e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 18 (2)
Volume: 18  Issue: 2 - 2012
Hide Abstracts | << Back
OTHER
1.HİPOKRAT'ın FELSEFESİ
Okan Bölükbaşı
Pages IX - XI

2.Sanatçı olarak Leonardo Da Vinci:
Şerefnur Öztürk
Pages XII - XIV

REVIEWS
3.The Roles of Neurologists in Forensic Sciences as Experts
Fatih Selami Mahmutoğlu
doi: 10.4274/Tnd.10437  Pages 46 - 53
Nöroloji uzmanları da, diğer hekimlerde olduğu gibi, gerek ceza gerekse hukuk yargılaması sürecinde, bilirkişi sıfatıyla görev alabilmektedirler. Bu bağlamda ilk akla gelen yer ise, önemli tıbbi sorunların teknik düzeyde çözümlenmeye çalışıldığı, Adli Tıp İhtisas Kurullarıdır. Adli Tıp Kurumu Kanunu uyarınca, Nöroloji Uzmanları, Adli Tıp Kurumu 2., 3. ve 4. İhtisas Kurulunda, kurul üyesi olarak görev yapmaktadırlar. Bu kurullarda; Yaralama suçlarında, Hekimlerin Tıbbi Uygulama Hatalarında (Malpraktis), Cezai ve Hukuki Ehliyetin Saptanmasında, Hapis Cezasının Hastalık Nedeniyle Ertelenmesi ve Cumhurbaşkanının Affında bilirkişi sıfatıyla görüş bildirmektedirler. Çalışmamızda da Adli Tıp Kurumu bünyesinde nöroloji uzmanlarının bilirkişilik sıfatıyla çalışabileceği bu alanlar, ayrı başlıklar halinde ele alınacaktır.
Either criminal or civil courts can appoint neurologists like other physicians, as experts during litigations. The Council of Forensic Medicine is the first institution kept in mind in order to solve the medical problems technically. According to the Law of the Council of Forensic Medicine, neurologists can be appointed as experts in the 2nd, 3rd and the 4th Specialty Boards of the Council. In these Boards, reports to identify injuries, medical malpractice cases, civil and criminal responsibility, The President of Republic of Turkey’s power to remit, on grounds of chronic illness, disability, or old age, all or part of the sentences imposed on certain individuals and to postpone the sentences of prisoners due to health problems are prepared. In this study, these areas that the neurologists can serve are explained as different topics.

ORIGINAL ARTICLES
4.The Increase of The Mean Platelet Volume in Patients With Intracerebral Haemorrhage
Adalet Arıkanoğlu, Mehmet Uğur Çevik, Ertuğrul Uzar, Abdullah Acar, Eşref Akıl, Faysal Ekici, Nebahat Taşdemir
doi: 10.4274/Tnd.05325  Pages 54 - 56
AMAÇ: Ortalama trombosit hacmi (OTH) trombosit fonksiyon ve aktivasyonun bir göstergesidir. Trombosit fonksiyon bozukluğunun intraserebral kanama (İSK) etiyolojisi ve mortalite üzerindeki etkisi tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı İSK’lı hastalarda OTH’deki değişimi ve mortalite üzerine etkisini retrospektif olarak araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya intraserebral kanamalı 66 hasta (erkek/kadın: 32/34, ortalama yaş: 61.9± 16.9) alındı. İSK’lı hastalar ilk 10 günde ölenler ve yaşayanlar olarak 2 gruba ayrıldı. Gruplar arasında OTH ve hematom hacmi karşılaştırıldı. Ayrıca İSK’lı hastalar yaş ve cinsiyet yönünden benzer sağlıklı gönüllülerin (erkek/kadın: 27/17, ortalama yaş: 59.9 ±3.2) OTH değeri ve trombosit sayısı ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: İSK’lı hastaların ilk 24 saat içindeki OTH değerleri (8.33 ± 1.27 fl/mL) kontrol grubunun OTH değerlerine (7.76 ± 1.14 fl/mL) göre istatistiksel olarak yüksekti (p=0.018). İSK’lı hastaların ilk 24 saat içindeki trombosit değerleri (235.8 ± 94.9 x103/mL) kontrol grubunun trombosit değerlerine (279.1 ± 94.9 x103/mL) göre istatistiksel olarak düşüktü (p=0.022). İSK’lı hastalarda ilk 10 günde ölenler ile yaşayanlar arasındaki OTH ve trombosit değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). İSK’lı hastalarda ilk 10 günde ölenlerin hematom volümü (31.1 ± 33.7 ) ile yaşayanların hematom volümü (8.7 ± 13.4 ) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.001). İSK hastaların hematom volümü ile OTH değeri arasında korelasyon bulunmadı.
SONUÇ: Ortalama trombosit hacmi İSK’lı hastalarda artmış olup bu durum trombosit fonksiyonlarındaki bozukluğa işaret edebilir. Bunun yanı sıra OTH artışı ile mortalite arasında bir ilişki bulmadık.
OBJECTIVE: The mean platelet volume (MPV) is a biomarker of platelet function and activity. The influence of platelet function disorders on the aetiology of intracerebral haemorrhages (ICH) and mortality is not clear yet. The purpose of this study is to investigate the change in the MPV values in patients with ICH and to observe its influence on mortality in a retrospective manner.
METHODS: Sixty-six patients with intracerebral haemorrhage (32 males, 34 females; mean age: 61.9± 16.9) were enrolled in the study. Patients with ICH were divided into two groups as those who died within the first 10 days and those who survived. The MPV values and the haematoma volumes were compared between the groups. Also, the MPV values and platelet counts of the patients with ICH were compared with the values of healthy volunteers from similar age and sex groups (27 males, 17 females; mean age: 59.9 ±3.2).
RESULTS: The MPV values of the patients with ICH measured within 24 hours following the intracerebral haemorrhage (8.33 ± 1.27 fl/mL) were statistically significantly higher than the MPV values of the control group (7.76 ± 1.14 fl/mL) (p=0.018). The platelet counts of the patients with ICH also measured within the first 24 hours (235.8±94.9 x103/mL) were statistically significantly lower than the platelet counts of the control group (279.1 ± 94.9 x103/mL) (p=0.022). No statistically significant difference in terms of the MPV values and platelet counts was observed between the patients with ICH who died within the first 10 days and those who survived (p>0.05). However, the difference observed in the haematoma volume between the patients with ICH who died within the first 10 days (31.1 ±33.7 ml) and those who survived (8.7± 13.4 ml) was statistically significant (p<0.001). No correlation was found between the haematoma volume and the MPV value in the patients with ICH.
CONCLUSION: The increase observed in the mean platelet volume in patients with ICH may point to a disorder in the platelet function. No relationship was found between the increase in the MPV and the mortality rates.

5.Is fatigue related to temperament and character dimansions in patients with multiple sklerozis?
Suzan Üstün, Sadullah Sağlam, Sema Sağlam, Murat Kuloğlu, Serpil Bulut
doi: 10.4274/Tnd.60024  Pages 57 - 61
AMAÇ: Bu çalışmada, Multiple Skleroz (MS) hastalarında ‘‘Yorgunluk’’ ile ‘‘Mizaç Karakter Profili’’ arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Ağustos-Aralık 2010’da Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda takip edilen 75 MS hastası ile kontrol amaçlı 75 sağlıklı gönüllü birey alındı. Olguların sosyodemografik özellikleri önceden hazırlanan standart forma kaydedildi. Hasta ve kontrollerin kişilik özellikleri Cloninger’in geliştirdiği ‘‘Mizaç Karakter Envanteri’’ kullanılarak belirlendi. Yorgunluk Şiddet Ölçeği kullanılarak yorgun olanlar belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 16, 0 ile yapıldı.
BULGULAR: Çalışmada; MS’li hastalarda ‘‘Mizaç Karakter Profili’’ parametrelerinden ‘‘Zarardan Kaçınma’’ ve “Dürtüsellik” yüksekliğinin, ‘‘Sosyal Onaylama’’nın düşüklüğünün yorgunluğa bağlı olduğu bulundu. Yorgun MS’lilerin yorgun olmayan MS’lilere ve kontrol grubuna göre çekingen ve pasif özellik sergiledikleri, kendine güven sorunu yaşadıkları, zararlı uyarılara karşı kendilerini engelleme eğilimleri olduğu, çabuk yoruldukları, karamsar olduğu, kötümser düşündüğü ve hoşgörü göstermede zorlandıkları saptandı. Multiple Skleroz hastalarının, Yorgunluk Şiddet Ölçeği’ne göre yorgun sınıfına girmeseler bile sağlıklı bireylere göre daha yorgun-bitkin oldukları bulundu. Multiple Sklerozlu hastalarda yorgunluktan bağımsız olarak sağlıklı kontrollere göre ‘‘Sebat Etme’’ ve ‘‘Amaçlılık’’ skorları anlamlı düzeyde düşük bulundu. Buna göre; MS’li hastaların sağlıklı kontrollere göre kolaylıkla vazgeçme eğilimleri olduğu, verimlerinin daha düşük olduğu, hareket etmede, karar vermede, düzenli olmakta, yüksek başarı hedefleri için çalışmakta ve amaçlarını belirlemede zorlandıkları saptandı.
SONUÇ: Sonuç olarak, MS’li hastalarda yorgunluğun mizaç ve karakter özelliklerini anlamlı olarak etkilediği bulunmuştur.
OBJECTIVE: To examine the relationship between fatigue and temperament-character inventory among patients with Multiple Sclerosis (MS).
METHODS: This study was conducted at a tertiary referral center between August-December 2010. Overall 75 patients with MS and 75 healthy volunteers in the control group were included into study. Patients with MS and controls were divided into two groups as ‘’Fatigue’’ and ‘’non-Fatigue’’. The personal features of patients and controls were determined using the ‘‘Temperament-Character Inventory’’. Fatigue individuals were detected using the ‘‘Fatigue Severity Scale’’. Statistical analyses were done by SPSS 16.0 software.
RESULTS: In the study, ‘‘Harm Avoidance’’ and “Impulsiveness” were high, but ‘‘Social Acceptance’’ was low, among MS patients. Namely, fatigue patients with MS are more reluctant, passive, distrustful, easily fatigue, pessimistic, avoiding from harmful conditions and intolerant individuals than non-fatigue patients with MS and controls. Patients with MS were found more fatigue than healthy individuals although they were not entered to the ‘’fatigue classification’’ according to FSS. ‘‘Persistence’’ and ‘‘Purposefulness’’ scores were low among MS patients. Namely, fatigue patients with MS are more indolent, inactive, hesitant, irregular, rarely working for high success, tend to easily renunciation, and purposeless individuals than healthy volunteers.
CONCLUSION: Fatigue significantly affects the temperament and character features in patients with Multiple Sclerosis.

6.Mitoxantrone in the treatment of multiple sclerosis: a single-center experience
Özlem Taşkapılıoğlu, Deniz Kamacı Şener, Aslı Bahar Turan, Şükran Yurtoğulları, Ahmet Tütüncü, Sümeyye Güllülü, Gökhan Ocakoğlu, Ömer Faruk Turan
doi: 10.4274/Tnd.38039  Pages 62 - 66
AMAÇ: Sekonder progresif multipl skleroz (SPMS) tanısı ile izlenen, tedavilerinde Mitoksantron (MIT) tercih edilen olguların incelenerek MIT etkinlik ve yan etkilerinin tartışılmasıdır.
YÖNTEMLER: MIT tedavisi tamamlanan yada halen devam etmekte olan 48 SPMS hastasının verileri retrospektif olarak incelendi. Tedavi öncesinde ayrıntılı nörolojik değerlendirmesi yapılan hastaların genişletilmiş özürlülük durumu ölçeği (EDSS) skoru belirlendi. Tam kan sayımı, tam idrar tahlili, akciğer grafisi, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri ile transtorasik kardiyak ekokardiyografileri yapılan ve kontrollerde tekrar edilen hastalara 3 ayda bir 10 mg/m2 MIT uygulandı. Elde edilen veriler etkinlik ve yan etkileri belirlemeye yönelik değerlendirildi.
BULGULAR: Otuz dördü kadın, 14’i erkek toplam 48 hastanın MIT tedavisine başlandığındaki yaş değeri 42 (26-55) yıl idi. Tedavinin tamamlanma süresi 12 (3-30) aydır. Hastaların tedavi öncesi EDSS skorları 6 (4-8) iken, tedavi sonrası EDSS skorları 6 (4-9) olarak bulundu. Tedavi süresince EDSS skorunun 30 hastada aynı kaldığı, 6 hastada düzeldiği, 12 hastada kötüleştiği saptandı. Tedavi sırasında 17 hastada herhangi bir yan etki gözlenmezken 31 hastada yan etki gözlendi.
SONUÇ: MIT tedavisinin etkinlik ve yan etkilerini klinik değerlendirme ile özetleyen çalışmamızda MIT tedavisi ile SPMS hastalarının özürlülüklerinde sınırlama sağlandığı, risk-yarar oranına bakıldığında kullanımının faydalı olduğu görüşüne varılmıştır.
OBJECTIVE: To investigate the secondary progressive multiple sclerosis (SPMS) patients treated with mitoxantrone (MIT) and discuss the effectiveness and side effects of MIT.
METHODS: We retrospectively investigated 48 SPMS patients who completed or were still receiving MIT treatment. Expanded Disability Status Scale (EDSS) scores of the patients were determined who had detailed examination before the treatment. Complete blood count, urine examination, chest x-ray, kidney and liver function tests, transthoracic echocardiography were performed at initiation and during follow-up and 10 mg/m2 MIT was administered every three months. The data were assessed in order to determine the effectiveness and side effects.
RESULTS: A total of 48 patients, 34 women and 14 men, had an age of 42 (26-55) years at the initiation of MIT treatment. The duration of the treatment was 12 (3-30) months. The median EDSS scores were 6 (4-8) before the treatment and 6 (4-9) after the treatment. EDSS scores improved in 6 patients, deteriorated in 12 patients and 30 patients remained with stable EDSS scores during the treatment. Seventeen patients had no side effects however 31 patients developed side effects.
CONCLUSION: On the basis of this study, which is a clinical assessment of the effectiveness and side effects of MIT, we conclude that MIT can limit disability in SPMS patients and it is useful in treating SPMS patients due to favorable risk-benefit ratio.

CASE REPORT
7.A Case with Symmetrical Intracranial Calcifications and Systemic Lupus Erythematosus Presenting with Optic Neuropathy
Sibel Güler, Salim Dönmez, Ufuk Utku, Selçuk Yavuz
doi: 10.4274/Tnd.36449  Pages 67 - 71
53 yaşında kadın hasta sağ gözde ani olarak başlayan görme azlığı yakınmaları ile değerlendirildi. Nörolojik muayenesinde sağ gözde 20/200 olan görme keskinliği, optik diskte belirgin hiperemi ve ödem bulguları dışında özellik yoktu.
Kranial BT’de bilateral serebellar pedinküllerde, serebral hemisferlerde, dentat nukleusta, her iki putamende ve talamusta simetrik olarak kalsifikasyonlar izlendi. Laboratuar tetkiklerinde ANA pozitifliğinin yanısıra anti-DNA pozitifliği ve lenfopeni saptanan olgu sistemik lupus eritamatozis tanısı aldı.
Burada bilateral yaygın simetrik serebral kalsifikasyon gösteren SLE olgusu ayrıca, unilateral optik nöropati kliniği ile prezentasyon göstermiştir. Literatürde bu iki nadir birlikteliğin lupus dolayısıyla gözlendiği ilk vaka olan olgumuzu çok daha dikkat çekici hale getirmesinden dolayı bildirilmiştir.
53 years old female patient were evaluated for decrease in right eye vision with sudden onset. Neurological examination revealed no characteristics except 20/200 visual acuity in right eye, significant hyperemia and edema findings in optical disc.
On cranial CT scans, symmetrical calcifications were evident in bilateral cerebellar peduncles, cerebral hemispheres, both putamens and thalamus. Laboratory examinations showed positive ANA as well as positive anti-DNA and lymphopenia and the case was diagnosed as lupus erythematosus.
SLE case with bilaterally diffuse cerebral calcification showed additionally unilateral optic neuropathy clinical presentation. Being the first case in the literature with these two rare associations because of lupus makes it much more interesting to report.

8.Intracranial Lipoma and Epilepsy: A Case Report
Mete Karatay, Yavuz Erdem, Tuncer Taşcıoğlu, İdris Sertbaş, Mehmet Akif Bayar
doi: 10.4274/Tnd.46503  Pages 72 - 74
Santral sinir sisteminin konjenital lezyonları içinde yer alan intrakraniyal lipomalar seyrek görülürler. En sık olarak orta hatta, özelliklede korpus kallosumda bulunurlar. Genellikle asemptomatik olup radyolojik incelemeler veya otopsi sırasında bulunurlar. Semptomatik olanlarda baş ağrısı, epileptik nöbet, pisikomotor bozukluklar, kranial sinir paralizileri görülmektedir. İntrakraniyal lipomalar nadiren cerrahi tedaviye ihtiyaç gösterirler. İntrakraniyal lipomaların tedavisinde cerrahiden kaçınılmalıdır. Cerrahi girişimden sonra daha ağır klinik bulgular gösteren istenmeyen komplikasyonlar gelişen ve ölümle sonuçlanan olgular bildirilmiştir. İntrakraniyal lipomalı hastalarda epilepsiye yönelik olarak antiepileptik tedavi önerilmelidir. Burada baygınlık ve nöbet geçirme yakınması ile kliniğimize başvuran ve yapılan tetkikler sonucunda intrakraniyal lipoma tespit edilen bir olgu tartışıldı.
Intracranial lipomas, which are in congenital lesions of central nevre system, are seen rarely. They are located mostly in the middle line, especially in corpus callosum. They are generally asymptomatic and are detected in radiological examinations or during autopsy. Headache, epileptic seizure, psychomotor disorders, cranial nerve paralysis are observed. In symptomatic intracranial lipomas, intracranial lipomas rarely show the need for surgical treatment. Surgery should be avoided in the treatment of intracranial lipomas. In addition to cases in which unwanted complications indicating more severe clinical signs developed, fatal cases have also been reported after surgery. For patients with intracranial lipoma, anti-epileptic treatments should be recommended. Here, the case of a patient who applied to our clinic with complaints of syncope and seizures, and who was detected to have a case of intracranial lipoma as a result of the tests are discussed.

9.Neck Tongue Syndrome; Started During Childhood and Still Existing
Levent Ertuğrul İnan, Nurten İnan, Esra Süt, Özlem Coşkun, Serap Üçler
doi: 10.4274/Tnd. 55822  Pages 75 - 76
Sendrom, Lance JW ve Anthony tarafından 1980 yılında tanımlanan ani boyun rotasyon hareketi sırasında aynı taraflı olarak dilde uyuşmaya eşlik eden tek taraflı üst boyun veya oksipital bölgede olan uyuşukluğun eşlik edebildiği ağrıdır. O günden itibaren bu sendromla ilişkili az sayıda makale vardır. Olgumuz yaklaşık 10 yıldır olan ani boyun rotasyon hareketini takiben boyunda ağrı ve aynı taraf dilde uyuşma şikayeti ola 15 yaşında bayan hastaydı. Hastanın özgeçmişinde boyun travması yoktu. Biz bu olgu sunumunda ender görülen bu tabloyla başvuran boyun dil sendromlu bir olguyu tartışacağız.
A sydrome, unilateral upper nuchal or occipital pain with or without numbness in these areas, accompanied by simultaneous ipsilateral numbness of the tongue is explicable by compresion of the second cervical root in the atlantoaxial space on sharp rotation of the neck as published justly by Lance JW and Anthony M in 1980. Since then totaly few papers were published about this syndrome. The patient is 15 years old girl and she has been suffering from ipsilateral numbness and pain on the neck and tongue during sharp rotation of the neck for ten years. She has no history of neck travma. In this case report we discussed rarely seen neck tongue syndrome patient.

10.Primary headache associated with sexual activity: Case report and review of the literature
Murat Gültekin, Emel Köseoğlu
doi: 10.4274/Tnd.59354  Pages 77 - 81
Seksüel aktiviteyle ilişkili baş ağrısı (SAB) genellikle benign bir durumdur. Ancak benzer semptomlar hayatı tehdit eden ciddi serebral hastalıklarda da görülebilir. Bu yüzden hastanın ilk SAB atağında olası ilgili sekonder serebral hastalıklar hemen dışlanmalıdır. Genel populasyonda SAB prevalansı yaklaşık % 1’dir. SAB genellikle hayatın dördüncü dekadında izlenir. Ancak bazı hastalarda erken otuzlu yaşlarda da görülebilir.

55 yaşında erkek hastanın son iki aydır seksüel aktivite esnasında meydana gelen şiddetli baş ağrıları vardı. Baş ağrısı iki taraflı ve patlayıcı özellikteydi. Orgazmdan hemen önce veya orgazm olur olmaz meydana gelen ve yaklaşık bir saat süren baş ağrısı oluyordu. Hasta bu yüzden cinsel ilişkiden kaçınıyordu. Baş ağrısı analjezik ilaçlara yanıt vermiyordu.

Uluslararası Baş Ağrısı Derneği SAB’yi başlangıç zamanı ve orgazm durumuna göre üç gruba ayırarak sınıflandırmıştır. Seksüel aktivite esnasında iki taraflı baş ağrısının meydana gelmesi veya seksüel aktivitenin orgazma ulaşmadan bırakılması durumunda baş ağrısının azalması anamnezde tipiktir. Olgumuz tip-2 SAB ile uyumluydu ve 100 mg/gün indometazin tedavisine dramatik yanıt verdi.
HSA (headaches associated with sexual activity) are by definition benign conditions but the symptoms can be the same as in serious life threatining cerebral conditions and these need to be quickly excluded at the first presentation. The prevalance of HSA is estimated 1 % general population. Onset usually occurs in the latter part of the fourth decade of life, though some patients may experience it in their early 30s.

A 55 year-old Turkish man patient presented with a history of severe headache during intercourse for the last two months. It was localised to bilateral and explosive. The onset was just prior or at the moment of orgasm and lasted for a hour. The patient avoided sexual activity due to headache. The headache was unresponsive to analgesic drugs.

In the classification of the Internatıonal Headache Society these disorders are divided into three subtypes, based on the onset time, related to orgasm. The typical story is that headaches occurs during sexual acyivity is bilateral and stops or less severe if sexual activity stops prior to orgasm. Our case experinced type-2 category and showed dramatical response with a treatment of indomethacin 100 mg/day.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
11.Fahr Syndrome Due To Idiopathic Hypoparathyroidism
Selma Tekin, Çağdaş Erdoğan, Eylem Değirmenci
doi: 10.4274/Tnd.34603  Page 82
Abstract | Full Text PDF



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale