e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 18 (3)
Volume: 18  Issue: 3 - 2012
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL ARTICLES
1.The Relation Between Surgically Treated Spontaneous Intracerebral Hematomas and Mortality: Retrospective Evaluation of 72 Cases
Mete Karatay, Reyhan Mehmetoğlu, Yavuz Erdem, Bülent Gülensoy, Tuncer Taşcıoğlu, İdris Sertbaş, Mehmet Akif Bayar
doi: 10.4274/Tnd.57704  Pages 83 - 87
AMAÇ: Bu çalışmada kliniğimizde spontan intraserebral hematom nedeniyle cerrahi tedavi uygulanan olgularda yer alan faktörlerin mortaliteyle olan ilişkileri araştırıldı.
YÖNTEMLER: 1997-2009 yılları arasında nontravmatik intraserebral hemoraji nedeni ile başvuran ve cerrahi yöntemler ile tedavi edilmiş 72 spontan intraserebral hemoraji olgusu retrospektif olarak incelenmiştir.
BULGULAR: İncelenen 72 olgunun 41’i (%57) erkek, 31’ i (%43) kadın’ dı. 52 olguda (%72) etiyoloji hipertansiyondu. Hematom lokalizasyonu olarak 27 olgu (%37) lober, 30 olgu (%41) talamik, 13 olgu (%18) serebellar, 2 olgu (%4) putaminal yerleşimliydi. İlk 8 saatte cerrahiye alınan olgularda mortalite oranı %41 (18 olgu), 8-24 saat arasında cerrahiye alınan olgularda mortalite oranı %61 (14 olgu), 24-48 saatler arasında cerrahiye alınan olgularda mortalite oranı %80 (4 olgu) olarak bulundu.
SONUÇ: Spontan intraserebral hematom olgularında ilk nörolojik muayene, yaş, hematom volümü, hematomun lokalizasyonu ve cerrahiye alınma süresi göz önüne alınarak yapılacak olan cerrahi tedavi mortaliteyi azaltır. Klinik olarak kötü nörolojik grade’ deki olgularda uygulanacak cerrahi tedavinin medikal tedaviye üstünlüğü yoktur.
OBJECTIVE: In this study we investigated the relationship between mortality and factors in the surgical treatment of spontaneous intracerebral hematoma in cases presented to our clinic.
METHODS: 72 cases of spontaneous intracerebral hemorrhage with non-traumatic intracerebral hemorrhage presented between the years 1997-2009 which underwent surgical treatment were evaluated retrospectively.
RESULTS: Among the 72 cases, 41 (57%) were males, and 31 (43%) were females. The etiology in 52 (72%) of the cases was hypertension. Regarding the location of the hematoma, 27 (37%) of the cases were lobar, 30 cases (41%) were thalamic, 13 (18%) were cerebellar and 2 cases (4%) were in the putaminal location. The mortality rate in cases that received surgery within the first 8 hours was 41% (18 cases), and the rate was 61% (14 cases) in patients that received surgery between 8-24 hours. If the surgery was received between 24-48 hours following the initial hematoma, the mortality rate was 80% (4 cases).
CONCLUSION: In spontaneous intracerebral hematoma cases, surgical treatment that is performed following consideration of the initial neurological examination, age, volume of hematoma, its localization, and time until surgery reduces the mortality. Clinically, there is no advantage of surgical treatment over the medical treatment in cases with poor neurological grade.

2.Spontaneous Intracerebral Hemorrhage: Etiology and Yearly Prognostic Factors
İlkay Tekinarslan, Sibel Güler, Ufuk Utku
doi: 10.4274/Tnd.45220  Pages 88 - 95
AMAÇ: Amaç: Spontan intraserebral hematom gelişen hastalardaki risk faktörlerini belirlemek ve bu risk faktörlerinin 12 aylık takipte morbidite ve mortalite ve rekürrens sıklığı üzerine etkilerini araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Materyel ve Metod: Ocak 2008-Haziran 2010 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji kliniğinde spontan intraserebral kanama tanısıyla izlenen 215 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Subaraknoid kanama, epidural, subdural hematom ve arteriyovenöz malformasyona bağlı inme gelişen hastalar dahil edilmemiştir.
BULGULAR: Bulgular: Erkek cinsiyet, yaş ve hipertansiyonun intraserebral hemoraji için risk faktörü olduğu belirlendi. Diabetes mellitus, sigara, alkol kullanımının risk faktörü olmadığı tespit edildi Antiagregan ve antikoagülan kullanan hasta sayısının azlığı dolayısıyla intraserebral hemoraji ile aralarında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı. Yaşın 65’in üzerinde olması, hipertansiyon, başvuru sırasında hiperglisemi varlığı, hematom hacmi ve intraventriküler hemoraji varlığı, başvuru anında hesaplanan National İnstitutes of Health inme skoru önemli prognostik faktörler olarak saptandı. Rekürrens açısından 65 yaş üzerinde olmak bağımsız risk faktörü olarak bulunurken hipertansiyon varlığının rekürrens oranını arttırdığı saptandı.
SONUÇ: Tartışma: İntraserebral hemoraji risk faktörlerinin bilinmesi alınacak koruyucu önlemler açısından oldukça önemlidir. İntraserebral hemoraji geçiren hastalarda prognozu etkileyebilecek faktörler bilinmelidir. Böylelikle tedavi edilebilir olanların tedavisiyle morbidite oranının azaltılması ve bunun da sağlık sistemi üzerinde gittikçe artan yükün hafifletilmesini sağlayacağı düşünülmektedir.
OBJECTIVE: Objectıve: To assess the risk factors in patients with history of spontaneous intracerebral hematoma, to determine the effects of these risk factors on mortality and morbidity and recurrence rate during 12-month follow up period, to investigate the risk factors.
METHODS: Materials and methods: 215 patients with spontaneous intracerebral hermorrhage treated between January 2008-June2010 in Trakya University Faculty of Medicine Neurology Department were included in this study. Patients who suffered from a stroke due to arteriovenous malformation, subarachnoid hemorrhage, epidural hematoma and subdural hematoma were excluded.
RESULTS: Results: It was determined that male gender, age and hypertension are risk factors for intracerebral hemorrhage. However diabetes mellitus, smoking and alcohol usage are not. Due to the scarcity of patients using antiaggregant and anticoagulant medication its statistical relation to intracerebral hemorrhage was not possible to define. Age over 65, hypertension, presence of hyperglycemia at the time of admission, size of hematoma, presence of intraventricular hemorrhage and score calculated at the time of admission according to National Health Institute Stroke Scale are important factors for prognosis. The influence of age 5 and older was seen to be an independent risk factor, whereas presence of hypertension was analyzed to increase the recurrence rate.
CONCLUSION: Dıscussıon: Knowledge on the risk factors of intracerebral hemorrhage is essential on taking preventive measures. Factors affectiong the prognosis on patients who underwent intracerebral hemorrhage must be recognized. This way morbidity rates may be reduced with the treatment of curable cases, thus releiving the economical burden from the health system.

3.Validity, Reliability and Standardization Study of the Language Assessment Test for Aphasia
Bülent Toğram, İlknur Maviş
doi: 10.4274/Tnd.16779  Pages 96 - 103
AMAÇ: Afazi değerlendirmesi iyi yapılandırılmış müdahale programının ilk basamağıdır. Dil testlerinin, uygulandığı toplumun kültürel özellikleri kadar tipolojik olarak dilsel özelliklerini de gözetmesi gerekmektedir. Türk toplumunun kültürel ve dile özgü tipolojik özelliklerine uygun geliştirilen Afazi Dil Değerlendirme Testi, afazili bireyleri dil puanı açısından sağlıklılardan anlamlı olarak ayırt etmeyi hedeflemektedir. Bu çalışmanın amacı, spontane dil ve konuşma, işitsel anlama, tekrarlama, adlandırma, okuma, söz eylemler, dilbilgisi ve yazma olmak üzere sekiz alt testten oluşan testin, geçerlik güvenirlik ve standardizasyon çalışmasını gerçekleştirmektir.
YÖNTEMLER: Test, yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyete göre gruplanmış 282 sağlıklı ve 92 afazili katılımcıya uygulanmıştır. Testin geçerliği içerik, yapı ve ölçüt geçerliği analizleri, güvenirliği ise iç tutarlılık, istikrarlılık ve eşdeğerlik analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Sağlıklı katılımcıların alt test, test ve dil puanları üzerinde değişkenlerin etkisi incelenmiş ve anlamlı farklılığa göre norm ve kesme değer puanları belirlenmiştir.
BULGULAR: Afazili grup, alt test puanları, test puanları ve dil puanlarında sağlıklı katılımcılardan anlamlı olarak daha düşük performans sergilemiştir. Sağlıklı grubun test puanlarının yaş ve eğitim düzeyinden etkilendiği, ancak cinsiyetin etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Anlamlı farklılığa göre ortaya çıkan yaş ve eğitim düzeyine göre testin norm ve kesme değer puanları belirlenmiştir.
SONUÇ: Afazi Dil Değerlendirme Testi’nin Türkiye’de ve dünyada Türkçe konuşan afazili hastalar için yüksek derecede güvenilir ve geçerli bir afazi testi olduğu doğrulanmıştır.
OBJECTIVE: Aphasia assessment is the first step towards a well- founded language therapy. Language tests need to consider cultural as well as typological linguistic aspects of a given language. This study was designed to determine the standardization, validity and reliability of Language Assessment Test for Aphasia, which consists of eight subtests including spontaneous speech and language, auditory comprehension, repetition, naming, reading, grammar, speech acts, and writing.
METHODS: The test was administered to 282 healthy participants and 92 aphasic participants in age, education and gender matched groups. The validity study of the test was investigated with analysis of content, structure and criterion-related validity. For reliability of the test, the analysis of internal consistency, stability and equivalence reliability was conducted. The influence of variables on healhty participants’ sub-test scores, test score and language score was examined. According to significant differences, norms and cut-off scores based on language score were determined.
RESULTS: The group with aphasia performed highly lower than healthy participants on subtest, test and language scores. The test scores of healthy group were mostly affected by age and educational level but not affected by gender. According to significant differences, age and educational level for both groups were determined. Considering age and educational levels, the reference values for the cut-off scores were presented.
CONCLUSION: The test was found to be a highly reliable and valid aphasia test for Turkish- speaking aphasic patients either in Turkey or other Turkish communities around the world.

4.Retrospective Evaluation of 118 Cervical Dystonic Cases Treated with Botulinum Toxin
Yusuf Alper Akın, Muhittin Cenk Akbostancı, Fatma Nazlı Mercan, Zerin Aksun
doi: 10.4274/Tnd.76598  Pages 104 - 107
AMAÇ: Bu makalede amaç botulinum toksininin etkinliği ve yan etkilerini araştırmak ve Botox ve Dysport ticari preparatlarının karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: Retrospektif bir çalışmadır. Servikal distonili (SD) 118 hastaya Temmuz 1996-Temmuz 2006 tarihleri arasında uygulanan 470 seans botulinum toksini injeksiyonunun dökümü ve analizidir.
BULGULAR: En az iki seans enjeksiyon yapılan 78 hasta çalışmaya alınmıştır.
Toplam 430 seans uygulamada hastalara, ortalama 153.4 ünite toksin (Botox eşdeğer dozu) uygulanmıştır. Hastalar ilk iyiliği ortalama 8.7 gün sonra hissetmiş ve ortalama 2.9 ay sonra enjeksiyon öncesi durumlarına dönmüşlerdir. Hastalar vizüel analog skalada ortalama %57.5 düzelme oranı bildirmiştir. Enjeksiyonların %72.3ünde yan etki saptanmamış olup, %8.3ünde yutma güçlüğü, %7.7sinde boyun ağrısı, %5.1inde boyunda güçsüzlük ve öne düşme, %3.2sinde distoninin şekil değiştirmesi, %2.2sinde ağız kuruluğu saptanmıştır. Ses kısıklığı, boyunda uyuşma hissi, dengesizlik, kaşıntı, pitoz, halsizlik, burun tıkanması, boyun kaslarında erime, enjeksiyon sırasında senkopa %1.2 oranında rastlanmıştır. Botox uygulanan hastalarda ortalama iyileşme %58.7, etkinlik süresi 2.9 ay, yan etki görülme oranı %25.3; Dysport uygulanan hastalarda ortalama iyileşme %44.1, etkinlik süresi 2.3 ay, yan etki görülme oranı ise %62.5 saptanmıştır.

SONUÇ: Yayınlanan kontrollü çalışma sonuçları çok değişken olup bu çalışmada hesaplanan klinik parametreler daha önce bildirilen sınırlar içerisindedir. Daha önce yapılan Botox ve Dysport ticari preparatlarının karşılaştırma çalışmalarında sonuçlar değişkenlik göstermektedir. Uygun sulandırma oranları kullanıldığında birbirlerinden farklı olmayan ticari preperatların bu dökümde farklı çıkmalarının nedeni, bizce, çalışmanın yapıldığı dönemde Dysport deneyimimizin yetersiz oluşu ve uygun olmayan bir eşdeğer doz kullanmış olmamız olabilir.
OBJECTIVE: In this article the aim is to investigate the efficacy and adverse effects of Botulinum toxin. Botox and Dysport were compared when appropriate.
METHODS: This is a retrospective study. Between July 1996- July 2006; 470 sessions of botulinum toxin injection were applied to 118 patients with cervical dystonia. The initial time of improvement, duration and degree of improvement, frequency and duration of adverse effects, and when appropriate differences between Botox and Dyport were analysed.
RESULTS: An average value of 153.4 units (Botox equivalent dose) were used. The patients felt the first improvement after 8.7 days and they returned to their conditions before injection after 2.9 months. Patients expressed 57.5% improvement on average in a visual analog scale. In 72.3% of injections no adverse effect was observed, in 8.3% dysphagia, in 7.7% pain in neck, in 5.1% weakness in the neck, and neck drop, in %3.2 changing of the dystonia type, in 2.2% dry mounth were detected. Aphonia, prickling in the neck, vertigo, itching, ptosis, fatigue, stuffiness, atrophy in neck muscles, syncope during injection was detected as 1,2%. When commercial preperations compared; average improvement was 58.7% with Botox, 44,1% with Dysport; duartion of improvement was 2.9 months with Botox, 2,3 months with Dysport; and frequency of adverse effects was 25.3% with Botox and was%62.5 with Dysport.
CONCLUSION: Although results of the previously reported controlled studies are highly variable, our results are within the reported limits. Botox and Dyport were frequently reported to be equivalent when correct dilution ratios were used. To our opinion, the reason Botox is calculated to be more effective and with less frequent adverse effects, in this study, is that we had less than enough experience with Dysport and used the incorrect dilution ratio of 1/5 at the time when study is performed.


CASE REPORT
5.Diffusion Weighted Magnetic Resonance Imaging in Cerebral Fat Embolism
Feride Kural, Fuldem Yıldırım Dönmez, Hülya Aslan, Burcu Akpınar, Ahmet Muhteşem Ağıldere
doi: 10.4274/Tnd.14892  Pages 108 - 110
Yağ embolisi sendromu genellikle alt ekstremitenin uzun kemiklerinin fraktürü veya ortopedik cerrahi sonrası ortaya çıkan ciddi ve hayatı tehdit eden bir durumdur. Travmayı takiben 1-3. gün içerisinde ortaya çıkar. Klinik triadı hipoksi, nörolojik semptomlar ve peteşiyel raştır. Nörolojik semptomlar konfüzyondan komaya kadar değişebilir; nadir vakalarda ölümle sonuçlanabilir. Serebral yağ embolisi sendromunun tanısında en duyarlı yöntemin MRG olduğu gösterilmiş olup tipik bulgular T2 ağırlıklı görüntülerde ve difüzyon ağırlıklı görüntülemede subkortikal ve derin beyaz cevherde multipl, punktat hiperintensitelerdir.
Bu yazıda travmatik femur fraktürü sonrasında nörolojik bulguları gelişen olgunun difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleri sunulmaktadır.
Fat embolism syndrome (FES) is mostly associated with long bone fractures of the lower extremities. FES typically occurs between 1 and 3 days after the trauma, and the clinical triad is hypoxia, neurologic symptoms and petechial rash (4, 5). Neurologic symptoms widely vary from confusion to coma, rarely death may occur. Magnetic resonance imaging is the most sensitive technique in the diagnosis of cerebral FES and typical findings are multipl punctate hyperintensities at subcortical and deep white matter on T2 weighted and diffusion weighted images which is called as starfield pattern.

We report a case of cerebral FES in a patient who had neurologic symptoms after traumatic femur neck facture.

6.Benign Episodic Unilateral Mydriasis (Case Report)
Eylem Değirmenci, Selma Tekin, Çağdaş Erdoğan, Attila Oğuzhanoğlu
doi: 10.4274/Tnd.29290  Pages 111 - 113
Benign epizodik midriazis çoğunluğu migrenöz kadınlarda olmak üzere genç erişkinlerde ortaya çıkabilen rekürrent izole unilateral midriazis atakları için kullanılan tanımlayıcı bir terimdir. Yazımızda aralıklı olarak sol göz bebeğinde büyüme şikayeti ile başvuran ve anizokori etiyolojisine yönelik tetkiklerin sonucunda benign epizodik unilateral midriazis tanısı alan 20 yaşında erkek hasta sunulacaktır. Benzer olgularda anizokori etiyolojisinin benign sebeplerinin akılda tutulması hastalara gerekli olmayan girişimsel tanısal yöntemlerin uygulanması konusunda uyarıcı olabilir.
Benign episodic unilateral mydriasis is a descriptive situation with recurrent unilateral mydriasis in adult people especially women with migraine. A 20 year-old man who presented with paroxysmal left pupil mydriasis and diagnosed as benign episodic unilateral mydriasis after the examinations to exclude the other reasons of anisocoria was reported. In such cases to keep in mind the benign causes of mydriasis would be helpful to avoid unnecessary invasive tests.

7.Vocal Cord Paralysis in Multifocal Motor Neuropathy: A Case Report
Hatice Balaban, Özlem Kayım-yıldız, İlteriş Ahmet Şentürk, Emine Elif Altuntaş, İsmail Önder Uysal, Ertuğrul Bolayır, Suat Topaktaş
doi: 10.4274/Tnd.36459  Pages 114 - 117
Multifokal motor nöropati duyu bozukluğunun eşlik etmediği, motor sinirlerin asimetrik güçsüzlüğü ile karakterize yavaş progresif bir nöropatidir. Hastalığın seyrinde nadiren vokal kord paralizisi gelişebilir. Bir yıldır el kaslarında güçsüzlük olan 34 yaşında erkek hasta son üç haftadan beri var olan ses kısıklığı yakınması ile kliniğimize başvurdu. Nörolojik muayenede solda belirgin üst ekstremitelerin distallerinde güçsüzlük ve atrofi vardı. Otolaringolojik muayenede solda laringeal sinir felci tespit edildi.
Sinir iletim çalışmaları duyusal sinir iletimlerinde anormallik olmaksızın motor sinir liflerinin seçici etkilenimi ile uyumlu çoklu yerlerde ileti bloğu bulundu. Multifokal motor nöropati tanısı alan hastaya immünoglobulin tedavisi başlandı.
İleti bloğunun eşlik ettiği multifokal motor nöropati nadiren vokal kord paralizisi ile birlikte olabilir. Hastaların immünoglobulin tedavisinden yarar sağlamaları nedeni ile asimetrik motor nöropati ile birlikte laringeal sinir felci olan olgularda bu durum akla gelmelidir.
Multifocal motor neuropathy is characterized by slowly progressive, asymmetrical weakness of the arms without sensory loss. The disease can also cause vocal cord paralysis as it runs its course. A 34-year-old man developed progressive weakness in his hand muscles for one year and dysphonia for three weeks. Neurological examination revealed there was moderate weakness and mild muscle wasting in distal muscles of the upper limbs, predominantly in the left hand. Left laryngeal nerve palsy was also discovered during his otolaryngological examination. Nerve conduction studies revealed multiple sites of conduction block without sensory abnormalities consisting of selective involvement of motor fibers. The patient received intravenous immunoglobulin treatment after multifocal motor neuropathy diagnosis. Multifocal motor neuropathy with conduction block is rarely associated with vocal cord paralysis. This condition should be kept in mind in cases of laryngeal nerve palsy with an asymmetric motor neuropathy, as patients might benefit from immunoglobulin treatment.

8.Delayed Encephalopathy of Carbon Monoxide Intoxication and Treatment with Hyperbaric Oxygen: A Case Report
Fatma Polat, Nur Yüceyar, Ali Akay, Ayşe Sağduyu Kocaman
doi: 10.4274/Tnd.92259  Pages 118 - 122
Gecikmiş ensefalopati (GE) akut karbon monoksid (CO) entoksikasyonu ardından gözle görülür bir iyileşme periyodu ardından yaklaşık 20. günlerde gelişen farklı seviyelerde kognitif bozukluk, kişilik değişiklikleri, hareket bozuklukları ve fokal nörolojik bulguları içeren nöropsikyatrik sendromdur. Hiperbarik oksijen tedavisi (HBO) uygulanmasına karşın CO entoksikasyonuna bağlı GE gelişen, kognitif bozukluk ve ılımlı parkinsonizm bulguları ile başvuran 35 yaşında bayan hasta sunulmuştur. Kraniyal manyetik rezonans görüntülemede (MRG) her iki kaudat nukleus ve globus pallidusta anormal sinyal intensitesi ve difüzyon kısıtlaması saptandı. HBO tedavisine devam edildi ve 6 ay içinde tam iyileşme sağlandı. Seçilmiş hastalarda CO entoksikasyonuna bağlı akut etkileri ortadan kaldırmak için erken dönemde uygulanan HBO tedavisinin olumlu etkisi aşikardır. Bu çalışmada ayrıca HBO tedavisinin, CO entoksikasyonuna bağlı GE gelişiminin önlenmesi veya sınırlandırılmasındaki yararı gözden geçirilecektir.
Delayed encephalopathy (DE) is a neuropsychiatric syndrome that can arise generally within 20 days of acute carbon monoxide (CO) intoxication after apparent recovery and involves variable degrees of cognitive deficits, personality changes, movement disorders and focal neurologic deficits. We report a 35-year-old female patient with delayed encephalopathy due to CO intoxication, presenting with cognitive impairment and mild parkinsonism despite receiving hyberbaric oxigen therapy (HBO). Magnetic resonance imaging showed abnormal signal intensity and decreased diffusivity at both caudate nuclei and globus pallidus. She continued to receive additional HBO therapy and complete recovery was reached within six months. The positive effect of early HBO therapy of selected patients in reversing the acute effects of CO intoxication is appearant. We here also review the beneficial effect of HBO in preventing or limitating the late neurocognitive deficits associated with severe CO intoxication.

9.Malignant Syndrome in a Patient with Parkinson's Disease
Nesrin Helvacı Yılmaz, Gökçen Duymaz, Mehmet Akif Yaşar
doi: 10.4274/Tnd.39358  Pages 123 - 125
Malign sendrom Parkinson hastalığının seyrinde anti-Parkinson ilaçların, özellikle levodopanın ani olarak kesilmesi veya doz azaltılması sonucu görülmektedir ve fatal seyirli olabilen bir hastalıktır. Ateş, rijidite, otonomik disfonksiyon, kreatinin kinaz seviyesinde artış ve bilinç bulanıklığı temel klinik bulgularıdır. Biz de bu hastalıkta teşhisi doğru koymak, presipitan faktörleri tartışmak ve tedaviye erken başlamanın önemini vurgulamak için yoğun bakımımızda tedavi edilen bir olguyu sunmayı amaçladık.
Malignant syndrome during the course of Parkinson’s disease usually occurs because of withdrawal or dose reduction of anti-Parkinsonian drugs, especially levodopa and may be fatal. Fever, rigidity, autonomic disfunction, elevated creatinin kinase level and confusion are the major clinical findings. We aimed to present a patient that was treated in our intensive care unit in order to emphasise the importance of correct diagnosis of this disease, to discuss the precipitating factors and to highlight the importance of early treatment.



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale