e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 19 (2)
Volume: 19  Issue: 2 - 2013
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL ARTICLES
1.Epileptic Seizures in Multiple Sclerosis Patients
Kamber Zeqiraj, Nexhat Shatri, Jera Kruja, Afrim Blyta, Enver Isaku, Nazim Dakaj
doi: 10.4274/Tnd.46362  Pages 40 - 43
Amaç: Multipl skleroz (MS) olan hastalarda epileptik konvülsiyonlar olduğu iyi bilinen bir fenomendir. Kliniğimizde yaptığımız çalışmanın amacı MS hastalarının ortalama yaşı ve cinsiyeti ile konvülsiyonlar arasındaki korelasyonu ortaya koymak, MS hastalarındaki epileptik konvülsiyonların tiplerini cinsiyet / yaşa göre belirlemek, relapslar ve konvülsiyonlar arasındaki korelasyonu belirlemek ve başlıca elektrofizyolojik / görüntüleme değişikliklerini belirlemektir.
Ge­reç ve Yön­tem: Kosova Üniversitesi Nöroloji Kliniği’nde Ocak 2000 ile Aralık 2009 arasında izlenen 300 MS hastasının hastane dosyaları incelendi. Bütün hastalar Mc Donald MS kriterlerine uyuyordu. Epilepsi tanısı ILAE (International League Against Epilepsy) (1983) kriterlerine dayandırılırken, epileptik konvülsiyonlar ILAE sınıflandırmasına (1981) göre sınıflandırıldı.
Bulgular: Bu çalışmaya alınan 300 MS hastasından 49’unda (%16,33) konvülsiyon ya da epilepsi olduğu belirlendi. Kırkdokuz hastadan 23’ünde (%47) konvülsiyonlar ya da epilepsi MS tanısından sonra ortaya çıkmıştı. Altı hastada (%12,2) epilepsi nöbetleri MS tanısından önce görülürken, 20 hastada (%40,8) epilepsi tanısı multipl sklerozdan önce konmuştu. Bu hastalar antiepileptik(ler)le tedavi edilmekteydi. Epileptik konvülsiyonların MS tanısından sonra ortaya çıktığı 23 hastanın (%47) 17’sinde (%74) basit parsiyel konvülsiyonlar, 6’sında (%26) ise kompleks parsiyel konvülsiyonlar vardı. Çalışmamızda MS hastalarında epileptik konvülsiyonlar multipl skleroz tanısından yaklaşık 2,2 yıl sonra ortaya çıkmıştır.
Sonuç: MS hastalarında basit parsiyel nöbetler kompleks parsiyel nöbetlere gore 2.8 kat daha sıktır. Kadın hastalarda kompleks parsiyel nöbet prevalansı erkeklere göre daha fazladır.
Objective: The presence of epileptic seizures in patients with multiple sclerosis (MS) is a well-known phenomenon. The aims of our study, performed in our clinic are to point out the correlation of the mean age/gender and age of MS patients with the onset of seizures, to identify the types of epileptic seizures in MS patients by sex/age, to identify the correlation between relapses and seizures, and to identify the main electrophysiological / imaging changes.
Material and Met-hod: The medical records of 300 MS patients observed between January 2000 and December 2009 in the Neurological Clinic of University Clinical Centre of Kosova were reviewed. All patients fulfilled the McDonald MS criteria Epilepsy diagnosis was based on the ILAE (International League against Epilepsy) (1983) criteria while epileptic seizures were classified based on the ILAE classification (1981).
Results: Out of 300 MS patients enrolled in this study, 49 (16.33%) were identified with seizures or epilepsy. In 23 (47%) patients out of 49, seizures or epilepsy appeared after the MS diagnosis. In 6 patients (12.2%), epileptic attacks preceded the MS diagnosis, while in 20 patients (40.8%), epilepsy was diagnosed before multiple sclerosis. These patients were treated with antiepileptics. Out of 23 patients (47%) in whom the epileptic seizures appeared after the MS diagnosis, 17 (74%) had simple partial seizures, and 6 (26%) had complex partial seizures. Based to our study, the epileptic seizures in MS patients appeared about 2.2 years after the MS diagnosis.
Discussion: Simple partial seizures were 2.8 times more frequent compared to complex partial seizures. In female patients the prevalence of complex partial seizures was higher than in male patients with multiple sclerosis. (Turkish Journal of Neurology 2013; 19: 40-3)

2.Evaluation of Changes in Cerebral Structures in Migraine Patients with Diffusion and Perfusion MRI
Ali Kemal Erdemoglu, Ebru Kocacıklı Ocaklılar, Sevda Yılmaz
doi: 10.4274/Tnd.01488  Pages 44 - 51
AMAÇ: Çalışmanın amacı, klinik olarak migren tanısı almış olgularda Magnetik Rezonans (MR) Difüzyon tekniği ile beyin parankiminde olası iskemik alanın belirlenmesi, MR Perfüzyon tekniği ile parankimin vasküler yapısının ve olası anormalliklerinin değerlendirilmesi ve bu değerlerin benzer yaş aralığındaki sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: AMAÇ: Çalışmanın amacı, klinik olarak migren tanısı almış olgularda MR Difüzyon tekniği ile beyin parankiminde olası iskemik alanın belirlenmesi, MR Perfüzyon tekniği ile parankimin vasküler yapısının ve olası anormalliklerinin değerlendirilmesi ve bu değerlerin benzer yaş aralığındaki sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmasıdır.
HASTA VE METODLAR: Çalışmamıza yaşları 19-70 (ortalama 37.89±12.138) arasında değişen, toplam 45 interiktal dönemdeki hasta grubu (bunların 19’u auralı migren hastası) ile yaşları 24-62 (ortalama 36,95±13.77) arasında değişen, toplam 21 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak katıldı. Konvansiyonel MR, difüzyon ve perfüzyon ağırlıklı görüntüler alındı.


BULGULAR: Çalışmamızda hastaların %35.6’sında hiperintens iskemik odaklara rastlandı. Bunlar korona radiata ve frontal lobda daha yoğun olmak üzere beyinde dağınık olarak yerleşmekteydi. Difüzyon ağırlıklı incelemelerde patolojik bulguya rastlanmamış olup ADC değerlerinde hasta kontrol grubu karşılaştırılmasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Perfüzyon MR incelemelerinde ise migrenli hastalarda oksipital kortekste rCBF’da azalma, MTT ve TTP’de uzama, oksipital beyaz cevherde TTP’de uzama, her iki korona radiata düzeyinde rCBF’de azalma, MTT’de uzama ile sağ frontal beyaz cevherde MTT’de uzama, sentrum semiovalede TTP’de uzama ve ayrıca serebellumda, temporal beyaz cevherde, talamusta TTP’de uzama, serebellar kortekste MTT’de uzama rCBF ve rCBV’de azalma, pons sağ ve sol kesiminde TTP’de uzama saptandı.

SONUÇ: AMAÇ: Çalışmanın amacı, klinik olarak migren tanısı almış olgularda MR Difüzyon tekniği ile beyin parankiminde olası iskemik alanın belirlenmesi, MR Perfüzyon tekniği ile parankimin vasküler yapısının ve olası anormalliklerinin değerlendirilmesi ve bu değerlerin benzer yaş aralığındaki sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmasıdır.
HASTA VE METODLAR: Çalışmamıza yaşları 19-70 (ortalama 37.89±12.138) arasında değişen, toplam 45 interiktal dönemdeki hasta grubu (bunların 19’u auralı migren hastası) ile yaşları 24-62 (ortalama 36,95±13.77) arasında değişen, toplam 21 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak katıldı. Konvansiyonel MR, difüzyon ve perfüzyon ağırlıklı görüntüler alındı.
BULGULAR Çalışmamızda hastaların %35.6’sında hiperintens iskemik odaklara rastlandı. Bunlar korona radiata ve frontal lobda daha yoğun olmak üzere beyinde dağınık olarak yerleşmekteydi. Difüzyon ağırlıklı incelemelerde patolojik bulguya rastlanmamış olup ADC değerlerinde hasta kontrol grubu karşılaştırılmasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Perfüzyon MR incelemelerinde ise migrenli hastalarda oksipital kortekste rCBF’da azalma, MTT ve TTP’de uzama, oksipital beyaz cevherde TTP’de uzama, her iki korona radiata düzeyinde rCBF’de azalma, MTT’de uzama ile sağ frontal beyaz cevherde MTT’de uzama, sentrum semiovalede TTP’de uzama ve ayrıca serebellumda, temporal beyaz cevherde, talamusta TTP’de uzama, serebellar kortekste MTT’de uzama rCBF ve rCBV’de azalma, pons sağ ve sol kesiminde TTP’de uzama saptandı.
SONUÇ: Sonuç olarak calismamiz sonuclari, migrenli hastalarda interiktal donemlerde fizyopatolojik mekanizmalarin sonucu olarak beyindeki vaskuler yapilara ait değişiklikler perfuzyon MRI ve diffizyon MRI incelemelerinde gozlenmistir. Bu konuda ileri calışmalarin yapılması ve iktal ve interiktal donemlerin incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

OBJECTIVE: The purpose of this study is to determine the ischemic lesions throughout the brain parenchyma with magnetic resonance imaging (MR) diffusion technique, evaluate vascular architecture and possible abnormalities with MR perfusion technique in migraine patients and to compare these values with healthy individuals within a similar age group
METHODS: A total of 45 migraine patients in interictal period (19 patients were diagnosed with migraine with aura) with ages between 19-70 (mean 37.89±12.138) and 21 healthy volunteers patients with ages between 24-62 (mean 36,95±13.77) were included in the study. Conventional MRI, diffusion and perfusion MRI scans were obtained.
RESULTS: Hyperintense ischemic foci were encountered in 35.6% of patients. These lesions were scattered throughout whole brain parenchyma; were more intense at corona radiata and frontal lobe. No pathologic findings were encountered in diffusion-weighted images and no significant difference in ADC values between patient and control group (p>0.05). In MR perfusion studies in migraineurs demonstrated a decrease in rCBF, prolonged MTT and TTP at occipital cortex, prolonged TTP at occipital white matter, centrum semiovale, cerebellum, bilateral pons, bitemporal white matter and thalamus, decreased rCBF and prolonged MTT at bilateral corona radiata, prolonged MTT at right frontal white matter, prolonged MTT and decreased rCBF and rCBV at cerebellar cortex.
CONCLUSION: In migraine patients, changes in cerebral vascular structures that occur as a consequence of physiopathological events during interictal periods can be evaluated with MR perfusion and MR diffusion. Further studies and studies that compare both ictal and interictal periods are needed to confirm these findings.

3.Screening for Cognitive Impairment in Multiple Sclerosis with MOCA Test
Selma Aksoy, Emin Timer, Sibel Mumcu, Mücella Akgün, Elif Kırak, Dilek Necioğlu Örken
doi: 10.4274/Tnd.86570  Pages 52 - 55
AMAÇ: Bilişsel bozukluk multiple sklerozda (MS) özürlülüğün önemli nedenlerinden biridir. Montreal bilişsel değerlendirme ölçeği (MOBİD) yürütücü işlevler, görsel-mekansal beceriler, dil, dikkat ve konsantrasyon, soyut düşünme, bellek ve oryantasyondan oluşan farklı bilişsel alanları değerlendiren bir tarama testidir. Bu çalışmanın amacı MS’li hastaların bilişsel işlevlerini benzer yaş grubundaki kontroller ile MOBİD ölçeği kullanarak karşılaştırmaktır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Ekim-Aralık 2011 tarihleri arasında ardışık olarak Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Demiyelinizan Hastalıklar Polikliniğine başvuran gözden geçirilmiş McDonald 2010 kriterlerine göre MS tanısı konmuş, relapsing remitting MS seyir tipinde toplam 39 hasta ve 20 benzer yaş ve cinsiyet dağılımında sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hasta ve kontrollere Türkçe’ye çevrilmiş MOBİD ölçeği uygulandı. Toplam ve alt grup skorları karşılaştırıldı.
BULGULAR: Toplam MOBİD skoru hasta ve kontrollerde sırası ile 21,74±4,48 ve 26,9±2,53 idi. Toplam MOBİD skoru MS hastalarında kontrollere göre anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,000). Ayrıca dil, dikkat, bellek ve yürütücü işlevler alanlarında da belirgin bozulma saptandı. Bilişsel bozukluğu olan ve olmayan hastaların hastalık süresi ve expanded disability status scale (EDSS) skoru arasında fark bulunmadı.
SONUÇ: MS hastalarında dil, dikkat, bellek ve yürütücü işlevler alanlarında saptanan bilişsel bozukluk kontrol grubundan anlamlı farklı bulunmuştur. MOBİD bilişsel etkilenmenin erken evresinde kullanılan bir tarama testidir. Bulgularımız MOBİD ölçeğinin MS hastalarında da tarama amaçlı kullanılabileceğini desteklemektedir.
OBJECTIVE: Cognitive dysfunction is currently recognized as a significant cause of disability in multiple sclerosis (MS). The Montreal Cognitive Assessment (MOCA) is screening device used to evaluate executive functions, visuo-spatial abilities, language, attention, and concentration, abstract thinking, memory, and orientation domain. The aim of this study is to compare cognitive functions of MS patients with age-matched controls using MOCA test.
METHODS: Thirty nine subjects with a diagnosis of relapsing-remitting MS according to the 2010 revised McDonald criteria and 20 healthy volunteer controls participated in this study. Patients and controls underwent Turkish version of MOCA test. Total and subgroup scores were compared.
RESULTS: Total MOCA score in MS patients and controls were 21,74±4,48 and 26,9±2,53 respectively. Total MOCA score of MS patients was significantly lower than controls. Significant deterioration was also found in language, attention, memory and executive functions domain. Disease duration and expanded disability status scale (EDSS) did not differ in patients with and without cognitive deficits.
CONCLUSION: Patients with MS showed deterioration in language, attention, working and long term-memory and executive functions compared to controls. MOCA is a simple, stand-alone cognitive screening test with superior sensitivity. Our findings suggest that the MOCA test may be useful for screening cognitive impairment in MS patients early in the disease course.

4.Coexistence of Myotonic Dystrophy and Normal Pressure Hydrocephaly: Causative or Incidental?
Ebru Barcın, Mehmet Gürbüz, Ferah Kızılay, Kamil Karaali, Hilmi Uysal
doi: 10.4274/Tnd.29591  Pages 56 - 59
AMAÇ: Myotonik distrofi tip 1 (DM1), yalnız çizgili kasları değil aynı zamanda santral sinir sistemini de içeren birden fazla sistemi etkileyen, trinukleotid tekrarlarının neden olduğu otozomal dominant geçişli gen mutasyonu sonucu en sık görülen erişkin tip musküler distrofidir. DM1 tanılı hastalarda yapılan nörogörüntüleme bulguları ventriküler genişleme, posterior-superior trigonda beyaz cevher hiperintensiteleri (HWMPST), frontal kemikte kalınlaşma ve korpus kallsumda incelmedir. Ventikülomegali en sık bildirilen bulgu olmasına rağmen, DM1 ve normal basınçlı hidrosefali (NBH) birlikteliği olan az sayıda olgu sunumları vardır. Bu çalışmanın amacı DM1 tanılı retrospektif olgu serisinde ventrikülomegali sıklığını ve aynı zamanda NBH klinik sunumunu araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Klinik ve elektromyografik bulguları ile DM1 tanısı alan 20 hastada (9 kadın; ortalama yaş: 38,25±10,26 [aralık: 18-60]; ortalama hastalık süresi: 18,9 yıl±10,5 [aralık: 5-43]) nörogörüntüleme (sıklıkla beyin MRG) bulguları retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: 19 hastanın MRG’si, kalan bir hastanın ise BT’si değerlendirildi. Artmış ventriküloserebral indeks (VCI) ile hesaplanan ventrikülomegali yalnızca aynı zamanda kardeş olan iki hastada saptandı. Kardeşlerden birinde klasik NBH kliniği vardı. Ventriküloperitoneal şant sonrası hastanın üriner inkontinansı ve yürüme güçlüğü düzeldi.
SONUÇ: Bu retrospektif analiz, erişkin DM1’de ventrikülomegalinin sık görülen nörogörüntüleme bulgusu olduğu görüşünü desteklemedi. Tercihan anormal nörogörüntüleme bulguları ile trinükleotid tekrar sayısının muhtemel ilişkisinin de cevaplanacağı genetik verilerin de dahil olduğu tarzda tasarlanan bir prospektif çalışma, erişkin DM1 ile ventrikülomegalinin nedensel bir ilişkisi olup olmadığı ve zaten kendisi bir engellilik nedeni olan bu hastalığın ileri dönemlerini daha da komplike edebilecek, oysa ki erken tanındığında geri dönüşlü olabilen NBH’nin ventrikülomegalinin klinik sunumu olup olmadığı sorusuna cevap verebilir.
OBJECTIVE: Myotonic dystrophy type 1 (DM1) is the most common adult muscular dystrophy involving not only the striated muscle but also multiple systems including central nervous system, resulting from an autosomal dominantly inherited gene mutation causing trinucleotid repeats. Neuroimaging findings in patients with DM1 are ventricular enlargement, hyperintensity of white matter at the posterior-superior trigone (HWMPST), hyperostosis frontalis interna and thining of corpus callosum. Although ventriculomegaly is reportedly the most common finding, DM1 in association with normal pressure hydrocephalus (NPH) has been reported in anecdotal case reports. The aim of the study is investigate the frequency of ventriculomegaly and also clinical diagnosis of NPH in patients with DM1 in a retrospective case series.
METHODS: Neuroimaging (mostly cranial MRI) findings in 20 patients (9 women; mean age: 38,25 years ± 10,26[range: 18-60]; mean disease duration: 18,9 years ± 10,5 [5-43]) with DM1 diagnosed with clinical and electromyographic findings are examined retrospectively.
RESULTS: The available neuroimaging data came from MRI scans in 19 cases and CT scans in the remaining case. Ventriculomegaly as decided by increased ventriculocerebral index (VCI) was evident in only two patients who were siblings, one of whom also had classical NPH clinical triad. After ventriculoperitoneal shunt his urinary incontinence and gait difficulty had improved.
CONCLUSION: This retropective analysis did not support the view that the ventriculomegaly is a frequent neuroimaging finding in adult DM1. A prospective study, preferably with genetic data that would also allow the correlation of the number of trinucleotid repeats with the abnormal neuroimaging findings, might better answer the question whether ventriculomegaly is causally associated with adult DM1, and NPH could be its secondary clinical presentation, thus further complicating the late course of this already disabling disease, since that latter condition is reversable when recognized early.
Keywords: Myotonic dystophy Type 1, neuroimaging, ventriculomegaly, normal pressure hydrocephaly


CASE REPORT
5.Choreiform Movement Disorder Secondary to Intracerebral Cavernoma: Case Report
Banu Özen Barut, Bekir Enes Demiryürek, Özlem Türksoy
doi: 10.4274/Tnd.71501  Pages 60 - 62
Unilateral kore nedeniyle değerlendirilen yaşlı olgularda etyolojide vasküler nedenler ilk sırada yer alır. Ancak kavernoz anjiyom gibi konjenital, vasküler
malformasyonlara bağlı kore oldukça nadirdir. Bu yazıda, 83 yaşında tek taraflı, alt ekstremiteye lokalize kore nedeniyle değerlendirilen ve etyolojide kavernoz
anjiyom saptanan kadın hastayı sunmak ve bu olgu aracılığı ile geç başlangıçlı hareket bozukluklarında kore etyolojisini tartışmak istedik. (Türk Nöroloji Dergisi
2013; 19: 60-2)
Although vascular factors are considered primarily in the etiology of hemichorea among the elderly, chorea related to congenital vascular malformations including
cavernous angioma are reported very rarely. We found cavernous angioma to be the cause of persistant, unilateral chorea localized to the right lower extremity in a
83 year-old woman. In this article we would like to highlight the etiology of chorea in patients with late onset movement disorders. (Turkish Journal of Neurology
2013; 19: 60-2)

6.Double Filtration Plasmapheresis in the Treatment of a Case with Acute Disseminated Encephalomyelitis
Mehmet Uğur Çevik, Mehmet Guli Çetinçakmak, Sefer Varol, Eşref Akıl
doi: 10.4274/Tnd.39206  Pages 63 - 65
Akut dissemine ensefalomiyelit (ADEM), merkezi sinir sisteminin monofazik otoimmün demiyelinizan hastalığıdır. Temel tedavi yönteminin yüksek doz steroid
uygulaması olmasına rağmen bazı olgular bu tedaviye yanıt vermemektedir. Kırkdört yaşında, yüksek doz steroid tedavisinden fayda görmeyen, ancak başarıyla
uygulanan çift filtrasyon plazmaferez (ÇFP) tedavisi ile belirgin düzelme gösteren ADEM’li kadın hastayı sunduk. Bildiğimiz kadarıyla, bu olgumuz literatürde
ADEM’de ÇFP tedavisi uygulanan ilk olgudur. (Türk Nöroloji Dergisi 2013; 19: 63-5)
Acute disseminated encephalomyelitis (ADEM), is a monophasic autoimmune demyelinating disease of the central nervous system. Although high-dose steroid
management has been considered the mainstay of treatment for ADEM, some patients are unresponsive to steroid therapy. We report the case of a 44-year-old
woman with ADEM who did not respond to steroid therapy, but who showed a noticeable improvement with double filtration plasmapheresis (DFPP). To the best
of our knowledge, this is the first case report of ADEM in literature treated with DFPP. (Turkish Journal of Neurology 2013; 19: 63-5)

7.Subclavian Steal Syndrome Treated by Endovascular Approach in the Interventional Neurology Clinic
Vedat Ali Yürekli, Süleyman Kutluhan, Erdem Gürkaş, Gürdal Orhan
doi: 10.4274/Tnd.60590  Pages 66 - 68
Subklavian çalma sendromu proksimal subklavian arterin ileri derecede stenozu veya oklüzyonu sonucu ipsilateral vertebral arterde kan akımının azalması veya
tersine dönmesi sonrası ortaya çıkan bir klinik tablodur. Subklavian çalma sendromunun ilk kez tanınması ve tanımlanması anjiografi ile olmuştur. Subklavian
çalma sendromunun en iyi tedavisinin halen tartışmalı olmasına rağmen, son on yıldır genel olarak balon anjioplasti ve/veya stent ile tedavi yaklaşımları kabul
görmektedir. Burada girişimsel nöroloji kliniğinde sol subklavian artere stent uygulanarak başarıyla tedavi edilen bir olgu sunulmuştur. (Türk Nöroloji Dergisi
2013; 19: 66-8)
Subclavian steal syndrome is a clinical feature displayed due to decrease or reverse of blood flow in the ipsilateral vertebral artery resulting from severe stenosis
or occlusion of the proximal subclavian artery. Subclavian steal syndrome was first described and defined by angiography. The best treatment of subclavian steal
syndrome is still controversial, although balloon angioplasty and/or stenting procedures have been generally accepted during the past decade. We report a case of
subclavian steal syndrome successfully treated by stenting of the left subclavian artery in our interventional neurology clinic. (Turkish Journal of Neurology 2013;
19: 66-8)

8.Colchicine-Related Polyneuropathy and Multiple Organ Failure
Ersel Dağ, Yakup Türkel, Burcu Gökçe
doi: 10.4274/Tnd.04557  Pages 69 - 71
Kolşisin, mikrotübüllerin oluşumunu engeller ve birçok hücre fonksiyonunu engeller. Bu ilaç gut hastalığı ve Ailevi Akdeniz Ateşi tedavisinde kullanılır. Kolşisin
kullanımına bağlı gastrointestinal yan etkiler sıktır, ancak nöropati ve multi organ yetmezliği gibi daha nadir ciddi yan etkileri de vardır. Kolşisinin kan düzeyi
böbrek ve karaciğer tarafından belirlendiği için, bu organların fonksiyon bozukluklarında toksisite gelişebilir. Biz bu yazıda kolşisine bağlı multi organ yetmezliği
ve polinöropati gelişen bir olguyu sunmaya değer bulduk. (Türk Nöroloji Dergisi 2013; 19: 69-71)
Colchicine arrests microtubule assembly and inhibits many cellular functions. This drug is used to treat gout and and Familial Mediterranean Fever. Its
gastrointestinal side effects are frequent but more severe adverse effects such as neuropathy and multi-organ failure associated with colchicine are rare. The blood
levels of colchicine are dependent on the liver and kidneys. Thus renal or liver failure can result in colchicine toxication. We presented a case of colchicine toxicity,
which resulted in multi-organ failure and polyneuropathy. (Turkish Journal of Neurology 2013; 19: 69-71)

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
9.Cavernoma of the Pons: Cranial MRI Findings
Sema Demirci, Nesrin Helvacı Yılmaz, Efsun Şenocak, Fatih Han Bölükbaşı
doi: 10.4274/Tnd.90217  Page 72
Abstract | English Full Text

10.Hemichorea-Hemiballismus due to Non-Ketotic Hyperglycemia
Tarkan Ergün, Hatice Lakadamyalı
doi: 10.4274/Tnd.15013  Page 73
Abstract | English Full Text

LETTERS TO THE EDITOR
11.Does Ability to Identify Odours Differ Among Clinical Subtypes of Parkinson’s Disease?
Hakan Tekeli, Mustafa Tansel Kendirli, Mehmet Güney Şenol, Richard L. Doty
doi: 10.4274/Tnd.50455  Page 74
Abstract | English Full Text

OTHER
12.Neurology News
Murat Kürtüncü
Pages 75 - 76
Abstract | English Full Text



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale