e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 16 (3)
Volume: 16  Issue: 3 - 2010
Hide Abstracts | << Back
REVIEWS
1.Optical Coherence Tomography-A New Diagnostic Tool to Evaluate Axonal Degeneration in Multiple Sclerosis: A Review
Nilüfer Kale, Eric Eggenberger
Pages 121 - 126
Multipl skleroz geniş bir klinik bulgu spektrumu olan, inflamatuvar demiyelinizan santral sinir sistemi hastalığıdır. Multipl skleroz lezyonları sıklıkla optik sinirleri, periventriküler ak maddeyi, beyin sapı, spinal kord ve serebellumu etkiler. Multipl skleroz gelişim mekanizması, hastalar arasında ve hastalık dönemlerine göre kompleks ve heterojen özellik göstermektedir. Günümüze kadar, multipl skleroz kesin tanı ve prognozuna yönelik spesifik yöntemler bulunmamaktadir. Aferent görsel yol, retinadan primer görsel kortekse uzanır ve multipl sklerozda en sık etkilenen alanlardan biridir (%94-99). Etkilenen optik sinirlerde gözlenen patolojik bulgular arasında inflamasyon, demiyelinizasyon, akson ve retinal sinir liflerinin (RNFL) hasarlanması ve RNFL incelmesi bulunmaktadır. RNFL miyelinsiz aksonlardan oluşur, RNFL kalınlığının değerlendirilmesi akson hasarını yansıtarak hastalık progresyonunun değerlendirilmesinde yardımcı olur. Aferent görsel yolun klinik, görüntüleme ve elektrofizyolojik metodlarla değerlendirilmesi multipl skleroz patofizyolojisinin anlaşılması ve hastalık prognozunun değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Optik koherans tomografi RNFL kalınlığını ölçerek multipl sklerozun santral sinir sistemi üzerine etkilerini değerlendiren, pratik uygulanımı olan, tekrarlanabilir bir metottur. Bu derleme ile optik koherans tomografinin multipl skleroz tanı, hastalık prognozu ve tedavi yaklaşımlarının etkilerinin değerlendirilmesindeki yeri tartışılacaktır.
Multiple sclerosis is an inflammatory demyelinating disorder of the central nervous system with a wide spectrum of clinical signs and symptoms. Multiple sclerosis lesions have a predilection for the optic nerves, periventricular white matter, brainstem, spinal cord, and cerebellum. The mechanisms responsible for multiple sclerosis are complex and heterogeneous across patients and disease stages. No specific markers exist for the definite diagnosis and prognosis of multiple sclerosis. The afferent visual pathway, which extends from the retina to the primary visual cortex including the optic nerve, is one of the most commonly affected sites in multiple sclerosis (94-99%). Pathology of affected optic nerves exhibits inflammation, demyelination, gliosis, axonal injury, and thinning of the retinal nerve fiber layer (RNFL). The RNFL is composed of unmyelinated axons, and measuring RNFL thickness is a viable method to monitor axonal loss reflecting disease progression. Optical coherence tomography is a noninvasive and reproducible tool in assessing the impact of multiple sclerosis on the thickness of the RNFL. Assessment of the afferent visual pathway using clinical, imaging and electrophysiological methods provides insights into the pathophysiology of multiple sclerosis and may also serve a prognostic role in multiple sclerosis.

ORIGINAL ARTICLES
2.The Relation Between the Infarct Volume and Carotis Intima-Media Thickness in Acute Stroke
Melike Yıldırım, Fuat Şahin, Ufuk Şener, Yaşar Zorlu, İrem Fatma Uludağ
Pages 127 - 132
AMAÇ: Bu çalışmada ana karotid arter (AKA) intima-media kalınlığı (İMK) ve internal karotid arter (İKA) intima-media kalınlığı ile serebral infarkt hacmi arasındaki ilişkinin araştırılması planlandı.
YÖNTEMLER: Çalışmaya, kliniğimize akut iskemik inme tanısıyla ilk 24 saatte başvurarak yatırılmış olan 40 hasta alındı. Hastaların ilk başvuru anında ve 72 saat sonra bilgisayarlı beyin tomografileri çekilerek infarkt hacimleri hesaplandı. İki yanlı Doppler ultrasonografi ile AKA ve İKA İMK’ları ölçüldü.
BULGULAR: Hastalarımızın %77.5’inde karotis intima-media kalınlığı artışı bulundu. Tek aterom plağı olan grupta AKA İMK, plak olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla bulundu.
SONUÇ: Hem AKA hem de İKA İMK ile infarkt hacmi arasında istatistiksel anlamlılığa ulaşan bir ilişki saptanmadı.
OBJECTIVE: In this study, it was aimed to determine the relation between the cerebral infarction volume and common carotid artery (CCA) intima-media thickness (IMT) and internal carotid artery (ICA) intima-media thickness.
METHODS: Forty patients diagnosed with acute ischemic stroke and admitted to our clinic within the first 24 hours were accepted into this study. The brain computed tomographies taken at admission and 72 hours after the onset of the first symptoms were analyzed. The volume of the infarct areas was measured. The bilateral carotis (C) IMT was measured by Doppler ultrasonography.
RESULTS: CCA IMT was significantly thicker in the group with single plaque compared to the group without plaque.
CONCLUSION: No statistically significant relation between the infarct volume and ICA IMT or CCA IMT was observed.

3.The Efficacy of Botulinum Toxin A Intramuscular Injections in After-Stroke Spasticity
Melek Karaçam, Deniz Selçuki
Pages 133 - 140
AMAÇ: Spastisite, inmeli hastalarda sık karşılaşılan bir komplikasyondur. Spastisite günlük aktiviteleri gerçekleştirmeyi önemli derecede engeller ve yaşam kalitesini düşürür. Bu çalışmada inme sonrası gelişen fokal spastisiteli olgularda, botulinum toksin A tedavisinin özürlülük, kas tonusu, ağrı ve günlük yaşam aktiviteleri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Botulinum toksin uygulama polikliniğinde takip edilen, inme nedeniyle botulinum toksin A uygulanan fokal spastisiteli 15 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların tedavi öncesi ile tedavi sonrası birinci ve üçüncü ay kontrolde spastisitenin şiddeti (Modifiye Ashworth Skalası-MAS), kas gücü skoru (Medical Research Council Scale-MRC), özürlülük ölçeği, görsel ağrı derecelendirilme ölçeği (Visual Analogue Pain Scale), Barthel indeksi karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: Biz çalışmamızda; tüm olgularda, klinik durumu yansıtan ölçekler kullanarak, botulinum toksin A tedavisinin etkili olduğunu saptadık. Kas tonusu ve özürlülükte belirgin azalma elde ettik (p< 0.05). Bu sonuçla birlikte ağrıdaki anlamlı azalmanın (p< 0.05) da fonksiyonel düzelmeye ciddi katkısı olduğunu gözlemledik (p< 0.01). Skorlardaki düzelmenin yanı sıra, yaşam kalitesinin artması, kişinin kendini iyi hissetmesi, fizyoterapiye yardımcı olması, diğer sistemik ilaçlara gereksinimi azaltması açısından da spastisite tedavisinde botulinum toksin A’nın önemli bir yeri olduğunu düşünmekteyiz.
SONUÇ: Spastisite, etkilenen olgularda önemli özürlülüğe neden olan karmaşık bir hastalıktır. Botulinum toksini, spastisite gibi aşırı motor aktivite içeren birçok hastalığın tedavisinde tercih edilmektedir. Uzun süreli ancak geri dönüşümlü etkisi, uygulama kolaylığı, uygun güvenilirlik ve yan etki profili botulinum toksin A’yı fokal spastisitenin farmakolojik tedavisinde ilk seçenek haline getirmiştir.
OBJECTIVE: Spasticity is a common dysfunction in stroke patients. It hinders the performance of everyday living activities and lowers the quality of life. In this study, it was aimed to investigate the effects of botulinum toxin A therapy on various aspects, such as muscle tone, pain, daily living activities and disability.
METHODS: Fifteen patients with stroke presenting with focal spasticity in the botulinum toxin outpatient unit were evaluated. Results before and after treatment were evaluated by applying different scales. Modified Ashworth Scale was applied for the severity of spasticity. The Medical Council Research Scale was used to test muscle power, and the disability scoring scale, Visual Analogue Pain Scale and Barthel index were the other measures tested.
RESULTS: It was found that therapy with botulinum toxin A was effective in spasticity. The increased muscle tone and the disability scores decreased prominently after the treatment (p< 0.05). Lower values in pain scores (p< 0.05) also contributed to better functional outcome (p< 0.01). Along with the significantly good outcome according to the scales, the higher scores in quality of life, feeling of well-being, good performance during the physiotherapy sessions, and less medications needed for spasticity were also indications in commencing the therapy of botulinum toxin A in spasticity.
CONCLUSION: Spasticity is a complicated condition causing serious disability. Botulinum toxin A is a preferred therapy when there is an increased motor activity. The effects of the agent are reversible and reliable. The duration of the treatment is long-lasting. Since botulinum toxin A is easily applied and the outcome in focal spasticity is favorable, it is recommended as the first-line choice in the treatment of focal spasticity.

CASE REPORT
4.An Unpredicted Side Effect of Bisphosphonates in a Patient with Chronic Renal Failure Due to Multiple Myeloma: Reversible Parkinsonism
Barış İşak, Pınar Koytak, Özgür Bilgin, Hilal Horozoğlu, Murat Sarıtemur, Arzu Denizbaşı, Dilek Günal
Pages 141 - 143
Bu olgu sunumunda, multipl miyeloma bağlı kronik böbrek yetmezliği zemininde kemoterapötik ajanın (zoledronik asit) derinleştirdi¬ği hipokalsemi ve bu metabolik bozukluğa bağlı olarak parkinsonizm epizotları gelişmiş olan özgün bir olgu sunulmaktadır. Multipl miyelom tanısı almış ve altı aydır aylık bifosfonat tedavisi almakta olan 80 yaşında kadın hasta, acil servisimize iki defa parkinsonizm epizodları ile başvurdu. Replasman tedavisiyle düzelen parkinsonizm semptomlarına, her iki epizotta da düşük kalsiyum düzeyleri eş¬lik etmekteydi. Görüntülemelerde bazal gangliyonlarda herhangi bir patoloji izlenmedi. Her iki seferde de hastanın kliniğinin kalsiyum replasmanı ile düzeltilmiş olması, epizodların asıl nedeninin hipokalsemi olduğunu düşündürmektedir. Bu, bazal gangliyonlarda olu¬şan yıkım sürecine bağlı bir hasardan ziyade, kemoterapötik ajanın metabolik yan etkilerine bağlı geri dönüşlü fonksiyonel bir bozuk¬luğu yansıtan özgün bir olgu olarak yorumlanmaktadır.
In this report, we present a unique case in which the chemotherapeutic agent, i.e., zoledronic acid, deepened the hypocalcemia on the basis of chronic renal failure secondary to multiple myeloma and caused parkinsonism episodes. An 80-year-old female patient, who had been diagnosed as multiple myeloma and had been administered bisphosphonate therapy monthly for six months, was ad¬mitted to our emergency room with two parkinsonism episodes. Low serum calcium levels accompanied parkinsonism symptoms, which subsided with calcium replacement therapy in both episodes. Imaging did not reveal any pathology in the basal ganglia. The fact that the patient was cured both times with calcium replacement suggests that hypocalcemia was the actual cause. This can be interpreted as a unique case, reflecting the reversible functional impairment due to metabolic side effects of a chemotherapeutic agent rather than destructive changes in the basal ganglia.

5.Heerfordt Syndrome: A Case Report
Füsun Mayda Domaç, Tuğrul Adıgüzel, Temel Özden, Gül Keskin, Handan Mısırlı
Pages 144 - 148
Heerfordt sendromu; ateş, parotis bezinde büyüme, anterior üveit ve fasiyal sinir felcinin kombinasyonundan oluşan bir nörosarkoidoz formudur. Sunduğumuz 38 yaşındaki kadın hastanın her iki gözde kızarıklık ve yanma, halsizlik, gece terlemeleri ve kilo kaybı şikayetleri başladıktan 20 gün sonra her iki kulak arkasında sert ağrılı şişlikler ortaya çıktığı öğrenildi. Üç hafta sonra sağ periferik fasiyal paralizi gelişen hasta polikliniğimize başvurmuştu. Fizik muayenede her iki parotis bezinde solid ve ağrılı kitleler palpe edildi. Nörolojik muayenesi sağ periferik fasiyal parezi dışında normaldi. Oftalmolojik muayenede bilateral anterior üveit saptandı. Kraniyal manyetik rezonans görüntüleme normaldi. Parotis manyetik rezonans görüntüleme tetkikinde her iki parotis bezinin boyutlarında artış, lobülasyon ve kistik lezyonlar ile heterojen kontrast tutulumu izlendi. Parotis biyopsisinde nonnekrotizan granülomatöz siyaladenit saptandı. Mediasten bilgisayarlı tomografi tetkikinde her iki akciğerde multipl nodüller mevcuttu. Laboratuvar tetkiklerinde C-reaktif protein 0.75, sedimentasyon 26 mm/saat ve anjiyotensin dönüştürücü enzim 83 U/L (N: 8-52 U/L) idi. Heerfordt sendromu tanısı konulan hastaya evre I sarkoidoz tanısına rağmen çoklu organ tutulumu nedeniyle 45 mg/gün steroid tedavisi başlandı. Sonuç olarak, Heerfordt sendromu nörosarkoidozun nadir bir formu olmakla birlikte fasiyal sinir paralizisi ayırıcı tanısında akla gelmelidir.
Heerfordt syndrome is a form of neurosarcoidosis with the combination of fever, enlargement of the parotid gland, anterior uveitis, and facial nerve paralysis. We present a 38-year-old female patient who had a solid and painful swelling behind each ear 20 days after the complaints of redness of both eyes, fatigue, night sweat, and weight loss. Three weeks later, right facial paralysis developed, and the patient was seen in our outpatient clinic. On physical examination, bilateral solid and painful masses were observed on the parotid glands. Neurological examination was normal except for the right facial nerve paralysis. Ophthalmologic examination revealed bilateral anterior uveitis. Cranial magnetic resonance imaging was normal. On parotid gland magnetic resonance imaging, enlargement, lobulation and cystic lesions on both parotid glands with heterogeneous contrast involvement were observed. Parotid biopsy showed non-necrotizing granulomatous sialadenitis. There were multiple nodules on both lungs on mediastinum computerized tomography. Laboratory tests revealed: C-reactive protein 0.75 mg/dL, erythrocyte sedimentation rate 26 mm/hour and angiotensin-converting enzyme 83 U/L (N: 8-52 U/L) Though the patient, diagnosed as Heerfordt syndrome, had phase 1 sarcoidosis, she was treated with 45 mg/day steroid because of the multiple organ involvement. In conclusion, Heerfordt syndrome, a rare manifestation of neurosarcoidosis, must be kept in mind in the differential diagnosis of facial nerve paralysis.

6.Cerebral Malaria: Case Report
Serhat Tokgöz, Esra Eruyar, Ayşegül Öğmegül, İbrahim Erayman
Pages 149 - 153
Serebral malarya Plasmodium infeksiyonunun ender görülen bir komplikasyonudur. İnfekte eritrositlerin yaptığı kapiller blokaj, sitokinlerin parankime sızması sonucu oluşan mikroglial aktivasyon ve astrositlerin apopitozu etyopatogenezde suçlanan ana nedenlerdir. Son zamanlarda metabolik değişikliklerin de ensefalopati ve epilepsi patofizyolojisinden sorumlu olabileceği belirtilmektedir. Yirmi beş yaşında erkek hasta epileptik nöbet ve ensefalopati kliniği ile başvurdu. Serebral malarya tanısı konan hastanın kliniği antiödem, antiepileptik ve antimalaryal tedavi ile düzeldi. Literatür eşliğinde hastalığın patofizyolojisi, kliniği ve laboratuvar özellikleri tartışıldı.
Cerebral malaria is a rare complication caused by Plasmodium infection. Capillary blockage caused by infected erythrocytes, microglia activation and apoptosis of astrocytes as a result of cytokine leakage to the parenchyma are cited in the pathogenesis. Recently, a concept has evolved that metabolic changes in the brain in malaria infection may also be responsible for the epilepsy and encephalopathy pathogenesis. A 25-year-old male was admitted to our clinic for seizures and encephalopathy. The patient, diagnosed with cerebral malaria, recovered with antiedema, antiepileptic and antimalarial therapy. The pathophysiology and clinical and laboratory findings are discussed in light of the literature.

7.Central Pontine Myelinolysis: Report of Four Cases
Handan Akar, Nilgün Cengiz, Oytun Ayşe Bayrak, Taner Özbenli, Musa Kazım Onar, Lütfü İncesu, Levent Güngör, Murat Terzi
Pages 154 - 158
Santral pontin miyelinolizis pons ve beynin bazal gangliyon, lateral genikulat cisimler, eksternal ve internal kapsül ve serebellumda miyelin kaybı ile giden nörolojik bir bozukluktur. Biz santral pontin miyelinolizisi olan üç ve hem santral pontin hem de ekstrapontin miyelinolizisi olan bir hastanın klinik ve radyolojik bulgularını sunduk.
Central pontine myelinolysis is a neurological disorder characterized by loss of myelin in the central pons as well as in the other parts of the brain like basal ganglia, lateral geniculate bodies, external and internal capsules, and cerebellum. We report the clinical and radiological findings of three patients with central pontine myelinolysis and one patient with both pontine and extrapontine myelinolysis.

8.POEMS Syndrome: Case report
Figen Gökçay, Ramiz Ahmedov, Aslı Köşkderelioğlu, Bengü Gerçeker, Serkan Ocakçı, Ahmet Gökçay
Pages 159 - 162
POEMS sendromu, polinöropati ve multisistemik tutulum ile seyreden oldukça ender görülen bir plazma hücre diskrazisidir. Semptomlardan plazmasitom tarafından salgılanan vasküler endotelyal büyüme faktörü sorumlu tutulmaktadır. Distal simetrik sensörimotor polinöropati kliniği ile başvuran, yanı sıra organomegali, endokrin bozukluk ve deri değişiklikleri de olan olgunun immünelektroforezinde serum ve idrarda M proteini saptanması nedeniyle POEMS sendromu düşünülmüştür. Edinsel nöropatilerin ayırıcı tanısında akla gelmesi gereken bu sendrom ender görülmesi nedeniyle sunulmuştur.
Presented with characteristic polyneuropathy and multisystemic manifestations, POEMS syndrome is a rare plasma cell disorder. Vascular endothelial growth factor, secreted by plasmacytoma, is considered responsible for these symptoms. The first symptoms in this patient were arthralgia, distal sensory impairment ascending proximally and motor impairment of distal lower extremities. By immunoelectrophoresis, M protein in serum and urine was detected. In addition to polyneuropathy and monoclonal gammopathy, the patient presented with organomegaly, endocrine dysfunction and skin changes, and was diagnosed as POEMS syndrome. This rare syndrome should be included in the differential diagnosis of acquired neuropathies associated with multisystemic manifestations.

9.Combination of Cerebral Demyelination and Graves Disease in a Case with Miller Fisher Syndrome
Sibel Güler, Levent Sinan Bir
Pages 163 - 167
Kırk dört yaşında Miller Fisher sendromu tanısı alan, Graves hastalığı bulunan ve santral sinir sistemi demiyelinizasyonu saptanan bir erkek hasta sunuldu. Klinik ve laboratuvar bulguları Miller Fisher sendromu tanısını destekliyordu. Olgunun kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde bilateral derin beyaz cevherde çok sayıda ovoid, T2 ağırlıklı kesitlerde hiperintens gözlenen lezyonlar saptandı. Lezyonlar manyetik rezonans görüntüleme spektroskopi ile incelendiğinde demiyelinizasyon ile uyumlu olarak NAA/Cr oranı düşük olarak elde edildi. Periferik sinir sistemi ve santral sinir sisteminin kombine demiyelinizan süreçleri son derece nadir olarak ortaya çıkmaktadır. Miller Fisher sendromu tanılı bu olguda periferik sinir sistemi ve santral sinir sisteminin immünolojik etkilenimi ve Graves hastalığı birlikteliği literatür eşliğinde tartışıldı. İntravenöz immünglobulin G tedavisinden olumlu yanıt alındı.
A 44-year-old male patient with a diagnosis of Miller Fisher syndrome, Graves disease and central nervous system demyelination is presented. Clinical and laboratory findings supported the diagnosis of Miller Fisher syndrome. On T2-weighted sections of cranial magnetic resonance imaging, many ovoid-shaped, hyperintense lesions in bilateral deep white matter were detected. Magnetic resonance imaging spectroscopy demonstrated low N-acetylaspartate to creatine (NAA/Cr) ratio consistent with demyelination. Combined peripheral nervous system and central nervous system demyelinating processes are rare. In this Miller Fisher syndrome case, an immunological mechanism affecting both the peripheral nervous system and central nervous system with association of Graves disease is discussed in light of the relevant literature. A positive response to intravenous immunoglobulin G treatment was obtained.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
10.Acute Bilateral Basal Ganglia Lesions in Diabetic Uremic Patient: Imaging Findings
Naime Altınkaya, Tülin Yıldırım, Deniz Yerdelen
Pages 168 - 169
Abstract | Full Text PDF



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale