e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 22 (2)
Volume: 22  Issue: 2 - 2016
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - IX

PERSPECTIVE
2.Neurologists may Perform Interventional Neuroangiography
Reha Tolun
doi: 10.4274/tnd.04378  Pages 40 - 41
Abstract | English Full Text

3.Diagnostic and Interventional Neuroradiology: Who Should Do and How?
Civan Işlak
doi: 10.4274/tnd.81488  Pages 42 - 43
Abstract | English Full Text

REVIEWS
4.The Relationship Between Migraine and Nutrition
Ayçıl Özturan, Nevin Şanlıer, Özlem Coşkun
doi: 10.4274/tnd.37132  Pages 44 - 50
Migren, binlerce yıldan beri bilinen bir hastalık olup nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin eşlik ettiği bir baş ağrısıdır. Migrenin görülme sıklığının artmasıyla birlikte migren tetikleyici faktörlerin rolü ve özellikle tetikleyici besinler daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Bazı migrenli hastalar baş ağrısı ataklarının nedensiz bir şekilde başladığını ifade etmektedirler. Ancak çoğunlukla hormonal değişimler gibi içsel ya da hava değişimi, bazı kokular vs. gibi bir dışsal tetikleyici ya da tetikleyicilerin birlikteliği ağrıyı başlatabilmektedir. Her hasta bu tetikleyicilere karşı aynı duyarlılıkta olmayabilir. Bazılarında tek bir faktör öne çıkarken, bazılarında da birkaç faktörü birden ele almak gerekebilmektedir. Stres, çevresel faktörler, kronik hastalıklar, uyku ve beslenme durumu gibi etkenlerin migren ile ilişkisi bilinmekle birlikte bu etkenlerin mekanizmaları hala net değildir. Çocuklar ve gençler başta olmak üzere migren tipi baş ağrısı çeken herkeste ağrıyı tetikleyici olarak beslenme durumu ve besinlerin etkisi önemli yer tutmaktadır. Genel olarak migren tetikleyicileri düşünüldüğünde yapılan çalışmalarda en az bir beslenme kaynaklı tetikleyici öne sürülmekte, diyet açısından en sık bildirilen tetikleyicinin açlık olduğu söylenmektedir. Çikolata, çay, kahve, peynir, alkolün ise içerdiği bazı spesifik öğeler sebebiyle migrende tetikleyici özellik gösterdiği belirtilmektedir. Yapılan yeni çalışmalarda migren tedavisinde ek olarak bazı fonksiyonel besinlerin kullanımı da gündeme gelmiştir. Bu nedenle, çalışmada migrenin tetikleyici faktörlerinden besin ve beslenme ile ilişkisi irdelenmiştir.
Migraine is a kind of headache accompanied by neurologic, gastrointestinal, and autonomous variations. The roles of factors that trigger migraine, especially nutrition triggers, have become much more questionable with the increase in the rate of migraine occurrence. Some patients with migraine have stated that their headache attacks start without any reason. However, inner triggers such as hormonal changes or external triggers such as air exchange, some smells or the association of both triggers can start the headache. Each patient may not have same sensitivity to these triggers. A single factor might become prominent in some patients, but more than one factor may need to be required in other patients. Although the connection between migraine and the factors such as stress, environmental factors, chronic diseases, and nutritional and sleep status has been known, their mechanisms are still not clear. Nutritional status and the effects of nutrition play an important role being pain triggers in everybody, especially children and young people who suffer from migraine headache. Considering the migraine triggers generally, it has been suggested in studies that there is at least one nutrition-related trigger and hunger is the most frequently reported trigger in terms of diet. Moreover it is known that chocolate, tea, coffee, cheese, and alcohol may trigger migraine because of some specific elements within them. In recently conducted studies, using some functional foods have raised on the treatment of migraine. For this reason, the relationship between migraine and triggering factors as food and nutrition are examined in this study.

5.Intraoperative Neuromonitoring
Kubilay Varlı
doi: 10.4274/tnd.59913  Pages 51 - 54
“Önce zarar verme” ilkesinin, cerrahi girişimlere uygulanması olarak kabul edilebilecek olan, “ameliyatta nörofizyolojik izleme” (ANİ) tekniğinin temel amacı; ameliyatta risk altında olan nörolojik dokuların korunması veya en az hasarla girişimin bitirilmesini sağlamaktır. Bunun yanında ameliyatta izleme, başlangıçtan beri, santral sinir sistemi anatomisi ve fizyolojisinin anlaşılmasında da çok önemli katkılarda bulunmuştur. Son yıllarda merkezi ve periferik sinir sistemini ilgilendiren tüm ameliyatlarda neredeyse rutin uygulamaya giren, ANİ için, girişimin yeri ve hedefine göre değişmek üzere son derece değişik teknikler uygulanmaktadır. Bu nedenle, bu girişimi yapanların son derece eğitimli ve tecrübeli olmaları gerekmektedir. Ülkemizde de son yıllarda uygulamanın yaygınlaşması ile eğitim, uygulama, ücretlendirme ve uygulayıcılar açısından bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Uygulamanın tüm tarafları bir araya gelerek, sorunlar çözülmez olmadan konu bütün boyutları ile ele alınmalı ve düzenlemeler yapılmalıdır.
Principal aim of “intraoperative neuromonitoring” (IN) is to prevent the potential neurlogical deficits may caused by surgical process, which is very appropriate to the principal rule of medicine “primum non nocere”. In addition to reducing the neurological deficits, monitoring of the neurological structures, also provides very valuable knowledge about anatomy and physiology of central nervous system. IN become almost routine technique during the surgeries concerned to the central and/or peripheral neurological structures. The used monitoring technique varies according to the involving neurological structure, and the aim of the surgical intervention. Because of this, the stuff who runs the monitoring, must be well trained and experienced. As it similar in the other countries, there are serious controversies on the IN in our country by means of training, price, legal aspects. Before the problems hard to be solve, all the sides of the neuromonitoring must be together to regulate the all aspects of the issue.

ORIGINAL ARTICLES
6.Correlation of Electromyography and Magnetic Resonance Imaging Findings in the Diagnosis of Suspected Radiculopathy
Yıldız Arslan, Ebru Yaşar, Yaşar Zorlu
doi: 10.4274/tnd.99896  Pages 55 - 59
GİRİŞ ve AMAÇ: Elektrofizyoloji laboratuvarına şüpheli radikülopati tanısıyla gönderilen hastaların çoğu motor defisit olmadan ağrı ve uyuşukluk şikayetiyle başvuran gruptur. Biz elektromiyografinin (EMG) bu grup hastalarda radikülopatinin tanı ve tedavisinde faydalı olup olmadığını araştırmak istedik. Amacımız şüpheli radikülopati tanısında EMG ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulgularının sınıflandırılması ve korelasyonunun araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya en az 2 aydır boyunda ve belde başlayıp kola veya bacağa yayılan ağrı ve uyuşması olan 74 hasta dahil edildi. Diabetes mellitus, geçirilmiş disk veya omurga operasyonu, polinöropati, spinal kord hastalığı olanlar (tümör, enfeksiyon veya sirinks gibi) ile motor defisit ve anormal sinir iletim çalışmaları olan hastalar dışlandı.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 51,58±11,53 idi. Çalışmaya dahil edilen 41 (%55,4) hasta kadın, 33 (%44,6) hasta erkekti. Hastaların %48,8’inde (n=36) servikal radikülopati %51,2’sinde (n=38) lumbosakral radikülopati saptandı. En sık görülen MRG bulgusu protrüzyon (%37,8), en sık görülen EMG bulgusu re-innervasyondu (%59,5). EMG ve MRG bulgularının korelasyonu lomber radikülopatide istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,007), ancak servikal radikülopati olanlarda anlamlı değildi (p=0,976).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hafif ve orta evre radikülopatide MRG ve EMG sonuçları lomber radikülopati de uyumlu saptandı, ancak servikal radikülopatide uyumlu değildi.
INTRODUCTION: Patients with pain or numbness without motor deficits are the most common group referred to electrophysiology laboratories as suspected radiculopathy. We wanted to investigate whether electromyography (EMG) was useful for this group in the diagnosis or therapy of radiculopathy. Our aim was to investigate the correlation and classification of EMG and magnetic resonance imaging (MRI) findings in the diagnosis of suspected radiculopathy.
METHODS: We included 74 patients with a ≥2-month history of numbness and pain in the neck and back that radiated into the arm or leg. Patients with diabetes mellitus, previous disc or spine operation, polyneuropathy, spinal cord diseases (tumor, infection or syrinxs), motor deficits, and abnormal nerve conduction studies were excluded.
RESULTS: The mean age of the patients was 51.58±11.53 years. In total, 41 (55.4%) patients were women and 33 (44.6%) were men; 48.8% (n=36) showed cervical radiculopathy and 51.2% (n=38) exhibited lumbosacral radiculopathy. The most common MRI finding was protrusion (37.8%), and the most common EMG finding was re-innervation (59.5%). The correlation of MRI and EMG findings was significant in lumbar radiculopathy (p=0.007), but not in the cervical radiculopathy results (p=0.976).
DISCUSSION AND CONCLUSION: EMG and MRI findings were compatible for lumbar radiculopathy, but not for cervical radiculopathy in mild to moderate grades.

7.Investigation of Magnetic Resonance Spectroscopy Findings in Patients with Absence Status Epilepticus
Zeynep Aydın Özemir, Betül Baykan, Ebru Nur Vanlı Yavuz, Serra Sencer
doi: 10.4274/tnd.25633  Pages 60 - 66
GİRİŞ ve AMAÇ: Absans status epileptikus (ASE) çok uzun yıllardır tanınan bir tablo olmakla birlikte patofizyolojisi henüz bilinmemektedir ve GABAerjik mekanizmalar üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada nöronal kayıp ve/veya disfonksiyon hakkında in vivo olarak bilgi veren manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yapılarak ve sağlıklı kontrollerle (SK) kıyaslanarak ASE’nin etiyopatogenezini aydınlatmaya yönelik bilgiler edinmek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tekrarlayan ASE atakları olan ve ‘Uluslararası Epilepsi ile Savaş Ligi’ tarafından yapılmış sınıflamaya göre genetik jeneralize epilepsi (GJE) tanısı almış dört hasta incelenmiştir. Talamus ve frontal loblara ayrı ayrı 20x20x20 mm boyutlarında vokseller yerleştirilmiş ve elde edilen N-asetil aspartat (NAA), kolin (Ko) ve kreatin (Kr) değerleri yaş ve cins olarak eşlenmiş on SK ve on diğer GJE tanısı almış olan kontrol gruplarıyla uygun istatistiksel yöntemlerle kıyaslanmıştır.
BULGULAR: ASE hastalarında frontal lob ve talamus NAA/Kr oranları SK’lara ve diğer GJE’lilere göre düşük, ayrıca frontal lob Ko değerleri, Ko/Kr oranları ASE grubunda daha belirgin olmak üzere tüm GJE hastalarda normallere kıyasla yüksek saptanmıştır. GJE’li hastalarda ASE varlığı ile; frontal Ko/Kr oranı arasında pozitif, frontal NAA/Kr oranı arasında negatif, talamus NAA/Kr oranı arasında negatif (p=0,002, z=-0,745) ilişki kaydedilmiştir. Absans nöbet varlığı ile; talamus NAA/Kr oranı ve NAA düzeyi ile arasında negatif ilişki bulunmuştur. Prognoz ile talamus NAA düzeyi arasında (p=0,026, z=-0,591) ve NAA/Kr oranı arasında (p=0,013, z=-0,645) negatif korelasyon saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çok nadir rastlanması nedeniyle olgu sayımız az olmakla birlikte, ASE’li olgularda yapılan bu ilk çalışmada frontal loblarda ve talamusta MRS ile saptanan nöronal fonksiyon bozukluğunun ASE atakları olmayan GJE’lilere göre daha fazla olduğu ve bozukluğun prognozu olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Çalışmamız talamo-kortikal devrelerdeki bu bozukluğun ASE ataklarının altında yattığını düşündürmüştür.
INTRODUCTION: Absence status epilepticus (ASE) has been well recognized for many years, but its pathophysiology has not yet been illuminated and there are speculations about GABAergic mechanisms. We aimed to study the etiopathogenesis of ASE by using magnetic resonance-spectroscopy (MRS), which gives in vivo information about neuronal loss and/or dysfunction by correlating the results with age- and sex-matched normal healthy controls (HC).
METHODS: Four patients with genetic generalized epilepsy (GGE), which was diagnosed in accordance with the International League Against Epilepsy criteria, with recurrent ASE were investigated. The control groups consisted of ten age- and sex-matched patients with HC and ten patients with GGE. MRS measurements of N-acetylaspartate (NAA), choline-containing compounds (Cho), and creatine (Cr) were performed in the frontal lobes and thalamus bilaterally with a voxel size of 20x20x20 mm, the values of the patients were compared with those of the controls using appropriate statistical tests.
RESULTS: In patients with ASE, NAA/Cr levels were decreased when compared with those with HC and GGE in the frontal lobes and thalamus. Moreover, frontal lobe Cho values and Cho/Cr ratios were elevated in all patients with GGE, and more pronounced in patients with ASE comparison with those with HC. There was a positive correlation of ASE with the frontal Cho/Cr ratio and a negative correlation with NAA/Cr ratios in patients with GGE (p=0.002, z=-0.745). The presence of absence seizures related negatively to the thalamic NAA/Cr ratio and NAA levels. Prognosis showed a negative correlation with thalamic NAA levels (p=0.026, z=-0.591) and the NAA/Cr ratio (p=0.013, z=-0.645).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although our sample size was small due to the rarity of the condition, this first MRS study in patients with ASE showed that neuronal dysfunction in frontal lobes and thalamus was more pronounced when compared with those with GGE and related to poor prognosis. Our study suggested that the dysfunction in thalamocortical circuits might underlie ASE attacks.

8.Investigation of Patients with Hippocampal Sclerosis Associated with Unusual Epileptic Activities
Ebru Nur Vanlı Yavuz, Hakan Yener, Zeynep Aydın Özemir, Nerses Bebek, Candan Gürses, Ayşen Gökyiğit, Betül Baykan
doi: 10.4274/tnd.80037  Pages 67 - 72
GİRİŞ ve AMAÇ: Hipokampal skleroz (HS) genelde elektroensefalografide (EEG) ön temporal elektrotlarda görülen tipik dikenler/keskin dalgalar ile ilişkilidir. Çalışmada bu odaklardan farklı lokalizasyonlarda epileptik odakların ve aktivitelerin görüldüğü olguların, tipik odakları olanlara kıyasla klinik, elektrofizyolojik özelliklerinin ve prognoz farklarının araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Merkezimizde mezyal temporal lob epilepsisi ile giden HS tanısıyla takipli olgular çalışmaya dahil edildi. Tüm manyetik rezonans görüntülemeler (MRG) iki ana HS tanı kriterinin (hipokampal yapılarda atrofi ve T2 ya da FLAIR sekanslarında sinyal artışı) varlığı açısından incelendi. Tüm EEG ve video EEG incelemeleri (toplam 496 adet) T1/2, F7/8, T3/4 odakları dışında farklı bir alanda epileptik aktivitesi olan ve olmayan hastalar açısından incelendi. Klinik ve diğer laboratuvar incelemeleri iki araştırmacı tarafından retrospektif olarak değerlendirildi. Olağan dışı odağı olan hastalarla olağan dışı odağı olmayan hastalar istatistiksel yöntemlerle kıyaslandı.
BULGULAR: Yirmisinde olağan dışı (%16,1) epileptik aktivite olan (grup 1), 104’ünde ise olağan dışı epileptik aktivite olmayan (grup 2) toplam 124 hasta çalışmaya dahil edildi. Olağan dışı epileptik aktivitelerden on biri posterior temporal (T5/T6), dördü frontal (F3/F4), dördü frontopolar (Fp1/Fp2), ikisi oksipital (O1/O2), üçü santral (CP/FC) lokalizasyonluydu ve iki hastada ise jeneralize epileptiform deşarjlar izlendi. Temel aktivite yetersizliği, interiktal nonspesifik yaygın yavaşlama, atipik nöbet sonlanma paterni grup 1’de anlamlı olarak fazla bulundu. Uygun preoperatif cerrahi hazırlık sonrası 49 hasta ameliyat olmuştu ve grup 2 de cerrahi sonrası daha iyi prognoza eğilim olsa da her iki grup arasında ameliyat sonrası prognoz açısından anlamlı farklılık yoktu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız HS olgularında %15,9 oranında olağan dışı epileptik odakların görülebildiğine dikkat çekmiştir. Bazı HS olguları bu atipik interiktal EEG bulgularını göstermekle birlikte, uygun şekilde preoperatif incelemeleri yapıldığında, iyi post-operatif prognoz gösterebilmektedir.
INTRODUCTION: Hippocampal sclerosis (HS) is usually associated with typical anterior temporal spikes/sharp waves in the electroencephalography (EEG). We aimed to investigate the clinical, electrophysiologic differences, and prognosis between HS patients with unusual epileptic foci in comparison with patients with typical foci.
METHODS: Patients diagnosed who were diagnosed as having mesial temporal lobe epilepsy with HS in our center were included. All magnetic resonance imaging (MRI) results were investigated for the presence of two major criteria of HS diagnosis, namely T1 atrophy and T2 hyperintensity. All EEG and video-EEG investigations (a total of 496) were re-evaluated for unusual epileptic activities except T1/2, F7/8, T3/4 foci. Clinical and other laboratory data were retrospectively reevaluated by two investigators and the groups with usual and unusual epileptic activities for this syndrome were statistically compared.
RESULTS: A total of 124 patients including 20 (16.1%) with unusual epileptic activities (group 1) and 104 patients with typical foci (group 2) were evaluated. We observed 11 posterior temporal (T5/T6), four frontal (F3/F4), four frontopolar (Fp1/2), two occipital (O1/O2), three central (CP/FC) unusual foci, and two generalized epileptiform discharges in these 20 patients. Impaired background activity, nonspecific interictal diffuse slowing, and atypical seizure offset patterns were more frequently observed in group 1. Forty-nine patients underwent surgery after appropriate preoperative diagnostics; there was no significant difference in the postoperative outcome between the groups despite a tendency to better prognosis in group 2.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our study showed that unusual epileptic foci could be seen in 16.1% of patients with HS. Although some patients with HS have these atypical interictal EEG findings, they might obtain good post-operative outcomes when preoperative diagnostics are appropriately planned.

9.Hyperemesis Gravidarum and Cerebral Electrophysiology Determination of Cerebral Localization through Electroencephalography Signal Processing
Hakan Ahmet Ekmekci, Arzu Setenay Yılmaz, Muhammet Üsame Öziç, Yüksel Özbay, Özlem Seçil Kerimoğlu, Çetin Çelik, Şerefnur Öztürk
doi: 10.4274/tnd.94695  Pages 73 - 79
GİRİŞ ve AMAÇ: Hiperemezis gravidarum (HG) hamilelik sırasında aşırı kusma ve bulantının ortaya çıkardığı bir hastalıktır. Normal gebelikte sıklıkla görülen basit bulantı ve kusmadan farklı olarak sebebi tam olarak bilinmeyen bir durumdur. Beynin HG’deki yeri ve rolü tam bilinmemektedir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Doğum Polikliniği’ne başvuran HG tanısı alan takipli 30 hastanın ve 33 normal gebenin hamilelik dönemlerine göre Nöroloji Anabilim Dalı’nca elde edilen elektroensefalografi (EEG) sinyalleri incelenmiştir. Bu sinyaller, yüksek matematik ve gelişmiş mühendislik yazılımları ile irdelenmiştir. EEG örnekleme frekans 200 Hz’dir. Tüm kanallarda bulunan zaman eksenindeki sinyaller Welch yöntemi ile 0,1 Hz frekans çözünürlüğü, Hamming pencereleme ve 0,5 örtüşme oranı kullanarak frekans-güç ekseninde veriler elde edilmiştir. Ortaya çıkarılan güç spektral yoğunluğu ile tüm alt bantlar delta, teta, alfa ve beta olmak üzere oluşturulmuş ardından güç spektral yoğunlukları hesaplanmıştır. Her bir frekans alt bantı güç yoğunluğu o kanaldaki 0,5-30 Hz arası toplam güç yoğunluğuna bölünerek ortalama değerler göreceli olarak elde edilmiştir.
BULGULAR: Sonuç olarak ortalama güç yoğunluğu bakımından Fp1F3 için delta bandı, C3P3, F3C3, Fp1F3, P3O1, T5O1 için teta bantı anlamlı değişiklik gösterirken, diğer kanallar ve alt bantlarında anlamlı fark görülememiştir (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: HG ve normal gebelerde EEG sinyalleri güç spektral yoğunluğu bakımından incelendiğinde sol hemisferin frontal alanında delta bandı, fronto sentroparietal, parieto-oksipital alanlarda teta bantı anormalliği gözlenmiştir. Literatür ışığında bakıldığında HG’nin serebral aktivite anormalliği net gösterilemediği gibi yeri de tam belirlenememiştir. Ancak bu çalışmamızda olasılıkla ilk kez sol serebral hemisferin teta-delta bant aktivite anormalliği ve lokalizasyon farklılıkları gösterilmiştir. Bu nedenle rutin EEG çekimlerine spektral güç analizi yapılarak HG olguların ayırıcı tanısında yardımcı olabilecek bir lokalizasyon tespit edilmiştir.
INTRODUCTION: Hyperemesis gravidarum (HG) is a disease characterized by excessive vomiting and nausea during pregnancy. It differs from normal pregnancy where simple nausea and vomiting are seen frequently with unknown cause. The place and role of the brain in HG is unknown.
METHODS: Thirty-three healthy pregnant women and 30 patients diagnosed with HG admitted to Selçuk University Faculty of Medicine, Obstetrics and Gynecology Department were included and electroencephalograph (EEG) signals of all patients obtained at Neurology Department were examined.
These signals were evaluated with high math and examined with developed engineering methods. The sampling frequency of the EEG was 200 Hz. Data were obtained in the frequency-power axis using 0.1 Hz frequency resolution, Hamming windowing, and 0.5 overlap ratio with signals on the time axis on all channels. All sub-bands have formed with unearthed power spectral density as delta, theta, alpha, and beta and after being created was calculated spectral densities.
RESULTS: As a result, while showing significant changes as delta band for Fp1F3, theta band for C3P3, F3C3, Fp1F3, P3O1, T5O1, for other channels and subbands has not seen any significant changes with regard to average power spectral density.
DISCUSSION AND CONCLUSION: HG and normal pregnancies, when examined in terms of power spectral density, abnormalities were observed in the EEG signals in the left hemisphere frontal area of the delta band, fronto-centro-parietal, and parietal-occipital areas of the theta band. In light of the literature, neither cerebral abnormalities in HG could be displayed nor the place of abnormality could be shown. However, this study is the first to clearly show abnormalities of theta-delta band activity and differences of locations in the left cerebral hemisphere.

CASE REPORT
10.Hemichorea and Hemiballismus Associated with Cerebral Vascular Malformation Induced by Hyperglycemia: Case Report
Ferda Selçuk, Mine Hayriye Sorgun, Süha Akpınar
doi: 10.4274/tnd.39205  Pages 80 - 83
Vasküler malformasyona bağlı hemiballizm, hemikore ve hiperglisemi birlikteliği olgusuna az rastlanmaktadır. Biz burada başlangıç kliniği sol taraflı istemsiz hareketler olan, yapılan tetkiklerde hiperglisemi saptanan, iyi regüle edilememiş tip 2 diabetes mellitus (DM) özgeçmişi olan ve kranyal manyetik rezonans görüntülemede (MRG) bazal ganglionlar düzeyinde venöz anjiom tespit edilen bir olguyu sunuyoruz. Kırk dokuz yaşındaki kadın hasta, yaklaşık bir aydır sol kol ve sol bacakta, istemsiz, atma şeklindeki hareket şikayeti ile başvurdu. Özgeçmişinde hipertansiyon ve tip 2 DM öyküsü vardı. Hastanın muayenesinde sol taraflı, kalça ve omuzdan başlayan, şiddetli, atma şeklinde hemiballizm görüldü. Hastanın bakılan tetkiklerinde kan şekeri 400 mg/dL olarak ölçüldü. Kranyal MRG’sinde sağ nükleus lentiformis düzeyinde venöz anjiyom ve sağ lateral ventrikül korpus lateralinde, subependimal yerleşimli, vasküler malformasyonu düşündüren lezyon tespit edildi ve ardından dijital dört damar serebral anjiyografisinde gösterildi. Takibinde kan şekeri regülasyonu sağlanan hastanın hemiballizminde tama yakın klinik düzelme oldu. Özellikle ileri yaşlı olgularda, akut veya subakut başlangıçlı kore-ballizm, özellikle sekonder nedenleri akla getirmelidir. Vasküler malformasyona bağlı hemiballizm, hemikore ve hiperglisemi birlikteliği olgusuna az rastlanmaktadır. Sunulan olguda iyi regüle edilememiş DM hastamızın kliniğinin belirmesinde kolaylaştırıcı etken olduğunu ve yine literatürde az rastlanan venöz anjiyom ve kore-ballizm birlikteliğinde, venöz anomalinin özellikle kitle etkisinin klinikten sorumlu olabileceğini düşünüyoruz.
Hemichorea, hemiballismus, and hyperglycemia associated with vascular malformation is rare. We report a patient who presented with involuntary movements in the left-side with concurrent hyperglycemia. The patient had type 2 diabetes mellitus (DM) and a venous angioma in the basal ganglia on the cranial magnetic resonance imaging (MRI). A woman aged 49 years presented with flinging and throwing movements of the left upper and lower limb, which she had had for one month. Her neurologic examination confirmed involuntary, irregular, wide amplitude movements of the left limbs consistent with left hemiballismus. She had hypertension and type 2 DM. Her glucose level was 400 mg/dL. Cranial MRI showed a cavernoma in the right subependymal area of the lateral ventricle and a venous angioma in the right nucleus lentiformis, which was confirmed on digital subtraction angiography. Hemiballismus improved after blood glucose level had been regulated in the follow-up period. Especially in the elderly secondary causes should be investigated in patients with acute or subacute onset of choreaballismus. We think that our patient’s clinical presentation was induced by unregulated DM. Venous angioma with chorea-ballismus is rarely stated in literature and we presume the mass effect of venous angioma could be responsible of our clinical findings.

11.Progressive Myoclonic Epilepsy and NEU1 Mutation: A Different Phenotypic Case
Ebru Nur Vanlı Yavuz, Güneş Altıokka, Zeliha Matur, Mikko Muona, Nerses Bebek, Candan Gürses, Anna Elina Lehesjoki, Ayşen Gökyiğit, Betül Baykan
doi: 10.4274/tnd.32650  Pages 84 - 87
Siyalidozlar, NEU1 geninde mutasyon sonucu gelişen otozomal resesif geçişli bir grup lizozomal depo hastalığıdır. Tip 1 siyalidozda tipik olarak fundus muayenesinde “cherry-red spot” görülür. Bu çalışmada “cherry-red spot” bulgusu olmadığı halde genetik incelemeler sonrasında NEU1 mutasyonu saptanan 37 yaşında kadın olgu, siyalidoz tablolarındaki fenotipik çeşitliliğe dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Anne baba akrabalığı olan, ilerleyici ataksi, dirençli epilepsi ve miyoklonileri olan hastalarda progresif miyoklonik epilepsiler yönünden diğer etiyolojilerin yanı sıra fundus muayenesi normal olmasına rağmen siyalidoz da genetik açıdan araştırılmalıdır. Doğru tanı aileye danışmanlık verilmesi açısından önemlidir.
Sialidosis are autosomal recessive inherited disorders caused by a mutation on the NEU1 gene. In type 1 sialidosis, a “cherry-red spot” can be observed in fundoscopic examinations. In this study, a woman aged 37 years without “cherry-red spot” on ophthalmologic examination is reported to draw attention to a new phenotypic variation. Although an ophthalmologic examination was normal, for patients with consanguineous parents with progressive ataxia, drug-resistant epilepsy and myoclonus must be investigated for progressive myoclonic epilepsy and genetic analysis for sialidosis must be performed. The diagnosis is also crucial for genetic consultancy of the family.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
12.A Case of Neuromyelitis Optica Presenting with Intractable Hiccups and Vomiting: Area Postrema Syndrome
Derya Kaya, Egemen İdiman, Fethi İdiman, Onur Bulut, Nuri Karabay
doi: 10.4274/tnd.90692  Pages 88 - 89
Abstract | English Full Text

13.Cystic Lesions in Spinal Astrocytoma
Ahmet Evlice, Dilek İşcan, Meltem Demirkıran
doi: 10.4274/tnd.46872  Pages 90 - 91
Abstract | English Full Text

14.Intracranial Hematoma in Herpes Simplex Encephalitis: A Rare Complication
Özlem Ethemoğlu, Mehmet Fırat, Kadri Burak Ethemoğlu, Mehtap Kocatürk
doi: 10.4274/tnd.75547  Pages 92 - 93
Abstract | English Full Text

FRONTIERS IN NEUROLOGY
15.An Approved Treatment in Periodic Paralyses: Diclorphenamide
Mine Sezgin
doi: 10.4274/tnd.26213  Page 94
Abstract | English Full Text

16.Does Clopidogrel have an Effect on Migraine Attacks that Emerge after Closure of Atrial Septal Defects?
Halil İbrahim Akçay, Murat Kürtüncü
doi: 10.4274/tnd.79990  Pages 95 - 96
Abstract | English Full Text

MEETING HIGHLIGHTS
17.Meeting Highlights
Uğur Uygunoğlu, Melih Tütüncü
doi: 10.4274/tnd.88896  Pages 97 - 98
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale