e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 24 Issue : 3 Year : 2018

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 24 (1)
Volume: 24  Issue: 1 - 2018
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XVIII

PERSPECTIVE
2.Cerebral Palsy and Genetics
Nihan Hande Akçakaya, Zuhal Yapıcı, Uğur Özbek
doi: 10.4274/tnd.67864  Pages 1 - 2
Abstract | English Full Text

REVIEWS
3.Neural Foundations of Action-related Language: Studies in Parkinson’s Disease
Ece Bayram, Muhittin Cenk Akbostancı
doi: 10.4274/tnd.04796  Pages 3 - 12
En sık görülen nörodejeneratif hastalıklardan biri olan Parkinson hastalığı (PH) motor semptomların yanı sıra yol açtığı non-motor semptomlar nedeniyle yaşam kalitesini etkileyen bir bozukluktur. Hastalıkta görülen non-motor semptomlar çok çeşitli olup erken evrelerden itibaren hastaları etkiler. Bunlardan biri de dil bozukluklarıdır. Parkinson hastalarında sık görülen hipofoni, dizartri gibi motor dil bozukluklarının yanı sıra morfo-sentaktik, semantik ve mecaz algılamada da bozulmalar olduğu bildirilmiştir. Çeşitli çalışmalar hareket yetisini etkileyen PH’de aynı zamanda hareket içeren dilde de bozulmalar olduğunu göstermiştir. Hastalıktaki dil bozukluklarının bilişsel bozukluklardan kaynaklandığı düşünülse de hastalarda bilişsel bozukluklardan bağımsız olarak dil bozukluğunun olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur. Bazal ganglionlardaki hasar nedeniyle oluşan PH’de görülen bu dil bozuklukları dille ilişkili beyin alanlarının belirlenmesi açısından değerli bilgiler sunabilmektedir. Bu derlemede PH’de görülen hareket içeren dil bozuklukları ve bu bozukluklar ışığında hareket içeren dilin beyindeki yerleşiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Parkinson’s disease (PD), which is one of the most common neurodegenerative disorders, is a disorder that affects quality of life due to non-motor symptoms in addition to motor symptoms. The non-motor symptoms of this disease vary greatly and affect patients starting from early stages. These symptoms also include language deficits. Besides motor language disorders such as hypophonia and dysarthria, which are common in PD, deficits in morphosyntax, semantics, and understanding metaphors have been reported. Various studies have also shown deficits in action language in PD, in which the ability of action is affected. Although language deficits are thought to be caused by cognitive deficits in this disease, there are studies showing language deficits being independent of cognitive deficits. These language deficits in PD, caused by basal ganglia dysfunctions, may provide valuable information in determining brain areas related to language. In this review, we aimed to assess action language deficits in PD and to evaluate the location of action language in the brain in light of this disorder.

4.Intravenous Thrombolytic Therapy in Acute Stroke: Frequent Systemic Problems and Solutions
Mehmet Akif Topçuoğlu, Ethem Murat Arsava, Atilla Özcan Özdemir, Erdem Gürkaş, Dilek Necioğlu Örken, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.01212  Pages 13 - 25
Akut iskemik inme tedavisinin ana elementlerinin başında gelen intravenöz (IV) doku plazminojen aktivatörü (tPA) kullanımının yeterince yaygınlaşamamasının en önemli nedenlerinden biri sık karşılaşılan birçok soruya yeterince yanıt veril(e)memiş olmasıdır. Bu derlemede akut inmede IV tPA tedavisi ile ilgili olarak meslektaşlarımızdan toplanan, daha çok uygulamada önemi olan sistemik soru ve sorunlar ile tedavinin komplikasyonlarına dair, sorulara güncel literatür temelinde yanıt verilmiş ve net tavsiyelerde bulunulmuştur.
One of the most important reasons why the use of the intravenous (IV) tissue plasminogen activator (tPA), which is one of the key elements of acute ischemic stroke treatment, is not sufficiently widespread is the fact that many common questions have not been adequately answered. In this review, questions about systemic nonneurologic conditions, problems related with IV tPA treatment and complications of treatment, which were collected from our colleagues practicing in Turkey and which are more important in clinical practice, were answered on the basis of the current literature and clear recommendations are made.

ORIGINAL ARTICLES
5.Demographic Characteristics of Stroke Types in Adıyaman
Yaşar Altun, İrfan Aydın, Abdullah Algın
doi: 10.4274/tnd.94103  Pages 26 - 31
Amaç: Hastanemizde inme nedeniyle yatıp, takip ve tedavisi yapılan hastaların etiyolojik, demografik, klinik özellikleri ve risk faktörleri açısından incelenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Ocak 2013 ve Ocak 2015 yılları arasında, inme hastalarının sıklıkla başvurduğu ve sevk edildiği Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde inme ya da beyin damar hastalığı (BDH) tanısı alan hastaların hastane kayıtları retrospektif olarak incelenerek yapılmıştır.
Bulgular: Son 2 yıllık sürede hastanemizde 683 kişinin inme ya da BDH tanılarıyla takip ve tedavi edildiği tespit edildi. İnme hastaları tüm acil başvurularının %0,06’sını oluşturdu. Bu hastaların %87,8’i iskemik, %8,6’sı hemorajik inme tanısı aldı. Cinsiyet dağılımı yaklaşık olarak eşitti (%50,8 erkek ve %49,2 kadın). Başvuru esnasında yapılan beyin görüntüleme sonuçlarına göre radyolojik olarak; hastaların 498’i (%81,1) ön sistem tutulumu, 116’sı (%18,9) arka sistem tutulumu olarak değerlendirildi. Beş yüz sekiz hastada bilgisayarlı beyin tomografi görüntülemesinde fokal lezyon izlenmedi. Fakat bu 508 hastanın difüzyon manyetik rezonans bulguları patolojikti. İnme hastalarının çoğunluğu 65 yaşın üstündeydi (%74,9). En sık başvuru yakınmasının tek taraflı kas güçsüzlüğü (%63,3) olduğu görüldü. Hastaların hastaneye getiriliş şekline bakıldığında %58,6’sının ambulans ile getirildiği tespit edildi.
Sonuç: Çalışmamızın sonuçları daha önceki çalışmalarla büyük paralellikler göstermekle birlikte ilimiz inme verilerinin çoğunluğunu yansıtmakta ve bölgemiz açısından önem arz eden sonuçlar vermektedir.
Objective: We aimed to investigate the etiologic, demographic, clinical features, and risk factors of patients who were hospitalized, followed up, and treated due to stroke in our hospital.
Materials and Methods: In this study, the hospital records of patients diagnosed as having stroke or cerebrovascular disease (CVD) between January 2013 and January 2015 in Adıyaman University Training and Research Hospital, where patients with stroke are frequently admitted or transferred, were retrospectively investigated.
Results: In the past two years, 683 patients were followed-up or treated for stroke and CVD in our hospital. Stroke patients constituted 0.06% of all emergency admissions. Of these patients, 87.8% were diagnosed as having ischemic stroke and 8.6% were diagnosed as having hemorrhagic stroke. The sex distribution was almost equal (50.8% were males and 49.2% were females). Based on the results of brain scans performed during admission, radiologically, 498 (81.1%) patients showed evidence of anterior system involvement and 116 (18.9%) patients showed evidence of posterior system involvement. No focal areas were observed in computed tomography scans in 508 patients. However, diffusion magnetic resonance findings of these 508 patients were pathologic. Most of the patients with stroke were aged above 65 years (74.9%). The most common symptom during admission was unilateral muscle weakness (63.3%), and 58.6% of the patients were brought to the hospital by ambulance.
Conclusion: As well as the results of our study being parallel to previous studies, our study also reflects the majority of stroke data in Adıyaman, Turkey, and provides significant results regarding our geographic region.

6.Response of Treatment in Patients with Primary Headaches and Hypertension: A Prospective Observational Pilot Study
Abdullah Cüneyt Hocagil, Hilal Hocagil, Volkan Ülker
doi: 10.4274/tnd.91668  Pages 32 - 37
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kan basıncı yüksekliğinin eşlik ettiği primer baş ağrılı hastalarda tedavi önceliğinin belirlenmesine katkıda bulunmaktır. Çalışmamızda baş ağrısına yönelik uygulanan tedavi sonrası baş ağrısındaki gerileme ile ortalama arteriyel basınçtaki değişim arasında ilişki olup olmadığını karşılaştırdık.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalışma hipertansiyonun eşlik ettiği primer tip baş ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran 101 hasta ile yapıldı. Tüm hastaların tedavi sonrası baş ağrılarındaki düşme düzeyleri, ortalama arteriyel basınç ve ortalama arteriyel basınçtaki düşme yüzdeleri hesaplandı.
Bulgular: Tedavi sonrası 25 (%24,8) hastanın ağrısı 3 alt düzeye, 43 (%42,6) hastanın ağrısı 2 alt düzeye, 23 (%22,8) hastanın ağrısı 1 alt düzeye düşmüştü. Başvuru anında hastaların ortalama arteriyel basınç değerlerinin ortalaması 118,58±12,65 iken baş ağrısına yönelik tedavi sonrası 30. dakikada hastaların ortalama arteriyel basınç değerlerinin ortalaması 98,41±13,43’e gerilemişti. Baş ağrısına yönelik verilen tedavi sonrasında baş ağrısında değişme olmayan ve bir alt düzeye gerileyen hastaların ortalama arteriyel basınç oranında anlamlı düşme olmazken (p>0,05), baş ağrısı iki ve üç alt düzeye gerileyen hastalarda ortalama arteriyel basınç oranlarında anlamlı düşme oldu (p<0,001).
Sonuç: Bu çalışma göstermiştir ki hipertansiyonla birlikteliği sık olan primer tip baş ağrılarında sekonder nedenler göz önünde bulundurularak yüksek kan basıncını kontrol etmeye yönelik tedaviler yerine baş ağrısı tedavi edilmelidir.
Objective: To determine the priority in the treatment of patients with primary headaches accompanied by high blood pressure. In our study, we investigated whether there was a relationship between the decline in headache after treatment and the change in the average arterial pressure.
Materials and Methods: This prospective observational study was performed with 101 patients who were admitted to the hospital emergency department with primary headache accompanied by high blood pressure. After treatment, the decrease in the severity of headaches, mean arterial pressure, and percentage value for the drop of mean arterial pressure were calculated for all patients.
Results: In the study, 25 (24.8%) patients’ headache decreased 3 levels, 43 (42.6%) patients’ headache decreased 2 levels, and 23 (22.8%) patients’ headache decreased one level. The mean arterial pressure value at admission was 118.58±12.65 mmHg, and after treatment at the 30th minute decreased to 98.41±13.43 mmHg. Although there was a statistically significant (p<0.001) decrease in the mean arterial pressure value of patients with 2-3 level decrease in the headache severity, there was no statistically significant (p>0.05) drop in the mean arterial pressure value of the patients with one level decrease in headache severity after treatment.
Conclusion: This study showed that when a primary headache, which is often associated with high blood pressure, was treated instead of treating high blood pressure as a secondary cause of headache, blood pressure decreased spontaneously.

7.Efficiency of Intravenous Thrombolytic Therapy in Isolated Middle Cerebral Artery Occlusions: A Computed Tomography Angiography Study
Ezgi Sezer Eryıldız, Atilla Özcan Özdemir
doi: 10.4274/tnd.23921  Pages 38 - 42
Amaç: İntravenöz rekombinant doku-plazminojen aktivatörü (IV rt-PA) uygulanan akut iskemik inme hastalarında izole orta serebral arter (OSA) oklüzyonu olan ve herhangi bir büyük damar oklüzyonu olmayan iki grubun tedavi yanıtlarını ve sonlanımlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: İnme merkezimizde Mart 2015-Ocak 2017 tarihleri arasında semptom sonrası ilk 4,5 saat içerisinde IV rt-PA uygulanan hastaların verileri, izole OSA oklüzyonu olanlar ve herhangi bir büyük damar oklüzyonu olmayanlar olarak ikiye ayrılarak retrospektif olarak analiz edildi. Büyük damar oklüzyonu; IV rt-PA öncesi yapılan kontrastlı bilgisayarlı tomografi anjiyografi ile saptandı. Bunun yanında hastaların demografik ve klinik verileri değerlendirildi. Hastaların klinik sonlanımları ise tedavinin 3. ayında hesaplanan ‘the modified Rankin Scale’ (mRS) skorları ile belirlendi.
Bulgular: Toplam 69 hasta çalışmaya dahil edilmiş olup, bunların 28’inde (%40,6) izole OSA oklüzyonu saptandı. İzole OSA oklüzyonu olan grupta çok iyi sonlanım (mRS 0-1) oranı %46,4 bulunurken, kötü sonlanım (mRS 3-6) oranı %42,9 olarak bulundu. Herhangi bir büyük damar oklüzyonu olmayan grupta ise çok iyi sonlanım oranı %65,9 bulunurken, kötü sonlanım oranı %26,8 olarak bulundu.
Sonuç: Akut iskemik inmede izole OSA oklüzyonu varlığında, IV rt-PA; sağladığı iyi sonlanım oranları ile endovasküler tedavi seçeneklerinin uygulanamadığı durumlarda en iyi tedavi seçeneği olmayı sürdürmektedir ve uygun hastalarda klinisyen tarafından vakit kaybetmeksizin uygulanmalıdır.
Objective: We aimed to evaluate the outcomes of two groups of patients with acute ischemic stroke who were treated with intravenous recombinant tissueplasminogen activator (IV rt-PA); those with isolated middle cerebral artery (MCA) occlusion and those without any large vessel occlusion.
Materials and Methods: Data of patients treated with IV rt-PA within 4.5 hours of symptom onset between March 2015 and January 2017 were retrospectively analyzed. Patients were divided into two groups; those with isolated MCA occlusion and those with no large vessel occlusion. Large vessel occlusion was detected with contrast-enhanced computed tomography angiography performed before IV rt-PA. Additionally, demographic and clinical data of the patients were analyzed. The clinical outcomes of the patients were determined using the modified Rankin Scale (mRS) score at 3 months after treatment.
Results: A total of 69 patients were included in the study. Isolated MCA occlusion was observed in 28 (40.6%) patients. The rate of very good outcome (mRS 0-1) was 46.4%, whereas the rate of poor outcome (mRS 3-6) was 42.9% in the group with isolated MCA occlusion. Moreover, in the other group, the rate of very good outcome and poor outcome were 65.9% and 26.8%, respectively.
Conclusion: In acute ischemic stroke with isolated MCA occlusion, due to the favorable outcomes of the patients, IV rt-PA continues to be the best treatment option in cases where endovascular treatment options cannot be performed and it should be applied by physicians in appropriate cases without delay.

8.The Effects of a Postural Balance Training Program on Balance, Gait and Health-Related Quality of Life in Patients with Essential Tremor
Bilge Kara, Turhan Kahraman, Melda Soysal Tomruk, Berril Dönmez Çolakoğlu, Özge Yılmaz Küsbeci
doi: 10.4274/tnd.76148  Pages 43 - 48
Amaç: Postürel denge eğitiminin çeşitli hastalıklarda ve sağlıklılarda denge ve yürüme bozukluğu için etkin bir tedavi yaklaşımı olarak kanıtlanmış olmasına rağmen esansiyel tremorlu (ET) hastalarda etkinliği henüz bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, postürel denge eğitim programının ET’li hastalardaki denge, yürüme performansı ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek idi.
Gereç ve Yöntem: Bu kontrolsüz klinik çalışmaya ET’li hastalar dahil edildi. Sonuç ölçümleri Postürel Stabilite Testi, Stabilite Testi Sınırları, Güz Risk Testi, Aktivitelere Özgü Denge Güven Ölçeği, Dinamik Yürüme İndeksi ve Kısa Form-36’dan oluşmaktaydı. Değerlendirmeler, eğitim programından önce ve sonra gerçekleştirildi. Katılımcılar, bilgisayar tabanlı denge değerlendirme ve eğitim cihazı ile çoklu duyusal girdileri ve postürel kontrolleri bütünleştirme yeteneklerini geliştirmek için tasarlanmış 8 haftalık bir denge eğitimine tabi tutuldu.
Bulgular: Çalışmaya toplam 24 ET’li hasta katıldı. Programı tamamlama oranı %87,5 idi. Sekiz haftanın sonunda denge ve yürüme performansı, denge güveni, düşme riski ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini içeren (zihinsel bileşen hariç, p>0,05) tüm sonuç ölçümlerinde anlamlı iyileşmeler tespit edildi (p<0,05).
Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, denge eğitim programının ET’li hastalardaki denge performansı ve güvenini, yürüme performansını ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini olumlu etkileyebilecek uygun bir yöntem olduğunu düşündürmektedir.
Objective: Although the effectiveness of postural balance training on balance and gait impairment has been proven as an effective treatment approach in several patient and healthy populations, its effectiveness in patients with essential tremor (ET) is yet unknown. The aim was to examine the effects of postural balance training program on balance and gait performance, and health-related quality of life in patients with ET.
Materials and Methods: This uncontrolled clinical study included patients with ET. The outcome measures were the Postural Stability Test, Limits of Stability Test, Fall Risk Test, Activities-Specific Balance Confidence scale, Dynamic Gait Index, and Short Form-36. The assessments were performed before and after the training program. The participants underwent an 8-week balance training designed to improve their ability to integrate multisensory inputs and postural control using a computerized balance assessment and training device.
Results: In total, 24 patients with ET participated in the study. The compliance rate was 87.5%. There were significant improvements in all outcome measures of balance and gait performance, balance confidence, fall risk, and health-related quality of life (except the mental component, p>0.05) between baseline and 8 weeks (p<0.05).
Conclusion: Our results suggest that the balance training program is a feasible method that may have positive effects on balance performance and confidence, gait performance, and health-related quality of life in patients with ET.

9.Early Seizures After Stroke: Neurology Intensive Care Unit Experience
Şadiye Gümüşyayla, Gönül Vural
doi: 10.4274/tnd.72687  Pages 49 - 54
Amaç: Bu çalışmanın amacı akut iskemik inme (Aİİ), intraserebral hemoraji (İSH) ve sinüs ven trombozu (SVT) nedeni ile yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) takip edilen hastalarda erken başlangıçlı nöbet geçirme sıklığını, bunda etkili faktörleri ve nöbetin prognoza etkisini araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Nöroloji YBܒde, belirlenen zaman dilimi içerisinde Aİİ, İSH ve SVT tanısı ile takip edilen hasta kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir.
Bulgular: Belirlenen zaman dilimi içerinde nöroloji YBܒde Aİİ, İSH ve SVT tanısı ile takip edilen 199 hastadan 48’inde erken başlangıçlı nöbet ortaya çıkmıştır. erken başlangıçlı nöbet geçirme sıklığı sol hemisfer lezyonu, kortikal lezyon ve hemorajik transformasyonu olan Aİİ’li hastalarda daha yüksek bulunmuştur. erken başlangıçlı nöbet geçiren Aİİ’li hastalarda lezyon volümü nöbeti olmayan Aİİ’li hastalara göre yüksek bulunmuştur. YBܒde takip edilen SVT’li bireylerin tamamında erken başlangıçlı nöbet gözlemlenmiştir.
Sonuç: Nöroloji YBܒde takip edilen inme hastalarında erken başlangıçlı nöbet sık görülen bir komplikasyondur. Erken başlangıçlı nöbetde etkili faktörlerin tespiti erken tanı ve tedavi için önemlidir.
Objective: The aim of this study was to investigate the frequency of early seizures, the affecting factors, and the prognostic effect of seizures in patients with acute ischemic stroke (AIS), intracerebral hemorrhage (ICH), and sinus venous thrombosis (SVT) examined in the intensive care unit (ICU).
Materials and Methods: In the neurology ICU, the records of patients followed up with AIS, ICH, and SVT within a defined time period were retrospectively examined.
Results: Early seizures occurred in 48 out of 199 patients who were followed up with AIS, ICH, and SVT in the neurology ICU within the specified time period. The frequency of having early seizures was found to be higher in patients with left hemisphere lesions, cortical lesions, and those with AIS with hemorrhagic transformation. Lesion volume was found to be higher in patients with AIS who had early seizures compared with those who had AIS without seizures. Early seizures were observed in all patients with SVT who were followed up in the ICU.
Conclusion: Early seizures are a common complication in patients with stroke followed up in neurology ICUs. Determination of effective factors in early seizures is important for its early diagnosis and treatment.

CASE REPORT
10.A Rare Presentation of Spontaneous Intracranial Hypotension
Cihat Uzunköprü, Volkan Çakır, Şehnaz Arıcı, Yeşim Beckmann
doi: 10.4274/tnd.98624  Pages 55 - 58
Elli beş yaşında erkek hasta kliniğimize spontan intrakraniyal hipotansiyonun (SİH) yol açtığı koma tablosu ile geldi. Manyetik rezonans görüntülemede korpus kallosum spleniumda difüzyon kısıtlaması, diffüz pakimeningeal boyanma ve bilateral subdural hematom görüldü. Torakal bölgede beyin omurilik sıvısı kaçağı saptandı ve hedef bölgeye yönelik epidural kan yaması işlemi uygulandı. Tedavi sonrası korpus kallosum lezyonu ve hastanın klinik durumu tamamen düzeldi. SİH hayatı tehdit edebilen bir hastalıktır. Ortostatik baş ağrısından ciddi komaya kadar değişebilen klinik tablo ile karşımıza çıkabilir. Kaçak bölgesine yönelik yapılan epidural kan yaması etkilidir ve hayat kurtarıcı olabilmektedir. Geçici korpus kallozum splenium lezyonunun ayırıcı tanısında yer almalıdır.
A 55-year-old man presented with coma induced by spontaneous intracranial hypotension (SIH). In magnetic resonance imaging, sagging and restricted diffusion in the splenium of the corpus callosum, diffuse pachymeningeal enhancement, and bilateral subdural hematomas were observed. Cerebrospinal fluid leakage was detected in the thoracic region and the patient was treated with a targeted epidural blood patch. After the treatment, the lesion in the corpus callosum disappeared without any residual abnormality and the patient fully recovered. SIH can be life-threatening and result in various clinical manifestations from mild orthostatic headache to deep coma. Targeted epidural blood patch treatment seems effective and lifesaving. SIH should be considered in the differential diagnosis of transient corpus callosum splenium lesion.

11.Headache-like Subarachnoid Hemorrhage After Digital Subtraction Angiography: A Case Report
Fettah Eren, Ahmet Hakan Ekmekçi, Hakan Karabağlı, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.07088  Pages 59 - 62
Subaraknoid kanama (SAK) akut başlangıçlı, ani ve şiddetli baş ağrısı ile ortaya çıkan klinik bir durumdur. Baş ağrısına ek olarak ciddi bulantı, kusma, baş dönmesi, konfüzyon, ajitasyon, fokal nörolojik defisitler ve kan basıncı yüksekliği görülebilir. Kanamadan 6-24 saat sonra meningeal irritasyon bulguları bu klinik duruma eklenebilir. Dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) diğer görüntüleme tetkiklerine ek olarak, vasküler anormalliklerin tanısı amacıyla, cerrahi veya endovasküler tedavi planlaması için kullanılmaktadır. İşlem sonrası nörolojik komplikasyon sıklığı %0,2 ile %4,5 arasındadır. Ortalama %50 hastada ise DSA işlemi sonrası baş ağrısı olabilmektedir. Özellikle kadın hastalarda bu oran daha fazladır. Ağrılar sıklıkla migren, gerilim veya postoperatif atipik baş ağrıları sınıfına dahil edilebilir. DSA sonrası şiddetli baş ağrısı görülme sıklığı azdır. Bu nedenle işlem sonrası şiddetli baş ağrılarında öncelikle damar duvarı rüptürü düşünülmelidir. Diğer tüm sekonder nedenler dışlandıktan sonra, DSA sonrası SAK benzeri baş ağrılarının görülebileceği de akılda tutulmalıdır.
Subarachnoid hemorrhage (SAH) is a clinical condition with acute-onset, sudden, and severe headache. In addition to headache, severe nausea, vomiting, dizziness, confusion, agitation, focal neurologic deficits, and hypertension can be detected. Findings of meningeal irritation may accompany to these clinical features, 6-24 hours after the hemorrhage. Digital subtraction angiography (DSA) is used for surgical or endovascular treatment planning in order to identify vascular abnormalities, in addition to other imaging studies. After DSA, the frequency of all neurologic complications is between 0.2% and 4.5%. Headache may occur after DSA in an average 50% of patients. This rate is especially higher in female patients. Headache types are usually classified as migraine, tension or postoperative atypical headaches The incidence of severe headache after DSA is low. Vascular wall rupture should be considered first in severe headache after the procedure. It should also be kept in mind that after all other secondary causes are excluded; SAH-like headaches after DSA can be detected.

12.Paraneoplastic Neurologic Syndromes: Rare But More Common Than Expected Nine Cases with a Literature Review
Hülya Uluğut Erkoyun, Sevgin Gündoğan, Yaprak Seçil, Yeşim Beckmann, Tülay Kurt İncesu, Hatice Sabiha Türe, Galip Akhan
doi: 10.4274/tnd.05900  Pages 63 - 69
Paraneoplastik nörolojik sendromlar (PNS), kanserin doğrudan, metastaz ya da tedavi yan etkisine bağlı olmayan, uzak etkisi ile ortaya çıkan nadir hastalıklardır. Dokuz PNS’li hastanın ikisi limbik ensefalitti fakat bunlardan biri otoimmün limbik ensefalitti ve malignitesi yoktu. İkisi subakut serebellar dejenerasyon, üçü Stiff-person sendromu, biri Lambert-Eaton miyastenik sendromu diğeri ise duyusal nöronopatiydi. Birçok hastanın nörolojik bulgusu kanserden önce gelişir ve nöroloğa yönlendirilir. Bizim de beş hastamız malignite tanısını bizim kliniğimizde aldı. PNS sanılandan daha sıktır ve nörologlar bu sendromları akılda bulundurmalıdır. PNS’den şüphelenildiğinde mutlaka kanser taraması yapılmalı ve sonuçlar negatif gelse de tarama sürdürülmelidir.
Paraneoplastic neurologic syndromes (PNS) are rare disorders, which are remote effects of cancer that are not caused by the tumor, its metastasis or side effects of treatment. We had nine patients with PNS; two of our patients had limbic encephalitis, but one had autoimmune limbic encephalitis with no malignancy; two patients had subacute cerebellar degeneration; three had Stiff-person syndrome; one had Lambert-Eaton myasthenic syndrome; and the remaining patient had sensory neuronopathy. In most patients, the neurologic disorder develops before the cancer becomes clinically overt and the patient is referred to a neurologist. Five of our patients’ malignancies had been diagnosed in our clinic after their neurologic symptoms became overt. PNS are more common than expected and neurologists should be aware of the variety of the clinical presentations of these syndromes. When physicians suspect PNS, cancer screening should be conducted. The screening must continue even if the results are negative.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
13.Pregnancy-induced Susac Syndrome: A Case Report
Nuray Can Usta, Cavit Boz, Mehmet Özmenoğlu
doi: 10.4274/tnd.22120  Pages 70 - 71
Abstract | English Full Text

14.Variant Case of Sturge-Weber Syndrome
Sinan Eliaçık
doi: 10.4274/tnd.67674  Pages 72 - 73
Abstract | English Full Text

15.Idiopathic Orbital Myositis with Pseudosixth Nerve Palsy: The Importance of Neuroimaging
Zeynep Ezgi Balçık, Sezin Alpaydın Baslo, Oya Öztürk, Songül Şenadım, Cengiz Dayan, Hatem Hakan Selçuk, Hayrunnisa Dilek Ataklı
doi: 10.4274/tnd.84704  Pages 74 - 76
Abstract | English Full Text

16.Acute Myeloid Leukemia with Hypothalamic Involvement Causing Central Diabetes Insipidus
Furkan Ufuk, Mehmet Duran, Mehmet Sercan Ertürk
doi: 10.4274/tnd.80664  Pages 77 - 78
Abstract | English Full Text

17.Colloid Cyst Causing Varying Obstructive Hydrocephalus
Venkatraman Indiran, Mohideen Fathima Seeni Mohamed, Rengarajan Santhanam, Prabakaran Maduraimuthu
doi: 10.4274/tnd.46514  Pages 79 - 80
Abstract | English Full Text

18.Dysarthria-clumsy Hand Syndrome due to Rostral Pontine Infarct
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.60486  Pages 81 - 82
Abstract | English Full Text | Video

19.A Case of Acute Bilateral Ptosis: SURF-1 Mutation
Özge Dedeoğlu, Deniz Yüksel, Çiğdem Genç Sel, Mustafa Kılıç, Kader Karlı Oğuz, Beril Talim
doi: 10.4274/tnd.01700  Pages 83 - 85
Abstract | English Full Text

20.Cerebral Venous Sinus Thrombosis Presenting as Cortical Blindness
Harpreet Singh, Ekal Arora, Manoj Yadav, Jasminder Singh, Kiran Basavaraju, Neeraj Kumar
doi: 10.4274/tnd.89106  Pages 86 - 87
Abstract | English Full Text

21.High-resolution Thin-section T2-Weighted Magnetic Resonance Imaging Sequence as a Diagnostic Aid in Hemifacial Spasm
Venkatraman Indiran, Amish Aggarwal
doi: 10.4274/tnd.54926  Pages 88 - 89
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
22.Bilateral Internuclear Ophthalmoplegia in Myasthenia Graves
Gülhan Sarıçam, Ebru Bilge Dirik, Şener Akyol, Ömer Anlar
doi: 10.4274/tnd.78989  Pages 90 - 91
Abstract | English Full Text

23.A Case of Compartment Syndrome and Rhabdomyolysis After Alcohol Consumption
Arife Çimen Atalar, Cansu Söylemez, Fergane Memmedova, Ufuk Emre
doi: 10.4274/tnd.32815  Pages 92 - 93
Abstract | English Full Text

24.Choreiform Movement Disorder Associated with Subdural Hematoma: A Case Report
Ahmet Özşimşek
doi: 10.4274/tnd.43532  Pages 94 - 95
Abstract | English Full Text

25.Atrioventricular Block in a Patient Followed Up with a Diagnosis of Epilepsy
Gülin Morkavuk, Güray Koç, Yalçın Gökoğlan, Hasan Kutsi Kabul, Alev Leventoğlu, Zeki Gökçil
doi: 10.4274/tnd.27132  Pages 96 - 97
Abstract | English Full Text

26.Hyperglycemia-induced Hemichorea and Simultaneous Acute Ischemic Stroke: A Case Report
Melek Çolak Atmaca, Murat Mert Atmaca
doi: 10.4274/tnd.99907  Pages 98 - 100
Abstract | English Full Text

27.Hemifacial Spasm Revealing Contralateral Peripheral Facial Palsy
İpek Güngör Doğan, Hande Alibaş, Kayıhan Uluç, Elif Kocasoy Orhan
doi: 10.4274/tnd.03342  Pages 101 - 102
Abstract | English Full Text

FRONTIERS IN NEUROLOGY
28.Efficacy of Focused Ultrasound Thalamotomy in Essential Tremor
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.60963  Pages 103 - 104
Abstract | English Full Text

29.A New Treatment Option for Amyotrophic Lateral Sclerosis: Edaravone
Erdi Şahin
doi: 10.4274/tnd.90698  Pages 105 - 106
Abstract | English Full Text

30.Mortality in Patients with Multiple Sclerosis
Sümeyra Şamlı, Murat Kürtüncü
doi: 10.4274/tnd.15921  Pages 107 - 108
Abstract | English Full Text

SHORT COMMUNICATION
31.Fampridine Therapy in Multiple Sclerosis: We Should Think Twice!
Mohamed S A Mohamed
doi: 10.4274/tnd.65882  Pages 109 - 110
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2018 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale