e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 2 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 24 (4)
Volume: 24  Issue: 4 - 2018
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XVIII

REVIEWS
2.Military Service and Neurology
Semai Bek, Güray Koç, Serkan Demir, Zeki Gökçil
doi: 10.4274/tnd.12989  Pages 288 - 297
Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı mensubu olan personel, öğrenciler ve bunların adaylarının sağlık yeteneklerini tespit etmek, Sağlık Bakanlığı hastanelerine devredilmiştir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı 162 hastane, bu kapsamda rapor vermeye yetkilendirilmiştir. Öngörülemeyen bu hasta hacminin büyüklüğü ve en önemlisi de mevzuatın bilinmemesi nedeniyle nöroloji uzmanları belirgin zorluk çekmektedirler. Yaklaşık bir asıra dayanan süredir askeri sistem içerisinde yürütülen askeri sağlık hizmetleri ve sağlık kurulu işlemlerinin Sağlık Bakanlığı’na devrinden sonra meslektaşlarımızın karşılaşabileceği sıkıntıları en aza indirmek amacıyla; nörolojik hastalıklar ile ilişkili özelliklerinden en sık görülenleri, rapor örnekleriyle sunularak bu derleme kaleme alınmıştır.
Determination of the health qualifications of personnel, students, and their candidates, who are members of the Turkish Armed Forces, the General Command of Gendarmerie and the Coast Guard Command has been transferred to Ministry of Health hospitals. One hundred sixty-two hospitals affiliated to the Ministry of Health were authorized to report in this context. The magnitude of this uncertain patient volume, and most importantly, the lack of awareness of the legislation has made the job particularly challenging for neurology specialists. In order to minimize the problems faced by our colleagues after the transfer of military health services and health board processes to the Ministry of Health, which has been performed for about a century in the military system, the most common features of neurologic diseases are presented with report samples.

ORIGINAL ARTICLES
3.Demographic and Clinical Characteristics of Patients with Epilepsy Admitting to Neurology Outpatient Clinic of Erzincan University Mengucek Gazi Training and Research Hospital
Alevtina Ersoy, Ceyda Tanoğlu, Hasan Yaşar, Tuğçe Özdemir Gültekin
doi: 10.4274/tnd.14238  Pages 298 - 307
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Erzincan ilinde epilepsi hastalarının demografik ve klinik özelliklerini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniği’ne Ocak 2016-Ağustos 2017 tarihleri arasında başvuran yetişkin 548 epilepsi hastası dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, epilepsi süresi, risk faktörleri, nöbet sıklığı ve tipi, kullanılan ilaç sayısı, komorbid hastalıklar, elektroensefalografi (EEG) ve nörogörüntüleme sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastanın 283’ü erkek (%51,6), 265’i kadın (%48,4) idi. Yaş ortalaması 40,64±17,9, ortalama hastalık süresi 11±11 yıldır. Hastaların %52,2’sinde epilepsi risk faktörleri saptandı. Hastaların %46,8’inde nörogörüntülemede, %48,2’sinde ise EEG’de patolojik bulgu saptandı. Hastaların %13’ü ayda birden fazla nöbet geçiriyordu. Hastaların %8,9’unda beş yıldır nöbetsizlik dönemi mevcuttu. Hastaların %54,8’inde fokal, %44,5’inde jeneralize başlangıçlı nöbet türü mevcuttu. Hastaların %58,9’u monoterapi, %40,3’ü politerapi almaktaydı. Hastaların %27,7’sinde epilepsiye diğer hastalıklar eşlik etmekteydi. Cinsiyetler arasında epilepsi başlangıç yaşı ve süresi, nöbet sıklığı, kullanılan ilaç sayısı, psikiyatrik komorbidite, EEG’de ve nörogörüntülemede patolojik bulguların varlığı açısından anlamlı fark bulunmamıştı (p>0,05). On sekiz yaş ve üzeri epilepsi hastalarında nörogörüntülemede patolojik bulgu anlamlı olarak yüksekti (p=0,004). Aynı hastalarda EEG bozukluğu daha sık saptanmıştı (p=0,001). Epilepsi süresi, psikiyatrik semptomları olanlarda olmayanlara göre daha uzun (p=0,005), kullanılan antiepileptik ilaç sayısı daha fazlaydı (p=0,000).
Sonuç: Epilepsi birçok özelliği açısından cinsiyet farkı göstermemektedir. Erişkin başlangıçlı epilepsi hastalarında nörogörüntüleme ve EEG’de patolojik bulgulara sık rastlanmaktadır. Psikiyatrik hastalıkların eşlik etmesi epilepsinin daha uzun ve dirençli seyri ile ilişkilidir.
Objective: The aim of this study was to evaluatethe demographic and clinical findings of patients with epilepsy in Erzincan.
Materials and Methods: Five hundred forty-eight adult patients with epilepsy who were admitted to the neurology outpatient clinic between January 2016 and August 2017 were included in the study. Patients’ age, sex, duration of epilepsy, risk factors, seizure frequency and type, number of drugs used, comorbid diseases, electroencephalography (EEG), and neuroimaging results were evaluated retrospectively.
Results: Two hundred eighty-three patients were men (51.6%), 265 were women (48.4%). The mean age was 40.64±17.9 years, and the mean illness duration was 11±11 years. Risk factors of epilepsy were found in 52.2% of the patients. Pathologic findings in neuroimaging were found in 46.8% of patients, and 48.2% of patients had pathologic findings in EEG. Thirteen percent of patients had more than one seizure per month, 8.9% of patients had a seizure-free period for five years. Focal-onset seizures were present in 54.8% of patients and generalized- onset seizures were present in 44.5% of patients. monotherapy was received by 58.9% of the patients, and 40.3% of the patients received polytherapy. Epilepsy was accompanied by other diseases in 27.7% of the patients. There was no significant difference between the sexes in terms of age of onset and duration, seizure frequency, number of medications used, psychiatric comorbidity, the presence of pathologic findings in EEG, and neuroimaging (p>0.05). Patients with pathological findings in neuroimaging were significantly older than 18 years of age (p=0.004). Pathologic EEG findings were detected more frequently in the same patients (p=0.001). Patients with psychiatric symptoms had longer epilepsy duration (p=0.005), and the number of antiepileptic drugs used was higher (p<0.001).
Conclusion: Epilepsy does not show sex differences in terms of many features. In patients with adult-onset epilepsy, pathologic findings are common in neuroimaging and EEG. Comorbid psychiatric disorders are associated with a longer and more resistant course of epilepsy.

4.Comparisons of Akathisia and Restless Legs Syndrome: An Electrophysiologic Study
Bengi Gül Türk, Ayşegül Gündüz, Sinem Metin, Barış Metin, Derya Karadeniz, Meral E. Kızıltan
doi: 10.4274/tnd.92679  Pages 308 - 312
Amaç: Akatizi ile huzursuz bacaklar sendromu (HBS) arasında klinik benzerlikler bulunmaktadır. Bu nedenle, akatizideki beyin sapı ve rostral bağlantılarının fonksiyonel değişikliklerini HBS’ye kıyasla araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Akatizisi bulunan yedi hasta çalışmaya dahil edildi. Ayrıca HBS tanısı olan (n=14) hastalardan oluşmuş bir grup ve sağlıklı gönüllülerden (n=39) oluşan bir kontrol grubu oluşturuldu. Tüm katılımcılarda göz kırpma refleksi (GKR), işitsel irkilme refleksi (İİR) ve somatosensoryal irkilme (SSİ) refleksleri çalışıldı. Yanıtların başlangıç latansı, uyarılabilirliği, amplitüd, patern ve süreleri 3 grup arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: GKR’de bilateral R2 ve R2k yanıtlarının ortalama başlangıç latansları akatizi grubunda HBS hastalarına ve sağlıklı bireylere göre daha uzundu. İİR’de yanıtların ortalama latansları gruplar arasında benzerdi. Toplam İİR saptananların oranı, akatizi ve HBS gruplarında sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında daha yüksekti ve bu fark sınırda anlamlı bulundu (p=0,047). Akatizi grubunda işitme stimülasyonundan sonraki cevapların süresi daha uzundu. SSİ’nin varlığı ve latansı her üç grup arasında da benzerdi.
Sonuç: Akatizi grubunda İİR’de ortalama başlangıç latanslarının daha uzun ve uyarılabilirliğin daha yüksek olması, bu hastalardaki hipodopaminerjik durum ile ilişkilidir. Bunun yanı sıra akatizide saptadığımız uzun R2-GKR latanslar, bu yolakta gecikmiş transmisyonunun varlığını, dolaylı olarak da yapısal bir lezyon yokluğunda serotoninerjik yolakların da akatizinin mekanizmasında yer aldığını düşündürmektedir. Akatizide, HBS’den farklı olarak serotoninerjik tutulumun bulguları mevcutken, hipodopaminerjik bulgular HBS’li hastalarla oldukça benzerdir.
Objective: There are clinical similarities between akathisia and restless legs syndrome (RLS). Thus, we aimed to investigate the functional changes of the brainstem and its rostral connections in akathisia in comparison with RLS.
Materials and Methods: Seven patients with akathisia were included in the study. We also included a group of patients with RLS (n=14), and a control group was formed including healthy volunteers (n=39). Blink reflex (BR), auditory startle reflex (ASR), and somatosensory startle (SSS) reflexes were studied in all participants. Onset latency, probability of response, amplitude, pattern and duration of responses were compared between the 3 groups.
Results: Mean onset latencies of bilateral R2 and R2c were longer in the akathisia group compared with patients with RLS and healthy individuals. The mean latencies of responses after auditory stimulation were similar among the groups. The total ASR probability was higher in the akathisia and RLS groups compared with healthy subjects and this difference showed borderline significance (p=0.047). Duration of responses after auditory stimulation was longer in the akathisia group. Presence and latency of SSS were similar among the three groups.
Conclusion: Longer-onset latencies and the higher probability of ASR in the akathisia group suggest that there is a hypodopaminergic state in this group. On the other hand, the longer latencies of R2-BR in patients akathisia suggest a delayed transmission in its pathway, indirectly showing involvement of serotoninergic pathways in the absence of a structural lesion. Thus, in akathisia, there are findings suggestive of serotoninergic involvement, differing from RLS, whereas findings attributed to dopaminergic deficits were quite similar to patients with RLS.

5.Evaluation of Behavior, Learning, Memory Along with Apoptosis, Neuronal Damage, and GABA-A Alpha-1 Receptor Level After Status Epilepticus in Immature and Mature Rats
Ali Sönmez, Mehmet Fatih Göl, Füsun Ferda Erdoğan, Narin Liman, Ayşe Sönmez
doi: 10.4274/tnd.08058  Pages 313 - 322
Amaç: Çalışmada status epileptikus (SE) sonrası immatür, matür ve adölesan sıçanlarda kognitif ve davranış değişiklikleri, nöronal hasar, gamma-amino bütirik asit-A (GABA-A) alfa 1 reseptör miktarının yaş bağımlı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: İmmatür (17 gün), adölesan (45 gün) ve matür (150 gün) sıçanlarda pentilentetrazol (PTZ) ile SE oluşturuldu. Adölesan ve matür sıçanlara açık alan ve morris su labirenti testi uygulandıktan sonra adölesan, matür ve immatür sıçanlarda histolojik incelemeler yapılarak SE sonrası nöronal hücre hasarını değerlendirmek amacıyla kaspaz ve kalpain aktivitesi, GABA A Alfa 1 reseptör miktarı değerlendirilerek kontrol gruplarıyla karşılaştırıldı.
Bulgular: SE sonrası erken dönemde yapılan hafıza, öğrenme ve belleği değerlendiren davranışsal testlerde gerek adölesan gerek matür deney grubunda kontrol grubuna nazaran istatistiksel anlamda farklılık izlenmedi. SE sonrası matür sıçanlarda nekrotik morfolojide kalpain aracılı nöronal hasar gözlenirken, adölesan ve yavru sıçanlarda kalpain aktivitesine rastlanmadı. İmmatür sıçanlarda SE sonrası apoptotik morfolojide kaspaz aracılı nöronal hasar bulguları izlendi. SE sonrası üç deney grubunda GABA-A alfa 1 reseptör sayısı kontrol grubuna nazaran azalmış olup, azalma en fazla matür deney grubunda izlendi. GABA-A reseptör miktarı hippokampusta, kortekse nazaran daha fazla oranda azalmış olarak saptandı.
Sonuç: Bu çalışma ile elde edilen veriler; PTZ ile indüklenen SE sonrasında erken dönemde öğrenme ve davranış fonksiyonları üzerine olumsuz bir etki görülmezken histolojik olarak nekrozun hakim olduğu kaspaz ve kalpain aracılı nöronal hasara yol açmakta olduğunu, kalpain aracılı hücre nekrozunun özellikle matür grupta görüldüğü ve kaspaz bağımlı apoptotik morfolojilerin immatür sıçanlarda gözlendiğini ve GABA-A alfa 1 reseptör sayısında yol açtığı azalmanın ise erişkinde belirgin olduğunu göstermektedir. SE’ye bağlı hücre hasarının yaşın artmasıyla daha belirgin olduğu ve kalpain aracılı hücre hasarının yine matür grupta belirgin olarak gözlendiği ortaya koymaktadır. SE’ye bağlı hücresel etkilenmenin kognisyon ve davranışa ait uzun dönemdeki etkilerinin anlaşılması için uzun süreli izlem çalışmalarına gereksinim vardır.
Objective: In this study, we aimed to evaluate age-dependent cognitive and behavioral changes, neuronal damage, and the amount of gamma-aminobutyric acid-A (GABA-A) alpha 1 in immature, mature, and adolescant rats after status epilepticus (SE).
Materials and Methods: SE was induced in immature (17 days), adolescant (45 days), and mature (150 days) rats using pentylenetetrazole (PTZ). After SE, adolescant and mature rats underwent open field test and Morris water maze test. After behavioral tests, the animals were sacrificed and we performed histologic investigations on the immature, adolescant, and mature rats to assess neuronal cell damage (caspase and calpain activity) and amount of GABA-A alpha 1 receptor and compared them with a control group.
Results: There were no statistically significant differences between the control and experimental groups in behavioral tests in the early stage after SE. Calpain-mediated neuronal damage was observed in mature rats with necrotic morphology after SE, but this was not observed in adolescant and immature rats. Caspase-mediated neuronal damage was observed in immature rats with apoptotic morphology after SE. The amount of GABA-A alpha 1 receptor was decreased in the three experimental groups compared with the control groups. The decrease in GABA-A alpha 1 receptor amount was highest in the mature experimental group.The amount of GABA-A alpha 1 receptor in the hippocampus decreased to level higher than in the cortex.
Conclusion: This study show that there is no negative impact on learning and behavioral functions in the early stage after PTZ-induced SE, but histologically led to necrosis dominant calpain and caspase-mediated neuronal damage, calpain-mediated cell necrosis is seen particularly in the mature group and caspase-dependent apoptotic morphology observed in immature rats.The decreased of GABA-A alpha 1 receptor is highest in the adults. Our study supports that SE-induced cell damage is more pronounced with increased age, and calpain-mediated cell damage that can clearly be observed in the mature group. Long-term follow-up studies are needed to understand the long-term effect of SE-dependent neuronal damage on cognition and behavior.

6.Association Between Mitral Valve Prolapse, Migraine, and White Matter Hyperintensities on Magnetic Resonance Imaging
Aynur Yılmaz Avcı, Münire Kılınç Toprak, Hatice Lakadamyalı, Sinan Akıncı
doi: 10.4274/tnd.04468  Pages 323 - 329
Amaç: Migren, iskemik inme ve bazı yapısal beyin lezyonları gelişimi gibi vasküler risk faktörlerinde artış ile ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte bu ilişkinin patogenezi halen netleşmemiştir. Kardiyak hastalıklar ve iskemik inme ile komorbidite gösterebilen migrenin bunlarla bağlantısı, hem kalp hem de beyni etkileyen vasküler bir hastalık olması şeklinde açıklanabilir. Bu çalışmada, geleneksel vasküler risk faktörleri olmayan genç-erişkin migren hastalarında mitral kapak prolapsusu (MVP) ile migren ve beyaz cevher hiperintensitesi (BCH) arasındaki ilişki incelendi.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya 400 olgu alındı (200 migren ve 200 sağlıklı kontrol; yaş aralığı 18-50 yaş). Migren tanısı Uluslararası Baş Ağrısı Toplumu-2 kriterlerine göre kondu. Katılımcıların bilinen vasküler risk faktörleri, enflamatuvar veya eşlikçi başka hastalıkları yoktu. Migrenli kişiler ve sağlıklı kontrollere transtorasik ekokardiyografi yapılarak MVP varlığı; beyin manyetik rezonans görüntüleme yapılarak BCH olup olmadığı tarandı.
Bulgular: Migrenli kişilerde MVP prevelansı, kontrollere göre anlamlı yüksek (p<0,011) bulundu. Migrenli kişilerde MVP varlığı odds oranı (OR): 2,44 [%95 güven aralığı (GA): 1,25-4,74; p=0,0086] saptandı. Migrenli kişiler ve kontrol grubu BCH varlığı açısından karşılaştırıldığında OR oranı 5,88 (%95 GA: 3,42-10,10; p<0,001) bulundu. Karıştırıcı faktörlere göre uyarlandıktan sonra yapılan çoklu doğrusal regresyon analizleri migrenin, MVP (p=0,044), triküspid yetmezliği (p=0,03) ve BCH varlığı (p<0,001) ile bağımsız, pozitif korele olduğu; migrenin ve mitral yetmezliğin BCH açısından bağımsız, pozitif korelasyon gösterdiği gözlendi (p<0,05, p<0,001).
Sonuç: MVP varlığı, kontrollerle karşılaştırıldığında migren ile bağımsız ilişkili bulundu. Bu nedenle MVP varlığının, migren ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Bununla birlikte, MVP ile BCH arasında pozitif bir korelasyon bulunamadığı için MVP’nin, migrenli olgularda BCH gelişimine bir katkısı olmadığı düşünüldü.
Objective: Migraine is linked with an elevation in vascular risk factors, ischemic stroke, and a variety of constitutional brain lesions. However, the pathogenesis of this relationship is still inexplicit. The link between cardiac diseases and comorbid migraine-ischemic stroke might be a vascular disease involving both heart and brain. In this study, an association between mitral valve prolapse (MVP), migraine, and the presence of brain white matter hyperintensities (WMHs) were evaluated among adult subjects with migraine headache devoid of any traditional vascular risk factors.
Materials and Methods: Four hundred subjects (200 subjects with migraine headache, 200 healthy controls; age range 18-50 years) were incorporated in the retrospective study. Existence of a headache compatible with migraine was diagnosed according to the International Headache Society-2 criteria. The participants were devoid of any known comorbid diseases, vascular risk factors or inflammatory diseases. All patients, both those with migraine and controls were screened with echocardiography to assess for MVP and with brain magnetic resonance imaging to evaluate the presence of any WMHs.
Results: The prevalence of MVP was found to be higher in the migraine group (p<0.011). The odds ratio (OR) for the presence of MVP in patients with migraine compared with controls was 2.44 [95% confidence interval (CI): 1.25-4.74; p=0.0086]. The OR for the presence of WMHs in patients with migraine compared with controls was 5.88 (95% CI: 3.42-10.10; p<0.0001). After modifying for confounding factors, multiple linear regression analyses revealed that migraine was independently and positively associated with MVP (p=0.044), tricuspid regurgitation (p=0.003), and WMHs (p<0.001), and mitral regurgitation and migraine was independently and positively connected with WMHs (p<0.005 and p<0.001, respectively).
Conclusion: MVP is found to be independently associated with migraine when compared with controls. Therefore, we suggest that MVP might have an association with migraine. Nevertheless, we could not demonstrate any correlation between MVP and WMHs. Hence, we suggest that MVP might not be involved in the evolution of WMHs in migraine.

CASE REPORT
7.Neurosyphilis Presenting with Ptosis and Diplopia as the First Complaints: Case Report
Fettah Eren, Recep Aygül, Hakan Ekmekçi, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.38981  Pages 330 - 333
Sifiliz, Treponema pallidum’a bağlı olarak gelişen bir spiroket hastalığıdır. Cinsel yolla bulaşabilir ve anneden bebeğe diklemesine geçebilir. Nörolojik tutulum daha çok geç dönemde görülür. Yaygın antibiyotik kullanımı hastalığın doğal seyrini değiştirebilir. Bu nedenle sifiliz farklı nörolojik bulgular ile ortaya çıkabilir. Kırk dokuz yaşında erkek hasta iki aydır dalgalanma gösteren çift görme ve sol göz kapağında düşüklük şikayeti ile başvurdu. Nörolojik muayenesinde; pupiller mid-dilate idi. Bilateral direkt ve indirekt pupil ışık cevabı alınamıyordu. Sol gözde tüm yönlere ve sağ gözde sadece sağa bakışta hareket kısıtlılığı vardı. Aynı zamanda bilateral pitozu olduğu görüldü. Beyin manyetik rezonans görüntüleme ve repetetif uyarım dahil elektrofizyolojik incelemeler normaldi. Kan ve beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemeleri sonucunda sifiliz tanısı konuldu. Uzun süre yüksek doz intravenöz penisilin tedavisi uygulandı. Oküler bulgular geç dönem nörosifilizin önemli bir göstergesidir. Hastalığın primer etkisi ile meydana gelen oküler tutulum oldukça nadirdir. Eğer menenjite bağlı BOS absorbsiyon bozukluğu gelişirse, göz hareket bozukluğu ve pupil anormallikleri görülebilir. Nörosifilizin tanısı farklı klinik görünümleri nedeni ile gecikebilmektedir. Oküler bulgular varlığında nörosifiliz tanısı da akla gelmelidir.
Syphilis is a spirochete disease that occurs due to Treponema pallidum infection. It can be sexually transmitted and can be transmitted from mother to baby vertically. Neurological involvement is more common in the late period. The use of common antibiotics may alter the natural course of the disease. Because of this, syphilis may present with different neurological findings. A 49-year-old male patient was admitted to our clinic with complaints of fluctuating double vision and droopy left eyelid for two months. In the neurological examination, pupils were mid-dilated, direct and indirect pupillary light reflexes were bilaterally absent, movements of the left eye in all directions and rightward movement of the right eye were restricted. Also, bilateral ptosis was detected. Brain magnetic resonance imaging and electrophysiological studies including repetitive stimulation were normal. Syphilis was diagnosed with blood and cerebrospinal fluid (CSF) tests. He was treated with long-term high-dose intravenous penicillin. Ocular findings are an important indicator of neurosyphilis. Ocular involvement due to primary disease process is rare. If meningitis-related CSF absorption defect develops, eye movement disorders and pupil abnormalities may occur. The diagnosis of neurosyphilis may be delayed due to different clinical manifestations. Neurosyphilis should be considered in case of ocular findings.

8.A Neuroborreliosis Case Presenting with Asymmetric Painful Radiculoneuritis
Helin Cansu Serindağ, Eda Çoban, Yeşim Kaykı, Aysun Soysal
doi: 10.4274/tnd.51333  Pages 334 - 336
Lyme hastalığı (LH), kene ısırığı ile bulaşan, etkeni spiroket Borrelia burgdorferi olan, deri, kas iskelet sistemi, kardiyovasküler sistem ve sinir sistemini tutan bir hastalıktır. Sinir sistemi tutulumu tedavi edilmemiş olguların %12-15’inde görülür. Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa’da endemik olarak bulunur. Endemik sayıldığı bir bölgede, hatırlanan kene ısırığı varsa, tipik lezyon görülüyorsa tanı koymak kolay olsa da; Türkiye gibi endemik olmayan bölgelerde akla gelmesi zor bir tanıdır. Türkiye’de LH’nin görülmediğine dair genel bir kanı olmasından ve LH’nin taklitçi doğası nedeniyle bu olguların tanısı konamayabilir. Bu yazıda bacaklarında ağrı ve güçsüzlük nedeniyle kliniğimize başvuran ve nöroborelyoz tanısı konan bir olgu sunulup literatür bilgisi eşliğinde olgumuz tartışılacaktır.
Lyme disease (LD) is a tick-borne multisystem disease caused by infection with the spirochete Borrelia burgdorferi. LD is associated with numerous neurologic, rheumatologic, and cardiac manifestations. Neurologic manifestations are seen in 12-15% of untreated patients. LD is endemic in North America and Northern Europe. It is easy to diagnose LD in an endemic area if tick bite is recognized and the typical lesion erythema migrans is seen; however, it is a diagnostic challenge if the typical lesion is not seen in a country in which LD is not endemic. These cases may be underdiagnosed in Turkey because of the imitator nature of the disease and the belief that LD does not exist in Turkey. We report a patient who presented with acute asymmetrical paraparesis and was diagnosed and treated as having LD and discuss our case accompanied a literature review.

9.Intravenous Lidocain in SUNCT Treatment
Özcan Kocatürk, Mehtap Kocatürk, Levent Ertuğrul İnan
doi: 10.4274/tnd.34634  Pages 337 - 339
SUNCT/SUNA nadir görülen, şiddetli, nevraljiform karakterde, frekansı yüksek, çoğu zaman primer bir baş ağrısı türüdür. Görülme zamanına göre epizodik ve kronik form olarak ayrılmaktadır. Atak zamanında hastanın günlük yaşamını oral beslenemeyecek kadar etkileyebilmektedir. Bu nedenle özellikle atak döneminde hastanın ağrısının hızla giderilmesi önemlidir. Biz burada günlük yaşamı ağrı nedeniyle oldukça etkilenmiş atak dönemindeki bir hastada intravenöz lidokain ile elde edilen uzamış remisyonu göstermeyi amaçladık.
SUNCT/SUNA are rare, severe, neuralgiform headaches with high frequency. They are often considered as a primary headache type. It is called episodic or chronic according to the peridiocity. At the time of attack, it can affect the daily life of the patient such that it can keep the patient from oral feeding. Therefore, it is specifically important to relieve the pain of the patient during the headache episode. Here, we present a patient treated with IV lidocaine during an acute episode that gained sustained remission.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
10.Posterior Reversible Encephalopathy Syndrome in the Late Postpartum Period: A Case Report
Merve Melodi Çakar, Sezgin Kehaya, Hülya Özkan, Babürhan Feyzullah Güldiken
doi: 10.4274/tnd.65481  Pages 340 - 341
Abstract | English Full Text

11.Foix-Chavany-Marie Opercular Syndrome
Ameer Shaker Hadi, Faiq I Gorial, Qusay Abed Fahad, Hayder Adnan Fawzi
doi: 10.4274/tnd.67355  Pages 342 - 343
Abstract | English Full Text

12.Clinically Complete Recovery after Bilateral Paramedian Thalamic Infarction
İrem Taşcı, Caner Feyzi Demir, Meryem Bakır
doi: 10.4274/tnd.73604  Pages 344 - 345
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
13.A Treatable Reason of Myopathy: Hypothyroidism
Sibel Üstün Özek, Canan Emir, Selma Aygünoğlu, Cihat Örken
doi: 10.4274/tnd.79999  Pages 346 - 347
Abstract | English Full Text

14.A Rare Non-motor Symptom of Parkinson’s Disease: Severe Pain Mimicking Pain of Radicular Origin
Halil Önder, Umut Doğu Aktürk
doi: 10.4274/tnd.78477  Pages 348 - 349
Abstract | English Full Text

FRONTIERS IN NEUROLOGY
15.Clinical and Prognostic Evaluation of Myelin Oligodendrocyte Glycoprotein Autoimmunity in the Central Nervous System
Volkan Taşdemir, Murat Kürtüncü
doi: 10.4274/tnd.81598  Pages 350 - 351
Abstract | English Full Text

OTHER
16.Referee Index

Page E1
Abstract | English Full Text

17.Subject Index

Page E2
Abstract | English Full Text

18.Author Index

Page E3
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale