e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 21 (1)
Volume: 21  Issue: 1 - 2015
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I

REVIEWS
2.Multiple Sclerosis and Dentistry: A Contemporary Evaluation
Hasan Hatipoğlu, Sibel Canbaz Kabay, Müjgan Güngör Hatipoğlu
doi: 10.4274/tnd.29974  Pages 1 - 6
Multipl skleroz (MS) santral sinir sistemini etkileyen kronik, enflamatuvar, demiyalizan bir hastalıktır. Hastalık otoimmün özellikler sergilemektedir. Etiyolojisi tam olarak bilinmemesine rağmen çevresel ve genetik faktörler suçlanmaktadır. MS ile diş hekimliği uygulama ve klinik tablolarının arasındaki ilişki literatürde sıklıkla tartışılmıştır. Gerek MS teşhisi, gerekse de dental tedavinin gerçekleştirilmesinde özel dikkat gerektiren süreçlerin bulunması MS hastalarının genel ve dental sağlık durumlarının optimize edilmesi için disiplinler arası işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Bu derlemede, MS ile diş hekimliği alanında yapılan çalışmalar, MS’i bulunan bireylerde dental tedavi sürecindeki öneriler irdelenmiş ve tartışılmıştır.
Multiple sclerosis (MS) is an inflammatory, demyelinating condition affecting the central nervous system. MS exhibits characteristics of an auto-immune disease. Etiology of this condition remains unknown but environmental and genetic factors are often thought to be responsible. A possible relationship between dentistry and MS has often been mentioned in the literature. Special attention and interdisciplinary cooperation are required in the diagnosis of MS and the application of dental treatments in order to optimize general and dental health status of patients with MS. In this review, MS-dental related studies and recommendations for dental treatment approaches for individuals with MS are discussed.

ORIGINAL ARTICLES
3.Linear Modeling of Multiple Sclerosis and Its Subgroubs
Yeliz Karaca, Onur Osman, Rana Karabudak
doi: 10.4274/tnd.82957  Pages 7 - 12
AMAÇ: Bu çalışmada McDonald kriterlerine göre klinik kesin multipl skleroz (MS) hastası olan, 20 ile 55 yaşları arasında, tekrarlayan ve düzelen multipl skleroz (RRMS), ikincil ilerleyen multipl skleroz (SPMS), birincil ilerleyen multipl skleroz (PPMS) 120 hasta ve kontrol grubu olarak MS olmayan 19 sağlıklı birey alındı. MS olgularının özürlülük dereceleri özürlülük durum ölçeği (EDSS) kullanılarak belirlendi. Beyin sapı, korpus kallosum-periventriküler, üst servikal bölgeler olmak üzere üç bölgedeki lezyon bilgileri alındı. EDSS değişimi ve üç bölge için okunan MR görüntülerindeki lezyon sayısı ve büyüklük bilgilerinin yıllar içerisinde değişimleri incelenerek MS tanısı ve alt gruplarının doğrusal matematik modellerle belirlenmeye çalışıldı.
YÖNTEMLER: Üç bölgedeki lezyon sayıları ve lezyon sayılarının maksimum, minimum, varyans, ortalama değerleri MR parametreleri olarak belirlendi. MS hastalığı ve alt grupları ile kontrol grubunun MR parametreleri ve EDSS skoru sonuçlarını karşılaştırmak için korelasyon katsayıları hesaplandı. MR parametreleri ve EDSS skorlarına bağlı doğrusal modeller en küçük kareler yöntemi kullanılarak hatayı minimum yapacak şekilde oluşturuldu.
BULGULAR: MR parametrelerine bağlı doğrusal modelde; hasta/normal ayrımı için %100’lük bir barı ile aşarım elde edilmiştir. RRMS/SPMS, PPMS ayrımı için %94, RRMS/SPMS ayrışımı için %78,94’e kadar başarım sağlanmaktadır. Hastaların PPMS olup olmadıkları ise bu değişkenlerle %95’lik bir başarım ile elde edilmiştir. EDSS skorları göz önünde bulundurularak yapılan doğrusal modelde hasta/normal ayrımında %99, RRMS/SPMS, PPMS ayrımı için yapılan modelde %94, RRMS/SPMS ayrımı %64, PPMS ayrımı ise %95 başyapılmıştır.
SONUÇ: MR görüntülerinden elde edilen çeşitli özelliklerin ve EDSS skorunun MS tanısı ve alt grupları ile yüksek bir korelasyona sahip olduğu, bu nedenle doğrusal bir modelin geliştirilebileceği belirlenmiş olup, en yüksek korelasyona sahip özellikler kullanılarak çeşitli doğrusal modeller geliştirilmiş ve yüksek başarım elde edilmiştir.
OBJECTIVE: In this study,120 patients diagnosed with clinical multiple sclerosis (MS) of relapsing remitting type (RRMS), secondary progressive type (SPMS) and primary progressive type (PPMS) were examined, as well as 19 healthy subjects. All subjects were between the ages of 20 and 55. Disability levels of MS symptoms were determined using Expanded Disability Status Scale (EDSS). We focused on three regions in the brain, brain stem, periventricular corpus callosum, and upper cervical regions EDSS scores and number of lesions in these three regions are considered as the parameters of the linear mathematical model to determine the subgroups of the disease.
METHODS: Initially, the distinction between healthy subjects and patients was made. Then, if the subject was determined to have MS, the distinction of type, i.e. RRMS, SPMS/PPMS, and later, RRMS/SPMS distinction was made. In all determinations linear models were used and number of lesions in the specified three regions and EDSS scores were assumed as the parameters of the model. The coefficients of the models were obtained by least squares method.
RESULTS: In the linear model attached to MR parameters, there was 100% success for distinction of patients and healthy subjects. Success for distinction of RRMS and SPMS/PPMS patients and RRMS/SPMS patients was 94% and 78.94%, respectively is attained. Based on EDSS scores, linear model provides 99% success in the distinction between patients and healthy subjects. In the models created for the distinction between groups, success rate was 94% was for RRMS-SPMS/PPMS and 64% for RRMS/SPMS.
CONCLUSION: The correlation of MS diagnosis using various features obtained from MR images and EDSS scores with subgroups of the disease and the possibility of developing a linear model were determined. Using the features having the highest correlation rate, various linear models were developed and high success was achieved.

4.Complementary and Alternative Therapy Use in Multiple Sclerosis: A Cross-Sectional Survey
Muhteşem Gedizlioğlu, Sema Yumurtaş, Aka Uluğ Trakyalı, Fünüzar Yıldırım, Pınar Ortan, Aslı Köşkderelioğlu
doi: 10.4274/tnd.46354  Pages 13 - 15
AMAÇ: Multipl skleroz (MS) hastaları arasında alternatif ve tamamlayıcı tedavilerin (ATT) kullanımının, ATT kullanan bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile hastalığa ilişkin verilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: MS polikliniğimizde takip edilen, Ege bölgesinde, çoğunluğu İzmir şehir merkezinde yaşayan, 101 MS hastasına, ATT kullanımına ilişkin sorular içeren bir anket verildi. ATT kullanan ve kullanmayan hastalar sosyo-demografik ve klinik özellikleri açısından istatistiksel olarak karşılaştırıldılar.
BULGULAR: Ankete katılan hastaların çoğunluğu kadındı (%65). Hastaların çoğu relapsing-remitting tipte (RRMS) idi (%90,1). Tüm bireylerin %68’i ATT’den haberdar olmadığını belirtti. Yalnızca 26 hasta herhangi bir zamanda ATT kullanmıştı ve 6 kişi bu tedaviye devam etmekteydi. Alternatif ve tamamlayıcı tedavi kullanmış olanlardan %50’si anlamlı bir fayda görmemişti.
SONUÇ: Çoğunluğu İzmir şehir merkezinde yaşayan ve eğitim düzeyi iyi olan MS hastalarımızın çoğamau ATT hakkında bilgi sahibi değildi. Bu tür tedavileri düzenli uygulayan ve faydasını gören herhangi bir hasta yoktu. Alternatif ve tamamlayıcı tedavileri uygulayan ve uygulyan hasta grupları arasında EDSS ile belirlenen engellilik düzeyi, MS tipi, hastalık süresi, yaş, eğitim düzeyi ve yaşadıkları bölge açısından anlamlı bir fark izlenmedi.
OBJECTIVE: In this study, we aimed to document the use of alternative and complementary therapy (ACT) in multiple sclerosis (MS) patients, and the relationship with socio-demographic characteristics and clinical data of the ACT users.
METHODS: We evaluated 101 MS patients followed in our outpatient clinic and living in Eagean district, mostly in central İzmir. All of them completed a questionnaire related to the use of ACT. Patients who had used any type of ACT were statistically compared with patients who had never used such a treatment in terms of their socio-demographic and clinical variables.
RESULTS: Of the 101 patients reviewed, 65% were women. The majority of the patients had relapsing-remitting MS (90.1%). Sixty eight percent of participants reported never using ACT. Twenty six of the patients had tried an alternative treatment once. Only half of them reported some benefit. However, only six patients were still on this treatment.
CONCLUSION: We conclude that our patients who were mostly living in the central city and had medium to high educational levels, did not have knowledge about ACT. The patients using such therapies mostly did not experience a meaningful benefit. No statistically meaningful difference was found between the alternative treatment users and non-users regarding EDSS scores, MS subtype, disease duration, age, educational level and residential district.

5.Facial Emotion Recognition and Discrimination Deficit in Idiopatic Parkinson Patients
Ersin Kasım Ulusoy, Emre Ayar, Deniz Bayındırlı
doi: 10.4274/tnd.44227  Pages 16 - 21
AMAÇ: İdiopatik Parkinson hastalığının (İPH) tanı ve tedavisinde motor belirtiler önem taşır. Üzerinde daha az durulan motor olmayan semptomlardan olan yüzlerde duygu tanıma bozukluğu, sosyal ilişkileri ve dolayısıyla yaşam kalitesini engeller. Nörogörüntüleme çalışmaları İPH’deki yüz ifadesi tanıma bozukluğundan amigdalanın sorumlu olduğuna işaret etmektedir. Çalışmamızda, sosyal ilişkilerin önemli bir parçası olan yüzlerde duygu tanıma ve ayırt etme yetisinin İPH’deki bozulmasıyla hastalığın klinik özellikler arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya nöroloji polikinliğinde İPH tanısı ile takip edilen 41 İPH hastası ve 38 sağlıklı kontrol dahil edildi. Her iki gruba da Yüzde Dışavuran Duyguların Tanınması Testi (YDTT) ve Yüzde Dışavuran Duyguların Ayırt Edilmesi Testi (YDAT) uygulandı. Hasta ve kontrol grubunun klinik ve demografik özellikleri kayıt edildi. Hastalığın evrelendirmesi Hoehn-Yahr (H ve Y) skalası ile, klinik bulguların derecelendirilmesi ise Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) ile belirlendi. Gruplar yüzde dışavuran duyguyu tanıma ve ayırt etmedeki becerileri açısından birbirleriyle karşılaştırıldı.
BULGULAR: İPH hastalarında YDTT ortalaması 12,64±5,55, YDAT ortalaması 17,84±4,94 olarak bulundu. Bu testlerin ortalaması kontrol grubu ile kıyaslandığında, hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha bozuk olarak saptandı. Bu bozukluk H ve Y evresi ve BPHDÖ ile korele bulundu. Yüzde dışa vuran duygulardan ise en bozuk olanı 2,29±1,26 ile korku duygusu idi.
SONUÇ: Bu çalışmanın sonuçları İPH hastalarının yüzlerde dışa vuran duyguları tanımada ve ayırt etmedeki yaşadığı güçlüklerin normal popülasyona göre daha fazla olduğunu gösterdi. Bu fark hastalığın evresi ve klinik ciddiyet derecesi ile de korele bulundu. Bu verilere göre İPH hastalarında bozulmuş olan toplum içi ilişkilerin ve işlevselliğin düzenlenmesi, tedavi ve rehabilitasyon hedeflerinin oluşturulmasında da önemli bir adım olacaktır.
OBJECTIVE: Motor symptoms are the primary focus in diagnosis and treatment of idiopathic Parkinson disease (IPD). But facial emotion recognition disorder, one of non-motor symptoms of the disease, reduces quality of life significantly by disrupting social interaction. Facial emotion recognition and discrimination ability is an important part of social interaction. Neuroimaging studies highlight amigdala as the locus of facial emotion recognition disorder in IPD. The aim of this study is to investigate the relationship between clinical features and impairments in facial emotion recognition and discrimination ability.
METHODS: This study involves 41 patients followed with IPD in neurology outpatient clinic and 38 healthy controls. Facial Emotion Identification Test (FEIT) and Facial Emotion Discrimination Test (FEDT) were carried out for both groups. Clinical and demographic features of patient and control groups were recorded. Hoehn-Yahr (H and Y) scale was used for staging of disease and Unified Parkinson’s Disease Rating Scale (UPDRS) was used for assessment of clinical severity. The results of both groups were compared with Kruskal Wallis and Pearson’s Chi Square tests.
RESULTS: Average of FEIT and FEDT in patients with IPD are 12.64±5.55 and 17.84±4.94, respectively. When these values were compared with control group, they were worse than control group (p<0.01). This impairment was correlated with H and Y and UPDRS stages. The most impaired one among facial exogenous sensations was fear sensation with 2.29±1.26.
CONCLUSION: This study shows that patients with IPD have more difficulty than normal population in recognition and discrimination of facial exogenous emotions. This difficulty was correlated with stage and clinical severity of disease. We hope that these findings will be an important step in regulation of impaired social intercourse and functionality in IPD and will help determining rehabilitation targets.

6.Early Clinical Predictors of Disability in Multiple Sclerosis
İrem Fatma Uludağ, Aydın Kaya, Burcu Selbest Demirtaş, Bedile İrem Tiftikçioğlu, Yaşar Zorlu
doi: 10.4274/tnd.69320  Pages 22 - 26
Amaç: Bu çalışmanın amacı relapsing-remitting multipl skleroz (RRMS) hastalarında erken dönemdeki demografik ve klinik prognostik belirteçlerin ortaya konulmasıdır.
Gereç ve Yöntem: On yıldan uzun süredir takip edilen 112 RRMS hastasında hastalığın başlangıç yaşı, ilk klinik bulgular ve ilk 5 yıldaki atak sayısı ile 5. ve 10. yıldaki Kurtzke Expanded Disability Status Scale (EDSS) değerleri karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Ortalama EDSS tanıda 1,69±0,91, hastalığın 5. yılında 1,84±0,98, 10. yılında 2,13±1,15’tir. İlk atak bulguları, 15 hastada (%13,4) optik nörit, 15 hastada (%13,4) beyin sapı, 51 hastada (%45,5) serebral hemisferler, 10 hastada (%8,9) spinal kord, 9 hastada (%8) serebellar fonksiyon bozukluğunu ve 12 hastada (%10,7) birden çok sistemin tutuluşunu işaret eden bulgulardır. Cinsiyet, hastalık başlangıç yaşı ve ilk atak semptomları ile uzun dönem özürlülük
arasında ilişki bulunmamıştır. İlk 5 yılda atak sayısının fazla olmasının kötü prognoz ile anlamlı birliktelik gösterdiği izlenmiştir.
Sonuç: RRMS’te tedavi planının daha erken ve doğru olarak oluşturulabilmesi için erken dönemde hastalığın ileriki seyrine ilişkin bilgi verebilecek klinik vfaktörlerin belirlenebilmesi önemlidir. Çalışmamızda RRMS’te ilk 5 yıldaki atak sayısının uzun dönemde kötü prognostik bir belirteç olduğu gösterilmiştirv.
(Türk Nöroloji Dergisi 2015; 21: 22-6)
Objective: The aim of the study was to examine the early predictive clinical factors for long term disability and prognosis in relapsing-remitting multiple sclerosis (RRMS).
Materials and Methods: Using a retrospective design, we studied 112 RRMS patients who were followed for more than 10 years. We investigated the relationship between sex, first attack symptoms, age at the disease onset, number of relapses in the first 5 years and Kurtzke Expanded Disability Status Scale scores (EDSS) at the 5th and 10th years of the disease.
Results: Mean EDSS were 1.69±0.91 at disease onset, 1.84±0.98 and 2.13±1.15 at 5th and 10th years of the disease. First attack symptoms were optic neuritis in 15 (13.4%), brain-stem dysfunction in (13.4%), cerebral hemispheric dysfunction in 51 (45.5%), spinal cord dysfunction in 10 (8.9%), cerebellar dysfunction in 9 (8%) and multisystemic symptoms in 12 (10.7%) patients. Gender, age at disease onset and first attack symptoms were not associated with the increase in EDSS, but EDSS at 5th and 10th years were significantly higher in patients with more frequent relapses in the first 5 years of the disease.
Conclusion: We demonstrated that the high number of relapses in the first 5 years of the disease is a significant risk factor for disease progression. (Turkish Journal of Neurology 2015; 21: 22-6)

CASE REPORT
7.Skull Base Osteomyelitis Presenting with Facial Paralysis, Low Cranial Nerve Palsies and Bilateral Carotid Involvement: A Case Report
Murat Mert Atmaca, Nilüfer Yeşilot Barlas, Oğuzhan Çoban
doi: 10.4274/tnd.05945  Pages 27 - 30
Kafa tabanı osteomiyeliti (KTO) tipik olarak immün sistemi baskılanmış kişilerde, özellikle yaşlı diyabetik hastalarda şiddetli otalji ve tek taraflı otore ile kendini gösterir. Genelde eksternal otitle birliktedir ama akut otitis media ve mastoiditin komplikasyonu olarak da görülebilir. Kafa tabanı osteomiyelitinin komplikasyonları arasında sinüs ven trombozu, menenjit, abse, kranyal nöropatiler, iskemik infarktların eşlik ettiği veya etmediği karotis invazyonu bulunmaktadır. Bu olgu sunumunda boğaz ve iki yanlı kulak ağrısı sonrası gelişen fasyal paralizi, alt kranyal sinir felçleri ve iki yanlı karotis tutulumu ile kendini gösteren bir
kafa tabanı osteomiyeliti olgusu bildirilmektedir.
Skull base osteomyelitis (SBO) typically presents with severe otalgia and unilateral otorrhea in immune-compromised, particularly in elderly diabetic patients. Skull base osteomyelitis usually presents with external otitis but it can also occur as a complication of acute otitis media and mastoiditis. Complications of SBO are venous sinus thrombosis, meningitis, abscess, cranial neuropathies and carotid invasion with or without ischemic stroke. Here we report a case with SBO presenting with facial paralysis, lower cranial nerve palsies and bilateral carotid involvement which occurred following sore throat and bilateral otalgia.

8.Trigeminal Neuralgia Caused by Pontocerebellar Angle Epidermoid Tumor: A Case Report and Review of Literature
Muhammet Bahadır Yılmaz, Semra Yılmaz, Ayhan Tekiner
doi: 10.4274/tnd.64597  Pages 31 - 33
Trigeminal nevralji (TN) en sık görülen kraniofasiyal ağrı sendromudur. TN etiyolojisi klasik (idiyopatik ve vasküler bası) ve semptomatik (tümör, demyelinizan ve iskemik) olarak ikiye ayrılır. Semptomatik olanlar özellikle pontoserebellar köşe yerleşimli tümörlerde görülür. Epidermoid tümörler tüm beyin tümörlerinin yaklaşık %1’ini ve pontoserebellar köşede yerleşen tümörlerin %5’ini oluşturur. Bu tümörler lokalizasyonu nedeniyle trigeminal nevralji ile karşımıza çıkabilir. Biz bu yazımızda epidermoid tümör kaynaklı trigeminal nevraljili olguyu sunuyoruz ve epidermoid tümör nedeniyle gelişen semptomatik trigeminal nevraljiye
yaklaşımı inceliyoruz.
Trigeminal neuralgia (TN) is the most commonly seen craniofacial pain syndrome. Etiology of TN can be divided into classical (idiopathic and vascular compression) and symptomatic (tumor, demyelinating, and ischemic) types. Especially, symptomatic trigeminal neuralgia is seen with tumors located in the cerebellopontine angle. Epidermoid tumors comprise about 1% of all brain tumors and 5% of tumors located in the cerebellopontine angle. These tumors may present with trigeminal neuralgia due to localization. In this article, we present case with trigeminal neuralgia due to pontocerebellar angle epidermoid tumor, as well as
examine to approach for symptomatic trigeminal neuralgia, due to epidermoid tumors.

9.Permanent Taste and Smell Disorders Induced by Clarithromycin: A Case Report
Nihat Şengeze, Vedat Ali Yürekli, Hasan Rıfat Koyuncuoğlu, Serkan Kırbaş
doi: 10.4274/tnd.13284  Pages 34 - 36
Klaritromisin makrolid grubundan bir antibiyotiktir. Bu grupta eritromisin, roksitromisin, troleandomisin, spiramisin ve azitromisin gibi diğer antibiyotikler de yer almaktadır. Bu grup antibiyotiklerin en yaygın kullanım alanları cilt, yumuşak dokular, ağız ve solunum yollarında gram pozitif bakterilerin yaptığı hafif ve orta derecedeki enfeksiyonlardır. Bu grup antibiyotiklerin peroral verildiklerinde bulantı, kusma, pirozis, gastrointestinal rahatsızlık, diyare, ürtiker ve diğer tür cilt döküntüleri, ilaç ateşi ve iştahsızlık gibi yan etkileri olduğu bilinmektedir. Bu yazıda klaritromisin kullanımı sonrası kalıcı tat ve koku duyusu kaybı gelişen bir olgu sunulmuştur. Literatür eşliğinde tat ve koku bozukluğuna sıklıkla neden olan ilaçlar ve etki mekanizmaları tartışılmıştır. (Türk Nöroloji Dergisi 2015; 21: 34-6)
Clarithromycin belongs to a group of medications called macrolide antibiotics. Other antibiotics in this group include erythromycin, troleandomycin, roxithromycin, spiramycin and azithromycin. The most common use of antibiotics in this group are mild to moderate infections of skin, soft-tissues, mouth and respiratory tract, caused by gram-positive bacteria. This group of antibiotics are known to have side effects such as nausea, vomiting, heartburn, gastrointestinal discomfort, diarrhea, hives, and other forms of skin rashes, drug-induced fever and anorexia when administered perorally. In this article a case who has permanent loss of smell and taste after the clarithromycin therapy has presented. Drugs that often cause taste and smell dysfunction and mechanisms of action are discussed accompanied by literature. (Turkish Journal of Neurology 2015; 21: 34-6)

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
10.Creutzfeldt-Jakob Disease in the Light of Diffusion Magnetic Resonance Imaging Findings
Nesrin Helvacı Yılmaz, Fikret Aysal, Özdil Başkan, Ebru Erbayat Altay, Ahmet Mithat Tavlı, Didem Taşkın, Lütfü Hanoğlu
doi: 10.4274/tnd.32657  Pages 37 - 38
Abstract | English Full Text

OTHER
11.Highlights in Headache in 2014

Pages 39 - 41
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale