e-ISSN 1309-2545      ISSN 1301-062X
TR    ENG
 

Download Current Issue.

Volume : 25 Issue : 3 Year : 2019

Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print Submit Your Article Login
Turkish Journal of Neurology Indexed By
 
  Search






Turk J Neurol: 14 (5)
Volume: 14  Issue: 5 - 2008
Hide Abstracts | << Back
OTHER
1.From the New Editor…
Tülay Kansu
Pages 321 - 322
Abstract | Full Text PDF

2.Leukoaraiosis and Risk of Dysequilibrium, Urinary Dysfunction or Cognitive Impairement
Ayşegül Çubuk, Rahmi Çubuk, Emel Koçer, Abdulkadir Koçer, Eren Gözke
Pages 323 - 327
AMAÇ: Bu çalışmada; yaşlı olgularda lökoaraiozis (LA) ile bilişsel durum, denge ve üriner disfonksiyon arasındaki ilişki araştırıldı.
YÖNTEMLER: Nöroloji polikliniğine ayaktan başvuran 91 olgu çalışmaya dahil edildi. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) yapılarak, LA varlığı araştırıldı. LA, T2 ve Proton ağırlıklı sekanslarda hiperintens ve T1 ağırlıklı sekanslarda hipointens olarak görüldü. Tüm olguların MRG’leri daha önceden literatürde tanımlandığı gibi 0-4 arasında derecelendirildi. Olguların LA dereceleri, bilişsel durum, denge ve üriner disfonksiyonları kaydedildi.
BULGULAR: LA, bilişsel durum, denge ve üriner disfonksiyon arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0.01). Serebral beyaz cevher lezyonlarının oranında, bayan ve erkekte benzer olarak yaş ile birlikte artış görüldü (p<0.05).
SONUÇ: Bu çalışma, yaşlı olgulardaki serebral beyaz cevher anomalileri ile bilişsel fonksiyon bozukluğu, denge ve üriner fonksiyon bozuklukları arasında anlamlı ilişki olduğunu göstermektedir. Yaş ile beyaz cevher patolojilerinin derecesi artmaktadır. Beyaz cevher hiperintensitelerinin varlığı ve ciddiyetinin değerlendirilmesi, tanısal bağlamda dikkatlice yapılmalıdır.
OBJECTIVE: In present study, we aimed the relation between white matter lesions, and cognitive impairment, dysequilibrium and urinary dysfunctions in elderly people.
METHODS: In this study we recruited 91 patients attending our neurology outpatient department. We investigated the presence of leukoaraiosis (LA) on magnetic resonance imaging (MRI). Hyperintense lesions in T2 and proton weighted and non-hypotense lesions in T1 weighted sequences were considered as LA. MRIs of all cases were evaluated by means of a four grade scoring system -described previously in the literature. LA grades of patients with cognitive impairment, dysequilibrium and urinary dysfunctions were recorded.
RESULTS: There was significant associations between LA, and cognitive impairment, dysequilibrium and urinary dysfunctions (p<0.01). The proportion with white matter lesions increased with age, similarly for men and women (p<0.05).
CONCLUSION: This study demonstrated that white matter abnormalities are related to cognitive impairment, dysequilibrium or urinary dysfunctions in elderly people. The degree of cerebral white matter lesions increased with age. Interpretation of the presence and severity of white-matter hyperintensities in a diagnostic context must be done cautiously.

3.Intracranial Involvement Of Multiple Myeloma
Özlem Alkan, Ebru Kızılkılıç, Tülin Yıldırım, Mutlu Kasar, Osman Kızılkılıç, Mahmut Yeral, Süheyl Asma, Semih Giray, Hakan Özdoğu
Pages 328 - 332
AMAÇ: Multipl myelom genellikle kemik iliğinde sınırlı kalmakta, nadiren ekstramedüller tutulumlar oluşturmaktadır. Santral sinir sistemi tutulumu oldukça nadir olup tüm multipl myelom olgularının %1'inde tanımlanmıştır.
AMAÇLAR: Multipl myelomda santral sinir sistemi tutulumunun değerlendirilmesi ve literatürün gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEMLER: Multipl myelom tanısı almış ve nörolojik yakınmaları nedeniyle beyin MR tetkiki yapılan 39 olgu geriye dönük olarak değerlendirildi. Tüm olgulardan rutin beyin MR incelemesine ilave olarak kontrastlı görüntüler alındı. Altı olguda BOS incelemesi gerçekleştirildi.
BULGULAR: Olguların 8'i (%20.5) bilinç bozukluğu, 5'i (%12.8) konuşma bozukluğu, 6'sı (%15.3) başağrısı, 4'ü (%10.2) baş dönmesi, 4'ü (%10.2) oftalmopleji, 2'si (%5.1) hemiparezi, 2'si (%5.1) meningeal irritasyon bulguları, 2'si (%5.1) oryantasyon bozukluğu, 2'si (%5.1) skalpte şişlik, 2'si (%5.1) epilepsi ve 1'i (%2.5) görme bulanıklığı ile başvurdu. Kontrastlı beyin MR görüntülerde 14 olguda (%35.8) akut ve kronik iskemik lezyonlar, 14 olguda (%35.8) diploe lezyonu, 5 (%12.8) olguda kemik destrüksiyonuna eşlik eden dural kitle, 4 olguda (%10.2) dural kalınlaşma, 3 olguda (%7.6) klivus kitlesi, 2 olguda (%5.1) paranazal sinüs kitlesi, 2 olguda (%5.1) leptomeningeal tutulum, 1 olguda (%2.5) orbital apeks ve kavernoz sinüs tutulumu, 1 olguda (%2.5) optik sinirde kontrastlanma, 1 olguda (%2.5) intraorbital kitle ve 1 olguda (%2.5) pontin myelinolizis saptandı. iki olgunun (%5.1) beyin MR'ı normaldi. Dural kalınlaşma, leptomeningeal tutulum ve meningeal irritasyon bulguları olan 6 olguya lomber ponksiyon yapıldı. Leptomeningeal tutulumu olan olgunun BOS analizinde plazma hücresi tespit edilirken dural kalınlaşması olan olgularda tekrarlayan lomber ponksiyonlara rağmen hücre tespit edilmedi. BOS bulgularına dayanarak iki olguya bakteriyel menenjit tanısı kondu.
SONUÇ: Multipl myelomda santral sinir sistemi tutulumu nadirdir. Metabolik (hiperkalsemi, ilaç toksisitesi, üremi) nedenler, hiperviskozite ve spinal kord kompresyonlarıyla açıklanamayan nörolojik bulgular varlığında santral sinir sistemi tutulumunun BOS analizi ve beyin MR tetkikiyle araştırılması uygun olacaktır.
OBJECTIVE: Multiple myeloma is usually restricted to the bone marrow. Central nervous system involvement is uncommon and can be observed in approximately 1% of the multiple myeloma patients. OBJECTIVES: We aimed to demonstrate brain magnetic resonance patterns in patients with multiple myeloma with neurologic symptoms and the literature is reviewed.
METHODS: We retrospectively studied 39 patients with multiple myeloma with neurologic symptoms. All the patients underwent classic and contrast enhanced brain MR examination.
RESULTS: Patients presented with the following symptoms: impaired consciousness (n=8, 20.5%), headache (n=6, 15.3%), hemiparesis (n=2, 5.1%), aphasia (n=6, 15.3%), scalp swelling (n=2, 5.1%), visual loss (n=1, 2.5%), seizure (n=2, 5.1%), vertigo (n=4, 10.2%), ophthalmoplegia (n=4, 10.2%), meningeal irritation findings (n=2, 5.1%), and orientation disorder (n=2, 5.1%). Among 39 patients with multiple myeloma, 14 (35.8%) had ischemic lesions, 14 (35.8%) had calvarial diploic metastases, 5 (12.8%) had dura mater mass, 4 (10.2%) had dura mater involvement, 2 (5.1%) had sinonasal mass, 1 had cavernous sinus and orbital apex mass, 1 (2.5%) had leptomeningeal involvement, 1 (2.5%) had intraorbital mass, 3 (7.6%) had clivus mass, 1 (2.5%) had optic neuritis, 1 (2.5%) had central pontine myelinolysis and 2 (5.1%) had meningitis. Examination of the cerebrospinal fluid was performed in 6 patients. Cerebrospinal fluid studies showed malignant plasma cells in 1 patient with leptomeningeal contrast enhancement. Despite serial cerebrospinal fluid examination, plasma cells in cerebrospinal fluid were not showed in 2 patients with dura mater involvement. Two patients had menengitis.
CONCLUSION: Involvement of the central nervous system in multiple myeloma is very uncommon. The occurrence of neurological symptoms in a patient with myeloma requires an accurate evaluation with MR and lumbar puncture to detect a possible meningeal or cerebral involvement, when metabolic factors (hypercalcemia,drug toxicity, uremia), hyperviscosity, or medullary compression can be excluded.

4.What Day is Today? Time Orientation in Healthy People.
Çiğdem Kudiaki, Aslı Aslan
Pages 333 - 337
AMAÇ: Zamana yönelim ya da oryantasyon klinik açıdan değerlendirilen ilk işlevlerden biridir. Ağır psikiyatrik bozukluklar, beyin patolojileri, ilaç veya toksik durumlarda zamana yönelim etkileneceğinden, doğru değerlendirme klinik açıdan oldukça önemlidir. Ancak sağlıklı kişilerde bile zaman oryantasyonunun özellikle eğitim seviyesi gibi çeşitli demografik değişkenlerden etkilenebileceği belirtilmektedir. AMAÇLAR: Bu çalışma, sağlıklı kişilerde demografik değişkenlerin (yaş, eğitim, cinsiyet gibi) zamana yönelimi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya, 24-100 yaş (x=50.74, std=17.46) aralığında sağlıklı toplam 526 kişi katılmıştır. Katılımcılar, SMMSE zaman oryantasyonu alt testi ile değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Ki Kare testi ile yapılan analizlerde, cinsiyet (K: 217/E: 309) ve yaş grupları (24-29, 30-39, 40-49, 50-59, 60-69, 70-100) açısından gruplar arası farkların bulunmadığı, ancak eğitim seviyesinin (okur-yazar-5 yıl; 6-11 yıl; 12 yıl ve üstü) anlamlı bir değişken olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi düştükçe zamana yönelim etkilenebilmektedir.
SONUÇ: Bu çalışmadan elde edilen bulgular, ülkemizdeki özellikle düşük eğitim grupları ile çalışan klinisyenlere yardımcı olabilir.
OBJECTIVE: Time orientation is one of the cognitive functions that were first to be clinically assessed. Because time orientation is affected by severe psychiatric disturbance, brain pathologies, medication or toxicity, correct assessment is important in the clinical sense. However, it has been stated that, even healty people's time orientation may be affected by demographic variables, such as the level of education.
OBJECTIVES: This study has aimed at determining the effects of demoghraphic variables (such as age, education and gender) on time orientation.
METHODS: 526 healthy people between the ages of 24100 (x=50.74, std=17.46) participated in the study. Participants were assessed by SMMSE time orientation subtest.
RESULTS: According to Chi-Square analysis, there are no differences between the gender groups (F: 217/M: 309) and the age groups (24-29, 30-39, 40-49, 50-59, 60-69, 70-100), but the level of education (literate-5 years; 6-11 years; 12 years and above) has been found to be a significant variable. The lower the education level, the more time orientation is affected.
CONCLUSION: The results that were obtained from that study may be helpful especially for the clinicians who work with low education groups.

5.Paraneoplastic Ischemic Stroke: Case Report and Review
Murat Sumer, Akçay Övünç Özön, Ayşenur Cila
Pages 338 - 343
AMAÇ: Paraneoplastik etiyoloji beyin damar hastalıkları içinde sık değildir. Farklı oluşum mekanizmaları, klinik görünümleri ve tedavi süreçleri bu sık görülmeyen tabloyu ilginç kılmaktadır. Sık görülmemesi gözden kaçmasına yol açabilmektedir. Kliniğimizde paraneoplastik iskemik inme tanısı alan olgunun klinik ve görüntüleme bulguları bu nadir görülen tabloyu anımsatmak amacı ile gözden geçirilmiştir. OLGU: Over ve kolon karsinomu ve karaciğer metastazı olan 60 yaşındaki kadın hasta, akut sol hemipleji ile kliniğimize başvurdu. Manyetik rezonans görüntülemesinde aynı yaşta multipl infarktları saptandı. Laboratuar parametreleri kronik yaygın damar içi pıhtılaşma ile uyumlu idi. Antikoagüle edilen hastanın klinik bulgularında değişiklik olmadı. Bir ay sonra evinde yaşamını kaybettiği öğrenildi.
YORUMLAR: Nadir görülen paraneoplastik iskemik inme, iskemik inme ayırıcı tanısında yer alan, farklı oluşum mekanizmaları, görüntüleme bulguları ve tedavi yöntemleri ile bilinmesi gereken bir klinik tablodur. Prognoz, tablodan sorumlu tümörün özellikleri ile ilişkilidir.
OBJECTIVE: Paraneoplastic etiology is not frequent among cerebrovascular disorders. This rare disorder is interesting with different mechanisms, clinical manifestations and treatment options. Diagnosis may be overlooked for its rarity. We present a paraneoplastic ischemic stroke patient with its clinical and imaging characteristics for recalling this rare disease.
CASE: A sixty years old woman with a history of ovarian and colon cancer and liver metastasis admitted with acute left sided hemiplegia. Brain magnetic resonance imaging showed multiple ischemic lesions at the same age. Laboratory findings were compatible with chronic disseminated intravascular coagulopathy. She was anticoagulated but the clinical findings were not changed. She died one month after her discharge from the hospital.
CONCLUSIONS: Paraneoplastic ischemic stroke is rare and it should be recognized by the clinician to differentiate from other ischemic strokes by its different mechanisms, imaging characteristics and treatment modalities. Prognosis depends on the characteristics of the primary tumor.

6.Clenched Fist Syndrome; an Isolated Fixed Dystonia: A Case Report and Review of the Literature
Nida Taşçılar, Süreyya Ekem, Aynur Başaran, Şenay Özdolap
Pages 344 - 349
Bilimsel zemin: istirahatte nötral pozisyona dönmeyen, hareketsiz distonik postür olarak tanımlanan sabit distoninin ellerde görülen izole formu olan yumruk el sendromu (YES), fokal el distonisiyle karışabilir. Sabit distoniler; sekonder distonilerde (akkiz bazal ganglion hastalıklarında, kortikobazal dejenerasyonda), kompleks bölgesel ağrı sendromunda, psikojen hareket bozukluğunda karşımıza çıkabilir. Bu tip distonilerin tanı aşaması uzun, tedavisi de güç olmaktadır. AMAÇ: Yumruk el sendromlu bir olguyu sunarak, ayırıcı tanısını ve tedavisini literatür eşliğinde tartışmayı amaçladık. OLGU: Ellerini (sağı 5, solu 3 yıldır) kullanamama şikâyeti ile gelen, 42 yaşında kadın hastanın fizik muayenesinde, iki elin dorsal yüzünde gode bırakan ödem, palmar yüzünde maserasyon, fissür ve kötü bir koku, tırnaklarda trofik değişiklikler gözlendi. Nörolojik muayenede bilateral üst ekstremitelerde yumruk yapılmış el şeklinde fleksiyon postürü saptandı. Volenter ve zorlu ekstansiyona getirilemedi. Anestezi uygulandıktan sonra ellerde minimal pasif ekstansiyon sağlandı. Kranial ve spinal MR, biyokimya ve kan tetkikleri normal saptandı. EMG'de distonik aktivite gözlenmedi. Tedavide multidisipliner yaklaşım uygulandı.
YORUM: Sabit distonili ve dolayısı ile yumruk el sendromlu hastalarda primer ve sekonder sebepler ekarte edildikten sonra tanıya ve tedaviye yönelik invazif yaklaşımlardan kaçınılarak, fizyoterapi, iş-uğraşı tedavisi, kognitif davranışçı tedavi, psikoterapi, botulinum toksin uygulaması, antikolinerjik, antiepileptik, benzodiazepinler gibi tedavileri içeren, nörolog, fizyoterapist, psikiyatrist, el cerrahı ve dermatoloğun katılımıyla multidisipliner bir yaklaşım gerçekleştirilmelidir.
Scientific BACKGROUND: Fixed dystonia, is an immobile dystonic posture which could not return to neutral position at rest. Clenched fist syndrome, which is an isolated form of fixed dystonia of hands, could be confused with focal hand dystonia. Fixed dystonias could be seen in symptomatic dystonias (such as corticobasal degeneration, acquired basal ganglion disease), complex regional pain syndrome, and psychological movement disorder. The diagnosis of this kind of dystonias may be delayed and the treatment is difficult. OBJECTIVE: Our aim is to present a case with clenched fist syndrome, to discuss the differential diagnosis, treatment and to review of the literature.
CASE: The patient is a 42-year-old woman with inability to use her right hand for 5 and left hand for 3 years. In physical examination, dorsum of the hands were oedematous, palms of the hands were macerated with a bad odour, and unguis had a dystrophic appearence. In neurologic examination, clenched fists were observed. Voluntary and forced extension of the interphalangeal and metacarpophalangeal joints were impossible. After general anesthesia, passive extension of the hands were only minimal. Cranial, spinal magnetic resonance imaging and blood chemistry were within normal limits. In needle electromyographic study dystonic discharges were not observed. Multidisciplinary approach was performed in management.
CONCLUSION: In clenched fist syndrome or generally in fixed dystonias, invasive treatment modalities had to be avoided. Treatment modalities including physiotherapy, work-therapy, behavioural therapy, psychotherapy, botilinum toxin injection, medical treatment such as anticholinergics, benzodiazepine and antiepileptics should be performed by multidisciplinary approach after primary and secondary etiologies were eliminated. This means neurologist, physiotherapist, psychiatrist, dermatologist, and hand surgeon should work together when dealing such a patient.

7.Herpes Zoster Ophthalmicus With Sixth Cranial Nerve Palsy: A Case Report
Kemal Balcı, Ufuk Utku, Bahar Özbek
Pages 350 - 352
Bilimsel zemin: Herpes zoster oftalmikus enfeksiyonları tüm zoster enfeksiyonlarının %25 kadarını oluşturur. Bununla birlikte herpes zoster enfeksiyonları ile birlikte ekstraoküler bakış paralizisi oldukça nadir bildirilmiştir.
AMAÇ: Bu yazıda, herpes zoster oftalmikus enfeksiyonu ile birlikte altıncı kranial sinir paralizisi gelişen bir olgu sunulmuştur. OLGU: Altmış yaşında bir bayan hasta sol retroorbital ağrı, konjuktival konjesyon, alın ve burnun sol yarısında döküntü ve altıncı kranial sinir paralizisi ile başvurmuştur.
SONUÇ: Herpes zoster virüs enfeksiyonu ekstraoküler bakış paralizisinin bir nedeni olarak göz önünde bulundurulmalıdır ve erken tedavi ile bu tür komplikasyonların gelişimi önlenebilir.
Scientific BACKGROUND: Herpes zoster ophthalmicus represents aproximately 25% of all zoster infections. However extraocular gaze palsy in association with herpes zoster infection is extremely rare. OBJECTIVE: We presented here a patient who had herpes zoster ophthalmicus with sixth cranial nerve palsy.
CASE: The sixty year old patient had suffered from left retroorbital pain, conjunctival congestion and rashes on the left forehead and the nose and developed ipsilateral sixth cranial nerve palsy. RESULT: Herpes zoster virus infection should be taken into consideration in patients with extraocular paralysis and early treatment may prevent such complications.

8.Late Epilepsy Due to Intracranial Sewing Needle: Case Report
Ali Kıvanç Topuz, Göksel Güven, Ahmet Çetinkal, Mehmet Nusret Demircan, Murat Kutlay, Ahmet Çolak
Pages 353 - 356
Erişkin yaşta epileptik nöbet ile ortaya çıkan iki adet intrakranial iğne olgusu sunulmuş, nöbetlerin mekanizması, hastaların tedavileri ve medikolegal durumları tartışılmıştır
We present two adult cases who presented with seizures and found to have intracranial sewing needles incidentally during their evaluation. The mechanism, treatment and medicolegal aspects are discussed.

9.Epileptic Seizures Provoked by Pseudoephedrine
Süleyman Kutluhan, Ayşe Özen, Osman Gökalp, Fatih Gültekin
Pages 357 - 359
Scientific BACKGROUND: Epileptic seizure could be induced by various drugs or agents administered for the treatment of other accompanying diseases in patients with controlled epileptic seizures. These drugs may lead to a stimulation in central nervous system and thereby reduce the seizure threshold.
CASE: A 13 years old girl presented with epileptic seizures when she took a drug including pseudoephedrine for sinusitis. She was known to have epilepsy which was well controlled by medication. Epileptic seizures were provoked by the cold medication and resolved on the cessation of drug. No seizure was observed during the long term follow-up period.
CONCLUSION: Administration of some drugs including pseudoephedrine to the patients with epilepsy may exacerbate the epileptic seizures as these agents have a stimulant effect on the central nervous system.
Bilimsel zemin: Nöbetleri kontrol altında olan epileptik hastalarda, başka rahatsızlıklar için verilen santral sinir sistemi stimülanı veya epileptik eşiği düşüren ilaçlar nöbetleri tekrar ortaya çıkarabilir.
OLGU: Jeneralize tonik-klonik nöbetleri antiepileptik ilaçla kontrol altında olan 13 yaşında bir kız hastada, sinüzit tedavisi için psödoefedrin verilmesinin ardı sıra jeneralize tonik-klonik nöbetler ortaya çıktı. ilacın kesilmesiyle tekrar nöbet görülmedi. Uzun süren izleminde hasta yakınması olmadığını bildirdi.
YORUM: Santral sinir sistemi stimülanı olan efedra grubundan psödoefedrin içeren ilaçlar epileptik hastalara verilirken, nöbet ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.



 
© Copyright 2019 Turkish Journal of Neurology
Home        |        Contact
LookUs & OnlineMakale