e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 24 Issue : 1 Year : 2018

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 23 (4)
Volume: 23  Issue: 4 - 2017
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XIV (219 accesses)

PERSPECTIVE
2.Medication Errors Increase Risk of Death in Patients with Parkinson’s Disease
Murat Gültekin
doi: 10.4274/tnd.17003  Pages 153 - 154 (1223 accesses)
Abstract | English Full Text

REVIEWS
3.Management and Early Treatment of Status Epilepticus in Adults and Children
Ebru Altındağ, Füsun Ferda Erdoğan, İrsel Tezer, Çiğdem Özkara
doi: 10.4274/tnd.34635  Pages 155 - 161 (444 accesses)
Status epileptikus (SE) sık görülen nörolojik acil tablolardan birisidir. En sık görülen ve en kolay tanınan tipi olan jeneralize konvülzif SE mortalite ve morbiditesi en yüksek tablodur. Etkin tedavinin zaman kaybetmeden başlanması önemlidir. Son yıllarda klinik çalışmalar epileptik nöbetin hastane öncesi tedavisi üzerine odaklanmıştır. Bu nedenle hastane öncesi dönemi de içine alan, önceden oluşturulmuş algoritmalar böyle bir hasta ile karşılaşıldığında tanı ve tedavi basamaklarının hızla uygulanmasını sağlayacaktır. Bu raporda SE’nin multidisipliner tedavisini güncel literatür ışığında her yönüyle tartıştığımız çalıştayın sonuçları bildirilecektir.
Status epilepticus (SE) is one of the most frequent neurologic emergencies. Generalized convulsive SE, which is the most frequent and easily recognized type of SE, has the highest morbidity and mortality rates. It is important to initiate early and aggressive treatment without delay. In recent years, clinical studies have focused on the prehospital treatment of epileptic seizures. Therefore, written algorithms including prehospital settings will provide rapid application of diagnosis and treatment protocol steps. In this article, the results of the workshop on multidisciplinary treatment of SE are reported in light of new literature.

4.Intravenous Thrombolytic Therapy in Acute Stroke: Problems and Solutions
Mehmet Akif Topçuoğlu, Ethem Murat Arsava, Atilla Özcan Özdemir, Erdem Gürkaş, Dilek Necioğlu Örken, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.71084  Pages 162 - 175 (573 accesses)
Akut iskemik inme tedavisinin kritik elementlerinin başında gelen intravenöz doku plazminojen aktivatörü (tPA) kullanımının yirmi yılı aşkın süre içinde ülkemizde yeterince yaygınlaşamamasının başta gelen nedenlerinden biri, kullanımına dair birçok sorunun yanıtsız kalmasıdır. Ancak, son gelişmeler ile bu soruların pek çoğuna yeterli açıklamanın getirilebilmiş olması önemli bir anlayış değişikliğine yol açmaktadır. Bu makalede akut inmede tPA tedavisi ile ilgili uzmanlarımızın yönelttiği birincil olarak nörolojik sorulara ilişkin yanıt ve açıklamalar mevcut literatür ışığında etraflıca ele alınmış ve herbiri için net tavsiyelerde bulunulmuştur.
Use of intravenous tissue plasminogen activator (tPA) is one of the key elements of acute ischemic stroke management. Its use has not become widespread, and has faced significant problems in our country for more than a quarter of a century most probably due to many unanswered questions about issues related with daily practice. However, recent developments, which adequately focused and found solutions for most of these problems and questions, have led to a major change of point of view and understanding of the hyperacute management of stroke. This article, in the light of the relevant literature, discusses and provides clear recommendations for questions directed by neurologists practicing in Turkey mainly about typical neurologic issues faced in the setting of tPA use for acute stroke.

5.Fingolimod for the Treatment of Relapsing-Remitting Multiple Sclerosis
Burcu Altunrende, Erkingül Birday, Mithat Kasap, Gülşen Akman Demir
doi: 10.4274/tnd.62144  Pages 176 - 185 (269 accesses)
Multipl skleroz (MS) merkezi sinir sisteminin enflamasyon, demiyelinizasyon ve akson kaybı ile karakterize kronik otoimmün, nörodejeneratif bir hastalığıdır. Fingolimod Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin de bulunduğu 80’den fazla ülke tarafından onaylanmış ilk oral MS ilacıdır. Bu bileşik, sfingozin-1 fosfat olarak bilinen lizofosfolipid reseptörleri aracılığı ile etkilerini gösterir. Günlük oral yolla kullanımı kolaylık sağlamakla birlikte bazı hastalarda ilk doz sırasında bradikardi gelişmesi, maküler ödem, enfeksiyon gibi bazı dikkat edilmesi gereken durumlar ile karşılaşılabilmektedir. Randomize çift-kör klinik çalışmalar, plasebo ve intramüsküler interferon β-1a tedavilerine kıyasla fingolimodun atak sıklığını anlamlı derecede azalttığını ve beyin manyetik rezonans ölçütleri üzerine yararlı etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu derlemede, fingolimodun klinikte MS hastalarının yönetimindeki etkinliği, güvenliliği ve tolerabilitesi ele alınmıştır.
Multiple sclerosis (MS) is a chronic autoimmune disease of the central nervous system and is characterized by inflammation, demyelination, and axonal loss. Fingolimod is the first oral drug for the treatment of MS approved by the United States Food and Drug Administration, European Union countries, and various other countries. The compound exerts its effect via interaction with lysophospholipid receptors known as sphingosine-1 phosphate receptors. Although fingolimod has a very convenient daily oral dosing, it may cause development of bradycardia at the first dose, macular edema, infection, all of which require attention. Randomized double-blind clinical trials have shown that fingolimod significantly reduces relapse rates and is beneficial in brain magnetic resonance imaging measures when compared with both placebo and intramuscular interferon β-1a. This review describes the characteristics of fingolimod concerning its efficacy, safety, and tolerability in the clinical context of the management of MS.

ORIGINAL ARTICLES
6.Myelopathy: Retrospective Evaluation of Twenty-Eight Cases
Yüksel Erdal, Ufuk Emre, Zeynep Selcen Dartıcı, Osman Özgür Yalın, Nuri Özgür Kılıçkesmez
doi: 10.4274/tnd.56689  Pages 186 - 192 (303 accesses)
Amaç: Miyelopati spinal kord ile ilgili herhangi bir nörolojik defisiti tanımlamak için kullanılır. Etiyolojinin belirlenmesi, acil durumların saptanması ve nedene yönelik tedavilerin başlanması açısından önemlidir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2014-Ocak 2015 yılları arasında hastanemizde miyelopati tanısı ile tetkik ve tedavi edilen 28 hasta dahil edildi. Hastaların klinik, demografik özellikleri, görüntüleme, laboratuvar bulguları ve tedaviye yanıtları değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların 16’sı erkek, 12’si kadındı. Yaş ortalamaları 48 (aralık, 22-77) idi. Hastaların başlangıç şikayetleri çoğunlukla motor ve duyusal semptomlardan oluşmaktaydı. Etiyolojide en sık demiyelinizan hastalıklar, bunlar içerisinden de multipl skleroz saptandı. Manyetik rezonans görüntüleme sonuçlarına göre en sık servikal bölgede miyelopati ile uyumlu T2A görüntülerde sinyal artışı izlendi. Yirmi hastaya steroid tedavisi verilirken bu hastalardan 15’inde tedaviye yanıt alındı. Subakut kombine dejenerasyon tanısı alan iki hasta B12 tedavisinden yarar gördü.
Sonuç: Çalışmamızda miyelopati tanısı alan hastaların tanı, tedavi ve prognozları değerlendirildi. Acil durumların önemi, ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulması gereken durumlar vurgulanmaya çalışıldı.
Objective: Myelopathy is used to describe any neurologic deficit related to the spinal cord. Determining the etiology is important for detecting emergency situations and treating the cause.
Materials and Methods: We evaluated 28 patients who were diagnosed as having and treated for myelopathy between January 2014 and January 2015 in our hospital. The clinical and laboratory findings of the patients and their response to treatment were assessed.
Results: Of the 28 patients, 16 were male and 12 were female, the mean age was 48 years (range, 22-77 years). The most common initial symptoms were sensorial deficits and motor weakness. Demyelinating diseases were the most common diseases and multiple sclerosis was the most frequent etiology among demiyelinating diseases. Cervical spinal cord was the most frequent region involved in myelopathy episodes which was detected by magnetic resonance imaging on T2W images. We observed clinical improvement in 15 of the 20 patients who were treated with corticosteroids. In addition, vitamin B12 treatment led to clinical improvement in two patients who were diagnosed as having subacute combined degeneration.
Conclusion: The diagnosis and etiology of myelopathy and identification of rare conditions that require emergency surgery or interventional treatments are of utmost importance.

7.Intravenous Thrombolytic Therapy in Acute Ischemic Stroke: The Experience of Kütahya
Mustafa Çetiner, Sibel Canbaz Kabay, Hasan Emre Aydın
doi: 10.4274/tnd.35651  Pages 193 - 198 (388 accesses)
Amaç: İnme ciddi derecede mortalite ve sakatlık sebebidir. Hastanın yanındaki bakım verenler de bu durumdan olumsuz etkilenir. Aynı zamanda sağlık ekonomisi üzerine büyük bir yük oluşturur. Son yıllarda iskemik inmeli hastaların akut dönemde tanı, tedavi ve bakımları açısından önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Rekombinant doku plazminojen aktivatörünün (r-tPA) kullanıldığı intravenöz (İV) trombolitik tedavi bunlar arasındadır. Çalışmamızın amacı akut iskemik inmeli hastalarda, kliniğimizde uyguladığımız İV trombolitik tedavi sonuçlarını paylaşmaktır.
Gereç ve Yöntem: Mayıs 2014 ve Haziran 2016 yılları arasında inme semptomlarının başlamasından ilk 4,5 saat içerisinde kliniğimize başvuran, iskemik inme tanısı alan ve İV trombolitik tedavi uygulanan 52 hastanın klinik verileri retrospektif olarak incelendi. Demografik özellikler ve klinik veriler kaydedildi.
Bulgular: Çalışmaya alınan 52 hastanın 23’ü erkek 29’u kadın ve hastaların yaş ortalamaları 70,7±12,8 (aralık, 41-92) idi. Tedavi sonrası 8 hastada (%15,4) intrakraniyal kanama gözlendi. Bunlardan 6’sında (%11,5) asemptomatik, 2’sinde (%3,8) semptomatik kanama saptandı. On altı hastanın (%30,8) 3 ay sonraki modifiye Rankin Skalası (mRS) skoru 0-1, 10 hastanın (%19,2) mRS skoru 2-3, 13 hastanın (%25) mRS skoru 4-5 idi. Total anterior sirkülasyon infarktı olan 7 hastada (%20) mRS skoru (0-1), parsiyel anterior sirkülasyon infarktı olan 8 hastada (%57,1) mRS skoru 0-1 tespit edildi. Tedavi sonrası 3 aylık dönemde 13 hasta (%25) kaybedildi.
Sonuç: Akut iskemik inmede ilk 4,5 saatte r-tPA ile İV trombolitik tedavi kolay uygulanır, etkili ve güvenli bir tedavidir. Uygun hasta seçimi ile inme sonucu gelişebilecek sakatlık azaltılabilir ve bağımsız yaşayan hasta sayısı arttırılabilir.
Objective: Stroke is a serious cause of mortality and disability. The caregiver of the patients may be adversely affected by this situation as well. In addition, stroke has a great economic burden on healthcare. Significant improvement has been achieved in the field of diagnosis, treatment, and care in the acute phase of the ischemic stroke in recent years. Thrombolysis with intravenous (IV) recombinant tissue type plasminogen activator (r-tPA) is the main treatment option in selected patients. The aim of our study was to share the results of intravenous (IV) thrombolytic therapy applied to patients with acute ischemic stroke in our clinic.
Materials and Methods: We evaluated the clinical data of 52 patients who were admitted to our clinic with ischemic stroke within the first 4.5 hours after onset of stroke symptoms, and were treated with IV thrombolytic therapy, between the May 2014 and June 2016. Demographic characteristics and clinical data were recorded.
Results: Twenty-three of the patients were male and 29 were female. The mean age was 70.7±12.8 years (range, 41-92 years). Intracranial hemorrhage after treatment was observed in 8 patients (15.4%). Of these, 6 patients (11.5%) had asymptomatic hemorrhage, 2 patients (3.8%) had symptomatic hemorrhage. The mean score of modified Rankin Scale (mRS) was 0-1 in 16 (30.8%) patients, 2-3 in 10 (19.2%) patients, and 4-5 in 13 (25%) patients. The mean mRS score of 7 (20%) patients with total anterior circulation infarct was 0-1. The mean mRS score of 8 (57.1%) patients with partial anterior circulation infarct was 0-1. Thirteen (25%) patients died within 3 months of the treatment.
Conclusion: Intravenous thrombolytic therapy is an effective and safe treatment that is easy to administer within 4.5 hours in patients with acute ischemic stroke. This treatment increases the number of ambulatory patients and reduces disability in selected patients.

8.The Effect of Different ApoE Genotypes and Other Risk Factors on Obstructive Sleep Apnea Syndrome Formation
Deniz Kıraç, Özge Yağcıoğlu Yassa, Hazal Gezmiş, Saime Füsun Mayda Domaç, Elif Çiğdem Altunok, Ece Genç
doi: 10.4274/tnd.54521  Pages 199 - 204 (158 accesses)
Amaç: Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS), uyku esnasında faringeal hava yolunun kısmen veya tamamen daralması ile karakterize olan bir hastalıktır. Bu çalışmada OUAS ile apolipoprotein E (ApoE) genindeki çeşitli varyantların ilişkisinin araştırılması ve hastalık oluşumuna etki edebilecek diğer risk faktörlerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Elli iki OUAS hastası ve 50 sağlıklı gönüllü birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerden OUAS ile ilişkili olabilecek gerekli bilgiler temin edildikten sonra, kandan DNA izolasyonu yapılmıştır. ApoE genindeki ε2, ε3 ve ε4 varyantlarının incelenmesi gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapıldığında yaş, vücut kitle indeksi, total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), yüksek yoğunluklu lipoprotein, trigliserid, boyun çevresi, bel çevresi, apne-hipopne indeksi, Epworth uykululuk ölçeği, sigara kullanımı, gündüz uykusu özelliklerinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlenmiştir. ε2 varyantı kontrol grubunda anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. ε2 genotipine sahip bireylerde bel çevresi, trigliserid ve LDL değerleri istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde düşük olarak bulunmuştur. Ek olarak ε4 genotipine sahip bireylerde trigliserid seviyesi anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır.
Sonuç: Sağlıklı bireylerde ε2 varyantının bulunmasının OUAS için koruyucu etkisi olabilir. Ek olarak ApoE’nin farklı varyantlarının, LDL ve trigliserid seviyeleriyle ilişkili olması genotip ve fenotip verilerinin örtüştüğünü göstermektedir.
Objective: Obstructive sleep apnea syndrome (OSAS) is a disorder characterized by partial or complete narrowing of the pharyngeal airway during sleep. In this study it was aimed to investigate the relation between OSAS and different variants of the ApoE gene, and to identify other risk factors that may affect the development of the disease.
Materials and Methods: Fifty-two patients with OSAS and 50 healthy volunteers were enrolled into the study. After collecting the necessary information associated with OSAS from the individuals, DNA was isolated from blood. ε2, ε3 and ε4 variants of Apolipoprotein E (ApoE) gene were investigated using real-time polymerase chain reaction.
Results: When the groups were compared with each other, age, body mass index, total cholesterol, low-density lipoprotein (LDL), high-density lipoprotein, triglyceride, neck circumference, waist circumference, apnea hypopnea index, Epworth sleepiness scale, smoking, and daytime sleepiness were found statistically significant. The ε2 variant was found statistically high in the control group. Also, waist circumference, triglyceride and LDL levels were found statistically low in individuals with the ε2 genotype. In addition, triglyceride levels were found statistically high in individuals with the ε4 genotype.
Conclusion: The presence of the ε2 variant in healthy individuals may have a protective effect against OSAS. In addition, the relation between different variants of ApoE with LDL and triglyceride levels demonstrates the overlap of genotype and phenotype data.

9.Hospital Infection Rates in a Neurology Intensive Care Unit in a One-year Period: Pathogenic and Clinical Evaluation
Fettah Eren, Gözde Öngün, Onur Ural, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.59002  Pages 205 - 210 (328 accesses)
Amaç: Hastane enfeksiyonları (HE) özellikle yoğun bakım üniteleri (YBÜ) gibi yüksek riskli alanlarda yatan hasta gruplarında ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu alanlardaki enfeksiyon etkenlerinin tanınması ve bu enfeksiyonların tedavisi hem primer hastalığın prognozu hem de hastanede kalış süresi üzerinde etkilidir. Bu çalışmada nöroloji YBܒde (NYBÜ) aktif enfeksiyon surveyans değerlendirmesi yapmayı planladık.
Gereç ve Yöntem: NYBܒde on iki aylık sürede 291 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Fakültemiz enfeksiyon kontrol komitesi tarafından tutulan kayıtlar “Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi” (Centers for Disease Control and Prevention) tanı kriterlerine göre incelenmiş ve HE tanısı konulmuştur. İzole edilen mikroorganizmalar ve sistemik tutulumları incelenmiştir.
Bulgular: NYBܒdeki enfeksiyonlar tüm HE’lerin %6,39’unu oluşturmaktadır. Bunlar; deri ve yumuşak doku enfeksiyonları (%3,13), kan dolaşımı enfeksiyonları (%9,38), mekanik ventilatörden bağımsız pnömoniler (%9,38), ventilatör ile ilişkili pnömoniler (%6,25) ve üriner sistem enfeksiyonlarıdır (ÜSE) (%71,88). Bu ünitede on iki ayda on dört farklı mikroorganizma tespit edilmiştir.
Sonuç: YBܒde en sık tespit edilen enfeksiyon ÜSE olduğundan üriner kateter takılması ve bakımında daha dikkatli olunması gerekmektedir. Ayrıca HE’lerin tanınması ve neden olan mikroorganizmaların antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi hem ampirik tedaviyi belirlemede, hem de mortalite ve morbiditeyi azaltmada oldukça önemlidir.
Objective: Nosocomial infections (NI) are serious threats for patients, especially those treated in intensive care units (ICU), which have high risk. Therefore, determining the infectious agents in this area and treating the infections are crucial for both the prognosis of primary disease and the time of stay in hospital. In this study, we aimed to perform an active infection surveillance in the neurological ICU (NICU).
Materials and Methods: Two hundred ninety-one patients who stayed in NICU over a twelve-month period were included in the study. Data obtained by infection control committee of our faculty according to “Centres for Disease Control and Prevention” diagnostic criteria were used for the diagnosis of NI. Isolated microorganisms and their systemic involvement were examined.
Results: The infections in NICU constituted 6.39% of all NI in the hospital. These were skin and soft tissue infections (3.13%), bloodstream infections (9.38%), pneumonia not associated with mechanical ventilator (9.38%), pneumonia associated with mechanical ventilator (6.25%), and urinary tract infections (UTI) (71.88%). Fourteen different microorganisms were determined in the unit over the twelve months.
Conclusion: Caution is advised regarding urinary catheter insertion and care because catheters are the most common cause of infection, UTI, in the ICU. Also, diagnosis of NI and determining the antibiotic sensitivity of the causal microorganisms are very important for the determination of empiric treatment and reducing mortality and morbidity.

10.Quality of Life, Coping, and Social Support in Patients with Multiple Sclerosis: A Pilot Study
Oğuzhan Zengin, Ercüment Erbay, Buğra Yıldırım, Özgür Altındağ
doi: 10.4274/tnd.37074  Pages 211 - 218 (233 accesses)
Amaç: Bu araştırmanın amacı multipl skleroz (MS) hastalarının sosyo-demografik özellikleri, sosyal destek sistemleri, kullandıkları baş etme stratejileri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki hakkında bilgi edinmektir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma bir kesit alma araştırması şeklinde tasarlanmıştır. Çalışma, Türkiye MS Derneği’ne kayıtlı 214 MS hastasıyla gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: Cinsiyet, medeni durum ve eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik değişkenler MS hastalarının baş etme stilleri üzerinde etkilidir. Baş etme ve yaşam kalitesi ilişkisi incelendiğinde sorun odaklı baş etme stratejilerinin kullanımı yaşam kalitesiyle pozitif yönlü bir ilişkiye sahipken duygu odaklı baş etme stratejilerinin kullanımı ise yaşam kalitesiyle negatif yönlü bir ilişkiye sahiptir. Sosyal destek alan hastaların aktif baş etme, planlama, duygusal destek kullanımı, maddi destek kullanımı puanları daha yüksekken inkar puanı daha düşüktür.
Sonuç: Çalışmamız sonuçlarına göre hastaların sosyo-demografik özellikleri ve sosyal destek mekanizmaları MS ile baş etmeleri ve yaşam kaliteleri üzerinde etkilidir.
Objective: The aim of this study was to obtain information concerning the relationship between the sociodemographic attributes, social support systems, coping strategies, and quality of life of patients with multiple sclerosis (MS).
Materials and Methods: This study was designed as a cross-sectional study. The research was conducted with 214 patients from the MS Society of Turkey.
Results: Sociodemographic variables have an impact on the coping styles of patients with MS. When the relationship between coping and quality of life is examined, there is a positive correlation between the use of problem-focused coping strategies and quality of life, whereas there is a negative correlation between the use of emotion-focused coping strategies and quality of life. The scores of active coping, planning, use of emotional support, and use of instrumental support of patients who received social support were higher, whereas their denial scores were lower.
Conclusion: According to the findings of our study, the sociodemographic attributes and social support mechanisms of patients have an impact on their quality of life, as well as the way they cope with MS.

11.Flow Cytometry Analysis of Peripheral Blood B Cell Distribution of Patients with Multiple Sclerosis
Vuslat Yılmaz, Deniz Ak Tura, Canan Ulusoy, Duygu Özkan Yaşargün, Suzan Adın Çınar, Recai Türkoğlu
doi: 10.4274/tnd.87523  Pages 219 - 224 (172 accesses)
Amaç: Multipl skleroz (MS), bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır ve otoimmün inflamasyon ve nörodejenerasyon ile karakterizedir. Hastalıkta aktif olan enflamasyon ve proinflamatuar T hücresi dışında antikor yapan B hücrelerinin de rolü büyüktür. Periferik B hücrelerinin MS hastalığındaki rolü, B hücrelerinin deplesyonu ile elde edilen bulgulara dayanmaktadır. Çalışmamızda periferik kandaki B hücre alt tiplerinin akım sitometrisi ile belirlenmesi ve hastalık alt gruplarındaki olası farklarının belirlenmesi hedeflendi.
Gereç ve Yöntem: MS hasta grubu [relapsing-remitting MS (RRMS) ve sekonder progresif MS (SPMS)] ve sağlıklı donörlerden periferik kan mononükleer hücreleri izole edildi. Bu hücreler, B hücresine spesifik monoklonal antikorlar ile (CD19-APC, CD27-FITC, IgD-APC/Cy7, CD138-PE, CD24-PerCP ve CD38Alexa fluor 700) işaretlendi ve akım sitometrisi ile değerlendirildi.
Bulgular: MS grubu ile sağlıklı donörler arasında B hücre, immatür, naif, klasik bellek, plazma, plazmablast ve düzenleyici B hücreleri dağılımları faklı değildi. Yalnızca naif B hücre frekansı RRMS hastalarında SPMS grubu ile kıyaslandığında görece yüksekti.
Sonuç: Periferik kan B hücre alt tipleri, hastalık ve hastalık alt grupları arasında farklı olmaması sebebiyle biyo-belirteç olarak kullanılması düşünülemez. B hücrelerinin MS hastalığındaki patojenik önemi iyi bilinmekle beraber çalışmamız B hücresi popülasyon değişikliklerinin hastalığın progresyonu sırasında gerçekleşmediğini göstermektedir.
Objective: Multiple sclerosis (MS) is a central nervous system (CNS) disease characterized by autoimmune inflammation and neurodegeneration. Damage to the CNS is thought to be mediated predominantly by activated pro-inflammatory T cells and antibody secreting B cells. Strong evidence of B cell functions in MS pathogenesis has come from trials of B cell- depleting treatment. In this study, the peripheral blood frequencies of B cell subsets were measured using flow cytometry in patients to determine the disease-specific B cell differences that might be associated with the evolution to progressive forms of MS.
Materials and Methods: Peripheral blood mononuclear cells were separated from patients and healthy controls [relapsing-remitting MS (RRMS) and secondary progressive MS (SPMS)]. Cells were stained with anti-human monoclonal antibodies (CD19-APC, CD27-FITC, IgD-APC/Cy7, CD138-PE, CD24-PerCP and CD38-Alexa fluor 700), and analyzed using flow cytometry
Results: There were no significant differences between the MS group and healthy controls by means of peripheral blood frequencies of B cells, immature, naïve, classic memory, plasma, plasmablasts, and regulatory B cells. Only higher naïve B cell frequency tendency was determined in patients with RRMS as compared with patients with SPMS and healthy controls.
Conclusion: Peripheral blood B cell subset measurements are not likely to be used as a biomarker for prediction of disease progression. Although B cells have a well-known pathogenic significance, B cell population alterations do not occur during the progression of the disease.

CASE REPORT
12.Ophthalmoplegia due to Invasive Fungal Sinusitis: A Report of Three Cases
Ayşe Yağmur Çolak, Figen Gökçay, Neşe Çelebisoy, Ahmet Gökçay, Ayşe Güler, Hüsnü Pullukçu, Raşit Midilli, Sercan Gode
doi: 10.4274/tnd.78045  Pages 225 - 228 (236 accesses)
İnvaziv fungal sinüzit, paranazal sinüslerin yüksek mortalite ve morbidite nedeniyle erken tanınması gereken bir enfeksiyonudur. Mukormikoz ve aspergillus, invaziv fungal sinüzitin en önemli iki etkenidir. Genellikle immünsüprese kişilerde görülmekle birlikte, nadiren immünsüpresyonu olmayanlarda da görülebilir. Bu yazıda oftalmopleji kliniği ile gelen hematolojik malignitesi olan bir ve kontrolsüz diyabeti olan iki olgu sunulacaktır. İnvaziv fungal sinüzit saptanan bu üç hastanın sunulması ile diyabeti veya herhangi bir nedenle immünsüpresyonu bulunan hastalarda oftalmopleji gelişiminde fungal sinüzitin ön tanılar içinde akla gelmesi ve erken tedavinin öneminin vurgulanması amaçlanmıştır.
Invasive fungal sinusitis is an infection of the paranasal sinuses that should be diagnosed early due to its high mortality and morbidity rates. Mucormycosis and aspergillus are the two most important agents of invasive fungal sinusitis. Although usually seen in patients who are immunocompromised, they are rarely seen in immunocompetent patients. In this article, we present three patients with ophthalmoplegia; one patient with hematologic malignancy, and two patients with uncontrolled diabetes. By presenting these three patients with invasive fungal sinusitis, we aimed to emphasize the possible role of fungal sinusitis in the development of ophthalmoplegia in patients with diabetes or immunosuppression due to any reason, and the importance of early treatment.

13.Transient Gyral Enhancement After Epileptic Seizure in a Patient with CREST Syndrome
Mustafa Açıkgöz, Esra Acıman Demirel, Serdar Güdül, Ulufer Çelebi, Birol Özkal, Hüseyin Tuğrul Atasoy
doi: 10.4274/tnd.27048  Pages 229 - 233 (241 accesses)
Sınırlı skleroderma; otoimmün bağ dokusu hastalığı olan sklerodermanın bir formudur ve CREST sendromu (kalsinozis kutis, Raynaud fenomeni, özefageal dismotilite, sklerodaktili ve telenjiektazi) olarak da adlandırılır. Sklerodermada nörolojik tutulum diğer sistem tutulumlarına göre daha az görülür. Epileptik nöbet ise nadir görülen nörolojik komplikasyonlardandır. Hastalıkta giral kontrastlanma beklenen bir bulgu değildir. Giral kontrastlanma, beyin parankiminin yüzeyel kontrast tutulumudur ve genellikle vasküler, enflamatuvar, enfeksiyöz ve neoplastik süreçler sonucu ortaya çıkar. Üç yıldır CREST sendromu tanısı olan 67 yaşında kadın hasta hastanemize başvurdu. Üç gün önce epileptik nöbet geçirmişti ve nöbet sonrasında davranış değişiklikleri mevcuttu. Özgeçmişinde epileptik nöbet hikayesi yoktu. Nörolojik muayenesinde; apatikti ve kooperasyonu kısıtlı idi. Derin tendon refleksleri yaygın olarak artmıştı, sağda Hoffman ve Babinski refleksleri pozitifti. Laboratuvar incelemelerinde anti-nükleer antikor pozitifti (1/1000) ve anti-sentromer antikor pozitifti. Kontrastlı kraniyal manyetik rezonans görüntülemede (MRG) sol paryeto-oksipital bölgede giral kontrast tutulumu izlendi. Beyin omurilik sıvısı tetkikleri normal sınırlarda idi. Çekilen elektroensefalografide; diffüz serebral disfonksiyon gözlendi. Yatışında hastaya antiepileptik tedavi başlandı. Takipte hastanın apatisi ve kooperasyon kısıtlılığı düzeldi. Nöbeti tekrarlamadı. On gün sonra çekilen kontrol kontrastlı kraniyal MRG’de giral kontrastlanmanın büyük ölçüde azaldığı gözlendi. CREST sendromunda nörolojik tutulum nadirdir ve hastalık seyrinde epileptik nöbet gözlenmesi literatürde sınırlı sayıda yer almıştır. Giral kontrastlanma vasküler ve enflamatuvar süreçlere ikincil olarak ortaya çıkabilmektedir fakat epileptik nöbet sonrası geçici olarak gözlenebildiği de akılda tutulmalıdır.
Limited scleroderma, also termed CREST syndrome (calcinosis cutis, Raynaud’s phenomenon, esophageal dysmotility, sclerodactyly and telangiectasia), is a form of scleroderma which is an autoimmune connective tissue disease. Neurological involvement is less common than other system involvements in scleroderma. Epileptic seizure is a rare neurological complication. Gyral enhancement is not an expected finding during disease. Gyral enhancement is contrast enhancement of superficial brain parenchyma and it usually occurs as a result of vascular, inflammatory, infectious and neoplastic processes. A-sixty-seven-year old female patient, who was diagnosed as CREST syndrome for three years was admitted to our hospital. She had an epileptic seizure three days ago and behavioral changes after the seizure. There was not epilepsy diagnosis in her medical history. In neurological examination; she was apathic and deep tendon reflexes were hyperactive, Hoffman’s and Babinski reflexes were positive on the right side of her body. In laboratory studies; anti-nuclear antibody was positive at 1/1000 and anti-centromere antibody was positive. On contrast-enhanced cranial magnetic resonance imaging (MRI); gyral enhancement was observed in the left parieto-occipital region. Cerebrospinal fluid tests were within normal limits. Electroencephalography demonstrated diffuse cerebral dysfunction. We administrated antiepileptic drug to the patient during hospitalization. On the follow up, apathy and restriction of the cooperation were improved. Epileptic seizure did not recur. After ten days, in the control cranial MRI, gyral enhancement was reduced significantly. Neurological involvement in CREST syndrome is rare and epileptic seizures have been appeared in a limited number in the literature. Inflammatory and vascular processes can cause gyral enhancement, but also it must be kept in mind that gyral enhancement can be observed transiently after epileptic seizure.

14.Medusa-like Atypical Intracerebral Vein: A Rare Case of Symptomatic Developmental Venous Anomaly
Aloysius Ebi Ligha, Faith Owhabel Robert
doi: 10.4274/tnd.65928  Pages 234 - 238 (208 accesses)
Gelişimsel venöz anomali (GVA) beynin bir bölgesinin normal venöz drenajı için gerekli olan normal transmedüller venin sıradışı bir varyasyonudur. Normal popülasyonda %2 oranında görülür. Çoğu olguda bu durum tesadüfi bir bulgu olarak gözlenmiştir, ancak çok nadir durumlarda semptomatik olabilir. Semptomatik GVA’nın muhtemel patomekanizması genel olarak mekanik ve akım ilişkili olarak ayrılmıştır. Olguların çoğunu akım ilişkili patomekanizma oluşturmaktadır. Manyetik rezonans incelemede ‘susceptibility weighted imaging’ sekansı tüm vasküler anomalilerde tercih edilen görüntüleme yöntemidir, çünkü çok uzak vasküler anormallikleri bile tespit edebilir ve konvansiyonel görüntülemeye göre üstünlüğü asla göz ardı edilemez. GVA’nın patomekanizması ne olursa olsun konservatif yaklaşım halen tercih edilen tedavi durumundadır. Bu semptomatik GVA olgusu, semptomatik venöz anormalliklerin çoğunun kavernoma bağlı kanama ile ilişkili olmasına rağmen, nadir durumlarda, diğer vasküler malformasyonlar ile ilişkili olmayan GVA’lara bağlı semptomların ortaya çıkabileceği gerçeğini desteklemek için sunulmuştur.
Developmental venous anomaly (DVA) is an extreme variation of the normal transmedullary vein, which is necessary for the normal venous drainage of an area of the brain. It occurs in as many as 2% of individuals. In most cases, it is considered to be an incidental finding, however it can be symptomatic under very rare circumstances. The possible pathomechanism of symptomatic DVA is broadly divided into mechanical and flow-related. The flow-related pathomechanism accounts for the majority of cases. Susceptibility weighted magnetic resonance imaging study is the imaging modality of choice in all vascular anomalies because it can detect even very remote vascular abnormalities and its superiority over conventional imaging can never be over emphasized. Irrespective of the pathomechanism of DVA, conservative management remains the treatment of choice. This case of symptomatic DVA is presented to buttress the fact that though most symptomatic venous anomalies are associated with hemorrhage from cavernoma, in rare cases, symptoms may arise from DVAs that are not associated with other vascular malformations.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
15.Aortic Dissection Presenting with Transient Paraplegia
Özlem Kayım Yıldız, Recep Dönmez, Aslı Bolayır, Şeyda Figül Gökçe, Burhanettin Çiğdem, Hatice Balaban, Ertuğrul Bolayır, Suat Topaktaş
doi: 10.4274/tnd.14880  Pages 239 - 240 (273 accesses)
Abstract | English Full Text

16.Neuroradiologic Findings of Intracranial Hypotension: Two Cases
Özlem Kayım Yıldız, Recep Dönmez, Şeyda Figül Gökçe, Aslı Bolayır, Burhanettin Çiğdem, Hatice Balaban, Bülent Yıldız, Ertuğrul Bolayır, Suat Topaktaş
doi: 10.4274/tnd.47568  Pages 241 - 243 (204 accesses)
Abstract | English Full Text

17.Magnetic Resonance Imaging in Delayed Carbon Monoxide Leukoencephalopathy: Diffusion and Spectroscopy Findings
Özlem Kayım Yıldız, Bülent Yıldız, Selim Polat, Şeyda Figül Gökçe, Aslı Bolayır, Burhanettin Çiğdem
doi: 10.4274/tnd.08209  Pages 244 - 245 (227 accesses)
Abstract | English Full Text

18.Snake Eyes Sign in Cervical Magnetic Resonance Imaging in a Patient with Amyotrophic Lateral Sclerosis
Mehmet Güney Şenol, Tansel Kendirli
doi: 10.4274/tnd.59862  Pages 246 - 247 (231 accesses)
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
19.Acute Spinal Pseudoathetosis
Mehmet Fevzi Öztekin, Dilara Mermi Dibek
doi: 10.4274/tnd.27167  Pages 248 - 249 (174 accesses)
Abstract | English Full Text

20.Weight Loss and Fingolimod
Nefati Kıylıoğlu
doi: 10.4274/tnd.87528  Pages 250 - 251 (192 accesses)
Abstract | English Full Text

21.Balint Syndrome due to Bilateral Parieto-occipital Ischemic Stroke
Halil Önder
doi: 10.4274/tnd.69862  Pages 252 - 253 (187 accesses)
Abstract | English Full Text | Video

22.Atrial Myxoma and Hypersomnia
Ahmet Özşimşek
doi: 10.4274/tnd.37084  Pages 254 - 255 (157 accesses)
Abstract | English Full Text

23.Cortical Venous Thrombosis in Intracranial Hypotension Syndrome Patient: Revisited
Deepak Jain
doi: 10.4274/tnd.64426  Pages 256 - 257 (146 accesses)
Abstract | English Full Text

FRONTIERS IN NEUROLOGY
24.Association Between Magnetic Resonance Imaging Exposure During Pregnancy: Fetal and Childhood Outcomes
Özge Uygun
doi: 10.4274/tnd.73558  Pages 258 - 259 (202 accesses)
Abstract | English Full Text

25.Ischemic Stroke Subtypes and Migraine with Visual Aura
Çağla Akı
doi: 10.4274/tnd.98623  Pages 260 - 261 (210 accesses)
Abstract | English Full Text

OTHER
26.Referee Index

Page E1 (68 accesses)
Abstract | English Full Text

27.Subject Index

Page E2 (60 accesses)
Abstract | English Full Text

28.Author Index

Page E3 (63 accesses)
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2018 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale