e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 26 Issue : 2 Year : 2020

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
  Turk J Neurol: 17 (1)
Volume: 17  Issue: 1 - 2011
Hide Abstracts | << Back
REVIEWS
1.Etiologic Classification in Ischemic Stroke
Hakan Ay
Pages 1 - 6
İskemik inme etyopatogenezinde çok sayıda faktör rol oynar. Bunları patofizyoloji temelli farklı fenotipik, terapötik ve prognostik özellikler gösteren gruplara ayırmak esastır. Ancak bu şekilde tutarlı bilgi űretilebilir, araştırmacılar arasında ortak bir dil oluşturabilir ve farklı zamanlarda yapılan çalışma sonuçları nesilden nesile doğru bir şekilde aktarılabilir. Gűnűműz sistemleri temelde inme etyolojisini iki farklı metod kullanarak alt tiplere ayırır. Fenotipik sistemler tanıya yönelik test bulgularını bir eleme sűrecine tabi tutmaksızın özetler. Bunun aksine nedensel sistemler test bulgularını bir karar verme sűrecinden filtre edip muhtemel tek bir nedene indirgemeyi amaçlar. Bu makale, etyolojik inme sınıflandırmasının tarihçesi ve önemli teorik özelliklerini anlatıp, temel etyolojik sınıflandırma sistemlerini özetlemeyi amaçlamaktadır.
Ischemic stroke is an etiologically heterogenous disorder. Classification of ischemic stroke etiology into categories with discrete phenotypic, therapeutic, and prognostic features is indispensible to generate consistent information from stroke research. In addition, a functional classification of stroke etiology is critical to ensure unity among physicians and comparability among studies. There are two major approaches to etiologic classification in stroke. Phenotypic systems define subtypes by providing a summary of abnormal test results organized in major etiologic categories. Causative systems, on the other hand, integrate diagnostic test results and clinical stroke features through a decision making process to identify the most likely etiology. This article intends to provide a review on important historical, theoretical, and practical aspects of etiologic stroke classification and current classification systems.

PERSPECTIVE
2.Neurocritical Care in Turkey
Mehmet Akif Topcuoglu, Ayşe Sağduyu Kocaman, Şerefnur Öztürk, Bijen Nazlıel, Hadiye Şirin
Pages 7 - 16
Son 20 yıl içinde nörolojik yoğun bakım üniteleri (NYBÜ) sayesinde hayati tehlike yaratan nörolojik/nöroşirurjik kritik durumlarda sağkalım ve yaşam kalitesi dikkat çekecek oranda artmıştır. Bu nedenle NYBÜ çağdaş üçüncü düzey hastanelerin asli bir unsuru haline dönüşmüştür. Nöroloji uzmanlık dalına ait özel monitörizasyon, muayene ve tedavi yöntemleri kritik nöroloji hastalarının “genel” yoğun bakım ünitelerinde yönetimini olanaksız hale getirdiğinden, çağdaş sağlık sistemlerinin bir taraftan 3. seviyede NYBÜ kurulma ve geliştirilmesi çalışmalarına devam ederken diğer taraftan da bu hastaların “mevcut” NYBܒlerine transferi için model oluşturması gerektiğini düşünenlerin sayısı giderek artmaktadır. Çağdaşlığın gerektirdiği bu plan ve strateji aynı zamanda etikolegal sorunların önüne geçebilmek için de bir zorunluluk olarak görülmeye başlanmıştır.
Since the last 20 years, entry of neurointensive care units (NICU) has provided a significant increase of survival rate and quality of post-ICU life of the patients with life-threatening neurological and neurosurgical catastrophies. Therefore, NICU has become a fundamental part of contemporary third-level hospitals or reference centers. Because extensiveness of specific examination, monitoring and treatment techniques and methods unique to neurology makes impossible to manage critical neurological patients in “General” ICUs instead of NICUs, the number of proponent stating that national health authorities “should” not only establish more and improve NICUs in all reference hospitals, but also (re)organize a transport and referral system to get the patients in need of NICU care to these hospitals is progressively increasing. As mandated by modern critical care paradigm, the proposed plan and strategy can be suggested as a “sine aqua non” for avoiding ethicolegal problems.

ORIGINAL ARTICLES
3.Serum Leptin Levels in Epileptic Patients Treated with Topiramate and Valproic Acid
İrem Fatma Uludağ, Ufuk Şener, Yaşar Zorlu, Mehmet Hicri Köseoğlu, Tuğba Kantaroğlu Aydın
Pages 17 - 31
AMAÇ: Leptin, vücut ağırlığını ve enerji dengesini düzenleyen bir sinyal molekülüdür. Serum leptin düzeyi, vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranı ile korelasyon göstermektedir. Bu çalışmada epileptik hastalarda valproik asit (VPA) ve topiramat (TPM) ile ilişkili vücut kitle değişikliklerinde leptinin rolü araştırılmıştır.
YÖNTEMLER: 56 epilepsi hastası (40 VPA kullanan ve 16 VPA ve TPM kullanan hasta) ve 40 sağlıklı gönüllüde vücut kitle indeksi hesaplanmış ve serum leptin ve insulin düzeyleri ölçülmüştür.
BULGULAR: Sadece VPA kullanan hastaların 21’i (%52.5), kontrol hastalarının 15’i (%37.5) obezken, VPA ve TPM’yi birlikte kullanan hastalardan sadece biri (%6.3) obezdir. Vücut kitle indeksi VPA ve TPM’yi birlikte kullanan hastalarda daha düşüktür (p<0.001). Serum leptin düzeyleri, vücut kitle indeksi ile korelasyon göstermektedir (r=0.49, p<0.001). Serum leptin düzeyleri obezlerde (p<0.001) ve kadınlarda (p<0.001) daha yüksek, VPA ve TPM kombinasyonu ile tedavi edilen hastalarda daha düşüktür (p<0.05).
SONUÇ: Çalışmamızda VPA kullanan hasta grubunda yüksek ve VPA ve TPM’yi birlikte kullanan hasta grubunda anlamlı düzeyde düşük leptin konsantrasyonlarının bulunmuş olması VPA ve TPM ile indüklenen vücut kitlesi değişikliklerinin serum leptin değişiklikleri ile ilişkili olduğu hipotezini desteklemektedir.
OBJECTIVE: Leptin is considered to be a signal factor that regulates body weight and energy expenditure, and there is a strong correlation between serum leptin concentrations, body mass index, and body fat mass in humans. Our aim in this study was to evaluate the role of leptin in valproic acid (VPA) and topiramate (TPM) related weight changes in epileptic patients.
METHODS: Body mass index is calculated and serum leptin and insulin levels are measured in 56 patients with epilepsy (40 patients taking VPA and 16 patients taking VPA and TPM) and in 40 healty control subjects.
RESULTS: Obesity was seen in 21 patients (52.5%) in VPA treated group, in 15 patients (37.5%) in the control group and in only one male (6.3%) in VPA and TPM treated group. Body mass index was lower in the group treated with VPA and TPM (p<0.001). Serum leptin concentrations were correlated with the body mass index (r=0.49, p<0.001) and were significantly higher in obese subjects (p<0.001) and in women (p<0.001). Serum leptin levels were significantly lower in patients treated with VPA and TPM (p<0.05).
CONCLUSION: High levels of serum leptin in patients taking VPA and significantly low levels of serum leptin in patients taking VPA and TPM in our study are in agreement with the hypotheses that weight changes induced with VPA and TPM are related with the alterations in serum leptin levels.

4.Association Between Pysical activity And Depression in patients with Obstructive Sleep apnea syndrome (OSAS)
Ferhan Soyuer, Sevda İsmailoğulları, Murat Aksu, Ferhan Elmalı
Pages 32 - 37
AMAÇ: Obstructive sleep apnea syndrome (OSAS)’ lu hastalarda, depresyon ve fiziksel aktivitenin ilişkisini değerlendirmektir.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza, eylül 2008- mayıs 2010 tarihleri arasında, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Uyku Laboratuarından 90 OSAS hastası alınmıştır. Hastalar, polysomnography (PSG) ile teşhis edilmiştir. Bu çalışmada, veri toplama aracı olarak, Fiziksel Aktiviteyi Değerlendirme Ölçeği (FADA) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDD) kullanılmıştır. İlave bir form, demografik veriyi toplamak için kullanılmıştır.
BULGULAR: 90 OSAS hastasının 10 (%11,1)’de depresyon belirlenmiştir. Depresyon kadın OSAS hastalarında daha fazlaydı (p=0,00). Depresyonu olan ve olmayan gruplar arasında, yaş, eğitim, meslek ve medeni durum açısından farklı bulunmamıştır (p>0,05). Polisomnografi değişkenleri açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır (p>0,05). Depresif ve depresif olmayan gruplar arasında, fiziksel aktivite değişkenleri açısından fark bulunmamıştır (p>0,05). Beck toplam ile fiziksel aktivite değişkenleri arasında, anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır (p>0,05).
SONUÇ: Depresyon, kadın OSAS hastalarında daha fazladır. Çalışmamız, bu hastalarda fiziksel aktivite ile depresyon arasında ilişki göstermemiştir.
OBJECTIVE: To investigate the association between physical activity and depression in patients with obstructive sleep apnea syndrome (OSAS).
METHODS: Ninety consecutive OSAS patients were recruited from the Sleep Laboratory of Neurology Department, Erciyes University Medical School between september 2008-May 2010. The patients were diagnosed based on polysomnography (PSG). Physical Activity Assessment Questionnaire (FADA) and Beck Depression Scale (BDD) with an additional form for demographic variables were used as questionnaires.
RESULTS: Ten patients with OSAS had depression (11.1%). Depression was significantly more in female OSAS patients (p=0,00). There were no significant changes in other demographic (p>0,05), polysomnographic (p>0,05), and physical activity variables (p>0,05) between OSAS patients with and without depression (p>0,05). No significant correlation between depression and physical activity was found (p>0,05).
CONCLUSION: Depression was more in female OSAS patients and physical activity was not associated with depression in OSAS patients.

5.Usage of Multimodal Evoked Potentials in Diagnosis of Changes in Central Nervous System in Multiple Sclerosis
Bahar Özbek, Kemal Balcı, Yahya Çelik
Pages 38 - 44
AMAÇ: Uyandırılmış potansiyeller duysal ve motor yolakların fonksiyonel değerlendirilmesi için kullanılır. Demyelinizan hastalıklarda uyandırılmış potansiyellerin yeri hakkında farklı çalışmalarda birbiriyle çelişen bilgiler sunulmuştur. Multipl sklerozlu hastaların %80 den fazlası relapsing remitting formda prezente olurlar. Bu çalışmada, her bir uyandırılmış potansiyelin relapsing remitting hasta populasyonundan oluşan homojen bir grupta demyelinizan lezyon varlığını ortaya koyabilmedeki değeri araştırılmıştır. Ayrıca uyandırılmış potansiyel anormalliği ile klinik durum arasındaki ilişki değerlendirilmiştir.
YÖNTEMLER: Çalışmaya relapsing remitting multipl skleroz tanılı 20 hasta ve 10 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Görsel (VEP), somatosensor (SEP) ve motor (MEP) uyandırılmış potansiyeller kayıtlanıp tüm hastaların EDSS skorları hesaplanmıştır.
BULGULAR: Yirmi hastanın, 15 inde (75%) VEP anormalliği, 14’ünde (70%) MEP anormalliği ve 12’sinde (60%) SEP anormalliği saptanmıştır. Hastaların tümünde en az bir uyandırılmış potansiyel patolojisi saptanmıştır. Uyandırılmış potansiyel anormalliği yükselen EDSS skorları ile korelasyon göstermiştir.
SONUÇ: Bu çalışmada, uyandırılmış potansiyellerin özellikle birlikte kullanılmasının santral sinir sistemi demyelinizasyonunu göstermede hala güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır.
OBJECTIVE: Evoked potentials are used in the functional assessment of sensory and motor pathways. Conflicting results have been reported in different studies about the value of evoked potentials in demyelinating diseases. Over 80% of patients with multiple sclerosis present with a relapsing–remitting form of the disease. In this study we aimed to examine the value of each evoked potential to demonstrate the demyelinating lesions in a homogenous group of patients with relapsing remitting multiple sclerosis. We also aimed to examine the correlation between clinical status and evoked potential abnormalities.
METHODS: Twenty patients with relapsing remitting multiple sclerosis and ten healthy volunteers were included in the study to evaluate the value of evoked potentials in a homogenous group. Visual, somatosensory and motor evoked potentials were measured and EDSS scores of the patients were calculated.
RESULTS: Of 20 patients, 15 patients(75%) had VEP abnormality, 14 patients (70%) had MEP abnormality and 12 patients (60%) had tibial SEP abnormality. All patients had at least one abnormal evoked potential measurement. The abnormality of evoked potentials also had a correlation with high EDSS scores.
CONCLUSION: We concluded that evoked potentials, especially used in combination, are good markers to show the nervous damage in patients with multiple sclerosis.

CASE REPORT
6.Two cases with dysferlinopathy
Gaye Eryaşar, Yaprak Seçil, Yeşim Beckmann, Ayşen İnceoğlu Kendir, A. Gülden Diniz, Mustafa Başoğlu
Pages 45 - 50
Disferlinopati iki ana fenotiple karakterize nadir bir kas hastalığı spektrumudur: Miyoshi miyopatisi (MM) ve Limb Girdle musküler distrofi tip 2B (LGMD 2B). Disferlin proteinini kodlayan gende (DYSF geni, 2p13) mutasyon sonucu meydana gelir. Bu yazıda klinik ve kas biyopsisi sonucuyla tanısı kesinleştirilmiş iki disferlinopati vakası sunulmuştur.
Dysferlinopathy includes a rare spectrum of muscle disease characterized by two main phenotypes: Miyoshi myopathy(MM) and Limb Girdle muscular dystrophy(LGMD 2B) and results from a mutation of the gene that codes dysferline protein (DYSF gene, 2p13). In this report, we present 2 cases with dysferlinopathy whose diagnosis were confirmed by clinical and muscle biopsy findings.

7.Reflex epilepsy seizures triggered by sexual intercourse; two case reports
Emine Rabia Koç, Akif Koç
Pages 51 - 54
Refleks epilepsi terimi duyusal bir dış uyaran ya da daha az sıklıkla iç uyarana bağlı olarak gelişen epileptik nöbetleri tanımlamaktadır. Görsel uyaranlarla tetiklenen nöbetler refleks epilepsinin en sık tipidir. Seksüel orgazmın tetiklediği epileptik nöbetler ise literatürde çok nadirdir. Burada seksüel orgazm ile gelişen nöbetleri olan iki olgu sunulmuştur.
Reflex epilepsy is a condition in which seizures can be triggered habitually by an external stimulus or, less commonly, by internal mental processes. The seizures triggered by visual stimuli are common types of the reflex epilepsy. Epileptic seizures induced by sexual orgazm and somotosensory stimuli are very rare in the literature. In this study two cases of reflex epilepsy which have been triggered by sexual orgazm are reported.

8.Cortical dysplasia and epilepsy in a patient with Thrombocytopenia-Absent Radii (TAR) syndome
Özden Kamışlı, Serap Saygı
Pages 55 - 57
Thrombocytopenia - absent radii (TAR) sendromu her iki başparmak varlığına rağmen bilateral radius yokluğu ve trombositopeni ile karakterizedir. TAR sendromlu hastalarda alt ekstremite tutulumu, kardiyak, gastrointestinal, renal ve genital anormallikler de görülebilir. Ayrıca bazı hastalarda nörolojik anormallikler olarak; epilepsi, öğrenme güçlüğü, intrakranyal vasküler malformasyonlar, sensorinöral işitme kaybı, korpus kallozum hipoplazisi ve serebeller disgenezi bildirilmiştir. TAR sendromu ve kortikal displazi birlikteliği daha önceden bildirilmemiştir. Biz bu yazımızda sağ parietal displaziye bağlı fokal epilepsisi olan TAR sendromlu bir olguyu sunduk.
Thrombocytopenia - absent radii (TAR) syndrome is characterized by bilateral absence of the radii in the presence of both thumbs and thrombocytopenia. Lower limb involvement, cardiac, gastrointestinal, renal and genital abnormalities may also be seen in the patients with TAR syndrome. Although epilepsy, learning difficulties, intracranial vascular malformations, sensorineural hearing loss, hypoplasia of the corpus callosum and cerebellar dysgenesis as a neurological abnormalities have been reported in a few patients, there is no previous report of a patient with TAR syndrome and cerebral cortical dysplasia. Here we report a patient with TAR syndrome who suffered from focal epilepsy due to right parietal dysplasia.

9.A rare complication of Ramsey Hunt Syndrome: Sınus vein thrombosis
Ramiz Ahmedov, Fatma Polat, Neşe Çelebisoy
Pages 58 - 61
Ramsay Hunt sendromu (RHS) akut olarak gelişen fasial felç ve buna neden olan Varicella Zoster Virusuna (VZV) bağlı dış kulak kanalının, kulak derisinin veziküler lezyon birlikteliğidir. Bell felci gibi %50 spontan iyileşme sıklığı olmasına rağmen Ramsay Hunt sendromunun morbitesi daha yüksek, komplikasyonları daha tehlikelidir. VZV birkaç on yıllık latans devrinden sonra, özellikle yaşlılarda ve immun yetmezliği olan kişilerde, genikulat ganglionunda Herpes Zoster veya Ramsay Hunt sendromu şeklinde reaktivasyon gösterebilir. Nadir olarak,VZV büyük serebral arterlere yayılarak vaskülopati ya da vaskülite neden olarak strokla sonuçlanabilir. Kanser, immun yetmezlik sendromu gibi immun yetmezliği olan kişilerde virus daha derin dokulara penetre olabilir. Ender olarak miyelit, küçük damar vaskülopatisi, sinüs ven trombozu, serebellit, ensefalit, ventrikülit, kalıcı işitme kaybı gibi komplikasyonlar gelişebilir. Varicella Zoster virusu için kan ve BOS’ta yapılan çalışmalar arasında en hızlı ve sensitif test polimeraz zincir reaksiyonudur (PCR). Biz serebral sinüs ven trombozu ile komplike olan Ramsey-Hunt sendromu olan bir olgu sunduk. Hastaya antikoagülasyon ve asiklovir tedavisi verildi. Erken tedavi ile fasial sinir felci ve sinus ven trombozu düzelebilir.
Ramsay-Hunt Syndrome (RHS) is a rare affection characterized by peripheral facial paralysis (PFP), skin eruption in the auricular canal and cochleovestibular symptoms. It is produced by varicella-zoster virus(VZV) reactivation at the geniculate ganglia. In elderly and immunocompromised individuals, the virus may reactivate to produce shingles (zoster). After zoster resolves, many elderly patients experience postherpetic neuralgia. Uncommonly, VZV can spread to large cerebral arteries to cause a spectrum of large-vessel vascular damage, ranging from vasculopathy to vasculitis, with stroke. In immunocompromised individuals, especially those with cancer or acquired immunodeficiency syndrome, deeper tissue penetration of the virus may occur (as compared with immunocompetent individuals), with resultant myelitis, small-vessel vasculopathy, ventriculitis, and meningoencephalitis. The polymerase chain reaction (PCR) analysis of cerebrospinal fluid remains the mainstay for diagnosing the neurologic complications of VZV during life. We report a case of Ramsay Hunt syndrome complicated with cerebral venous thrombosis. Patient received treatment with acyclovir and anticoagulation. Early treatment with acyclovir therapy and anticoagulation could improve the recovery rate of facial nerve palsy and sinus vein thrombosis.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
10.Case of Chronic Inflamatory Demyelinating Polyneuropathy: A Reminder
Suzan Şaylısoy, Şahinde Atlanoğlu, Demet Özbabalık Adapınar, Baki Adapınar
Pages 62 - 63
Abstract



 
© Copyright 2020 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale