e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 15 (4)
Volume: 15  Issue: 4 - 2009
Hide Abstracts | << Back
FROM THE EDITOR
1.45th National Neurology Congress
Tülay Kansu
Pages IX - XI

REVIEWS
2.Speech and Language Disturbances in Neurology Practice
Oğuz Tanrıdağ
Pages 155 - 160
Binlerce yıldır insanları düşündüren ilginç olguları, 150 yıla yaklaşan bilimsel alt yapısı ve hiçbir zaman azalmayan tartışma zeminine karşın, nörolojik bilimlerde konuşma ve dil bozukluklarına verilen önem beklenilenden çok daha azdır. Bu yazıda öncelikle, nörolojik bilimlerde devam eden bu “üvey evlat” muamelesinin nedenleri üzerinde durulacak ardından gündelik pratik içinde çok sık biçimde karşımıza çıkan nörolojik kökenli konuşma ve dil bozukluklarına değinilecektir. Yazının kaleme alınmasının arkasındaki beklenti, her biri bize sinir sistemini ve hastalarını daha iyi öğrenme ve bu yolla onlara daha fazla yararlı olabilme şansı tanıyan klinik tablolarla ilgili gerçeklerin daha yaygın biçimde bilinmesidir.
Despite the well-known facts discerned from interesting cases of speech and language disturbances over thousands of years, the scientific background and the limitless discussions for nearly 150 years, this field has been considered one of the least important subjects in neurological sciences. In this review, we first analyze the possible causes for this “stepchild” attitude towards this subject and we then summarize the practical aspects concerning speech and language disturbances. Our underlying expectation with this review is to explain the facts concerning those disturbances that might offer us opportunities to better understand the nervous system and the affected patients.

ORIGINAL ARTICLES
3.Angiotensin Converting Enzyme Gene Insertion/Deletion Polymorphism in Migraine Patients
Belgin Alaşehirli, Mehmet Gür, Aylin Akçalı, Sırma Geyik, Binnur Bülbül, Derya Sayar, Mustafa Yılmaz, Abdurrahman Neyal, Münife Neyal
Pages 161 - 165
AMAÇ: Anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü ilaçların migren atak sıklığı üzerine etkili oldukları gösterilmiştir. Bu çalışmada anjiyotensin dönüştürücü enzim geninin migren patofizyolojisi ile ilişkisi araştırılmak istenmiştir.
YÖNTEMLER: Anjiyotensin dönüştürücü enzim geninin I/D polimorfizmlerinin migren atakları ile ilişkisini araştırmak üzere 102 migren hastası (35 auralı migren, 67 aurasız migren) ile yaş ve cinsiyet olarak uygun 75 kontrol üzerinde çalışılmıştır. Migren atak sıklığı ve başlangıç yaşları da anjiyotensin dönüştürücü enzim genotipleri ile beraber değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Auralı ve aurasız migren hastaları ve kontrol grubu anjiyotensin dönüştürücü enzim genotipleri yönünden birbirileri ile karşılaştırılabilir olarak gözlendi (sırasıyla; p= 0.88 ve p= 0.76, p= 0.624). Atak sıklığı ile anjiyotensin dönüştürücü enzim genotipleri arasında ilişki saptanmadı (p= 0.125) ancak anjiyotensin dönüştürücü enzim-II genotipine sahip olanlarda migren atakları daha genç yaşta başlıyordu (p= 0.021).
SONUÇ: Anjiyotensin dönüştürücü enzim gen polimorfizmi ile ilgili farklı popülasyonlarda ve genç migren hastalarında çalışmalara ihtiyaç vardır.
OBJECTIVE: The beneficial effects of angiotensin converting enzyme inhibitor drugs on migraine attack frequency have been shown. We aimed to study the relationship between the angiotensin converting enzyme gene and migraine pathophysiology.
METHODS: In the present study, to assess whether the angiotensin converting enzyme insertion/deletion (I/D) gene polymorphisms have an effect on migraine attacks, we studied the angiotensin converting enzyme genotypes of 102 migraine patients (35 cases of migraine with aura and 67 of migraine without aura) and 75 age-and sex-matched normal volunteers. Frequency and age of onset of migraine attacks were also assessed according to angiotensin converting enzyme genotypes.
RESULTS: Patients with migraine with and without aura were comparable with each other and the control group with respect to angiotensin converting enzyme genotypes (respectively; p= 0.88 and p= 0.76, p= 0.624). We could not determine a relationship between angiotensin converting enzyme genotypes and attack frequency (p= 0.125), but cases with angiotensin converting enzyme-II genotype showed a significantly younger age for onset of migraine attacks in comparison with the I/D genotype patients (p= 0.021).
CONCLUSION: We believe that further angiotensin converting enzyme gene studies are warranted in younger age groups of patients with migraine and also in different populations.

4.Cognitive Impairment in Infratentorial Strokes
Melek Kandemir, İbrahim Örnek, Dursun Kırbaş
Pages 166 - 173
AMAÇ: 1980’li yılların ortalarında anatomik, davranışsal ve nöropsikolojik kanıtlarla serebellumun motor fonksiyonun ötesine uzanan bir rolü olduğu ileri sürülmeye başlanmıştır. Serebellumun kognisyon üzerindeki potansiyel rolünü gözden geçiren birçok makale yayınlanmıştır. Her iki fonksiyon da talamus aracılığıyla dentat nükleus ve frontal korteks arasındaki bağlantılarla sağlanmaktadır. İzole beyin sapı veya serebellar infarktlardaki kognitif etkilenmelerin profili ön planda frontal aks (yürütücü işlevler) tutulumu ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmamızda serebellum ve pons inmelerinin nasıl bir kognitif etkilenme paternine neden olduklarının gösterilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Bu çalışma Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 3. Nöroloji Kliniğine Ocak 2004-Eylül 2005 tarihleri arasında arka sistem serebrovasküler hastalık tanısıyla yatarak tedavi gören 19 hasta ve kontrol grubunu oluşturan nörolojik açıdan sağlıklı 19 birey ile yapılmıştır. Her iki gruba nöropsikometrik test bataryası uygulanmıştır.
BULGULAR: Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, klinik sendrom veya lokalizasyonun kognitif test performansı üzerine herhangi bir etkisi görülmedi. Bellek testlerinden California Sözel Öğrenme Testinde hasta grubunun kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha kötü performans gösterdiği saptandı. Hasta grubunun, Rey-Osterrieth Karmaşık Şekil Testinde şeklin parçalarını tanımakta zorlandıkları, iz sürme testinin B kısmını anlamlı olarak daha uzun sürede tamamladıkları ve sözel akıcılık testinde bir dakika içerisinde daha az kelime söyleyebildikleri görüldü.
SONUÇ: Sözel ve görsel bellek testlerindeki etkilenme paterni ile verbal akıcılık ve iz sürme testlerindeki bozulmanın frontal etkilenmeyi düşündüren bulgular olduğu söylenebilir. Sonuçlarımız, serebellar veya beyin sapı inmelerinin serebello-ponto-talamo-kortikal yolları etkileyerek hafif düzeyde bir frontal kognitif etkilenmeye neden olduğu bilgisini desteklemektedir.
OBJECTIVE: Beginning in the mid-1980s, with anatomical, behavioral, and neuropsychological evidence, it was suggested that the role of the cerebellum extends beyond a purely motor domain. A series of articles were published reviewing the potential role of the cerebellum in cognition. Both of these functions are supported by connections of dentate nucleus and frontal cortex through the thalamus. The cognitive profile of isolated subtentorial and cerebellar infarcts is related to the involved frontal circuit (especially executive functions). In this study, we aimed to demonstrate the cognitive profile of cerebellar and subtentorial infarcts.
METHODS: Nineteen patients with infratentorial infarcts and 19 neurologically healthy individuals as a control group were included in this study. Neuropsychometric test battery was employed in both of the groups.
RESULTS: Age, sex, education, clinical syndrome, and localization had no effect on the cognitive test performances. Performance on the California Verbal Learning Test, a verbal memory test, was worse in the patient group. Patients had difficulties in recognizing the items of the Rey-Osterrieth Complex Figure Test, and spent significantly more time to complete the trail making test part B. The patient group also demonstrated lower performance level in the verbal fluency test when compared to the control group.
CONCLUSION: The cognitive impairment pattern of the verbal and visual memory tests and impairment determined on the verbal fluency test and the trail making tests may imply frontal impairment. Our results support the knowledge that cerebellar or brainstem strokes cause mild frontal type cognitive syndrome by damaging cerebello-ponto-thalamo-cortical pathways.

5.Intravenous Thrombolytic Therapy in Acute Ischemic Stroke
Semai Bek, Tayfun Kaşıkçı, Gençer Genç, Hakan Akgün, Şeref Demirkaya, Zeki Odabaşı
Pages 174 - 180
AMAÇ: Akut iskemik inmede intravenöz trombolitik tedavinin etkinliğinin, yan etkilerinin ve kontrendikasyonlarının tekrar gözden geçirilmesi ve ilk 24 saat sonrasında uygulanan klinik skalaların üç aylık sonuçları hakkında prediktif değerin belirlenmesidir.
YÖNTEMLER: Ekim 2005-Ekim 2008 tarihleri arasında hastanemizde intravenöz trombolitik tedavi uygulanan 12 hasta ve ilk üç saatte başvurmasına rağmen tedavi uygulanmayan 18 hastanın klinik verileri retrospektif olarak incelendi. Nörolojik defisitler NIHSS, RANKIN ve BARTHEL skalaları ile değerlendirildi. Tedavi süresi ile klinik iyileşme arasındaki ilişki, ilk 24 saat sonrası skalaların üç aylık klinik sonuç ile ilişkisi değerlendirildi. Tedavi aralığında müracaat eden hastalara tedavi uygulanamamasının nedenleri belirlendi.
BULGULAR: Toplam 404 hastadan ancak 30 hasta ilk üç saatte müracaat etti. On iki hastanın müracaatı inmenin başlangıcından sonraki 134.58 ± 39.4 dakika arasındadır. On iki hastanın 6 (%50)’sında tedaviden sonra 24 saat içerisinde NIHSS değerlerinde ≥ %25 oranında düzelme olarak tanımlanan belirgin klinik iyileşme gözlenmiştir. Hastaların geliş NIHSS değerleri ile üçüncü aydaki NIHSS değerleri karşılaştırıldığında yaklaşık %80 düzelme olduğu gözlenmiştir. İki hasta NIHSS değerlerinde < %25 oranında düzelme olarak tanımlanan yetersiz iyileşme göstermiştir. Dört hasta intraserebral hematom, beyin ödemi ve kardiyolojik nedenler sebebiyle ölmüştür. Tedavi uygulanamayan 18 hastadan 17’si kontrendikasyon varlığı nedeniyle tedaviye alınmamış ve bir hastanın ailesi tedaviyi kabul etmemiştir.
SONUÇ: Verilerimiz, hastaların trombolitik tedavi öncesi NIHSS değerleri ile kıyaslandığında 24. saatteki NIHSS değerlerindeki ≥ %25 düzelmenin üç ay sonraki prognoz için prediktif değer taşıdığını ortaya koymakta ve daha önceki çalışmalardan çıkan trombolitik tedavinin seçilmiş akut iskemik inmeli hastalarda güvenilir ve uygulanabilir bir tedavi olduğu sonucunu desteklemektedir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to review the efficacy, adverse effects and contraindications of intravenous thrombolytic treatment in acute ischemic stroke and to determine the predictive value of stroke scales applied in the first 24 hours to the three months outcome.
METHODS: We retrospectively evaluated the clinical data of 30 patients with ischemic stroke seen at our institution over the period October 2005 to October 2008; 12 of the patients received intravenous thrombolytic treatment while 18 patients were not treated despite being admitted within three hours. The neurological deficits were graded using NIHSS, RANKIN and BARTHEL scales. The relationship between time to treatment and clinical improvement and also the association between the scales at 24 hours and the three months clinical outcome were evaluated. The reasons for not treating the patients who were admitted within the therapeutic window were determined.
RESULTS: Only 30 of 404 patients were admitted within three hours. Twelve patients were admitted within 134.58 ± 39.4 minutes of stroke onset. Clinical improvement, defined as an improvement of ≥ 25% NIHSS points, was observed in 6 of the 12 (50%) patients within 24 hours of therapy. An improvement of about 80% NIHSS points at three months was observed when compared with baseline scores. Two of the patients showed insufficient improvement, defined as an improvement of < 25% NIHSS points. Four patients died due to intracerebral hematoma, severe brain edema or cardiac causes. Of the 18 patients who did not receive treatment, this was due to contraindications in 17 and to failure to obtain consent for the treatment in 1.
CONCLUSION: Our data suggest that an improvement of ≥ 25% NIHSS points at 24 hours predicts the prognosis at three months and supports the conclusion from previous studies that thrombolytic therapy is a reliable and feasible treatment in selected patients with acute ischemic stroke.

6.Bilateral Basal Ganglia Calcification: The Etiology and Clinical Findings of 17 Patients
Aylin Akçalı, Sırma Geyik, Münife Neyal
Pages 181 - 187
AMAÇ: Bilateral bazal gangliyon kalsifikasyonları, bazal gangliyonlar, serebellum, dentat nükleus ve beyaz cevherde bilateral ve hemen daima simetrik olarak kalsiyum ve diğer minerallerin depolandığı nadir bir hastalıktır. Klinik bulgular değişken olup psikiyatrik semptomlar, epileptik nöbetler, serebellar bulgular, ekstrapiramidal disfonksiyon ve demans ile kendini gösterebilir. Bilateral bazal gangliyon kalsifikasyonları paratiroid bozukluklar başta olmak üzere değişik metabolik bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkabilir.
YÖNTEMLER: Bu yazıda 2002-2008 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniğinde bilateral bazal gangliyon kalsifikasyon tanısı konulan dokuzu kadın, sekizi erkek 17 hastanın etyolojik ve klinik bulguları retrospektif olarak incelenmiş ve tartışılmıştır.
BULGULAR: Klinik bulgular oldukça farklılık göstermekteydi. Dört hastada baş ağrısı, altı hastada nöbet geçirme, beş hastada konuşma bozukluğu, dört hastada hareketlerde yavaşlama, dört hastada unutkanlık ve psikiyatrik şikayetler vardı. On yedi olgunun dokuzunda hipoparatiroidi tespit edildi. Kraniyal görüntülemelerde ise bazal gangliyon ve talamus kalsifikasyonları en sık gözlenen bulguydu.
SONUÇ: Olgularda hipoparatiroidi sıklığının fazlalığı ve bunlarda talamus tutulumunun olması dikkat çekicidir. Görüntülemelerde saptanacak bilateral bazal gangliyon kalsifikasyonu, altta yatan bir hastalığın tanısında ve tedavisinde yardımcı olacağından önemli bir bulgu olarak değerlendirilebilir.
OBJECTIVE: Bilateral basal ganglia calcification is a rare disease with symmetrical and bilateral deposition of calcium and other minerals in the basal ganglia, cerebellum, dentate nucleus, and white matter. Clinical findings are variable and can present with psychiatric symptoms, epileptic seizures, cerebellar features, extrapyramidal dysfunction, and dementia. Parathyroid pathologies as well as other metabolic disorders are the main etiologic causes of bilateral basal ganglia calcification.
METHODS: In this article, we retrospectively analyzed the etiologic and clinical findings of 17 (nine famale, eight male) patients diagnosed with bilateral basal ganglia calcification between 2002 and 2008 in Gaziantep University, Faculty of Medicine, Department of Neurology outpatient clinic.
RESULTS: Clinical features were variable. Four patients had headache, six seizures, five speech disorder, four movement disorders, and four forgetfulness and psychiatric problems. Nine of 17 patients had hypoparathyroidism in the etiology of bilateral basal ganglia calcification. The involvements of basal ganglia and the thalamus were the most frequent findings in cranial imagings.
CONCLUSION: Hypoparathyroidism and thalamus involvement were found frequently. The detection of bilateral basal ganglia calcification on imaging may be helpful in the diagnosis and treatment of underlying diseases and thus can be considered an important finding.

7.Electrophysiologic Findings and Pain in Carpal Tunnel Syndrome
Hava Dönmez Keklikoğlu, Ayşe İlksen Çolpak, Elif Banu Solak, Tahir Kurtuluş Yoldaş
Pages 188 - 193
AMAÇ: Karpal tünel sendromu (KTS) median sinirin el bileğinden geçerken karpal tünel içinde tuzaklanması ile tanımlanan bir durumdur. Hastaların en yaygın başvuru yakınması ağrı ve uyuşmalardır. Biz bu çalışmada elektrofizyoloji laboratuvarına KTS ön tanısıyla sevk edilen hastalarda ağrı şiddeti ile elektrofizyolojik bulgular arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya KTS tanısıyla elektrofizyoloji laboratuvarına sevk edilen ardışık 62 hasta alınmıştır. Phalen, Tinel bulguları değerlendirilerek, demografik ve klinik bulguları kaydedilmiş ve vizüel analog skala kullanılarak hastaların ağrı şiddeti belirlenmiştir. Bilateral median ve ulnar sinirlerde sinir iletim çalışması yapılmıştır. Elektrofizyolojik değerlendirme sonucuna göre KTS derecesi belirlenerek, elektrofizyolojik bulgular ile ağrı arasındaki ilişki istatistiksel yöntemlerle incelenmiştir.
BULGULAR: Elli yedisi kadın, beşi erkek olmak üzere toplam 62 hasta incelenmiştir. Elli üç hastada bilateral, dokuz hastada tek taraflı KTS saptanmıştır (toplam 115 el). Hastaların ortalama ağrı puanı 10 üzerinden 5.78 ± 3.50 bulunmuştur. Öykü ve fizik muayene bulgularına göre KTS tanısı alan 115 elin elektrofizyolojik KTS derecelemesine göre; 28’inde KTS bulgusu saptanmamış, 32’sinde hafif, 41’inde orta derecede, 14’ünde ağır derecede KTS saptanmıştır.
SONUÇ: Bizim çalışmamızın sonuçlarına göre elektrofizyolojik incelemede saptanan KTS derecesi ile KTS’nin neden olduğu ağrı derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
OBJECTIVE: Carpal tunnel syndrome (CTS) is defined as median nerve entrapment within the carpal tunnel at the wrist. Pain and paresthesia are the most common presenting symptoms of the patients. In this study, our aim was to identify the association between intensity of presenting symptoms and electrophysiologic findings in patients referred to the electrophysiology laboratory with prediagnosis of CTS.
METHODS: Sixty-two consecutive patients who were referred to the electrophysiology laboratory with the diagnosis of CTS were enrolled in the study. The intensity of pain was determined by visual analog scale, the findings of Tinel-Phalen tests were assessed, and clinico-demographic findings were recorded. Nerve conduction studies were performed bilaterally in median and ulnar nerves. The severity of CTS was determined with electrophysiologic evaluation, and the association between electrophysiologic findings and symptoms were analyzed statistically.
RESULTS: Sixty-two (57 female, 5 male) patients were examined in the study. CTS was bilateral in 53 patients and unilateral in 9 patients (total 115 hands). Mean pain score was 5.78 ± 3.50. In 28 hands with a clinical diagnosis of CTS, no electrophysiologic CTS findings were found, whereas in 32 hands mild, in 41 hands moderate and in 14 hands severe findings were obtained.
CONCLUSION: According to our study, there was no statistically significant association between severity of symptoms and severity of electrophysiologic findings in CTS.

CASE REPORT
8.Post-Cough Dissection of Carotid Artery: Case with Fibromuscular Dysplasia
Ertuğrul Uzar, İsmail Kırbaş, Rafet Özay, Atilla İlhan
Pages 194 - 198
Gençlerde fibromusküler displazi yüzünden internal karotid arterin diseksiyonu nadir bir geçici iskemik atak nedenidir. Fibromusküler displazinin tanısı genellikle konvansiyonel ve/veya manyetik rezonans anjiyografi ile koyulur. Bu makalede akut larenjite bağlı şiddetli öksürükten sonra geçici iskemik atak gelişen 44 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Manyetik rezonans görüntülemede internal karotid arter diseksiyonunu ve subakut sol temporal infarktı bulundu. Fibromusküler displaziyi doğrulayan tespih tanesi görünümü ve internal karotid arterin diseksiyonu gösterildi. Bu olgu özgün özellikleri nedeniyle bildirilmeye uygun görülmüştür.
Dissection of the internal carotid artery due to fibromuscular dysplasia is a rare cause of transient ischemic attack in young patients. Usually, the diagnosis of fibromuscular dysplasia is usually based on conventional and/or magnetic resonance angiography. A 44- years-old female patient presented with transient ischemic attack after severe cough caused by acute laryngitis. Magnetic resonance imaging disclosed subacute left temporal infarction and dissection of the internal carotid artery. Carotid angiography demonstrated the dissection of the internal carotid artery and a “string of beads” appearance confirming fibromuscular dysplasia. The case was is reported because of the unique features.

9.Hemiplegic Migraine: A Case Report
Akçay Övünç Özön, Mehmet Murat Sümer
Pages 199 - 203
Migren tanısı olan ve son bir yıl içinde iki kez hemiparezi ve afazinin eşlik ettiği ataklar geçiren 37 yaşındaki kadın hasta 10 gün önce başlayan baş ağrısı, konuşamama ve sağ tarafta güçsüzlük şikayeti ile başvurduğu merkezde konversiyon bozukluğu tanısı alarak taburcu edilmiş. Ardı ardına geçirdiği jeneralize tonik klonik nöbetlerle acil servise başvuran hastamızın beyin manyetik rezonans görüntülemede sol serebral hemisferde ödem ve sol orta serebral arterde ciddi spazm gözlendi. Hastanın ayrıntılı anamnezi ve aile hikayesi ile familyal hemiplejik migren tanısı düşünüldü. Tedavisinde kalsiyum kanal blokeri ve antiepileptik kullanılan hastanın yaklaşık bir ay sonraki manyetik rezonans görüntülemelerinde ödem geriledi ve hastanın semptomları tamamen düzeldi. Kliniğimizde familyal hemiplejik migren tanısı alan bu olgunun ilginç özellikler taşıyan klinik ve görüntüleme bulguları bu nadir görülen tabloyu anımsatmak amacı ile gözden geçirilmiştir.
A 37-years-old female was admitted to another clinic with a 10-day history of headache, right hemiparesis and aphasia, and was diagnosed as conversion disorder. She was admitted to our emergency room for repeated tonic-clonic convulsions. She had a history of migraine and two attacks characterized by hemiparesis and aphasia during the last year. Left-sided cerebral edema and vasospasm of the left middle cerebral artery were observed in imaging studies. A detailed clinical and family history led us to diagnose this case as hemiplegic migraine. Calcium channel blocker and antiepileptic treatment was started and her symptoms disappeared completely. Magnetic resonance imaging repeated one month later showed regression of the edema. The interesting clinical and imaging findings of this patient diagnosed as hemiplegic migraine are reported because of its rare occurrence.

10.Multiple Cranial Nerve Involvement Caused By Herpes Zoster Oticus Infection
İrem Fatma Uludağ, Nilüfer Yıldırım, Ufuk Şener, Yaşar Zorlu
Pages 204 - 208
Varisella zoster infeksiyonu önemli bir kraniyal nöropati nedenidir. Herpes zoster otikusa bağlı Ramsay Hunt sendromunda periferal fasiyal paraliziye 8. kraniyal sinir tutulumu eşlik edebilmekte, ancak diğer kraniyal sinirlerin tutulumu sık görülmemektedir. Elli dokuz yaşında erkek hastada herpes zoster otikus infeksiyonundan sonra çift görme, işitme azlığı, yutma güçlüğü ve ses kısıklığı şikayeti gelişmiş ve nörolojik muayenede solda 6, 7, 8, 9 ve 10. kraniyal sinir tutulumları saptanmış, görüntüleme ve laboratuvar tetkikleri ile herpes zoster infeksiyonu dışında bir neden olmadığı gösterilmiştir. Olgumuz herpes zoster otikusa bağlı çoklu alt kraniyal sinir tutulumu görülen çok az sayıdaki olgudan biridir.
Multiple Cranial Nerve Involvement Caused By Herpes Zoster Oticus Infection
İrem Fatma Uludağ, Nilüfer Yıldırım, Ufuk Şener, Yaşar Zorlu
Clinic of Neurology, Izmir Tepecik Training and Research Hospital, Izmir, Turkey
Varicella zoster infection is an important cause of cranial neuropathy. In Ramsay Hunt syndrome caused by herpes zoster oticus, the involvement of the vestibulocochlear nerve can be seen with peripheral facial palsy, but the involvement of the other cranial nerves is not frequent. A 59-years-old male patient referred to our clinic with diplopia, deafness, dysphagia, and hoarseness after herpes zoster oticus infection. In neurologic examination there was revealed 6th, 7th, 8th, 9th, and 10th cranial nerve involvement on the left. On imaging and laboratory studies, there was no other pathology other than herpes zoster oticus infection to explain the multiple cranial nerve involvement. Our case is one of the very rare cases of multiple cranial nerve involvement due to herpes zoster oticus infection.

IMAGES IN CLINICAL NEUROLOGY
11.Improvement of MRI Finding in Subacute Combined Degeneration with Vitamin B12 Treatment
Ertuğrul Uzar, Atilla İlhan, Alevtina Ersoy, Banu Çakır
Pages 209 - 210
Abstract | Full Text PDF



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale