variability of the nerve may be responsible for failure rates being as high as 60%. Ultrasound (US) guidance for peripheral nerve blocks has become popular among physicians because of its several advantages when compared with traditional nerve localization techniques. US-guided LCFN blocks can be performed with better success.

ORIGINAL ARTICLES
3.The Contribution of Neuroimaging to Diagnosis in Idiopathic Intracranial Hypertension
Bedia Samancı, Erdi Şahin, Yavuz Samancı, Esme Ekizoğlu, Nilüfer Yeşilot, Oğuzhan Çoban, Betül Baykan
doi: 10.4274/tnd.galenos.2018.64497  Pages 58 - 62
Amaç: Tanısında zorluklar yaşanabilen papilödemsiz idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon (İİH) olgularının varlığı, yeni tanı ölçütlerinde kafa içi basınç artışına işaret eden nöro-radyolojik özelliklerin eklenmesine neden olmuştur. Bu çalışmada kesin İİH tanısı konmuş hastaların nöro-görüntüleme bulgularının araştırmacılar arasındaki tutarlılığının ve tanıya olan olası katkısının incelenmesi hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Kesin İİH tanısıyla takipli, kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve MR-venografi (MRV) incelemelerinin her ikisine ulaşılabilen ardışık 41 hasta çalışmaya dahil edildi. Görüntülemeler boş sella, glob posteriorunda düzleşme, optik sinir kıvrımlanması, transvers sinüs stenozu/hipoplazisi ve ek olarak non-spesifik ak madde lezyonları yönünden, olguların klinik verilerine kör, alanında tecrübeli iki ayrı nörolog tarafından standart bir formla incelendi. Sonuçlar araştırmacılar arası uyum bakımından kappa (κ) analizi kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların (38 kadın, 3 erkek) ortalama vücut kitle indeksi 29,2±5,48; beyin omurilik sıvısı açılış basıncı 371±149,4 mmH2O idi. Altı hastada papilödem saptanmadı. MRG ve MRV incelemeleri tanıyı destekleyen ek bir bulgu olup olmamasına göre değerlendirildiğinde, araştırmacılar arasında MRG açısından zayıf (κ=0,333, p=0,021), MRV açısından iyi düzeyde (κ=0,735, p<0,0001) uyum olduğu görüldü. Alt başlıklar değerlendirildiğinde boş sella, optik sinir kıvrımlanması ve non-spesifik ak madde lezyonları yönünden orta (sırasıyla κ=0,417, p=0,001; κ=0,523, p=0,001; κ=0,443, p=0,002), glob posteriorunda düzleşme ve transvers sinüs stenozu yönünden zayıf (sırasıyla κ=0,291, p=0,06; κ=0,389 p=0,006), transvers sinüs hipoplazisi yönünden ise iyi düzeyde (κ=0,801, p<0,001) uyum mevcuttu.
Sonuç: Çalışmamızda, yeni Friedman tanı kriterlerinde özellikle papilödemsiz hastalar için tanımlanmış olan ek nöro-radyolojik bulguların, iki deneyimli nörolog arasında bile zaman zaman zayıf-orta uyum gösterdiği görülmüştür. İİH hastasını değerlendirirken sadece kitle lezyonlarını dışlamakla yetinmeyip nöro-radyolojik görüntülemelerin yeni ölçütler yönünden dikkatle incelenmesinin ve klinik bulguların mutlaka göz önünde bulundurulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Objective: Due to difficulties in diagnosis, the presence of patients with idiopathic intracranial hypertension (IIH) without papilledema has led to the addition of neuro-radiologic features, which are indicative of increased intracranial pressure, to new diagnostic criteria. In this study, it was aimed to investigate the inter-rater agreement regarding the evaluation of neuroimaging findings of patients diagnosed as having definite IIH and to detect their possible contribution to diagnosis.
Materials and Methods: Forty-one consecutive patients with definite IIH who had both brain magnetic resonance imaging (MRI) and MR-venography (MRV) examinations were included in the study. Images were evaluated by two experienced neurologists, who were blinded to the clinical presentation of the cases, in terms of empty sella, flattened posterior globe/sclera, tortuosity of optic nerve, transverse sinus stenosis/hypoplasia, and additionally non-specific white matter lesions using a standardized form. The results were evaluated using kappa (κ) analysis in terms of inter-rater agreement.
Results: The mean body mass index and cerebral spinal fluid opening pressure of the patients (38 female, 3 male) were 29.2±5.48 kg and 371±149.4 mmH2O, respectively. Six patients did not have papilledema. When MRI and MRV examinations were evaluated in terms of the presence of additional evidence supporting diagnosis, there was fair agreement for MRI (κ=0.333, p=0.021), and substantial agreement for MRV (κ=0.735, p<0.0001). Regarding subheadings, there was moderate agreement for empty sella, tortuosity of the optic nerve, and non-specific white matter lesions (κ=0.417, p=0.001; κ=0.523, p=0.001; κ=0.443, p=0.002, respectively), fair agreement for flattened posterior globe/sclera and transvers venous sinus stenosis (κ=0.291, p=0.06; κ=0.389, p=0.006, respectively), and substantial agreement for transverse venous sinus hypoplasia (κ=0.801, p<0.001).
Conclusion: In our study, it was found that additional neuroradiologic findings, especially those described in the new Friedman diagnostic criteria for patients without papilledema, showed fair-to-moderate agreement, even between two experienced neurologists. We believe that it is appropriate to examine the neuroradiologic images carefully for new criteria without evaluating only mass lesions, and to take clinical findings into account while evaluating patients with IIH.

4.Correlation of Prechtl Qualitative Assessment of General Movement Analysis with Neurological Evaluation: The Importance of Inspection in Infants
Nihan Hande Akcakaya, Turgay Altunalan, Tuba Derya Doğan, Arzu Yılmaz, Zuhal Yapıcı
doi: 10.4274/tnd.galenos.2018.98598  Pages 63 - 70
Amaç: Hayatın ilk 6 ayında nörogelişimsel olarak değerlendirilebilen işlevlerin başında motor gelişim gelir. Bebeklerin belirgin spontan hareket paternine genel hareketler denir. Genel hareketler bütün bedeni içeren kaba ve kompleks hareketlerdir. İlk 20 haftada uygulanabilen ve bebeğin genel hareketlerini değerlendiren Prechtl kalitatif genel hareket analizinin (GHA) %98 sensitivite ile bebekte motor problemleri yakalayabileceği bildirilmiştir. Amacımız GHA için video çekimi uygulanmış olan bebeklerin, GHA değerlendirme sonuçları ile nörolojik değerlendirmelerini karşılaştırarak GHA’nın özgüllük ve duyarlılığını kendi olgu serimizde araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nda 20 haftasını doldurmamış GHA için video çekimi yapılmış ve nörolojik olarak değerlendirilmiş 80 bebek çalışmaya alınmıştır. Standart olarak GHA için rahat giydirilmiş uykulu ve huzursuz olmayan bebekler supin pozisyonda 3-5 dakika süre ile GHA odasında videoya alınmıştır. Değerlendirmelerde preterm bebeklerin düzeltilmiş yaşları esas alınmıştır.
Bulgular: GHA ve nörolojik değerlendirmenin sadece 8 bebekte birbiri ile uyumlu olmadığı bulunmuştur. Çalışmamızda 80 bebeğe yapılan toplam 90 çekim ile kendi serimizde GHA’nın motor gelişim problemlerini %95,8 duyarlılık ve %87,5 özgüllükle ortaya koyduğunu göstermektedir.
Sonuç: Çalışmamız GHA’nın standart bir yöntem olarak uygulandığı, farklılaşmış bir serebral palsi merkezi tarafından yapılmış az sayıdaki çalışmadan biri olması açısından önem taşımakta ve GHA’nın erken bebeklik döneminde motor problemleri ortaya koyabilecek bağımsız bir yöntem olabileceğini göstermektedir.
Objective: Motor development is at the forefront of evaluation of neurodevelopmental functions in the first 6 months of life. Significant spontaneous movement patterns of infants are called general movements. General movements are rough and complex movements involving the entire body. Prechtl qualitative assesment of general movements (GMA) can be performed in the first 20 weeks. It has been reported that GMA can identify motor problems with 98% sensitivity. Our aim is to investigate the specificity and sensitivity of GMA in our series by comparing the results of GMA and neurological evaluation.
Materials and Methods: Eighty infants who were less than 20 weeks old were included into the study. All infants were assessed with both neurological evaluation and video recording for the GMA at the Spastic Childrens Foundation of Turkey. As a standard technique; video recording was obtained in the GMA room of comfortably dressed infants when they were not sleepy or restless in the GMA room for 3-5 minutes in the supine position. The assessments were based on the corrected age for the preterm infants.
Results: The GMA and neurological evaluation results were found to be incompatible with each other in only 8 of 80 infants. A total of 90 video recordings were made of the 80 infants. Our study revealed that GMA can identify the motor problems with 95.8% sensitivity and 87.5% specificity.
Conclusion: Our study demonstrates that GHA may be an independent method that can identify motor problems during infancy. This study has an importance because it is one of the few independent studies that was completed by a differentiated cerebral palsy center, where GMA is applied as a standard method.

5.The Adverse Effects of High-dose Corticosteroids with Early and Late Severe Morbidity in the Treatment of Patients with Multiple Sclerosis: Long-term Observation Results
Sami Ömerhoca, Sinem Yazıcı Akkaş, Zerrin Yıldırım Haşimoğlu, Sebatiye Erdoğan, Nilüfer Kale
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.75725  Pages 71 - 75
Amaç: İntravenöz metilprednizolon (IVMP) tedavisi multipl skleroz (MS) ataklarında en sık başvurulan acil tedavi şeklidir ve sık kullanımı nedeniyle yan etki görülme riski yüksektir. Çalışmamızın amacı ağır morbiditeye yol açabilecek yan etkilerin olası farmasötik ve/veya fizyolojik sebeplerle ilişkisini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 2010-2018 tarihleri arasında klinik kesin MS (KKMS) tanısı ile takip edilen ve IVMP tedavisi alan hastalar dahil edildi. Hastaların kortikosteroid (KS) tedavi doz ve süreleri, demografik özellikleri, laboratuvar bulguları ve yan etki profilleri incelendi.
Bulgular: Takipleri sürdürülen 390 (K/E=294/96) hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. IVMP sonrası ağır komplikasyon gelişen 11 (K/E=8/3) hasta saptandı. İki hastada şiddetli alerjik reaksiyonlar veya taşiaritmiler nedeniyle ilaç infüzyonu durdurulmak zorunda kalındı. Bir hasta şiddetli taşikardi ve 2 hasta KS ajanlara bağlı alerji nedeniyle IVMP tedavisini alternatif tedavi ve gözlem yöntemlerinin eşliğinde alabildiler. Hastalardan 9’unda tedavi sonrasında avasküler kemik nekrozu (AVN) geliştiği, bu hastaların 6’sında AVN’nin multifokal, üçünde ise monofokal geliştiği görüldü. En sık etkilenen lokalizasyon femur başıydı (9 hastanın 6’sı), bunu tibia ve talus takip etmekteydi. Sadece 1 hastada yüksek ve tekrar dozda (toplam 42 gr) ilaç kullanımı vardı. İki hasta bir kez IVMP tedavisi almıştı.
Sonuç: Çalışmamızda KKMS tanılı ve IVMP alan hastaların tedavi nedeniyle gelişen komplikasyonları tanımlandı ve bunların ilaç dozu ve süresi ile ilişkili olmayabileceği düşünüldü.
Objective: Intravenous methylprednisolone (IVMP) is the most commonly used emergency treatment for multiple sclerosis (MS) attacks and the risk of adverse effects is high due to frequent use. The aim of our study was to investigate the relationship between adverse effects that can lead to severe morbidity and possible pharmaceutic and/or physiologic causes.
Materials and Methods: This study included patients with clinically definite MS who underwent IVMP treatment between 2010-2018. The corticosteroid treatment dose and duration, demographic characteristics, laboratory findings and adverse effect profiles of the patients were examined.
Results: The medical records of 390 patients (F/M=294/96) with follow-up were evaluated retrospectively. Eleven (F/M=8/3) patients who developed severe complications after IVMP were detected. The drug infusion was ceased in two patients due to severe allergic reactions or tachyarrhythmia. One patient with severe tachycardia and two patients with corticosteroid-induced allergy received IVMP therapy along with alternative treatment and observation methods. In nine patients, avascular bone necrosis (AVN) developed after the treatment. AVN was multifocal in six patients and monofocal in three patients. The most frequently affected localization was the femoral head (six patients), followed by the tibia and talus. Only one patient had a high and repeated-dose (42 g total) drug use. Two patients received single-dose IVMP treatment.
Conclusion: In our study, the treatment-related complications of patients diagnosed as having clinical definite MS and receiving IVMP were defined and it was thought that they might not be related to drug dose and duration.

6.Assessment of Serum Uric Acid Levels According to Sex and Stage for Patients with Alzheimer-type Dementia
Tamer Yazar, Hülya Olgun Yazar
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.85698  Pages 76 - 81
Amaç: Alzheimer tipi demans (AH) tanılı hastalarda hastalık evresine göre serum ürik asit (ÜA) seviyelerinin tespiti ile oksidatif stresin hastalık etiyolojisindeki rolüne ve hastalık evresinin ilerlemesi üzerindeki olası etkilerine yönelik veriler toplanması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, Clinical Dementia Rating Scale (CDR) kriterlerine göre evrelere ayrılan 180 hasta ve hastalarla aynı yaş aralığında sağlıklı 150 birey ile gerçekleştirilmiştir. Retrospektif olarak yapılan çalışmamızda, birden fazla bilişsel alanda bozukluk gösteren ve National Institute of Neurological and Communicative Disorders and Stroke-Alzheimer’s Disease and Related Disorders Association tanı kriterlerine göre olası AH tanısı konulmuş hastalara CDR, Mini-Mental Test (MMSE), Geriatrik Depresyon Rating Scale (GDRS), kontrol grubundaki bireylere MMSE ve GDRS uygulanmıştır. Hasta ve kontrol gruplarında 12-14 saat açlıktan sonra biyokimyasal çalışmalar için venöz kan örnekleri alınmıştır.
Bulgular: AH tanılılarda, hastalık evrelerindeki artışa paralel olarak kadın ve erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı seviyede yaş ve hastalık sürelerinin arttığı, ÜA ve albümin seviyelerinin azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05).
Sonuç: Çalışmamız, ÜA’nın serum seviyelerindeki hastalık evrelerindeki ilerlemeye paralel olarak tespit edilen azalmanın AH ile doğrudan ilişkili olduğu hipotezini desteklemektedir. AH gibi kronik, ilerleyici hastalıkların başlangıç evrelerinde tespiti ve önlemler alınabilmesi için, serum albümin ve ÜA seviyesi gibi kolay ulaşılabilir, az maliyetli parametrelerdeki değişikliklerin erken dönemde tespiti, AH tanısı konulduktan sonra uygulanan tedavilerin hastalığı önleyici etkilerinin kısıtlılığı dikkate alındığında önem arz etmektedir.
Objective: The aim of this study was to identify serum uric acid (UA) concentrations according to disease stage in patients with Alzheimer-type dementia (AD), and to collect data related to the hypothesis that oxidative stress is effective on the etiopathogenesis and progression of disease stage.
Materials and Methods: The study was conducted with 180 patients who were categorized into disease stages in accordance with the Clinical Dementia Rating Scale (CDR) and 150 healthy individuals of the same age group. In our retrospective study, patients who showed more than one cognitive deficit and diagnosed with possible AD according to the diagnostic criteria of National Institute of Neurological and Communicative Disorders and Stroke-Alzheimer’s Disease and Related Disorders Association were administered the CDR, Mini-Mental Test (MMSE), Geriatric Depression Rating Scale (GDRS), and individuals in the control group were administered the MMSE and GDRS. Venous blood samples for biochemical studies were collected after 12-14 hours of fasting in the patient and control groups.
Results: In patients diagnosed as having AD, it was found that there was a statistically significant increase in age and duration of disease parallel with the progression of disease stages, and a decrease in UA and albumin concentrations in both males and females (p<0.05).
Conclusion: Our study supports the hypothesis that the decrease detected in serum UA concentrations in parallel with the progression of disease stages is directly related to the pathogenesis of AD. For the identification of chronic progressive diseases such as AD and to take precautions, the identification of variations in easily accessible and low-cost parameters such as serum albumin and UA concentrations in the early stages becomes important. In future years, when neuroprotective and neuro-restorative treatment options are available, identification of serum UA values as a marker of disease progression and knowledge of the association between serum UA concentrations and disease stage in our data will guide and support research into disease etiology.

7.The Effects of Repetitive Greater Occipital Nerve Blocks on Cervicogenic Headache
Devrimsel Harika Ertem, İlhan Yılmaz
doi: 10.4274/tnd.galenos.2018.90947  Pages 82 - 86
Amaç: Servikojenik baş ağrısının “cervicogenic headache” (CH) klinik özellikleri tek taraflı, dolgun baş ağrısıyla karakterizedir; boyun hareketleri veya büyük oksipital sinir üzerine basınç ile provoke edilir. CH’nin tedavisinde etkili bir konservatif yöntem tanımlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, CH’da büyük oksipital sinire tekrarlayıcı lidokain ve metilprednizolon enjeksiyonlarının girişimsel ağrı tedavisinde etkilerini değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif kohort çalışması Ocak 2016 ile Aralık 2017 tarihleri arasında yapıldı. Çalışma dönemi boyunca baş ağrısı polikliniğimizden takip edilen yirmi bir hasta değerlendirildi. CH tanısı, Uluslararası Baş Ağrısı Bozuklukları 3. baskı beta versiyonuna göre yapıldı. En az 3 büyük oksipital sinir blok geçiren ve en az 4 takip randevusuna katılan tüm hastalar için sosyo-demografik ve klinik özellikler kaydedildi. Büyük oksipital sinir bloklarına cevabı değerlendirmek için Sayısal Ağrı Derecelendirme Ölçeği’nde (NPRS) değişim kullanıldı. İstatistiksel analiz programı olarak SPSS 23.0 kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,51±13,88, %42,85’i kadındı. Baş ağrısı süresi 30,81±21,95 yıldı. Hastaların %85’i tek taraflı baş ağrısına sahipti. On hastada boyun, oksipital ve temporalis kaslarında miyofasiyal spazm (tetik noktalar) vardı. Hastaların %61’i kafa travması sonrası baş ağrısını bildirmişti. Tedaviden 3 ay sonra NPRS’de anlamlı bir azalma (p=0,000) tespit edildi. Baş ağrısı sayısı üç ayda belirgin olarak azaldı (p=0,000). Ciddi bir komplikasyon görülmedi. Miyofasiyal spazmlar, travma öyküsü ve ek baş ağrısının birlikteliği, NPRS skorlarının düzelmesinde önemli bir etkiye sahip olmadı (p>0,05).
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, tekrarlayan büyük oksipital sinir blokların, CH tedavisinde etkili bir seçenek olabileceğini ve enjeksiyondan sonraki 3 ay içinde ağrı şiddeti skorlarında anlamlı azalmaya neden olduğunu göstermektedir.
Objective: The clinical features of cervicogenic headache (CH) are characterized by unilateral, dull headache; precipitated by neck movements or external pressure over the great occipital nerve (GON). No conservative therapies have been proved to be effective for the management of CH. The purpose of this study was to assess the effects of interventional pain management, including repetitive anesthetic block using lidocaine and methylprednisolone GON injections for local pain and associated headache.
Materials and Methods: This retrospective cohort study was undertaken between January 2016 and December 2017. Twenty-one patients with CH were evaluated in our headache clinic during the study period. The diagnosis of CH was made according to International Classification of Headache Disorders 3rd edition beta version. The socio-demographic and clinical characteristics were recorded for all patients who underwent at least 3 GON blocks and attended at least 4 follow-up appointments. Change in the Numeric Pain Rating Scale (NPRS) was used to assess the response to GON blocks. SPSS 23.0 was used as the statistical analysis program.
Results: The mean age of patients was 61.51±13.88 years; 42.85% were female. The duration of headache was 30.81±21.95 years. Eighty-five percent of patients had unilateral headache. Ten patients had myofascial spasm (trigger points) located in neck, occipitalis, and temporalis muscles. Sixty-six percent of patients reported headache following head trauma. From 3-months post treatment, a significant decrease in NPRS (p<0.001) was identified. The number of headaches was reduced significantly at three months (p<0.001) No serious complications were noted. The coexistence of myofascial spasms, history of trauma and additional headache had no significant effect on NPRS score improvements (p>0.05).
Conclusion: The results of this study demonstrated that repetitive greater occipital blocks may be an effective option for the management of CH and contribute to significant reductions in pain severity scores at 3 months following injection.

8.The Relationship Between 25 (OH) Vitamin D Level and the Severity of Disease and Sleep Quality in Restless Legs Syndrome
Arife Çimen Atalar
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.25478  Pages 87 - 91
Amaç: Huzursuz bacaklar sendromu (HBS), bireyin fiziksel sağlığı, duygu durumu ve hayat kalitesi üzerinde olumsuz etkileri olan ve toplumda sık rastlanan sensorimotor özellikte kronik nörolojik bir hareket bozukluğudur. HBS patofizyolojisi tam olarak anlaşılamamakla birlikte, genetik alt yapının yanı sıra demir metabolizması bozuklukları ve dopaminerjik disfonksiyon sorumlu tutulmakta ve son zamanlarda vitamin D eksikliğinin de hastalığın ortaya çıkmasında rolü olduğu iddia edilmektedir. Bu çalışmada, idiyopatik HBS tanısı alan hastalarda, bir vitamin D metaboliti olan 25 (OH) vitamin D düzeylerinin HBS şiddeti ve bireylerdeki uyku kalitesi ile olan ilişkisi incelenmiştir.
Gereç ve Yöntem: İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi genel nöroloji polikliniğine Eylül 2016-Eylül 2018 tarihleri arasında başvurmuş, Uluslararası Huzursuz Bacak Sendromu çalışma grubu tanı kriterlerine göre HBS tanısı almış, 18-75 yaş arası 152 hasta çalışmaya dahil edildi. Hasta grubu vitamin D değeri düşük (<20ng/ml) ve normal (>20 ng/ml) olarak 2 gruba ayrıldı. Her iki gruba huzursuz bacak sendromu şiddetinin belirlenebilmesi amacıyla IRLS Şiddet skalası ve sübjektif uyku kalitelerinin belirlenebilmesi amacıyla Pittsburg uyku kalitesi ölçeği (PQI) uygulandı. Gruplar kendi aralarında istatiksel olarak karşılaştırıldı.
Bulgular: Toplam 152 hastanın 89’u 25 (OH) vitamin D değeri düşük grup (grup 1) ve 63’ü 25 (OH) vitamin D değeri normal (grup 2) olan gruba dahildi. Her iki grup arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve sigara kullanımı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu (p>0,05). Grup 1 ve 2 arasında üst ekstremite tutulumu oranları, ferritin değerleri, PQI skorları ve HBS şiddetini gösteren IRLS skorları bakımından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptandı (p<0,05).
Sonuç: Çalışmamız 25 (OH) vitamin D eksikliği olan hastalarda HBS şiddetinin daha fazla olduğunu ve uyku kalitesinin belirgin derecede bozulduğunu göstermektedir.
Objective: Restless legs syndrome (RLS) is a common chronic sensory-motor neurologic disease with serious disabling effects on affected individuals’ physical and emotional health and quality of life. The underlying pathophysiology of the disease is not clear but iron metabolism disorders and dopaminergic dysfunction along with a genetic predisposition are blamed, and recently vitamin D deficiency was considered to play an important role in RLS. In this study, we aimed to investigate the relationship of concentrations of a vitamin D metabolite, 25 (OH) vitamin D, with RLS severity and quality of sleep.
Materials and Methods: We enrolled 152 patients aged between 18 and 75 years who were referred to our general neurology outpatient clinic in Istanbul Training and Research Hospital, and diagnosed with RLS according to the International Restless Legs Syndrome Study Group diagnostic criteria, between September 2016 and September 2018. The patients were classified as the vitamin D deficiency group (<20 ng/mL, group 1) and normal vitamin D group (>20 ng/mL, group 2). Both groups were evaluated for their RLS severity index and Pittsburgh Sleep Quality Index (PQI). Both groups are compared statistically.
Results: Of the 152 patients, 89 patients had low vitamin D concentrations (<20 ng/mL) (group 1) and 63 had normal vitamin D concentrations (>20 ng/mL) (group 2). There was no significant difference in terms of age, sex, body mass index, and cigarette consumption (p>0.05). There were significant differences between the two groups in terms of upper extremity involvement, ferritin concentrations, PQI, and RLS severity scores (p<0.05).
Conclusion: The present study demonstrated that patients who are vitamin D deficient might have more severe RLS symptoms and an impaired quality of sleep compared with other patients with RLS.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
9.Spinal Subarachnoid Hemorrhage: Case Report
Serhat Yıldızhan
doi: 10.4274/tnd.galenos.2018.46244  Pages 92 - 94
Abstract | English Full Text

10.Neurological Manifestation of Legionnaire’s Disease
Burcu Işık, Ferhat Arslan
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.04317  Pages 95 - 97
Abstract | English Full Text

11.The Differential Diagnosis of “Tigroid Pattern” on Brain Magnetic Resonance Imaging: A Case Report
Nihan Hande Akcakaya
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.89577  Pages 98 - 99
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
12.Stenting of Carotid Artery Using the Brachial Artery Approach
Gökhan Özdemir, Gözde Ongun
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.36604  Pages 100 - 102
Abstract | English Full Text

13.Inflammation with Neutrophil-to-lymphocyte Ratio and Platelet-to-lymphocyte Ratio in Restless Legs Syndrome
Sora Yasri, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.26443  Pages 103 - 104
Abstract | English Full Text

FRONTIERS IN NEUROLOGY
14.Subcutaneous Ofatumumab in Patients with Relapsing-remitting Multiple Sclerosis
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.05925  Pages 105 - 106
Abstract | English Full Text

15.Neurosarcoidosis: Definition and Consensus Diagnostic Criteria
Mücahid Erdoğan, Dilek Atakli
doi: 10.4274/tnd.galenos.2019.75983  Pages 107 - 108
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale